HaciAlinin websitesi
|
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ-HABER TOPLAMA HAKKI-DURUŞMANIN ALENİYETİ Hacı Ali Özhan |
|
KONU |
|
HUKUKİ DURUM |
|
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
ALENİYET İLKESİ YÖNÜNDEN |
|
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YÖNÜNDEN |
|
BAŞSAVCILIĞIN CEVABI YÖNÜNDEN |
|
SONUÇ |
|
TALEP |
*Adalet Bakanlığına verilen dilekçenin tam metnidir. HAÖ.
ADALET BAKANLI
ĞINA ANKARAKonu.........: Ankara Devlet Güvenlik Mahkemelerinim bulunduğu binasının giriş kapısında Başsavcılık kararı ile televizyon kameraları ve gazete muhabirlerinin fotoğraf makinaları ile girişlerinin yasaklanması hakkındadır.
I- KONU
:Ankara D
GM Başsavcılığımda alınan karar uyarınca, televizyon kameralarının ve gazete muhabirlerimin fotoğraf makinalarıyla DGM Bina girişleri yasaklanmıştır.Ekim 1998 tarihime kadar binadan girmeleri, koridorlarda bulunmaları ve duruşma salonlarına girip duruşmayı izlemeleri mümkün i-kem, bu yasaklama ile duruşmaları izleme imkanları olmadığı gibi binanın koridorlarımda bulunmaları dahi engellenmiştir..................
II- HUKUKİ DURUM:
1*-
Konu hakkında Anayasamızda bazı hükümler bulunmaktadır.26/2 fıkrada, "...
yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir." demekte,28/6 fıkrada, "
Yargılama gereğinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirlenecek sınırlar işinde, hakim tarafımdan Terilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz." demekte,141 inei maddede duruşmaların açık yapılacağını hükme bağlayarak, kapalı yapılabilmesinin istisnalarını belirtmiştir.
2*-
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19 uncu maddesiyle, Avrupa însan lakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi, herkesin anlatım özgürlüğü olduğunu bu hakkın düşünce özgürlüğünden başka Resmi makamlar karışmaksızın 'haber ve düşünce almak yada vermek' özgürlüğünü içerdiği belirtilmiştir, istisna olarakta devletin radyo re televizyon yayınlarının bir izin rejimine bağlı tutulabileçeğini de belirtmiştir.Unesco'nun 1978 yılı Paris Bildirgesinde ; haberleşme özgürlüğü insan haklarından olup, Birleşmiş Milletlerin benimsediği bütün hakların temel taşı olarak görülmüştür, kitle îletişim araçları temel ilkesi olarak, madde II/2 de aynen ;
"......kişilere olayların doğrulumunu saptama ve objektif olarak değerlendirme olanağı vermek için eldeki bilgi ve haberlerin kamuya çeşitli kaynak ve araçlarla iletilmesi güvence altına alınmalıdır. Bu amaçla gazeteciler bilgi toplayabilme yolunda en geniş olanaklara re bunları açıklayabilme özgürlüğüne sahip olabilmelidir. Bunun gibi kitle haberleşmesi halkların re kişilerin sorunlarına ilgi göstermesine, dolayısıyla haberlerin ayrıntılarıyla hazırlanmasına kanunun katkısının sağlanması önemlidir......" demektedir. 4 üncü fıkrasında da, "gazetecilere ve kitle iletişiminde görevli bütün kişilere...mesleklerini en iyi koşullarda sürdürebilmeleri için kendilerine yardımcı olunması zorunludur" demektedir.Yine haberleşme özgürlüğünün güvenceye alınması anayasal hükümlerle ve uygulanabilir mevzuat hükümleriyle sağlanmalı ve meslek adamlarına uygun koşulların yaratılması zorunluluğu amir hüküm olarak tekraren belirtilmiştir.
3*-
CMUK'un 373 maddesinden 380 inci maddesine kadar; duruşmaların aleniyeti, gizli yapılabilme şartları, mecburi gizlilik, gizlilik gerekçesinin yazılması, gizli duruşmalarda 'bulunabilme şartlarını, duruşmanın inzibatı ve sus işlenmesi halindeki hükümleri düzenlemiştir, keza, 308/6 fıkrada da, aleniyet ilkesinin ihlali halinde her halde, her durumda kanuna aykırılık sayılacağı ve kararın bozulacağı belirtilmiştir.4*-
353 sayılı Askeri Yargılama Usul kanununun 207/F bendi de; duruşmada açıklık (aleniyet) kuralına uyulmamış olmasını, her halde kanuna aykırılık sayılarak kararın mutlak bozulma sebebi saymıştır.1631 sayılı kanunun 165/1 inci bendinin aleniyet ilkesine aykırı olduğu iddiası ile dava açılmış, Anayasa Mahkemesi de 26-06-19Ş3 tarih 1963/143-167 nolu kararında, aleniyet ilkesini tanımlamış, kapsamını belirterek anayasanın özüne, sözüne ve maksadına aykırı sınırlama olduğu nedeniyle kanun maddesinin Anayasanın 'aleniyet ilkesine' aykırılığından iptaline karar vermiştir.
5*-
3984 sayılı kanunun 25 inci maddesi ile uygulama yönetmeliğinin 22 inci maddesi, yayınların önceden denetlenemeyeceği, durdurulamayacağını ancak yargı kararı ile yasaklanabileceği belirtilmiştir.Basın kanununun 30 uncu maddesinde de, iddianame ve diğer belgelerin duruşmada okunmasından önce yayınlanmamasını, dava açıldıktan sonrada karar kesinleşinceye kadar mahkemenin karar ve işlemleri hakkında görüş yayınlamayı yasaklamaktadır
.III- HUKUKİ DEGERLENDİRME
A-ALENİYET İLKESİ YÖNÜNDEN:
1*-
Anayasanın 141 inci maddesinde, mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır hükmünün gerekçesinde (DM-1982) aynen ; "........duruşmaların aşık «iması yargılamanın tarafsızlığının etkin bir teminatıdır. Bu açıklık kamuoyunda ve ilgililerin gönüllerinde huzur re gürem yaratır, însan tabiatının gereği olarak en çok gözümün gördüğüne inanır. Bu itibarla duruşmanın aşık «iması ilgililerin, inan beslemesi bakımından gerekli ve hatta zorunludur."dedikten sonra, duruşmanın kapalı yapılmasının 1961 Anayasasının gerekçesini aynen alarak, "genel ahlak ve kamu güvenliği anlamlarının en dar manalarıyla nazara alınmaları gerektir...bu sebeplerin duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilirken de, kesin olarak gerekli olması şartına dayanması lazımdır “ denilmektedir.
2*-CMUK hükümlerine göre Aleniyet ilkesinin niteliği ve kapsamını açıklamak ge
reklidir.Açıklık, duruşmaya isteyen herkesim girebilmesi, yapılanları görmesi, konuşulanları işitebilmesidir. Ayrıca isteyenlerin görmesi, duyması kadar gördüklerini, duyduklarını başkalarına yayabilmesini de gerektirir, Buradaki herkes doğaldır ki, duruşmada buluşması zorunlu olanlarin dışındakileri kapsar. Çünkü zaten duruşmada bulunması gereken sanık, vekili, bilirkişi, şahit, müdahil bulunmazsa duruşmadan bahsedilmez. Yani herkes üçüncü kişiler yönündendir.
Duruşma salonuna girişte engel olunmamışsa, his kimsenin gelmemesi aleniyete aykırı değildir, önemli olan salona girişte engel çıkarılmamasıdır. Hatta girişe engel olacağı düşünülerek, duruşma salonunun kapısının da açık olması aleniyet ilkesi gereğidir. Ancak gürültü, soğuk gibi makul nedenlerle
kapının kapalı olması aykırılık oluşturmaz.Burada 2 ve daha çok sayıda dinleyicinin gelmiş olması, yeterli sayıda dinleyicinin bulunması, salonun küçük olması nedeniyle dolması ve içeri girmek isteyenlerin salona sığmaması gibi durumlar aleniyetin sağlandığını göstermez.
Salonda bir kısım dinleyicinin bulunması değil salona l insan dahi girememişse, istediği halde engellenmişse açıklık sağlanmamıştır, içeride kaç dinleyişi olursa oIsun aleniyet sağlanması
duruşma salonu hakimin odası, kalem değildir, duruşma salonunun biçimsel koşulları ve mutlaka da dinleyiciler için yer ayrılması zorunludur. Bu yer kuşkusuz belirli miktar olacaktır. Odanın özelliğine göre, bölgenin koşullarına göre tesbit edilir. Kamuoyunun yakından takip ettiği bir darayı 10 m2 lik bir
salanda duruşmanın yapılması kanımca aleniyet ilkesine aykırıdır. Bu nedenle daranın özelliği büyük salonlarda duruşma yapılmasını gerektiriyorsa bu sağlanmalıdır.Büyük salonlardaki duruşmalarda dinleyicilerin duyabilecekleri, görebilecekleri teknik önlemlerin alınması aleniyet ilkesi gereğidir. Büyük salandaki savcı re hakimin konuşmalarının dinleyenlerce duyulamıyor olması aleniyet ilkesine aykırıdır.
Duruşma salonunda sorun çıkaran dinleyiciler, küçük çocuklar, pejmurda giyimli serseriler vb. mahkeme başkanınca CMUK hükümlerine g5re dışarı çıkarılırlar. Bu aleniyete aykırı değildir.
Uygulamada rastlanılan, bazı daraları takip etmek için şehir dışından gelen dinleyicilerin şehirlerarası yolda indirilerek şehire girilmesinin engellenmesi duruşmanın aleniyetine aykırıdır.
Mahkeme Başkanı nasıl ki salonun kapısına gelmiş kişinin içeri alınmasını sağlamakla görevli ise, salonun önüne gelmenin engellenmesi hallerinde de görevlidir.
Salona, sanık tarafından bizzat kamera getirilip görüntü alınmak istenirse bu durumda ne alacaktır, sanığın yakını fotagraf makinası ile salona girip görüntü alamayacak mıdır ?
Sanık isim belirterek bir basın mensubunun kamerası ile görüntü almasını talep ederse ne alacaktır ? Mahkeme Başkamda kamera gelsin derse bu karar nasıl uygulanacaktır ?
Başsavcılık uygulaması bu sorulara cevap verebilmelidir.
Gerçekte, duruşma salonunda teknik kayıt edeci aletlerin almaması nedeniyle uzun savunmaları mahkeme başkanı aynen tutanağa geçirememekte, özet yaparak tutanağa yağdırmaktadır. Sanık açısından "bir arşiv olması yanında, mahkemeye kayıt edici cihazların çözümü yapılarak savunmanın tam şekli sunulabilmesi faydası da göz ardı edilemeyecek önemdedir.
Ayrıca üzerinde ezellikle durulması gerekir bir konuda, Başsavcılık kameraları içeriye, bina girişinden içeri almayabilir mi ? Kanımca böyle bir yasağın kanuni dayanağı yoktur. Çünkü en genel anlamda Adliyeler kamu kurumlarıdır, kamu hizmetlerinin yürütüldüğü yerlerdir. Bir vatandaşın girmesinin yasaklanması ve hem de basın mensuplarına yasaklanm
ası düşünülemez. Çünkü basın mensupları kamu hizmetleriyle ilgili kamuoyunu bilgilendirmek görevleridir.Ancak bir kamu kurumu belirli usul ve şartlarda girişi sınırlandırabilir. örneğin, akredite alma şartına, belirli saat ve günlere özgü içeri girme veya girmeme sınırlanması, bir dava veya bazı davalar için yasaklayıcı kural konulması, Adliye içinde belirli yerde bulunma zorunluluğu getirilebilir, sanığın isteğinin olup olmaması v.b. gibi koşullarda sınırlanması 'kötüye kullanılmamak, keyfi olmamak şartıy
la aleniyeti ihlal etmeyebilir ve anayasaya uygun olabilir.Yasaklamanın gerekçesi ne ise ona uygun bir çözümle sınırlanması mümkünken, bir hakkın varlığını tümden ortadan kaldırmak hem de herkes için (Bütün tv ve gazeteler işin) tümden yasaklamak doğru kabul edilemeyeceği gibi Anayasaya da uygun değildir.
Gerçekte bazen özelliklede kamuoyunun yakından ilgilendiği kişi ve kurumların davalarında, basının aşırı ilgisi duruşma salonunda bir huzursuzluk yaratmakta, duruşmanın selametini olumsuz etkilemektedir, nitekim bu gibi durumlarda da, mahkemeler, duruşma başlamadan öncelikle görüntü aldırmakta ve kameraları dışarı çıkardıktan sonra duruşmaya başlamaktadırlar. Yine mahkeme pekala huzurun bozulacağı nedenle kameraları salona hiç almayadabilir. Mahkemenin tak
diridir ve anayasaya uygundur. Mahkeme başkanının görevi olan bu konuda, binanın girişinden içeri almayarak mahkemenin görev alanına girilmiştir. Başsavcılık koridorlardaki duruşma salonu dışındaki diğer alanlarda gereklidir. Buna itiraz olunamaz. Ancak koridordaki huzuru sağlamak, sorun çıkaranlara karşı enlem almakla gereklidir. Bu hal hiç durumda herkesi kapsar şekilde ve hakkı tümden kaldırarak uygulanamaz. Başsavcılık burada hatalı yorum yapmıştır, lüzum b«zan, kurallara uymayan kameramanların içeri alınmaması, haklarının sınırlanması normal olup, herkesin hem de gerekçe göstermeden bütün zamanlar için yasaklanması doğru ve makul kabul edilemez.Basından öğrenildiğine gire İstanbul DGM 'dede aynı uygulamanın yapıldığı kanım«a aynı hatalı ve anayasaya aykırı uygulama istanbul içinde geçerlidir. Diger DGM'ler içinde örnek teşkil edebilecek bu uygulama bir anlamda düzenleyici işlem niteliği kazanmaktadır.
Bu nedenlerle Bakanlık görev alanına giren, Savcılık işlemlerinin anayasa ve yasalara uygun hale getirilmesinin sağlanmasını istemek zorunda kalınmıştır.
.1*-
Anayasanın 26 inci maddesinin gerekçesinde aynen: Gerçekten günümüzde ifade özgürlüğü ancak kitle iletişim araçlarıyla kullanılmakta, ancak bu yoldan etkili olabilmektedir. Bu nedenledir ki, serbest kitle haberleşmesinin sağlanması bir anlamda, düşünceyi açıklama özgürlüğünün varlığı için zorunludur... televizyon yayınlarında serbesti sistemi yerine 'izin sistemi' kabul edilebilecektir... haber ve düşünceleri yayma amaçlarının kullanımını :: düzenleyici hükümler getirilebileceği dolaylı olarak ifade edilmiş, FAKAT BUNLARIN HİÇBİR ZAMAN DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ENGELLEYEMEYECEĞİ VURGULANMIŞTIR..." demektedir.Anayasanın 28 inci maddesinin gerekçesinde de
aynen:"Üçüncü fıkra basın özgürlüğü önünde devletin 'olumlu tutumunu' yani bu özgürlüğün gerçekten sağlanmasında devletin yardımcı olmasını, bu amaçla gerekli tedbirlerin alınması ihtiyacım öngörmektedir... Dördüncü fıkrasında, gerçekten basın özgürlüğü düşünceyi yayma özgürlüğünün belli bir kullanım şeklinin ve hatta .yaygınlığı nedeniyle, uzantısını teşkil etmektedir... genel esasların - ve özellikle bu özgürlüğün sınırlanmasında geçerli özel sebeplerin, basın özgürlüğü konusunda da uygulanması doğaldır
... Altıncı fıkrada, olaylar hakkında yayım yasağı konamayacağını koymakta ve bu kurala bir tek istisna yetirmektedir. Bu istisnada yargılama görevinin etkiden uzak tutulması amacına yöneliktir. Gerçekten yayım yasağı basın özgürlüğünü tıpkı sansür gibi ağır şekilde tehdit eden bir önleyici tedbirdir. Bu nedenle uygulama alanının gayet dar tutulması, dar biçimde sınırlanması gerekir. Kabul edilen istisnanın meşruluğu üzerinde şüpheye yer yoktur..." demektedir.Temel haklardan sayılan Basın özgürlüğünü de kapsayan Anayasanın temel hakların genel hükümlerle ilgili genel gerekçesinde de: "Temel hak ve özgürlüklerden herkesin yararlanabilmesi, yani bunların herkes tarafından kullanılabilir hale gelebilmesi için devletin 'müdahale etmez' tutumunun yetersizliği ne
deniyle, hak ve özgürlüklerin devlet tarafından desteklenmesi yani devletin hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesine yardımcı olması gereğide benimsenmiştir. Hak ve özgürlüklerin topluma m n l edilmesi (sosyalleştirilmesi) şeklinde ifade edilen bu husus..." demektedir.Temel haklar bir lütuf değil, devredilemez, vazgeçilemez bir haktır, (madde 12 gerekçesi). Temel hakların genel ve özel sınırlanması mümkün olduğunu ancak bunun mutlaka 'kanunla' yapılacağını Anayasanın 13 üne maddesi ve gerekçesi açıkça belirtmektedir. Temel hakkı kötüye kullananlar için1 hakkın kaybı söz konusu: olabileceği gibi bununda ancak mahkeme kararı ile verileceği Any.14 üncü madde ve gerekçesinde belirtilmiştir, Yine temel hakkın kullanımının durdurulmasının da ancak savaş, seferberlik
, sıkıyönetim, olağanüstü halde uygulanabilecektir, (m. 15)Yine Anayasanın 29/3 üncü maddesinde, aynen" ... kanun haber düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali, teknik şartlar koyamaz." demekte, 31/2 fıkrasında da, aynen "Kanun... halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamu-1 oyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz." demektedir. .
Yukarıdaki anayasa hükümlerinden açıkça anlaşılacağı üzere;. Basın özgürlüğü, halkın haber alma hakki; kamuoyunun bilgilendirilmesi gibi temel haklar ancak Anayasanın 12-15 madde hükümlerine uygun olarak sınırlanabilir. Bu sınırlama keyfi olamayacağı, kötüye kullanılamayacağı gibi ANCAK KANUNLA yapılabilir. Bu hakların sınırlanması yönetmenlikle, genelge ile talimatlarla YAPILAMAZ. Bizzat TBMM'de ve Kanunla yapılabilir.
Basın özgürlüğü, haber toplama işlemlerinden başlayarak, yayımlanma işlemine kadar olan her aşamayı kapsar. Dolayısı ile Adliyede duruşma salonlarındaki haber alma, toplama hakkı basın özgürlüğünün bir gereğidir. Yalnızca televizyon yayım aletlerine müdahale edilmemesi kadar olduğu düşünülemez. Orası son işlemdir. Müdahale ilk işlemden son işleme kadar yapılmışsa bu anayasaya aykırıdır. Ayrıca Anayasa da be
lirtilmiş bir yasaklama yoksa o hakkın serbest olduğu genel kuralıda göz ardı edilemeyecek önem taşımaktadır.2*-Adliye duruşma salonlarındaki haber toplama faaliyeti, AİHS' sindeki 10. ÎMEB' nin 19 uncu maddesindeki 'haber almak, vermek' hakkı kapsamına girer. Doğaldır ki kamu hizmeti görülen bir kamu kurumunda yapılan işlemin kamuoyuna duyurulması haber sayılmalıdır. Hatta yargı haberleri aleniyetinde bir gereğidir. Şöyle ki; Aleniyet halkın mahkemeleri denetleme hakkının sağlanmasıdır. Günümüzdeki teknik
cihaz ve yayımlar bu hakkın kullanımı çok genişletmiş ve süratlendirmiştir. Aleniyetin amacı olan halkın adaleti denetleme hakkının gelişmiş teknoloji kullanılarak ' yapılması yadırganamaz, engellenemez. Ancak kanunla ve Anayasaya uygun şekilde sınırlanabilir. TÜMDEN HİÇ KALDIRILAMAZ.Unesco Bildirgesinde de, adliye haberleri de dahil her türlü haberlerin kamuya iletilmesi güvence altına alınmalı olduğu belirtilmiş, bu amaçla gazetecilere (fotoğraf makinası ve kameralarla) bilgi toplayabilmek için en geniş olanaklara sahip olması gerektiği açıklanmıştır. Gazetecilerin mesleklerini en iyi koşullarda yapması için mümkün olan her türlü kolaylığın sağlanması zorunluluğu belirtilmiş ve anayasal ve kanun hükümleriyle düzenlenmesi, gerektiği açıklanmıştır. Buna ka
rşılık bu konuda anayasa ve kanunlarda açık düzenlemeler olmadığı gibi konuyu doğrudan düzenleyen hükümlerde yoktur. Dolaylı 'hükümlerden çıkarılan sonuç ve yorumlar Adliye içine girilmesine duruşma salonlarına girilmesine engel olunmamasını gerektirmektedir. Yine konuyu doğrudan düzenleyen hüküm olmamakla beraber herhangi bir yasaklayıcı hükümde! yoktur. Yasaklamaya dayanak olabilecek bir anayasa ve kanun maddesi mevzuatımızda bulunmamaktadır. Genel hukuk kurallarına göre bir halkın yasaklanmaması onun serbest olduğunu gösterir. Dolayısıyla Adliye bina içine girilemeyeceğine, duruşma salonlarında görüntü alınamayacağına ilişkin yasak yoksa, bu hak SERBESTTİR. Kaldı ki dolaylı olarak anayasa hükümleri serbestliği düzenlemektedir.3*-CMUK hükümlerinde de Adliy
e binalına giriş koşulları, duruşma salonlarındaki televizyon kamera ve fotoğraf makinalarının bulunma usullerine ilişkin hükümler yoktur. Dolaylı olarak düzenlenen hükümlerle yorum yapmak mümkündür. ;373 üncü maddedeki, duruşmanın herkese açık olması hali herhalde gazetecilere, kameralı basın mensuplarına veya elinde şunlar olanlara v.b. şeklinde anlaşılamaz. Basın mensupları da en azından herkestirler. Kaldı ki herkes gibi f dinleyici oldukları gibi görevleri gereği yargı haberlerini toplamaktadırlar. B
u durum bırakınız engellenmeyi, aksine aleniyetin gereği olan halkın haber alma, adaleti denetleme hakkının sağlanmasındaki işlevleri gereği teşvik edilmelidir.Gizli duruşmalarda dahi mahkeme başkanının izni ile hazır bulunması mümkündür. Gizli duruşmalarla,;açık duruşmalardaki işlem ve eylemlerin yayınlanmasına yasak getirebilir. Mahkemenin bu yayım yasağına karşı yayın yaparak duruşmayı kamuoyuna iletenlere karşı m. 377/4 fıkraya göre (3206 sk. 1985 yılı) cezai hüküm düzenlenmiştir. Ancak mahkeme kararı
ile duruşmadaki görüntülerin yayımlanmasına karar verilebilirken (çekim yapılmasına değil) bina girişinden hiçbir kamera alınmayarak mahkeme görevi alanına girildiği gibi mahkemenin görev; yetkisi de dahil "bir hak' tümden kaldırılmaktadır. Başsavcılığın bina girişindeki 'girilmez' yasağına karşı, duruşmadaki çekim yapabilme hakkının, gerekirse mahkemece çekimlerin yayınlanmaması kanun hükmünün ne anlamı olacaktır?378, 379, 380 inci madde hükümlerine itiraz olunamaz. Bu madde hükümleri herkes için geçerli
olduğu gibi doğaldır ki gazeteciler içinde geçerlidir. Duruşmanın huzurunu bozan gazeteci dışarı çıkarılabileceği gibi gerekirse cezalandırılması da mümkündür. Başsavcının adliyenin güvenliğinden, yargılama faaliyeti sırasındaki j olumsuz etkiden, suç işleme ortamı yarattığı v.b. yorumları karşısın da mahkemenin kanuni hak ve yetkisi olan "duruşmanın huzurunun sağlanmasına ilişkin hükümler ne anlam taşıyacaktır.Mahkemenin görev alanına açıktan müdahale değilimdir? Bu yetki mahkeme tarafından Savcılığa bildirilerek kameraların içeri alınmaması istenilse belki kanuna uyduğu düşünülebilir. Bütün zamanlar için ve herkes (bütün tv' ler) için, mahkemede böyle bir yasaklama getiremez. Başsavcılık uygulamasının mahkemeden dayanağı yoktur. Mahkemenin görev alanına
müdahale vardır. Mahkeme istese dahi kameraları içeri alamayacak hale düşürülmüştür.4*-Yine 3984 sayılı kanun ve yönetmeliği yayınların önceden denetlenemeyeceğini, durdurulmasının da ancak yargı kararı ile olacağını açıkça belirtmiştir. Bir yayının durdurulması, denetlenmesi . yalnızca yayın odasına müdahale olarak görülemez. Herhangi bir haberin toplanmasında çıkarılan en küçük bir engel dahi bu 'yayının denetlendiği veya durdurulduğu' kapsamındadır. Bunun aksi düşünüldüğünde,basın özgür demenin bir anla
mı kalmayacaktır. Ancak haberde bir çarpıtma, hakaret, gerçek dişilik vb. gibi basın ilkelerine aykırılık halinde de yayıncının sorumluluğu ve cezalandırılacağı hükümleri vardır, önceden haber yapılma < aşamalarındaki bir engel, suç işlenecekti veya adliyenin saygınlığı, kişisel hakların ihlali, abartılı yayın yapma, yasadışı örgüt propagandası yapılacağı v.b. nedenleriyle düşünülemez. Ancak yayından sonra suç varsa haklarında şikayet vp dava açılması mümkündür.Bu hak öylesine sıkı düzenlenmiştir ki, bir yayının durdurulması ancak milli güvenliğin açıkça gerekli kılması, kamu düzeninin açıkça bozulmasının kuvvetle muhtemel olması halinde Başbakan veya;Bakanca kullanılabilir. Aynı hüküm yönetmelikte de tekraren belirtilmiştir.
Basın kanununun 30 uncu maddesi konuyu düzenleyen doğrudan hüküm sayılabilir, iddianamenin duruşmada okunmasından önceki yayımlanması, bir mahkeme kararı kesinleşinceye kadar dava, hakkındaki yorumlar yapılmasının yasaklanması ve cezalandırılması özel hükümdür. Bunun dışındaki her şey s
erbesttir. Kanun doğaldır ki yasakları sayar, bunun dışındaki her şeyde doğaldır ki serbesttir. Dolayısıyla duruşmada olanların, konuşmaların, yazılı metinlerin 'gerçeklerinin' yorumsuz yayınlanması yasak değildir. Burdan hareketle fotoğraf makinasıyla duruşma salonunun görüntüsünün alınması ve yayınlanması da yasak olduğu düşünülemez. Keza bir tv kamerasının veya| sanığa ait bir kameranın görüntü alması da yasaklanamaz. Yasak olduğu düşünülemez. Kanuna ve Anayasaya aykırı olduğu gibi niantıki bir nedeni de olamaz. :Bir kamu görevlisinin böyle bir yasak koyması gerçekte 'yok hükmünde' dir. Tabi ki duruşmanın huzuru bozuluyorsa veya sanık özel olarak talepte bulunuyorsa basın mensupları dışarı çıkarılabilir, ancak mahkeme kararıyla kanunların yapıldığı 1926 yıllarındaki teknolojinin düzeyi ile günümüzdeki fark, 1926 yılındaki kanun koyucu tarafından görülüp tahinin :edilememesi gayet normaldir. Kaldı ki BK m. 30 hükmü gayet açık olarak yasağı düzenlemiştir. Kayıt edici ve görüntü alıcı cihazlardaki teknik gel
işmelerden faydalanmak doğaldır ki gereklidir. Duruşmada okunan bir belgenin, duruşmada olanların yazılmasının yasak olmamasının, fotoğraf makinasıyla çekilmiş bir görüntünün veya kameralı görüntünün alınması ve yayınlanmasının yasaklanması mantiken açıklanamaz. Bir yazının yayınlanmasının serbest, görüntüsünün yayınlanmasının yasaklanması izahtan yoksun bir çelişkidir.5*-Buradaki izahlar özellikle, Başsavcılığın televizyon kamerası fotoğraf makinalarının içeriye alınacağı, duruşmalarda çekim yapılacağı ve her türlü olanağın sağlanacağına dair Anayasa, kanun, CMUK, sözleşme ve diğer mevzuatımızda yeri yoktur, denilmesine karşılık yapılmıştır. Kanımca konu hakkında Anayasada konuyu düzenleyen genel soyut, dolaylı hükümler vardır ve gayette açıktır.
CMUK hüküm
leri, 3984 sayılı kanuni ve Basın kanununun 30 uncu maddesi ile yukarıda belirtilen sözleşme hükümleri konuyu doğrudan/dolaylı olarak düzenlemektedir.Başsavcılığın görüşüne göre en azından yasaklayıcı hükümde yoktur. O halde yasaklamanın dayanağını nasıl gösterecektir? Kaldı ki bir anayasal temel hak, evrensel hak ancak kanunla hem de anayasaya uygun olarak sınırlanabilir. Bu halde dahi tümden kaldırılamaz. AİHS, İHEB’ sindeki 'haber almak, toplamak' başka nasıl yorumlanabilir. Adliye içi, duruşma haberle
ri bu haklan kapsamı 'içinde nasıl görülemez. Anayasa hükümleri ve gerekçeleri birlikte ele alındığında Adliye içine girilebilmesi, görüntü alınabilmesi, duruşmada görüntü alınması hakkının yokluğu nasıl kabul edilebilir? Kamu hizmeti görülen bir alanda, kamu hizmeti anında hem de ALENİYETE rağmen ve kamu hizmeti yapan basın mensubuna kapalı olunması nasıl izah edilebilir.C- BAŞSAVCILIĞIN CEVABI YÖNÜNDEN
:1*-
Başsavcılık uygulama talimatına dayanak olarak tazı nedenler ileri sürmüştür. Televizyon kamera ve fotoğraf makinalarının ;- Mahkeme koridorlarında ve duruşma salonlarında yapılan ve kimlerin adliye içinde ve yargılama faaliyeti sırasında karışıklığa yol açtığını belirtmektedir.
Gerçekte bazı davalar için bu yorum doğrudur. Bazı davalara basın mensuplarının aşırı ilgisi adliye içinde kalabalık »ima, koşturma gibi fili bir duru» yaratmaktadır. Ancak bu çok doğal bir sonuçtur, örneğin bir derneğin veya siyasi partinin yöneticilerinin yargılandığı bir davada basının aşırı ilgisi, kalabalık olması gayet
normaldir. Şimdiye kadar bu aşırı ilgiden, kalabalık izleyicilerden dolayı bir olay çıkmış değildir. Başsavcıda uygulamasına dayanak olacak düzeyde bir örnek olay gösteremeyecektir. bir iki olay olsa dahi bunun tümden re herkese bir yasağı haklı çıkarmayaçağı da ayrı bir tartışma konusudur. Yargılama faaliyeti konusunda karışıklığa yol açtığı tanımı da hukuki bir açıklama değildir. Ayrıca bu alan tamamen mahkeme başkanına aittir. Duruşmanın huzuru ile karışıklığa yel açma ilgilidir ve mahkemeye aittir. Bu durum yalnızca bir tek veya belirtilmiş davalar için geçerli olabilir. Mahkeme dahi tümden, herkesi kapsar şekilde böyle bir yasak getiremez.- kişisel hakları ihlal edici nitelik taşıdığı, suç işleme ortamı yarattığı denilmektedir
.Bu gerekçe doğru olsa bile, bunu yapan basın mensubu hakkında cezai işlem yayılmasını kanun emretmektedir. (CMUK m.377, BK m.50) suç işleme ortamı yarattı denilerek soyut ve genel olarak basının hizmet vermesi amaçlanıyorsa bu hiçbir durumda KABUL EDİLEMEZ. Burada bir Yargıtay k
ararını almak istiyorum.(T.4 11.50-5-1974 2113/2898 tararı) "Anayasanın 26-28 maddelerinde yer alan haber alma verme ve düşünceleri özgür bir biçimde açıklama, basının hak ve ödevlerindendir. Bu hak re öder yerine getirilirken kişiler, kurumlar zarar görmüş olabilirler. Yayın yasaları sağladığı hak ve ödevlerin yerine getirilmesi doğrultusunda kalmalıdır." demektedir.Suç işleme ortamının yaratılmasının takdiri de mahkemedeki duruşmanın huzurunun sağlanması ile ilgilidir. keza kişisel hakların ihlalinin tesbiti de mahkemenin takdiridir. Başsavcılık bu konuda yorum yaşarak kendiliğinden uygulama içine giremez. Kişisel kakları ihlal edilenlere karşı kanun yasal yollar sunmuştur, önceden tedbiren bu yasaklamaların alınması düşünülemez. Aksi halde kaktın kullanı
mı engellenmiş olacağı için hakkın varlığından bahsedilemez,,- Abartılı ve bilgilendirme amacı dışında yasadışı örgüt propagandasında kullanılmak istenildiği gözlendiği, denilmektedir.
Bu yorum gerçekten anlaşılmaktan uzaktır. Bir basın mensbunun faaliyetinin böyle yorumlanması açıktan bir suçlamadır. Kaldı ki bazı basına mensupları için veya bir dava için böyle bir tesbit yapılsa dahi o kişi hakkında cezai işlem yapılması sorunun çözülmesi mümkündür. Bütün kasın mensuplarını zan altında bırakan böyle bir
yaklaşım hukuki olmadığı gibide tamamen sübjektiftir. 5984 sk .nun 5 inci maddesi yayın ilkelerini saymış bunlara uyulmamasının cezalarımda belirtmiştir. 0labilirki örgüt propagandası yapıldı ise hakkında cezai işlemin nasıl yapılacağımda kanun yine belirtmektedir, üstelik bunun tesbiti de Başçıya ait değildir. Basın kanununa göre suç işlenmesi halinde ilgili görevli, yetkili savcılıklar işlem yapabilirler. Başsavcıda ancak ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunabilir.Kaldıki bir yayının yayını yapılmadan örgüt propagandası yapılıp yapılmadığı da zaten bilinemeyecektir. Kamera ile görüntü alan, veya fotoğraf çeken bir basın mensupu nasıl örgüt propagandası yapabilir.
Bir örgüt üyesi sanığın duruşmadaki ifadesinin, savunmalarının televizyonlarda gösterilmesi örgüt propagandası olarak görülüyorsa, bunun üzerinde özellikle durulmalıdır. sanık savunmasında tabi ki savunma dokunulmazlığı gereği istediğini söyleyecektir, mahkemenin engel olmadığı bu konuşmalar yazılı basında yer alınca propaganda değil de, canlı
olarak görüntülü televizyonda verilince mi propaganda oluyor. Tayın ilkelerine uygun olarak örgüt üyesi sanığın ifadelerinin televizyondan görüntülü verilmesi propaganda sayılamaz. Kaldı ki bunu mahkeme CMUK 377/4 hükmünce yasaklayabilir, Başsavcılık değil.2*-
Kamera ve fotoğraf makinalarının çekim yapma izni verilmemesinin amacının, yargılamanın etki altında kalmadan sakin yürütümü, duruşmanın dikkati dağıtmaması, hak ihlaline yol açmayacak ortamın sağlanması olarak belirtilmektedir.Buradaki gerekçeler
tamamen duruşma anında, duruşmanın huzuru ile ilgili ve mahkeme başkanının görev alanıyla ilgilidir, tabi ki kimse mahkemenin, sanıgın, dinleyicilerin dikkatini dağlamaz, tabi ki yargılama sakin ve sağlıklı alacaktır. Şunlar menferit olaylar olup, olayın kendisiyle sınırlı nedenlerdir. Buradan hareketle bir hakkın tamamını herkes için bütün zamanlar olarak engellenmesi, üniversitelerde kavga oluyor zaman üniversiteleri kapatalım demekten farklımıdır.?.Hak ihlalinin yol açan ortam diye bir tanım yoktur, hukuki bir tanım değildir, hak ihlal eden olursa, ettikten sonra cezalandırılır. Bir basın mensubunun incelikle, yayından önce potansiyel suçlu gibi görülmesi, hak ihlali yapacak diye görülmesi doğru kabul edilmeyeceği gibi Basının hizmet niteliğine de uyum
suzdur.-DGM'lerin düzen, güvenlik ve etkinliğinin sağlanması, Adliyenin güvenirliği, saygınlığının korunması gerekçe gösterilmektedir.
Kuşkusuz bunlar »nemli ve korunması gereken kavramlardır.
Ancak, Adliye binasının girişinden fotoğraf makinasının girmemesi, kameranın girmemesi ile bu kakların, kavramların yerine getirilmesi arasında nasıl ilgi kurulabilir.? gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Yargının güvenliği, güvenirliği, tabi ki önemli ve mutlaka sağlanmalıdır. Bunu fotoğraf makinası ve kamera ile
ilgilendirmek gerçekten anayasaya, kanuna uygun olamaz.Aksine bırakınız yasaklanmasını serbest bırakılarak her türlü kolaylıklar sağlanarak basın mensuplarının Adliye içini, duruşmaları kamuoyuna yansıtması sağlanarak adliyenin saygınlığı, güvenirliği sağlanabilir. Anayasanın gerekçesinde belirttiği gibi insan doğası gereği gözünün gördüğüne daha çek inanacağından Adliye, yargı haberleri de halkın görmesine açık olmalıdır ki, güvenirlik sağlansın. Kuşkusuz televizyon yayınları Adliyeyi aşağılar, güvenirliğ
ini azaltır v.b. yayın ilkelerine aykırı yayın yayarsa yine yasaya gire kaklarında kavuşturma yapmak mümkündür.3*- Başsavcılığın cevabında konunun mevzuat hükmü bulunmadığı yorumuna yukarıda cevap verilmiştir. Konu hakkında doğrudan ve dolaylı olarak Anayasa, Sözleşmeler ve kanun hükümleri bulunduğu açıklanmıştır.
Avrupa ülkelerinde yasak olduğu görüşü kanımca doğru değildir. Bu konuda bilgim bulunmamakla beraber hukuk devletinde, demokratik her değere aşırı duyarlılık gösteren çağdaş, açık toplumlarda yasaklama olduğu görüşüne katılamıyorum.
Başsavcılık aleniyet ilkesini hatırlattıktan sonra, kişilerin salona girişlerini engelleyen bir karar olmadığından bahsederek kanun ihlali olmadığı savunulmaktadır. Basın mensupları da birer kişi ise bunların girişinin engellemesi nasıl ihlal olamıyor, tisi sayılıyorlarsa ellerinde fotoğraf makinası veya kamera oldukları için alınmayacağına dair bir kanun hükmü olmadığına göre bunların duruşma salonuna gelebilmelerinin engellenmesi nasıl aleniyeti ihlal sayılmaz. Kamer
asıyla duruşma salonuna gelmeyi Başsavcı yasaklayamaz. Ancak duruşma salonunun girişte ve içeride duruşma salonunun huzuru bozulmasının varlığı halinde ancak dışarı çıkarılabilirler. Mahkeme başkanı kameranın içeri girmesine dahi engel olamaz. Ancak girdikten sonra duruşmanın huzurumu bozması halinde dışarı çıkarabilir. Buruşmanın huzurunu bozmayan kameralı basın mensubunu da dışarı çıkaramaz. Yasal durum bu iken, Başsavcılığın Bina girişinden içeri girmeyi engellemesi işlemi, aleniyete açıktan aykırıdır. Mahkemenin görev alanına müdahaledir.4*-
Kısaca belirtmek isterim ki, Başsavcılığa verdiğim dilekçe tamamen hukuki görüşlerimi ve mağduriyetimizin çözümü için bu samimiyetle verilmiştir. Ortada duran sorunlara kimsenin sahip çıkmaması ve benim çıkıyor olmam herhalde eleştiri konusu yapılmamalı, aksine tebrik edilmelidir kanısındayım, tamamen hukuki kaygılarla verilmiş bu dilekçenin başka şekilde yorumlanması şahsım adına gerçekten üzücüdür. Ayrıca Başsavcıyı tehdit etmek ne benim haddime düşer nede herhangi bir kimseye düşer. Bunu düşünmek bile bir hukukçu olarak, vatandaş olarak benin için utanılacak bir şeydir. Cevabını almak istememde Bakanlıga bildirmek isteğimin bir sonucudur.IV-SONUÇ:
Yukarıda anlatıldığı üzere, Ankara DGM başsavcılığının Adliye ana girişinden içeriye televizyon kamerası ve fotoğraf makinalarıyla alınmasının engellenmesine ilişkin 15-10-1996 tarihli uygulama talimatı ; - Anayasanın 26/2, 28/6, 29/5, 31/2 fıkralarıyla madde gerekçelerine ve 12-15 maddelerine,
- AİHS' nin 10, İHE B'nin
19, Unesco Bildirgesinin II/2, X,'na- CHUK -m.575-580 ve 308/6 maddelerine,
- 3984'sk.25 inci maddesine, Basın Tamimimin 30 uncu maddesi, hükümlerine aykırıdır. Ayrıcada hiçbir yasal dayanağı yoktur.
Belirtmek isterim ki, ekim 1998 tarihine kadar böyle b
ir yasak yokken gerekçe gösterilen konularda bir tartışma, örnek vakıa olmamıştır. Basın mensupları da bu konuda örnek olay ve gerekçe bilmemektedirler. Yalnızca bilinen ve söylenen sn. Erbakan'ın duruşmasında izin verilmediği halde görüntü alındığıdır. Basın mensuplarına bir uyarı, ikaz yapılmadığı gibi gerekçe gösterilen konularda bir şikayette yapılmamıştır. Keza l ve 2 nolu Mahkemelerce başsavcılığa bu yönde iletilmiş yazılı veya sözlü bir şikayette iletildiği tarafımızca bilinmemektedir.Gerçekte mah
keme duruşma salonuna kameraları almak istese, veya sangı talebini kabul edip kamera alınmasını istese, mahkemenin bu işlemi nasıl uygulanacaktır, tarafımızca merak edilmektedir. kanımca Mahkemede Başsavcılık uygulamasının kendi görev alanına girildiği yorumunu yaymaktadır.Mevsim koşullarının kış olması nedeniyle basın mensupları gerçekte hiçbir koruması olmayan bina önünde saatlerce karda, yağmurda Beklemekte, mağdur olmaktadırlar.
Duruşmalarda aleniyet ilkesi ihlal edildiği için müvekkillerimiz mağdur olduğu gibi, dava açıldığına ilişkin basında yer alan haberlere karşılık müvekkillerimizin savunmalarının yer almaması nedeniylede kamuoyu eksik bilgilendirilerek müvekkillerimiz mağdur olmaktadır.
Bir vatandaş olarak, bilgilenme, haber edinme hakkımın ihlal edildiği de kuşkusuz geçerli bir yorum alacaktır.
V-TALEP:
Yukarıda anlatıldığı üzere ve resen nedenlerle...........
Adliye içinde, koridorlarında, girişte basın mensuplarının hukuki statülerinin ne olması gerektiği, girme, bulunma ve görev yapma esas ve usullerinin düzenleyici işlem niteliğinde belirtilmesi, en azından objektif kriterlerin tesbitinin anayasa, kanun, sözleşme hükümleri gereği konumuz örnek üzerinden, TESBİTİNİN yapılmasınıBir vatandaş olarak vede bir avukat olarak talep ederim.16/3/1999
Hacı Ali Özhan
hacialiozhan@hotmail.com----------------ana sayfa hacialiozhan@mynet.com
Not: Bu dilekçede
n sonra, İdare Mahkemesinde dava açılmış olup halen Danıştay da temyiz incelemesi aşamasındadır. HAÖ.