genç eğitimciler

 

“ÖĞRETMENLİĞİN ÖNEMİ” KONULU YARIŞMANIN BİRİNCİLİĞE LAYIK GÖRÜLEN ESERİ  

Tâhâ OLACAK

 

 Önce ışık vardı, sonra güneş doğdu. İlim de önceden vardı, daha sonra alim varoldu. Şimdi güneş var, ışıkta ona bağlı. Zaten bunlar birbirini besleyen iki kaynak olmuştu hep. 

İlk öğretmen vardı. Hz. Adem’e her şeyin adını öğretti. Hz. Adem’e ilk öğreten O’ydu. İlk önce sevgisiyle kainatın yaratıldığı büyük öğretmen vardı. Sonra "hikmet" anlaşıldı. Hikmetsiz bir ilim karanlığın en koyu anı olurdu. O zaman öğretilmeliydi hikmet, neydi hikmet. İlimin niçin öğretildiği bilinmeliydi. Hikmetli yaratıklara, belki de insanlara bırakılmalıydı öğreticilik... Bu yüzden önemliydi öğretmenlik. 

İlk defa öğretmenler odasına öğrencilik kimliğinin dışında girmiştim. Hatırlıyorum. O gün ilk öğretmenliğimdi. Kendimi çok tuhaf hissetmiştim. Şunu düşündüm sonraları. Acaba öğretmek bazı kriterlerden bağımsız olamaz mıydı. Yani illa bir sınıfta mı olacaktı. “Hayır”dı tabi. Her yerde öğretmenlik gerekirdi. Yoksa alimin mürekkebi şehidin kanından nasıl üstün olacaktı. Daha sonraları daha da düşündüm. Acaba bu bir meslek miydi. Yani kime özgüydü. Karar veremedim. Annemin olmalıydı, babamın da, arkadaşımın da, öğretmenimin de, hatta “her çocuk bir öğretmendir” sözü anlaşılmalıydı. Ya ben de olmalı mıydım öğretmen? Bunun için gerekçe mi yoktu sanki. Düşündükçe aklıma geliyordu. Ben dünyayı değiştirmek istiyordum, yeni fetihlerde bulunmayı arzuluyordum. Bazen bir kıta bazen bir gönül. İnsanları etkilemeliydim, ben bir şeyler öğrenmek istiyordum, doyasıya öğretmek, üretmek istiyordum. O zaman öğretmek için gerekçelerim vardı tabi. Peki sevdiğim için icra edemez miydim öğretmenliği. Yok muydu her hangi bir gerekçesi olmadan öğretmenlik yapan? Yoksa zaten ben olmalı değil miydim? Kafaya koymuştum. Önce birkaç kişi sonra birkaç kişi daha benden bir şeyler öğrenmeliydi. Onlara öğretmeyi öğretmeliydim. Onlar da birilerine benden öğrendiklerini öğretmeliydi. Tabi birileri de bu arada bana bir şeyler öğretiyor olmalıydı. Belki de bu kendim olurdum.  

Ve “rüyalarımızla doğmalıydık”. Ve yarınlara, aydınlık günlere eğitimle ulaşmayı denemeliydik. Bu güne kadar pek fırsat bulamadık başka araçlarla oyalanma adına. Ama bitmedik, ama sıkılmadık, ama hala yenemedik. Ama bir şey var ki gene deneyeceğiz. Ve bu sefer onlara da öğreteceğiz.

 

NOT: Yarışmaya katılan eserlerin sahiplerinin tümüne ilgilerinden ve emeklerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Dergimizin dördüncü sayısı için düşündüğümüz konu ise “eğitimin önemi” olup katılım şartları aynıdır. Yarışmamız gene ödüllü bir yarışma olup son teslim tarihi 20 Nisan 2001 Cumartesi günüdür. Tüm arkadaşlarımızın yarışmaya tekrar katılmalarını ve katılması için kendi yakınlarını yüreklendirmesini diliyoruz.

 

Geri   Ana Sayfa

                                                              

1