HacıAlinin websitesi

  • REFAHI KAPATAN GEREKÇELİ KARARIN ELEŞTİRİSİ
  • Hacı Ali Özhan.......14 ŞUBAT 1998 YENİ ŞAFAK yayımlanmıştır

    REFAH DAVASININ ESASTAN ELEŞTİRİSİ

    RP’ sinin kapatılmasına karar verilmesine ilişkin gerekçeli karar yayımlanmamış olmasına karşın, kısa karardan hareketle Başsavcılık ve Anayasa mahkemesinin iddia ve kararı hakkında naçizane görüşlerimi esasa girerek kararın sonucunun açıklanması ile, mahkeme karan hakkında görüş bildirmemiz Basın Kanunu'na aykırı olmayacağı gibi gerekçeli karardan sonraki görüşlerimi şimdilik çekincesi ile belirtmek istiyorum.

    Siyası parti kapatma davaları kendine özgü bir ceza davası, Anayasa Mahkemesi de bir ceza (dava) mahkemesi konumunda olup. CMUK usul hükümleri uygulanarak dosya üzerinde incelenip karara bağlanır.

    Başsavcılığın tedbir davası nitelemesine katılamıyorum. Çünkü hukukta tedbir davaları asıl, temel davanın içinde veya öncesinde geçici amaçlı olup bütün yargılama usullerinde temel davadan bağımsız değildir. Kendi başına tedbir davası olamaz, 'Tedbir' in kelime anlamından hareketle 'laik cumhuriyeti korumaya' yönelik tedbiren açılmış bir dava tanımlaması hukuki değildir. Hukukla böyle bir dava tanımı yoktur. Kaldı ki, davalı partilere ceza davalarına özgü bîr kısım usuli hakların tanınmasını engellemek amaçlı teorik ve soyut tartılmalarla dava tanımı yapmak sanıyorum ki hakkaniyete uygun düşmeyecektir.

    Ceza davalarındaki temel belge iddianame olup, orada belirtilen vakıalarla mahkeme bağlı olduğu gibi, 'Başsavcılık da vakıaları artıramaz. Ancak ek İddianame düzenleyerek aynı usulü İzleyip davasına devamı sağlayabilir. Kuşkusuz mahkeme vakıalarla bağlı olmakla birlikte, hukuki değerlendirmede bağlı değildir.

    Siyasi parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 2/2 maddesi gereği genel hukuk kurallarının yanında, CMUK hükümleri gereği lehte ve aleyhle bulun deliller toplanıp, parti çoğunluğunun amacının odak olma İddiası yönünden tespiti ve mümkün olabileceği kadar çok sayıda delil İncelenerek gerçeğe en yakın şüphe halinde dava açılmalıdır.

    iddianamede, partinin ve temsile yetkililerinin asıl amacının ne olduğu dikkate alınmadan yetkili ve yetkisiz Üyelerce basına yansıyan şekliyle yıllar öncesine ait münferit konuşmalar esas alınmıştır. Bu konuşmaların yapılıp yapılmadığı, hangi amaçla ne ortamda yapıldığı, kasıtlarının ne olduğu Başsavcılıkça yeterli derecede incelenmemiş aleyhle olan cümleler derlenerek RP'nin kapatılması davası açılmıştır.

    İddianamede belirtilen bir kısım üyelerin görüşleri dışında düşünceleri olan üye, milletvekili ve yöneticilerinin görüşleri partilerinin kapatılması davasında daha az önemli olamaz. Kaldı ki büyük bir kille partisinde değişiklik şekilde düşünenler olabileceği gibi yasaklı düşünceleri savunanları da parti disiplini İle engellemek mümkün olamayabilir. Disiplin hükümleri ile denetim zorlukları bir yana, iktidar gibi en güçlü konuma gelmiş, istediğini yapma şansını ele geçirmiş bir partinin bir yıla yakın iktidar faaliyetinden iddianamede tarikat şeyhlerinin Başbakanlık' ta yemeğe davet edilmesi dışında vakıa yoktur. Bir kısım milletvekilinin üç, dört yıl önceki konuşmaları İle Sn. Erbakan' ın 1991 yılında Sivas'ta yaptığı iddia edilen konuşmalar, sansasyonel yönü ağır basına yansıyan sekliyle derlenerek iddianame oluşturulmuştur. ' iktidardaki bir partinin kapatılması davasında asıl önemli olan hiçbir yoruma gerek olunmayacak İs yapma döneminin iktidar faaliyetleri olmalıdır, iktidardaki bir partiye muhalefet döneminin nedenleri ile dava açmaya hukuki ve iyiniyetli gerekçeler bulmak zordur.

    İddianamede dayanılan, 1995 tarihli Anayasa değişikliği ile 68 ve 69. maddelerin uygulanabilmesi için, mahkemece bu nitelikteki fiillerin İşlendiği bir odak olma haline geldiğinin tespiti gerekmektedir.

    Odak; merkez, kaynak anlamı taşıyıp aykırı fiiller yoğun ve sürekli bir şekilde davalı parti genel merkezinden kaynaklanmalı ve bu fiillerin işlenmesi merkez organlarınca amaçlanmalı, somut hareketlerle yönlendirilmiş ve desteklenmiş olmalıdır. Aykırı fiiller hakkında ceza mahkemesi kararlan. Başsavcılıkça çıkarma ve organlara el çektirme kararları sürekli bir şekilde tespit edilmiş, partinin bütününü kapsar nitelik ve yoğunlukta olmalıdır. Odak olma kavramı, tartışmaya. kuşkuya yer vermeyecek kadar açık, ağır, ciddi olmalı konuşmaların dışındı da subuta ermiş delillere dayanmalıdır. Anayasa koyucunun amacı budur.

    SPK' nın 103. ve l0l/d maddelerinde belirtilen, "üyelerin kesif bir şekilde aykırı fiillerin işlendiği mihrak haline gelme" tanımlaması ve bir dizi usule bağlanması hali 1995 Anayasa değişikliği ile getirilen odak olma kavramının tespiti tanımı Başsavcılıkça iddianamede ve sanıyorum mahkemece de benimsenerek Anayasa hükmü uygulanmıştır. Kısa karardan anlaşılabildiği gibi, basma yansıyan haberlerden de 103. maddenin iptal edildiği, iptal edilmese bile kanımca ‘ihmal’ edildiği düşünülmektedir.

    Anayasa üstün norm olarak uygulanacağı gibi, sonraki kanun olması nedeni ile de doğrudan uygulanabilir. Başsavcının bu konudaki görüşü ile 1970 tarihli Danıştay içtihadı ve 1962 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurul kararı isabetlidir. Ancak, Anayasa odak olma kavramını getirmesine karşın özel olarak tanımlamamış, unsurlarını belirtmemiştir.

    Dolayısı ile SPK' nın 103. maddesindeki odak olma halinin tanımlaması sayılabilecek nitelikteki kesif ve mihrak olma halini zimmen ortadan kaldırmamıştır. Anayasa değişikliği ile, Başsavcının iddiası gibi özel hüküm yoktur. Soyut tanım vardır. SPK' da ki özel

    Anayasadaki soyut hüküm birlikte yorumlanmalıdır. Çünkü birbirini kaldıran, çelişen değil aksine birbirini tamamlayan özel ve genel hüküm gibidir.

    'Kaldı kî, ceza hukukunun genel bir ilkesi olan 'tene kanun uygulanır* ilkesi de olayımızda geçerli okluğu gibi gözden kaçırılmıştır Başsavcılığın yorumu gibi düşünüldüğünde, sonraki kanunun »anık aleyhine olması halinde -bu sonraki kanunun Anayasa' da olsa sanık lehine olan Önceki kanunun uygulanmadı ceza hukukunun genel evrensel ilkesidir. Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, ancak sonraki kanun sanık lehine olduğu zaman uygulanmaz. Sanık aleyhine olan sonraki kanun değil, lehine olan önceki kanun uygulanır. Kısaca sanığın cezası sonradan ağırlaştırılamaz ancak hafifletilebilir. Sonra ki kanun Anayasa gibi üstün kanunda olsa bu genel ilke geçerlidir. AİHS' nin açık hükümleri de bu yöndedir. Başsavcılık görüşünün, Anayasa Mahkemesince benimsendiği izlenimi veren kısa karardan anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesi yanılgıya düşmüştür.

    Başsavcılık, Anayasa Mahkemesi'nin öğretim kurumlarında başörtüsü takılamayacağına ilişkin karara karşılık "RP' nın tüm yöneticileri başörtüsü ile eğitim görmenin anayasal bir hak olduğunu iddia ederek halkı kışkırtmış, eylemler düzenlenmiş olup yalnız bu konudaki eylemler, konuşmalar bile RP'nin laikliği aykırı eylemlerin odağı haline geldiğinin kabulüne yeterli olduğunu" iddia etmiştir.

    Öğretim kurumlarında. başörtüsü ile bulunmanın Anayasa Mahkemesi'nce laikliğe aykırılık tespitine rağmen, RP'nin mahkeme gibi düşünme, yorumlama zorunluluğu yoktur. Ancak mahkeme kararlarına uymak zorundadırlar. Bu konudaki karşı düşüncelerin açıklanması, yasa değişikliği amaçlı toplantı, yürüyüş ve benzeri eylem düzenlenmesi anayasal düşünce ve

    örgütlenme özgürlüğüdür. Bu konudaki eylemler yaygın olmakla beraber düşünce açıklamanın dışına çıkılmamıştır. Başsavcılıkça düşünce açıklamak propaganda ve örgütlenme hakkı ile suç unsurlu eylemler karıştırılmıştır. Kaldı ki, hukuk tekniği açısından her dava tarafların doğrudan bağlayacağı gibi dava konusu, amaç ve kapsamı ile sınırlı olup genişletici yorum, kıyas yöntemi uygulanarak benzetmeli yorumlar yapılamaz.

    Bu konuşma yasama dokunulmazlığı kapsamına giren yasama faaliyeti olduğu kadar bir görevin ifasıdır. Bir siyasî parti genel başkanı, bu ve benzeri önerilerini Öyle bir toplantıda söylemeyecek de nerede söyleyecektir? Ayrıca, tamamen Anayasa ve kanunlar çerçevesinde anayasa dışı görüş açıklama olup siyasi parti yasaklarına a aykırılık yoktur. Görüşleri doğrultusunda anayasa değişikliği içermektedir. Bir siyasi parti, demokrasinin işlemesindeki rolü gereği Anayasa dışı bîr talebi, hatta Anayasaya aykırı bir talebi de savunabilmeli, kanunlarda belirtilmemiş bir hakkı, yanlış sınılanları savunma hakkı olmalı ve doğruya millet karar vermelidir. Anayasa çerçevesinde. Anayasa kadar düşünmek fiilen zaten mümkün olmadığı gibi Anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesi dışındaki hükümlerinin değiştirilebileceği hükmüne de aykırıdır. Demokrasilerde siyasi partilerin kapatılmaması görüşü yanında, dava konusu fiilin Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırılık ile siyasi parti yasaklarına aykırılık hali birbirinden önemle ayırılmalıdır.

    Sn. Erbakan’ ın Meclis, grup toplantısında 1994 yılında yaptığı konuşma bütünlüğü içerisinde asıl amacının mutlaka iktidara gelecekleri inancında olduğunu "...Türkiye'nin şu anda bir şeye karar vermesi lazım... Altmış milyon buna karar verecek..." cümleleri ile de millet olarak doğal olarak seçimlerde karar verileceğini belirtmekledir. Refah Partisi siyasi görüsünde olmadığım halde, objektif olarak Sn. Erbakan' nın asıl amacının bu olduğuna inanıyor, bir kısım kelimelere maksadını aşar vurgular yaparak yanlış anlamaya neden olduğunu düşünüyorum.

    Bir Başbakan' ın görevi ve toplumun bir gerçeği gereği, tarikat şeyhleri de dahil her kesimle görüşmesi doğal olup misafirlerinin kıyafetlerine karışamayacağı en azından görgü kuralları gereğidir Kaldı kî bunun denetimi yasama organını ilgilendirip, yargı alanı dışındadır. Devlet tarikat şeyhleri de dahil her vatandaşına İtibar göstermeli, toplumsal realiteleri kabul edip, medenî ilişkilerin esirgenmesi yanlıştır.

    Sn. Ahmet Tekdal' ın 1996 yılında basında yayımlanan çok önceki zamana ait konuşmasında, hak nizamı için partisinin desteklenmesini propaganda etmektedir. Konuşmasının içeriği ve bütünlüğünde kanuna aykırılık yoktur.

    Sn. Şevket Kazan' ın birey veya Adalet Bakanı olarak partili bir belediye başkanını tutuklanmasında. cezaevinde ziyaret etmesinin mahkeme kararını protesto şeklinde değerlendirilmesi tek açılı ve önyargılı bir yorumdur.

    Sn. Şükrü Karatepe' nin konuşması ürerine Kayseri DGM Başsavcılığı'nca soruşturma başlatılmış, bilirkişilerce hazırlanan ve suç unsuruna rastlanılmayan raporlar Başsavcılıkça benimsenerek takipsizlik kararı verilmiştir. Bu karardan basın organları bilirkişilere hakaret derecesinde sıkça bahsetmiş olup Başsavcılığın duyumu dışında olamaz. Başsavcı iddianamesin de, davalı parti lehine yorumlanabilecek takipsizlik kararından bahsetmemesine karşın, bir başka konuşmada (İddianame 6/B7) suç unsuru bulan bilirkişi raporundan genişçe bahsetmiştir

    Sn. Şevki Yılmaz' a ait 3 konuşmadan birisi içir video kaset delil gönderilmiş diğer iki konuşma için delil gösterilmemiştir. Video kaset kesin delil olmadığı gibi, konuşmalar hakkında kesin hüküm bulunmamasına karşın Sn. Şevki Yılmaz re'sen dinlemeye sözlü açıklamaya çağrılmamıştır. Yine sözü edilen konuşmalar 1995 Anayasa değişikliğinden önce yapılmış olması nedeni ile ve RP' yi temsile yetkili bulunmaması nedeni ile mutlaka 103, 101/d maddesinin uygulanması gerekirdi.

    1991 Tarihli Sivas'ta Sn. Erbakan' ca yapıldığı iddia edilen konuşma için Sn. Güven Rrkaya' nın MGK' de yaptığı konuşmaya atfen gazetelerde yer alması dayanak gösterilmiştir. Sözlü açıklamada savcı aynen "Ben bu konuşmanın MGK'da okunup okunmadığını, Oramiral Güven Erkaya' dan sordum 'Okuduğunu, Erbakan'ın konuşmayı inkar etmediğini, başını Öne eğmekle yetindiğini söyledi' şeklindeki bir anlatım ve iddia hukuki olamaz. Hukuka aykırı elde edilmiş delile dayanılamayacağı gibi böyle bir iddia hukuken ne kadar ciddi olabilir?

    Bir yıllık iktidar faaliyetlerinde bile, partisinin görüşlerini doğrudan uygulamakta tereddüt etmiş bit partinin, muhalefet dönemi konuşmaları, kanuni eylemleri neden gösterilerek kapatılma davası açılması kanımca. Başsavcılığın RP'nin anayasal düşünce ve eylem hakkının kullanılmasının demokrasiyi darlaştırarak yorumlamasından kaynaklanmakladır Kaldı ki, iktidara gelmiş bir parti doğaldır ki görüşleri, inançtan gereği kanun çıkaracak ve uygulama yapacaktır Bunun suçlanması düşünülemez. Kimse RP' den iktidara gelince, kendi düşüncelerini unutup bir başka partinin düşüncelerini uygulamasını bekleyemez. Bu doğal hoşgörü demokrasinin gereğidir. Anayasanın 153. maddesi. Anayasa Mahkemesinin kararlarının gerekçesi yazılmadan «çık lana mayaca gına amiri l ir. Sonuç bildirme tanımı ite yapılan açıklama Anayasaya aykırı olmakla beraber isabetli bîr uygulamadır. Ancak gerekçeli kararı, gerçekte yalnızca daktilo edilmesi olmasının yanında sonuçlan itibari İle makul bir sürede açıklanması gereklidir.

    Kararın yürürlüğü Resmi Gazete yayımı ile başlayacağından bu tarihten önceki alınmış Bakanlar Kurulu Kararı ile Maliye Bakanlığı'nın mallarının tespiti v.b. işlemleri Anayasaya aykırıdır. Kararın yayım gününe kadar RP'sinin tüzel kişiliği devam etmektedir Şimdiye kadar uygulama böyle olmakla beraber. Anayasaya aykırı bu uygulama RP ye karşı yapılamaz. Kaldı ki kararın yayımının uzaması örneğin 6 ay gibi zaman alması halinde bu yanlışlık açıkça görülecektir. Bakanlar Kurulu'nün aldığı karar,Anayasaya aykırı olup yargıya gidilebilir.

    14 ŞUBAT 1998 YENİ ŞAFAK yayımlanmıştır.

    Hacı Ali Özhan

     <hacialiozhan2000@yahoo.com> <hacialiozhan@mynet.com>
    1