Ali Çetinkaya
Ali Çetinkaya (d. 1878, Afyon - ö. 21
Şubat 1949, İstanbul), asker ve siyaset adamı. Kurtuluş Savaşı'nda Ayvalık'ta
ilk direnişi örgütlemiş, Cumhuriyet döneminde bayındırlık ve ulaştırma
bakanlığı yapmıştır.
Afyon
Rüştiyesi'nde ve Bursa Askeri İdadisi'nde okudu. 1898'de Mekteb-i
Harbiye'yi bitirdi. Makedonya ve Arnavutluk'ta çetecilere karşı yapılan
savaşlara katıldı. 1907'de Manastır'da ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi,
cemiyetin örgütlenmesinde rol oynadı. II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) sonra
Bulgar çetecilerine karşı gönderilen güçlerin komutanlığını yaptı. Trablusgarp Savaşı'nda (1911-12) Derne'de
İtalyanlara karşı çarpıştı. I. Dünya Savaşı'nda Irak, Kafkasya ve Makedonya
cephelerinde görev aldı. 1917'de kaymakam (yarbay) oldu. Mondros Mütarekesi'nin
(30 Ekim 1918) ardından Ayvalık bölgesindeki 172. Alay komutanlığına atandı. 29
Mayıs 1929'da Ayvalık'ı işgal eden Yunanlılara karşı ilk direnişi başlattı ve
halkın da direnişe katılmasını sağlayarak Ayvalık cephesini oluşturdu.
Ocak 1920'de
İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na
Afyon mebusu olarak katıldı. İngilizlerin 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal
etmelerinden sonra Malta'ya sürüldü. 1921'de serbest bırakılan Çetinkaya Ankara'ya gitti ve Afyonkarahisar
milletvekili olarak TBMM'ye katılarak Müdafaa-i Hukuk grubunda yer aldı. Halk
Fırkası'nın (sonradan Cumhuriyet Halk Partisi) meclis grubu başkan vekilliğini
yaptı. 1925'te TBMM'de tartıştığı Ardahan milletvekili Halit
Paşa'yı vurdu. Aynı yıl Ankara İstiklal Mahkemesi başkanlığına getirildi. Bu
mahkeme 1926'da Mustafa Kemal'e İzmir'de düzenlenen suikast ile ilgili görülen
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF) kurucuları ile eski İttihatçıları da
yargıladı. Bu eylemleriyle önemli eleştiriler aldı.
Çetinkaya 16 Şubat 1934'te nafia vekilliğine (bayındırlık bakanlığı) atandı ve bu
görevi 3 Nisan 1939'a değin, 6. ve 7. İnönü, l. ve 2. Bayar, l. Refik Saydam
hükümetlerinde sürdürdü. 3 Nisan 1939'da kurulan 2. Refik Saydam hükümeti
döneminde ilk kez oluşturulan muhabere ve münakale vekilliğine (ulaştırma
bakanlığı) getirildi. 20 Kasım 1940'ta bu görevden ayrılan Çetinkaya, ölümüne kadar Afyonkarahisar
milletvekilliğini sürdürdü.
Kaynak: http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2872
ALİ
ÇETİNKAYA'NIN MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ HATIRALARI
ALİ
ÇETİNKAYA
Temin
Süresi : 7 gün
Yayın Evi
: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, 0
Liste
Fiyatı : 3.000.000 TL.
Satış
Fiyatı : 2.700.000 TL.
Kaynak: http://www.bulak.com.tr/yayinevidiger.asp?sayfa=2&yayinevikod=139
ALİ
ÇETİNKAYA'YI ANMA PANELİ BİLDİRİLERİ
Temin
Süresi : 7 gün
Yayın Evi
: ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, 0
Liste
Fiyatı : 2.500.000 TL.
Satış
Fiyatı : 2.250.000 TL.
Kaynak: http://www.bulak.com.tr/yayinevidiger.asp?sayfa=2&yayinevikod=139
TSK.Ali ÇETİNKAYA İlk Kurşun Rehabilitasyon Merkezi’nden Yararlanma (Sb./Astsb./Uzm.Erb./Erb.Er):
Balıkesir İli, Ayvalık İlçesinde dört yıldızlı bir otel konumunda olan nefis manzaralı TSK.Ali ÇETİNKAYA İlk Kurşun Rehabilitasyon Merkezi, tüm malul gazi ile birinci derece yakınlarına (eş/çocuk/anne/baba) on iki ay boyunca hoşça vakit geçirebilecekleri güzel bir tatil imkanı sunmaktadır.
Tesisten faydalanan İç Güvenlik Harekatı Malul Gazi erbaş/erler ile yakınlarının gidiş-dönüş yol paraları, (tren/otobüs bilet ücreti veya özel aracıyla gelenlere şehirlerarası belediye rayici dikkate alınarak) ve tesisteki tabldot usulü yemek paraları (sabah/öğle/akşam) TSK.Mehmetçik Vakfı bütçesinden Rehabilitasyon Merkez K.lığınca karşılandığından, tesisten yaralanan malul gazi erbaş/erlere ücretsiz bir tatil geçirmeleri imkanı sunulmaktadır.
Kaynak: http://www.msb.gov.tr/Birimler/PerD/personel/yaral%C4%B1-sakat/SAKATHAK11.htm
YEDİ ŞEHİTLER ANITI
Burhaniye ilçesiyle Ayvalık ilçesi
arasındaki yol üzerinde Karaağaç adlı bir köy vardır. Kurtuluş Savaşımızdan
önce Karaağaç köyünde Türkler'le Rumlar bir arada,
hiç kavgasız gürültüsüz çalışıp yaşamaktaydılar.
Karaağaç köyü, denize doğru eğik bir
sırt üzerinde kurulmuştur. Köy evlerinin bulunduğu arazi kuzeye doğru yükselir.
Köyün üst başındaki ağaçlıklı tepede bir anıt vardır. Bu anıta yaklaşırsak,
anıt taşında şu yazıtı okuruz:
"Yurttaş!
"Kurtuluş Savaşı başlangıcında Ali Çetinkaya'nın kumanda ettiği Yüzyetmişikinci Alay erlerinden 16-7-1919'da şehit düşen
yedi er burada gömülüdür."
"23-9-1936"
Adlarına anıt dikilen bu yedi erin nasıl
şehit edildiklerini anlatalım.
Ayvalık koyundaki Yunan savaş
gemilerinden Yunan askerleri karaya çıkmış ve Yunanlılar Ayvalık'ı işgal
etmişlerdi. Bunun üzerine Ayvalık'taki Yüzyetmişikinci
Alay Komutanı Yarbay Ali Bey,
alayını Araplar köyüne çekti. Yakındaki Karaağaç köyüne de şu haberi ulaştırdı:
"Yunan askeri Ayvalık'ı işgal etti.
Askerimiz düşmana karşı koymaktadır. Allahını, peygamberini,
yurdunu seven yardıma koşsun!"
Bu haber üzerine, Karaağaç Köyü
camisindeki sancak, köyün altındaki yola çıkarıldı. Köyün yaşlısı genci, eli
silah tutan her erkeği, bıçağını, nacağını, çiftesini, mavzerini, tabancasını,
tüfeğini, hiçbişeyi olmayan da sopasını kapınca
evlerinden dışarı uğrayıp sancağın altında toplandı. Oğlan çocukları da düşmana
karşı savaşmak için oraya gelmişlerdi. Ama onyedi
yaşından küçük olanları "Hadi köye dönün! Askere giden, savaşa giren
babalarınızın yerini alın! Onların işlerini görün! Ananızı, bacınızı gözetin!
Tarla işine, mala, hayvana bakın!" diye zorla geri çevirdiler.
Orda toplanan Karaağaç köylüleri, önce
yakındaki Gömeç köyüne, sonra da Murateli köyüne
gidip Türk birliğine katıldılar. Yüzyetmişikinci Alay'ın
ve gönüllülerden kurulu Milis Alayının ereği, işgalci Yunan askerlerinin
ilerlemesini önlemek için onları oyalamak, zaman kazanmaktı. Bu görevi yerine
getiren Yüzyetmişikinci Alay bir zaman sonra Karaağaç
Köyü'ne geri çekildi. Karaağaç Köyü'nün güneyinde, köyün Ayvalık'a bakan
sırtlarında siperler kazıldı. Yüzyetmişikinci Alay
Komutanı Yarbay Ali Bey, Karaağaç
köyündeki evlerden birini Alay Karargâhı yapmıştı.
Karaağaç köyünün karşısında, körfezde
bir Yunan gemisi demirlemişti. Bu savaş gemisi köyden görünmekteydi. Türk
askerlerinin bulunduğu siperlere, körfezdeki savaş gemisinden sıksık top ateşi açılmaktaydı.
Yüzyetmişikinci
Alay'ın yalnız bir yedibuçukluk topu vardı. Bu küçük
top mermilerinin, körfezin uzağında demirli Yunan savaş gemisine etkisi
olamıyordu.
Düşman, casuslar aracılığıyla Karaağaç köyündeki Yüzyetmişikinci Alay karargâhının yerini kesin olarak
saptamıştı.
1919 yılının 16 Temmuz günüydü. Saat
13'tü. Alay karargâhındaki altı er öğle yemeklerini daha yeni yemişlerdi. Evin sofasında
oturmuşlar, cıgara içip söyleşiyorlardı.
Alay karargâhının yerini kesinlikle
saptamış olan Yunan gemisinin süvarisi, Türk alay karargâhını topçu ateşiyle
yıkmak ve içindekileri de öldürmek için tam bu zamanı beklemekteydi. Yarbay Ali Bey'in de, öğle yemeği
zamanında karargâhta bulunacağını hesaplamışlardı. Oysa o sırada Ali Bey karargâhta değildi, cephede
siperlerdeydi.
Yunan savaş gemisinden atılan bir top
mermisi, Yüzyetmişikinci Alay karargâhına tam isabet
etti. Yapının önü açık tahtaboştu, burdan giren top
mermisi, sofada oturmuş söyleşen altı Türk erini öldürdükten sonra duvarı delip
sokağa düştü.
O sırada siperlerde savaşanlardan bir
Türk eri de vurularak şehit düşmüştü. Karargâhta şehit düşen altı erle, siperde
vurulup şehit olan eri, üstlerinden giysilerini çıkarmadan, Karaağaç köyü
sırtlarında bir yere toprağa gömdüler. Burası yedi şehitler mezarı oldu.
Alay karargâhı düşman gemisinden atılan
top mermisiyle yıkılınca Ali Bey
karargâhını yine köyde başka bir eve taşıtmıştı. Ali Bey, gereksiz gelip gidenlerin zamanını almamaları için, bir
kâğıda kendi eliyle "İşi olmayan giremez!" diye yazıp bu kâğıdı yeni
karargâhındaki odasının kapı yanına, duvara asmıştı. Düşmanı oyalama görevini
yerine getiren Yüzyetmişikinci Alay Karaağaç köyünü
boşaltarak Dereköy'e çekildi. Bunun üzerine Yunan
kuvvetleri Karaağaç köyüne girdi, birbuçuk yıl bu
köyde kaldılar.
Yarbay
Ali Bey, Dereköy'de yeni alay karargâhını
kurmuştu. Karaağaç köyündeki Türkler de Yunan işgalinden sonra köylerini
boşaltıp Dereköy'e göçettilerse
de, bir süre sonra yine kendi köylerine döndüler. Yunan işgali altında da
eskiden olduğu gibi Rumlar'la birlikte yaşamlarını
sürdürdüler.
Karaağaç köyünü işgal eden Yunan
birliğinin komutanı Serezli Albay Malaki
köyde kendisine bir ev bile yaptırmıştı.
Çok sonraları Karaağaç köyünde muhtarlık
da yapmış olan Mehmet Metin, işgal günlerinde on yaşında bir çocuktu. Mehmet
Metin, köyünün Yunan işgalindeki o acı günlerini şöyle anlattı:
"Yunan askerleri köyümüze girmeden
önce, biz köyümüzde Rumlarla birlikte iyi geçinip yaşamaktaydık. Köyümüzde biri
Türk, biri Rum olan iki korucumuz, iki de gece bekçimiz vardı. Yine köyümüzün
iki muhtarından biri Türk, biri Rum'du. Köyümüzde Rumlar'la
oldum olası iyi geçinirdik. Hatta hiç unutamadığım şöyle bir olay da olmuştu.
Köyde Türkler'den erkek olarak biz çocuklarla, bir de
çok yaşlılar kalmıştı. Eli silah tutan her erkek gönüllü savaşa katılmıştı. Biz
çocuklar geceleri geç saatlere dek köy kahvesinde oturuyorduk. Bir gece yine
kahvedeydik. Rum muhtar kahveye girip bizi orda görünce şöyle dedi:
"Çocuklar, bana acıyın! Şimdi Yunan askerleri buraya uğrar da, geç
saatlere dek burda kalıp yasağa uymadınız diye
sizleri alıp götürürse, sonra ben ne yaparım! Yarın ana-babamza
ne derim? Hadi dağılın çocuklar, evlerinize gidip yatın!"
Rum muhtar bize böyle yalvarırken sesi
titriyordu.
Elliüç yıl
önceki bu olayı duygulanarak anlatan Mehmet Metin bir de şöyle bir olay
anlattı:
"Ordumuzun büyük taaruzundan sonra Yunan ordusu bozulmuştu, Yunan askerleri
kaçıyordu. Kaçarlarken de geçtikleri yollan üstündeki
bütün köylerimizi, kasabalarımızı yakıp yıkıyorlar, taş taş
üstünde bırakmıyorlardı. Yunan askerleri bizim burdan
geçip Ayvalık'a giderlerken, bizim köyün Rum
muhtarıyla yine bizim köyün yaşlılarından Nikola,
köye yaklaşmakta olan Yunan birliğine karşıcı çıktılar. Biz çocuklar da
oradaydık. Rum muhtarla yaşlı Nikola, Yunan birliği
komutanına şöyle yalvardılar:
- Biz köyümüzde Türkler'le
çok iyi geçiniyoruz. Aman ne olur, bu köye bir zarar vermeyin!
Bunun üzerine Yunan birliğinin komutanı,
-
Peki öyleyse...
Askerlerimiz susuzdur, onlara su verin! dedi.
Köylüler Yunan askerlerine su verdi.
Onlar da Karaağaç köyünü yakıp yıkmadan geçip
gittiler. Bizden sonraki Gömeç köyü de yakılıp yıkılmaktan kurtuldu."
Çocukluk anılarını böylece anlatan
Mehmet Metin şu sözleri de ekledi:
"Devletsiz millet ne demekmiş, nasıl olurmuş, biz o acı
günleri gördük, yaşadık. Tanrı milletimize o günleri bir daha
göstermesin!"
Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı.
Arkasından padişahlık yıkılmış, cumhuriyet kurulmuştu. Aradan yıllar geçmişti.
Bir zamanlar 172'nci alay komutanı olan Yarbay
Ali Bey ordudan ayrılmıştı. Çetinkaya soyadını almıştı. Cumhuriyet hükümetinin
bayındırlık bakanıydı.
Cumhuriyet hükümetinin bayındırlık
bakanı olan Ali Çetinkaya,
1936 yılında yurt gezisine çıkmıştı. Bir zamanlar Yunan ordusuyla savaştığı
Burhaniye-Ayvalık bölgesine de gidecekti.
Yarbay
Ali Bey'in savaşta karargâhını kurmuş olduğu Karaağaç köylüleri,
bayındırlık bakanının oralara geleceğini duyunca çok sevinmişlerdi. Ali Çetinkaya'yı çok görkemli bir törenle
karşılamak istiyorlardı. Bu arada, Ali
Bey'in karargâhında şehit olup da köy sırtlarında bir yere gömülen Yedi
Şehitler için bir anıt dikecekler, Ali
Bey'in oraya geldiği gün de anıtın açılışını yapacaklardı. Anıtın planını
Vehbi Kalfa çizmişti. Ali Bey'in
gelişine dek, anıtın yapımı bitirilmeliydi. Karaağaç köylüleri elbirliğiyle
anıtın yapımına giriştiler.
Karaağaç köylülerinin bir niyetleri daha
vardı. Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya'ya
rica edip, Burhaniye-Ayvalık yolunun, bir zamanlar alay karargâhının bulunduğu
kendi köylerinden geçmesini isteyeceklerdi. Ali Çetinkaya,
Karaağaç köylülerinin bu dileğini elbet yerine getirirdi.
Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya 1936 yılının bir eylül
günü, Ayvalık'a giderken Karaağaç köyüne uğradı. Kadını, erkeği, çocuğu,
ergini, yaşlısı, genci yol boyuna karşılayıcı çıkmışlardı. Ali Çetinkaya'yı
görünce hepsi sevinçten, coşkudan ağlamaya başladı. Ali Çetinkaya'yı
Yedi Şehitler anıtına götürdüler.
|
|
Kurtuluş Savaşı'nda asker ve gönüllü olarak O'nun buyruğunda çalışmış olan
Karaağaç köylüleri Yarbay Ali Bey'in
kişiliğini şöyle anlatıyorlar:
"Rahmetli, sözü kıt bir adamdı, çok az konuşurdu. Yüzü de hep gölgeliydi,
hiç gülmezdi, pek sertti."
Yedi Şehitler Anıtı'nın açılışında kordelayı kesip
konuşurken, işte böyle bir kişiliği olan Ali
Çetinkaya'nın
gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Yedi Şehitler Anıtı'nın açılış töreninden sonra hep birlikte, düşmanın top
mermisinin isabet ettiği alay karargâhına geldiler. Top mermisinin deldiği
duvardaki delik olduğu gibi duruyordu; öylece korumuşlardı. (Bugün de o
duvardaki mermi deliği eski durumundadır, sokaktan geçerken görünmektedir.)
Duvarda merminin açtığı delik duran eski karargâhtan, Ali Bey'in Karaağaç Köyü'nde ikinci kez alay karargâhı olarak
kullandığı eve gittiler. Bu evde, odalardan birinin kapısı yanındaki duvara bir
karton yapıştırılmıştı. Evin sahibi bu kartonu kaldırınca, altından yazılı bir
kâğıt çıktı. Kâğıtta "İşi olmayan içeri giremez!" yazılıydı. Ali Bey'in on yedi yıl önce bu sözleri
yazdığı kâğıdı, üstüne karton kapayarak, ev sahibi o zamandan beri korumuştu.
Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya, on yedi yıl önceki yazısını, o günlerin
anısını görünce, kendini tutamayıp ağladı.
Köylülerin sevgi, saygı gösterileri arasında, Ali Çetinkaya onlardan ayrıldı.
Karaağaç köylüleri, Ali Çetinkaya'yı bikez daha aralarında görmekten, O'nu karşılayıp
ağırlamaktan, O'nunla konuşmaktan öyle sevinçli, öyle
mutlu ve coşkuluydular ki, O'na yolun köylerinden geçmesi
için rica etmeyi bile unutmuşlardı.
Karaağaç'ın yaşlıları o gün için şöyle diyorlar:
-
O gün öyle bir gündü
ki, yolu beli hangimiz düşünüyorduk... Yol, köyden geçmiş n'olacak,
geçmemiş n'olacak...
Bunları söyleyen yaşlı Karaağaçlı'nın gözleri yine
buğulanmıştı.
Kaynak: http://www.1001kitap.com/Turk_Edebiyati/Aziz_Nesin/borclu_olduklarimiz/borclu07_sehitler.html
Afyon'da ilk hastane yapımına devrin padişahı Sultan Abdülhamid'in emirleriyle 1907 yılında başlanmış ve iki yıl
sonra Gureba (Garipler) Hastanesi adıyla bugünkü Köy
Hizmetleri Müdürlüğünün bulunduğu alanda hizmete açılmıştır. Bu hastanede yatak
sayısı 28 olup, hizmet kadrosu şöyle idi: Baştabib Mukbil Bey , Cerrah İbrahim Bey, Müdür Mehmet Efendi, Katip
Rıfat Efendi, Eczacı Simon Efendi, Hizmetli kadrosu
ise üç erkek iki kadın hademe ve bir aşçıdan ibaretti. Bu ilk hastane, eski
hükümet konağı ile birlikte yapılmış, balkan, cihan, ve istiklal savaşlarında
hizmetler vermiştir.
1930 yıllarından sonra Recep beyin baştabibliği sırasında Gureba Hastanesi ihtiyaca cevap veremez hale gelince zamanın Bayındırlık Bakanı hemşehrimiz rahmetli Ali Çetinkaya'nın gayretiyle yeni bir hastanenin gereğine inanarak bu yöndeki çalışmaları bizzat takip ve teşvik etmiştir. Bir yandan Afyon halkının yardımları bir yandan sıhhat ve içtimai muavenet vekaletinin yardımlarıyla 1937'de hastanenin yapımına başlanmış temeli bizzat Ali Çetinkaya tarafından atılmıştır. Mali ve bazı teknik imkansızlıklar nedeniyle inşaasına bir süre ara verilmiş 12.05.1945'de inşaasına yeniden başlanmış ve 12.06.1946'da hizmete açılmıştır. Halkın katkılarından dolayı hastaneye Millet Hastanesi adı verilmiş sonra da Devlet Hastanesi olarak adı değiştirilmiştir.
Kaynak: http://www.afyontabip.org/dergi1.htm
"Ali Çetinkaya(Hayatı, Eserleri,
Kişiliği ve Devlet Adamlığı)"
Okt. Zelkif Polat'ın
hazırladığı ve Öğr. Gör. Muzaffer Uyan'ın
fotoğrafladığı "Ali Çetinkaya (Hayatı, Eserleri, Kişiliği ve Devlet
Adamlığı)" adlı eser T.C. Devletinin kuruluşu ve gelişmesinde etkin olan
devlet adamlarından hemşehrimiz Ali Çetinkaya'nın 54. ölüm yıldönümü
öncesinde yayımlandı. Eser, "Çocukluk yılları, öğrenim hayatı ve subaylık
yılları", "Milli Mücadele dönemi", "Devlet adamı Ali Çetinkaya",
"Ömrünün son yılları, kişiliği ve özellikleri" başlıklı dört bölümden
oluşuyor.
Kaynak: http://www.haber.aku.edu.tr/akugazete/gazete31/S6.html
Ali
ÇETİNKAYA ;
Afyonkarahisarlı Şerşifoğlu
Ahmet Ağa’nın oğlu olan Ali Bey 1878
yılında Afyonkarahisar’da doğdu.İlk ve orta
öğrenimini burada tamamladı. Bu günlerdeki lider davranışları yüzünden
arkadaşları o’na “Vezir Ali” demeye
başladılar. Babasını küçük yaşta kaybetti. Anası Fatma Hamın çabası ile Bursa
Askeri Lisesi’ne gönderildi. Oradan Harp Okulu’na geçti ve tam 20 yaşında iken,
1898 yılında teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri safına katıldı. Yüzbaşı
oluncaya kadar geçen süre içerisinde Makedonya ve Arnavutluk dağlarında
çetecilere karşı Osmanlı varlığını savundu. 1907 yılında Manastır’da örgütlenen
“İttihat Terakki” içinde yer aldı. Hareket Ordusu ile İstanbul’a girdi. 1919’da
Trablusgarp Cephesi’ne gönderildi. Burada Mustafa
Kemal’in yanında bulundu. O sırada Enver Paşa da Bingazi’de
idi. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında cephelerde savaştı. Mondros Mütarekesinin
yüz kızartan sonuçları gelmeye başladığı günlerde Ayvalık’ta 172. Alayın
Kumandanlığını yapıyordu. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkaran Yunanlılar, 28
Mayıs’ta Ayvalık’a çıkmak istediler. İstanbul’dan gelen emir, “bırakın
çıksınlar!” biçiminde olmasına rağmen Ali
Bey, Yunan’a ilk kurşunu atarak, mukavemeti ve böylece Milli Mücadeleyi
resmen başlatıyordu. Ali Bey 1919
yılında yapılan seçim sonunda Afyonkarahisar Mebusu
olarak, Osmanlı Mebusan Meclisi’ne girdi. Ancak kısa
bir süre sonra İngilizler tarafından tutuklanarak, birçok vatansever aydın gibi
Malta’ya sürüldü... Malta’dan kurtulup yurda döndüğünde TBMM açılmıştı ve
Atatürk O’nu ve bazı arkadaşlarını bekliyordu. Doğal olarak Ali Bey’de birinci mecliste Afyonkarahisar Milletvekili olarak yerini aldı.
Ali Bey, fikir
ayrılıkları dolu olan bu birinci mecliste, 1. gurupta yer aldı. 2. Mecliste
Atatürk’ten yana olanların büyük çoğunluk sağlamalarında Ali Bey’in büyük payı oldu. 2. Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi
Programı ile Anayasa taslağının hazırlanmasında Kazım Karabekir,
Ziya Gökalp, İsmail Canbolat,
Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu
ve Celal Bayar ile birlikte görev aldı. Uzun yıllar Halk Partisinin Gurup
Başkanlığı görevini sürdürdü... Doğudaki kürt
isyanlardan sonra kurulan Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanlığına getirildi.
16 Şubat 1934 Tarihinde Bayındırlık Bakanlığına seçildi. Ulaştırma İşlerinin
Bayındırlıktan ayrılması üzerine oluşturulan Ulaştırma Bakanlığının, 3 Nisan
1939 Tarihinde İlk Bakanı oldu. Her iki Bakanlıkta da büyük işler başardı. Bir
çok yabancı kuruluşun millileştirilmesini sağladı.
Memleketin demir ağlarla örülmesinde onun payı büyük oldu. Soyadı Kanunu
çıkınca Atatürk ona ‘ÇETİNKAYA’
soyadını verdi. Zira Ayvalıkta düşman karşısında, gerçekten Çetin bir
kaya olmuştu. Sonraları, adıyla, soyadıyla Ali
Bey, yurdun çeşitli yerlerinde yaşatıldı.
Ali Bey zaman zaman halkevi tarafından Afyonkarahisar’da yayımlanan Taşpınar
dergisine mukaleler yazdı. O arada Hans kohn tarafından yazılan
‘Türk Milliyetçiliği’ adlı eseri Türkçe’ye çevirerek kitap bütünlüğünde
yayımlanmasını sağladı. Aralıksız 1946 yılına kadar Afyonkarahisar
Milletvekilliği yapan Ali Çetinkaya, çok partili sisteme geçilip,
Demokrat Partinin seçimleri kazanması üzerine o yıl seçilemedi ve
Milletvekilliği sona erdi. 21 Şubat 1949 Tarihinde İstanbul’da vefat etti. Aziz
naşı Afyonkarahisar’a getirildi ve Afyonkarahisar Belediyesi tarafından Asri Mezarlık
içersinde inşaa edilen Anıt Mezar’a defnedildi. Her
yıl, Afyonkarahisar Valiliği tarafından düzenlenen
törenle, ölüm yıldönümlerinde anılmaktadır.
Kaynak: http://www.afyon-bld.gov.tr/%C3%9Cnl%C3%BCler.htm
İstiklal Mahkemeleri (31 Ocak
1922)
Cumhuriyetin kuruluş aşamasında adından en çok söz ettiren kurumlar arasında gelmektedir.
Aslında kuruluşu cumhuriyetin ilanından önceye denk gelse de, cumhuriyetin
"olağanüstü" kurumları arasında sayılmaktadır.Ülkenin muhtelif
yerlerinde olağanüstü yetkilerle donatılan bu mahkemelerde birçok asker kaçağı,
casus, suikastçi, isyancı ve rejim muhalifi
yargılanmış ve aralarında idamlar da olmak üzere muhtelif ağır cezalara
çarptırılmışlardır.
Bu mahkemelerdeki savcı ve
üyelerinin çoğunun adının "Ali" olmasından dolayı "Dört Aliler
Mahkemesi" olarak da anılmıştır. (Ali Çetinkaya,
Kılıç Ali, Necip Ali Küçüka, Rize Milletvekili Ali)
İstiklal mahkemeleri bugün dahi tartışılan ve en bilinen devrimci Cumhuriyet
kurumları arasındadır.
Kaynak: http://www.filozof.tripod.com/turk2.html
Teşkilatı Mahsusa
Gerek İstiklal Savaşı'nda gerekse cumhuriyet sonrasında önemli roller oynayan Rauf Orbay, İstiklal Mahkemeleri'ne başkanlık eden Ali Çetinkaya, Cumhuriyet döneminin önemli isimlerinden Ali Fethi Okyar, T.C'ye bakanlık ve başbakanlık yapan Dr. Refik Saydam, Atatürk'ün yaveri piyade subayı Rasuhi, THK Başkanlığı yapan Fuat Bulca, İstiklal Marşı'nın yazarı ve Kurtulus Savaşı'nın manevi dinamiklerinden Mehmet Akif Ersoy da teşkilatta çalışmıştı.
Kaynak: http://www.bkd.org.tr/tarih/teskilati_mahsusa.asp
Ayvalık’ta
Ali Çetinkaya
26 Mayıs 1919'da iki torpido
korumasında Ayvalık'a çıkarma yapan Yunan kuvvetleri, Yarbay Ali Çetinkaya'nın kahraman 172 nci
Alayı'nın ateşiyle karşılandı. Bu arada Nazilli, Tire, Ödemiş ve Bergama da
düşman tarafından işgal edildi.
Yarbay Ali Çetinkaya
Milli Milis ve Muntazam Ordu birliklerinden oluşan bir müfreze ile 16 Haziran
1919'da bir Yunan taburunu perişan edip, Bergama cephesini kurdu.
Kaynak: http://www.tayyareci.com/hvtarihi/1919-23/04.asp