| ANA SAYFA | SON SAYI | ADRESLER | LİNKLER | ARŞİV |

>> Sayı 08 • Mart-Nisan 2002

 

 

 

Cenova ve 11 Eylül’den sonra

Anti-kapitalist hareket nereye?

Ocak ayı sonunda New York'ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu'nu protesto eylemleri ve aynı tarihlerde Brezilya'nın Porto Alegre şehrinde düzenlenen karşı zirve tüm dünyanın gözlerini bir kez daha anti-kapitalist harekete çevirdi.

Porto Alegre'de, dünyanın hemen her yerinden katılan 12 bin delege ve 60 bin izleyici tarafından gerçekleştirilen Dünya Sosyal Forumu, katılım, yarattığı etki ve tartışmasız meşruiyetiyle ilgi toplarken önemli bir soruyu da gündeme getirdi: Küreselleşme karşıtı olarak tanımlanan hareket, küresel kapitalizme karşı bir alternatif yaratmada ne derece başarılı?

Sorular

Geçtiğimiz yıl içerisinde iki önemli olay anti-kapitalist hareket için belirleyici oldu: Temmuz ayında İtalya'nın Cenova kentinde toplanan G-8 zirvesine karşı eylem ve 11 Eylül saldırısı.

Cenova'daki G-8 protestoları 350 bin kişinin katılımıyla gerçekleşmişti. Bu katılımda Seattle'dan bu yana ilk kez örgütlü işçilerin belirleyici bir rol kazandığı görüldü. Cenova, sadece G-8'e karşı bir kitlesel seferberlik değil, canlı bir tartışmanın da odağı oldu.

Tartışmanın başladığı nokta nasıl bir mücadele hattı izlenmesi gerektiğiydi. ATTAC sözcüleri başta olmak üzere, hareketin bir dizi önemli bileşeni İtalya'da uygulanan devlet terörü karşısında geri çekildiler ve kitlesel eylemlere kuşkuyla yaklaştılar. Bu tavrın ardında bir dizi teorik sorunda duruyordu. Anti-kapitalist hareketin neredeyse tüm bileşenlerini kesen, üçüncü dünyanın borçlarının silinmesi, IMF ve DB uygulamalarına son verilmesi, uluslararası sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi gibi reform talepleri yeterli miydi? Bu talepler nasıl kazanılacaktı?

Bir başka tartışma noktası ise anti-kapitalist hareketin toplumsal bileşimi idi. Kimilerine göre hareket içerisinde işçi sınıfını merkezi güç olarak görmek hatalıydı. Örgütlü işçi sınıfı yerine işsizler ya da düzenli bir işte çalışmayanlar, sendikalar yerine bireysel katılım, sınıf yerine "çokluk" diye tabir edilen ve sınıfsal aidiyetle tanımlanmayan bir özne motor güç olmalıydı.

Mücadele hattına ilişkin diğer bir tartışma ise, küresel protesto eylemlerinin geleceği ve yerellerde (yani ulusal çapta) neler yapılabileceği oldu.

11 Eylül saldırısı ve ABD'nin Afganistan'a karşı başlattığı savaş bu tartışmaları derinleştirmekle kalmadı, pratik düzeyde farklı bir alana kaydırdı.

Savaş karşısında anti-kapitalist hareket

ABD'nin savaşına karşı ilk ve birleştirici tepkiyi verenler, Seattle ve Cenova gösterilerinin inşacıları oldu. 11 Eylül sonrası ABD'de baş gösteren "terörizme karşı mücadele" histerisine karşı sokağa çıkan, kampüslerde ve sendikalarda savaşa karşı muhalefeti örgütleyen anti-kapitalistlerdi. Cenova sonrası İtalya'da en kitlesel eylemler gerçekleşiyordu. Almanya'da savaş karşıtı harekete militan karakterini veren yine kendini savaş karşıtı muhalefete uyarlamaya başaran anti-kapitalistler oldu. Ancak, Fransa ve İngiltere'de savaş karşıtı muhalefetin durumu bir başka olguyu gösterdi.

Anti-kapitalist hareketin doğuşu ve gelişimi açısından belirleyici bir öneme sahip Fransa'da savaşa karşı muhalefet örgütlenemedi. İngiltere'de ise savaşa karşı muhalefet yaygın, militan ve kitlesel bir karakterle sokağa çıktı. Neden iki farklı gelişme yaşandı?

Fransa'da ATTAC liderliği savaş karşısında tutum alamadı ve savaş karşısında tarafsız kalmayı, içe kapanmayı tercih etti. Fransız devrimci solunun bir bölümü savaşa karşı kayıtsız kalmayı tercih ederken (Lutte Ouvriere), bir başka kesim ise (LCR - 4. Enternasyonal) hem ABD'ye hem Taliban'a karşı mücadele çağrısı yaparak kendini devre dışı bıraktı. İslami hareket ve savaşın karakteri konusunda devrimci solun yaşadığı kafa karışıklığı savaşa karşı mücadele edebilecek kesimleri seçeneksiz bıraktı, ATTAC'ın içe kapanmasına katkıda bulundu.

İngiltere'de durum köklü olarak farklıydı. Anti-kapitalist hareket kendini hızla savaşa karşı mücadeleye uyarladı. Vakit kaybetmeksizin savaş karşıtı gösteriler gerçekleşti. Bunun nedeni İngiltere'de devrimci solun temel gücü olan SWP'nin (Sosyalist İşçi Partisi) savaşın karakteri konusunda netliği ve önderlik için inisiyatif kullanmasıydı.

Reform ve devrim

Susan George, Naomi Klein gibi hareketin sözcüleri başka bir dünya isteğine, tüm bileşenler gibi, sahipler. Ancak, bu ikisi ve daha birçok isim, hareketin çoğunluğunu oluşturanlar, kapitalizmin tahripkar sonuçlarına karşı mücadele etseler de sistemin bütünlüklü devrimci eleştirisini yapmamaktalar. Neo-liberalizme karşılar, ancak piyasa anarşisinin ve şirketler iktidarının nasıl son bulacağı, bunların yerine nasıl bir toplum kurulacağı konusunda netlikten uzaklar.

Fransa'da üçüncü dünyanın borçlarının silinmesi, IMF-DB-DTÖ uygulamalarının sona ermesi ya da uluslararası sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi gibi reform talepleri için verilen ortak mücadeleyi militanca savunan ATTAC'ın savaş sınavında başarısız olmasının nedeni tam da budur.

Bu, anti-kapitalist hareketin sosyalist bir niteliğe sahip olmadan önemsiz olduğu, kimilerinin eleştirdiği gibi aslında devrimci mücadelenin önünde engel olduğu anlamına gelmez. Aksine, anti-kapitalist harekette birçok muhalefet grubunun varlığı, harekete en çok güç veren noktadır. Her büyük kitle hareketi gibi bu muhalefette de homojenlik aranamaz.

Sosyalistlerin görevi harekete marksist bir program dayatmak değil, aksine muhalefetin geri kalanıyla birlikte mücadele ederken tartışmak, kapitalizmin devrimci eleştirisini harekete aktarmaktır. İngiltere ve Fransa deneylerinin farkı buradadır. Reformlar için devrimci mücadeleyi savunan SWP, küresel kapitalizmin uygulamalarıyla savaş arasındaki bağı göstermeyi başararak İngiltere'de hareketin önünü açtı.

Yerel davranmak

Savaşa karşı mücadelede anti-kapitalist hareketin oynadığı rol, Seattle eyleminin ünlü sloganı "Küresel düşün, yerel davran"ın anlamını da ortaya koydu. Küresel kapitalizme ve savaşlara karşı uluslararası muhalefetin başarısının ulusal düzeyde güçlü bir mücadeleden geçtiği açık. Aynı olgu IMF-DB-DTÖ şahsında kapitalizme karşı yürütülecek saldırı için de geçerli.

Cenova eylemi, küresel protesto eylemleriyle yerel mücadeleler arasındaki bağı net bir şekilde sergiledi. Eyleme sahne olan İtalya'da sağcı Berlusconi hükümetine ve savaşa karşı kitlesel gösteriler hızla yükseldi. İtalyan işçi sınıfı gerçekleştirdiği grevlerle ana güç oldu. Aynı şekilde İngiltere ve Yunanistan'da kitlesel eylemler, işçi sınıfının mobilizasyonu ile hızlandı.

Daha da çoğaltabilecek örnekler aynı yere işaret eder: Küresel protestolar işçi hareketine ve ezilenlere güven verdi. Bu yılki Porto Allegre zirvesinin gücü, Cenova kadar, ulusal çaptaki mücadelelerden de geliyor. Dünya Sosyal Forumu'nu katılımlı ve nitelikli kılan, en başta, Arjantin'deki ayaklanmadır.

Arjantin'deki ayaklanmadan Endonezya'daki savaş karşıtı gösterilere, Filistin'deki İntifada'dan Yunanistan'daki savaş karşıtı muhalefete, her bir yerel mücadele küresel direnişten beslenmekte. Bu olguyu kavramak hareketin nasıl bir yol izleyeceği sorusuna doğru bir yanıt verebilmek için zorunlu.

Anti-kapitalist hareketi Seattle'la sınırlamak, her bir ülkede Seattle bileşenlerinin varlığını aramak ve bulamayınca da umutsuzluğa kapılmak hataların en vahimi olur. Anti-kapitalist hareketle işçi sınıfı mücadelesi, küresel protesto eylemleriyle halk ayaklanmaları arasında Çin seddi yoktur.

Gelecek

Anti-kapitalist hareketin kitleselleşmesin ve kazanmasının yolu, işçi sınıfının merkezi güç haline gelmesinden geçiyor. Bu bazılarının zannettiği gibi hareketi daraltmaz. Aksine örgütlü/örgütsüz işçiler ve işsizlerden oluşan "kolektif emekçi" sınıfın gücü tüm ezilenlerin kazanmasının tek aracı. Küresel direniş hareketinin izlediği yön, kullandığı dil, sloganları ve talepleri tamamıyla sınıfsaldır. Geleneksel işçi örgütlerinin bürokratik liderliklerine karşı her mücadele dalgasında olduğu gibi, bugün de işçilerin aşağıdan inisiyatifi giderek öne çıkmakta.

Anti-kapitalist direniş çetin bir döneme giriyor. Küresel sermayenin hegemonya mücadelesine karşı muhalefetin en büyük ihtiyacı net fikirlerdir. Sosyalistlerin görevi mücadele içerisinde bütün güçleriyle yer almak, hareketin diğer bileşenleriyle omuz omuza mücadele ederken bir yandan da kapitalizmin devrimci eleştirisini aktarmaktır.

Porto Allegre zirvesi, tüm özellikleri bir yana, mücadelenin içindeki canlı tartışmayı gösterdi. Zirveye dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce temsilci bu tartışmayı kendi ülkelerine taşıyacak. Bu, enternasyonalizmin 21. yüzyılda kazandığı gücü gösteriyor. Yeni bir sol buradan doğacak. Çözümü başka yerlerde arayanları bekleyen tek gelecekse yok olmak.

• Volkan AKYILDIRIM

 

• Sosyalist İşçi Anti Kapitalist Kadın Özgürlüğü • Troçkizm
• DSİP Tartışma Forumu
• IMF'ye Hayır! e-Grup