| ANA SAYFA | SON SAYI | ADRESLER | LİNKLER | ARŞİV |

>> Sayı 08 • Mart-Nisan 2002

 

 

 

Sendikalar ve sosyalistler

Birleşik mücadelenin sorunları

KESK, sahte sendika yasası geçtikten sonra, yasa gereği sendika kongrelerini yapmaya başladı. Şimdiye kadar yapılan kongreler, mücadelenin örgütlendiği platformlar olamadı. Daha çok grupların yönetime girmek için kurduğu ittifakların platformu oldu. Saldırılara karşı direnişin nasıl örgütleneceği, işçi sınıfının birliğinin nasıl sağlanacağı ve bir dizi politik tartışma hemen hemen hiç yaşanmadı, önemli bir fırsat kaçırıldı.

Mücadele isteği

Kongreler, solun kamu çalışanlarının taleplerine, politik tartışmalarına, dünyadaki politik gelişmelere ve Türkiye'de emekçilerin biriken öfkesine tümüyle yabancılaşmış olduğunu bir kez daha gösterdi.

Herşeye rağmen kongreler, mücadele etmeye istekli ve öfkeli bir tabanın olduğunu da gösterdi. Bir dizi kongrede grup ittifaklarına karşı delegelerin daha mücadeleci gördükleri kamu çalışanlarını grup aidiyetlerinin dışında değerlendirip yönetimlere seçmeleri önemli bir gelişme. Tabanın çıkarlarını ifade eden önergelerin bazı kongrelerde kimin tarafından önerildiğine bakılmaksızın desteklenmesi, tabandaki birlik eğiliminin bir sonucu. Bu, bağımsız aktivistleri ya da başka örgütlerden KESK militanlarını yönetimlerden dışlama mantığıyla ilkesiz ittifaklar gerçekleştiren solun içe kapalılığını gösterdiği gibi, tabandaki mücadele isteğinin bir kanıtı olması açısından da çok önemli.

Karamsarlık gereksiz

Kongrelerde solun sahip olduğu bir dizi zaaf açığa çıktı. Bunlar arasında, kongreleri mücadelenin öne çıkarttığı sorunların tartışıldığı bir platform olmaktan çıkartan temel zaaf, tabandaki kamu çalışanlarına duyulan güvensizliktir. KESK, sahte sendika yasası çıktığından beri 300 bine yakın kamu çalışanını örgütledi. KESK'in sınıf hareketinde yeniden öne fırlamasının yolu, bu 300 bin kişinin mücadele isteğini, taleplerini ve öfkesini öne çekmek ve örgütlemekten geçiyor. Yani tabana güvenmekten geçiyor.

Kongrelerde ve ayrıca solun tüm mücadelelere müdahalesinde görülen bir diğer zaaf da, aşırı karamsarlık. Bu karamsarlığın bir dizi sebebi var. Solun yenilgi yaşadığımızı düşünmesi. Dönemi bir geri çekilme dönemi olarak adlandırması. 28 Şubat'la beraber boyun eğdiği milliyetçi dalga ve bunun ürünü olarak uzlaşmacılığı benimsemesi. Meclis dışı bir mücadele yöntemine güvenmemesi. Bu karamsarlık bir neo-liberal yalana da tartışmasız boyun eğmeyi getiriyor. Sendikaların güçsüz olduğu ve yapısal bir kriz yaşadığı söylemi.

Sendika nedir, ne değildir?

Özellikle sendikaların güçsüz olduğu ve yapısal bir kriz yaşadığı fikri, sendikaların ne olduğunun da bilinmemesinden kaynaklanıyor. Emek Platformu kurulduğunda hemen "kızıl" emek platformunun kurulmaya çalışılması, sendika önderliği uzlaştığında yönetimlere sosyalistlerin gelmesiyle sendikaların devrimcileşeceği gibi fikirler tam tersine sendikaların gücünü zayıflatan sonuçlar doğuruyor.

Sendikalar devrimci parti değildir. En geniş işçi yığınlarının, haklarını koruma ve geliştirme örgütlenmeleridir. Sınıf sendikacılığı, sınıf kitle sendikacılığı, ücret sendikacılığı gibi bir dizi saçma tarifi yapanlar şunu gözden kaçırıyor: Sendikalar zaman zaman çok militan eylemlere girişebileceği gibi çoğu zaman da uzlaşarak geniş kitlelerin haklarını korumaya çalışan uzlaşma örgütleridir. Bu görülmediği ölçüde soyut demokrasi talepleri, yüzbinlerce emekçinin günlük yaşam standardını yükseltecek taleplerin yerine ikame edilir. Ekonomik mücadele ile siyasi mücadele arasına Çin Seddi örülür. Oysa bu iki mücadele düzeyi birbirini besler. Ekonomik talepler etrafındaki mücadele geliştikçe siyasal demokrasinin sınırları genişler. Siyasal demokrasinin sınırları genişledikçe ekonomik talepleri kazanmanın yolu, örgütlenme, gösteri ve düşünce özgürlüğünün sınırları genişler.

Sendika bürokrasisi

Sendikal mücadelenin gelişmesinin yolu, mevcut yönetimdekileri devirip yeni bir yönetim oluşturmak değildir. Kitlesel işçi örgütleri olan sendikalarda bürokrasi kaçınılmazdır. Mevcut bürokrasiyi devirip yeni bir yönetim oluşturmak yeni bir bürokrasi oluşturmaktan başka bir anlama gelmez. Sendikalarda bürokrasinin kaçınılmaz olduğunu söylemek sendikal bürokrasiye teslim olmak değildir. Sorun daha sol ya da daha sağ yönetimler değil, hangi yönetim olursa olsun sendikal demokrasinin sınırlarını genişletmek, tabanın çıkarlarını savunmak ve bürokrasinin, tabanın taleplerini söndürmesini engellemektir. Bunun yolu sosyalistlerin, daima sendikaların tabanında işçilerin birliği için örgütlenmesidir. Yönetimin nasıl bir politikaya sahip olduğu ve kimlerden kurulduğu sadece şunun için önemli, çeteci, ülkücü bir sendikada örgütlenmek, tabanın sesine kulak verecek bir sol önderliğin olduğu bir sendikada örgütlenmeyle kıyaslanamaz. Mücadelenin öne çıkardığı unsurların sendika yönetimine gelmesini istemenin sebebi ise, sendika bürokrasisi üzerinde tabanın basıncını daha güçlü hissettirebilmektir.

Sendikaların silahı

1990'lar boyunca küreselleşme fikirlerinin yaygınlığı işçi sınıfından ve onun geleneksel mücadele yöntemlerinden şüphe duyulmasına ve kopulmasına neden oldu. Yeni mücadele tarzları diye işçi sınıfının temel mücadele yönteminden başka bir mücadele yöntemi olan protestoculuk öne çıkartıldı. İşyeri örgütlenmesi işyerinde işin durdurulması ve aşağıdan yukarı kazanana kadar sürdürülecek genel grevler yerine sık sık protesto gösterileri örgütlendi. Bir günlük yukarıdan aşağıya örgütlenmiş uyarı grevleri yapıldı.

İşçi sınıfının değiştirici gücünü yitirdiği fikri, sendikalarda işyeri örgütlenmesinin unutulmasına neden oldu. Oysa bir sendikanın gücü ne kadar çok işyerinde ne kadar çok işçiyi örgütlediğiyle ölçülür.

Zaten işçilerin somut talepleri yerine soyut ve sekter sloganların öne çıkartılmasının temel nedeni işyeri örgütlenmelerinin önemsenmemesidir. İşçi sınıfı hala kapitalist toplumu devirmeye yetenekli tek devrimci güçtür. Ve hala işçi sınıfının gücü, işyeri örgütlenmeleri ve bu örgütlenme üzerinde yükselen grev silahıdır. Kuşkusuz işçi sınıfı bir dizi mücadele yöntemini kullanır. Bugün sermayenin saldırıları karşısında daha kötü koşullarda değilsek protesto eylemlerinin, Ankara'ya yapılan yürüyüşlerin, kitlesel basın açıklamalarının tartışmasız bir katkısı var. Bu protesto dalgası tabanın somut talepleri etrafında aşağıdan yukarı örülen ve kazanana kadar sürdürülen bir grevle desteklenmiş olsaydı, bugün çok daha farklı koşullarda yaşıyor olurduk.

Öncülerin birliği

Bütün bu tartışmaların dışında sendikalar mücadele okuludur. En temel haklarını korumak için sendikaya üye olan sayısız işçi bu mücadeleler içerisinde eylem düzeyi ve politik gücünü yükseltir. Reformları kazanmanın yolunun, temsilcilerinin kendi adına verdiği mücadeleden değil, işçi sınıfının kendisinin verdiği devrimci mücadeleden geçtiğini görür. Son on yılın mücadelesi binlerce işçiyi öne fırlattı. Bir önceki mücadele ile bir sonraki mücadele dönemi arasında bu öncü işçiler geri adım atmadılar. Mücadeleleri birleştirdiler. Karanlık dönemde umut oldular. Örneğin 1996 yılının başlarındaki karanlık dönem, özellikle kamu çalışanları arasındaki öncü işçilerin mücadelesiyle dağıtıldı. Tüm Maliye-Sen ve Eğitim Sen dönemin hükümetinin sendikal örgütlenmeyi yasaklayan kararına karşı Ankara'da gösteri düzenlediler, hükümet bir süre sonra çöktü. Mücadele düzeyinin çok düşük olduğu bir dönemde 1996 yılında, kamu çalışanları İstanbul'daki Habitat toplantılarını gözaltına alınacaklarını bile bile bastı. Binlerce gözaltı olmasına rağmen bu eylem yılın sonuna doğru KESK'in, yasaklanan Ankara Kızılay Meydanı'nı zaptetmesi için gereken örgütsel ve moral gücü verdi.

1999 genel seçimlerinden MHP'nin patlama yaparak çıkmasının yarattığı karanlık havayı hükümete karşı irili ufaklı eylemlerle direnen öncü işçilerin mücadelesi dağıttı. Bu mücadelenin ürünü olarak emek platformu kuruldu. Yığınsal bir 1 Mayıs kutlandı ve mezarda emekliliğe karşı yüzbinlerce işçi harekete geçti.

Bölünmüşlük

Sorun tam da burada başlıyor. Mücadele ve birlik isteğiyle dolu olduğunu gösteren öncü işçiler siyasal ve sendikal anlamda bölünmüş durumda. 4-5 Mart sahte sendika yasasına karşı KESK'in mücadelesi bunun iyi bir örneği. Mücadele anında devlete karşı birleşen işçiler mücadele geri çekildiği anda sekter grup tartışmalarının içinde birbirleriyle mücadele etmeye başlıyor.

Bu yüzden atılması gereken adım mücadelenin örgütlenmesidir. Somut talepler ve somut sorunlar tartışıldığında, tabanın mücadele isteği örgütlendiğinde her türlü bölünmüşlük hızla aşılabilir.

Öncü işçilerin politik tartışmaları ve sorularına devrimci cevaplar vermekle işe başlanmalıdır. Doğru bir sendikal politikayı savunan, işçilerin her düzeyde birliğini en öne çıkartan, dünya çapında isyan dalgasının ve anti-kapitalist hareketin Türkiye'de de hızla yeşerebileceğini, Türk egemen sınıfının bölünmüşlüğünün meclis dışı mücadele yöntemleriyle hızla derinleşebileceğini gören sosyalistler bu cevabı verebilirler.

Bugün bir yenilgi yaşamıyoruz. Sendikalarımız ayakta. Bir dizi hak kaybına uğradıysak da öfke bu toplumun her yanını sarmış durumda. Bu öfkeyi örgütleyecek ve mücadeleye önderlik edecek de öncü işçilerin birliğidir. Her fırsat bugün bu birliğin sağlanması için kullanılmak zorundadır. İşçi sınıfının her düzeyde birliği sağlandığında emekçilere gözü dönmüşce saldıran IMF ve uşaklarının dayanma şansı yoktur.

• Özden DÖNMEZ

 

• Sosyalist İşçi Anti Kapitalist Kadın Özgürlüğü • Troçkizm
• DSİP Tartışma Forumu
• IMF'ye Hayır! e-Grup