HAZIR YAPIM DEPREM İSTER MİSİNİZ?

Armagedon - Apokalipse ve son olarak HAARP gibi ilginç başlıklar taşıyan kitaplarla okurların karşısına çıktınız? Sizi bu şekilde üçü de birbirinden ilginç konuları içeren kitapları yazmaya iten sebepler nelerdir?

Bu üç kitabı dikkatli bir gözle incelediğiniz zaman sanki birbirleriyle bağlantılı, birbirlerinin devamı gibi gözüküyor. Üç kitabımızda ayrı ayrı konularda yazılmış, özellikle Armagedon siyasi yönleri ağır basan bir kitap; özetle ‘yeni dünya düzeni’ konseptinin 1990’lı yıllardan sonra, Körfez Savaşı sonrası Ortadoğu’da çizmiş olduğu harita ve bu harita içerisindeki Türkiye’nin konumu, karşı karşıya kaldığı problemler ve bu problemlere gösterdiği direnç karşısında özellikle ABD’nin Türkiye’ye yönelik yürütmüş olduğu operasyonel faaliyetlerle ilgili bir kitaptır. Bu kitabı farklı kılan en önemli özellik 1997 yılında, yazıldığı o dönemde, hemen hiç kimse tarafından bilinmeyen konulara değinmiş olmasıydı. Hatta kitap için“Bir komplo teorisi” diyenler olduysa da, kısa bir süre sonra bunun fazlasıyla gerçekleri yansıttığı ortaya çıktı ve Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte kitapta sanki hayal gibi gözüken unsurlar fazlasıyla anlam kazandı. Kitap 5-6 ayrı davadan yargılandı. Askeri mahkeme, ağır ceza mahkemesi, DGM ve Asliye hukuk cezalarında yargılandık ve sonrasında beraat edip yeniden okurlarla buluştu.

Yargılandığınız bu mahkemelerden nasıl beraat ettiniz?.

Bu davalardan beraat etmemizin en önemli sebebi öncelikle savunduğumuz şeylerin gerçeklere ışık tutması ve vatansever bir perspektifle yazılmış olmasıdır. Zaten “Armagedon”un davasını yürüten -hakim ve savcılar tarafından da bunlaar ifade edildi. Kimilerince 28 şubat sürecinin yoğun olduğu bir dönemde böylesine oldukça sert birtakım argümanlar içerdiği ifade edilmiş olması kitabı farklı kılan önemli kılan unsurlardan bir tanesiydi. O dönemlerde Çevik Bir Genel Kurmay 2. Başkanıydı ve Çevik Bir’le ilgili daha sonra anlam kazanan bazı argümanlar vardı. Dolayısıyla Armagedon 28 Şubat süreci dendiğinde o süreci çok fazla etkileyen bir kitap oldu. Bu çok önemli insanlar tarafından ifade edildi, mesela Nazlı Ilıcak benim Askeri Mahkeme'ye verdiğim savunmayı meclis kürsüsünde okudu ve fotokopilerini millet vekillerine dağıttı. Kitap yasaklıyken fotokopileri Mecliste milletvekilleri tarafından dağıtıldı ve 28 Şubat dönemine ismini verenler bu kitaptan fazlasıyla yara aldılar. Gerçi ben böyle bir amaçla yazmadım ama bir kesimin en güçlü olduğu dönemde çok belki de pervasızca denebilecek bir şekilde böyle bir kitabın ortaya çıkması daha sonra bazı taşları yerinden oynatacak kadar önemli argümanlara sahip olduğunu ben de daha sonra farkettim; “Ya ben ne yapmışım aslında farkında değilmişim” dedim.

Açılan davalardan beraat etmenizde kitaplarınızı yazarken belgelere dayanarak yazmanızın bir fonksiyonu var mı?

Tabi tabi. DGM’de zaten bu gizli belgeleri ifşa ettiğimiz için yargılandık. Bu belgelerin ifşası suç kapsamındaydı. Ama biz bunu neden yaptığımızı açıkladık. belgelerin gizli olduğunu inkar etmedik bilgi ve belgeler gerçekten gizliydi. Basın kanununda bu belgelerin açıklanabilmesi için üç koşulun oluşması gerekir; haberin gerçek olması, haberin aktüel olması, bir de kamu yararı gözetilmesi gerekir. Bu üç koşulda oluşursa beraat etmeniz mümkündür. Bizim açımızdan bakıldığında zaten bu üç unsur da oluşmuştu.

Peki basında özellikle kamuoyunda bu kadar genç yaşta belgelere dayalı bir kitap yazmanız nasıl karşılandı?

Yani, “bu yaşta bu belgelere nasıl ulaşabilirsiniz? Böyle bir kitabı nasıl yazarsınız? Sizi destekleyen birileri mi var? Arkanızda kim var?” şeklinde sorular gelmedi değil. Bence kendine güvenmesi gereken en güçlü insanlar genç insanlardır. Ben çok genç yaşta çok büyük işler yapılabileceğine inanan bir insanım. Bu tür olumsuz şablonlardan kurtulmak gerekir. Bize her zaman Fatih Sultan Mehmet’in genç yaşta ne kadar büyük işler yaptığı söylenir, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatına baktığımız zaman onun da en genç generallerden olduğunu ve önemli işler yaptığını biliyoruz.

Belki de psikolojik bir durum; belgelere dayalı kitapların yazılmasını daha olgun ve tecrübeli isimlerin yazılması belleklerimize yerleşmiş olmasından kaynaklanıyor. Gerçekten bu belgelere ulaşmak bu kadar kolay mı? Nasıl başardınız.?

Ben yapabileceğime, bu bilgilere ulaşbileceğime inanıyordum. Bu bilgileri bir araya getirebilmenin çok zor olmadığını zaten biliyordum. Allah’ın da yardımıyla kendime güvendim. Benim gözüme o kadar zor gözükmedi, inandığım şeyleri yazdım ben o kitaba, yazdıktan sonra ne kadar zor bir iş yaptığımı farkettim. Daha kitap çıkmadan mahkemelere vereceğim savunmaları hazırlamıştım. Sadece bir davayı hesap edememiştim o da Askeri Mahkeme....Neticede oraya gerekli savunmalarımı sundum. Bana çok yadırgayıcı geliyor “23 yaşında böyle bir şey nasıl yapılır, belgelere nasıl ulaşabilir” gibi söylemler. Uğur Mumcu’ya veya Emin Çölaşan’a bir bakın, köşe yazarlığına kaç yaşlarında başlamışlar. Gerçeklerden korkmadan ve çekinmeden yazmak en önemlisi azimle beraber çalışmak gerekiyor. Haber kaynakları ve bilgi akışını iyi takip etmek gerekiyor. Bazen bir gazetenin en küçük haberi aslında o gazetenin veya tüm gazetenin en büyük haber kaynağı olabiliyor.

Mesela örneklendirirsek.....

Son kitabımız "HAARP Kıyamet Teknolojisi" yazılması Hürriyet Gazetesinde depremden yaklaşık dört gün sonra çıkan sol alt köşede ki çok küçük bir haberdir.Haber şuydu; “Milli istihbarat Teşkilatı Türk Telekomun Pentagon’a Türkiye’nin sismik bilgilerini ileten ABD üssünün iletişimi kesti”...Küçücük bir haber. "Neden?" sorusu gündeme geldi. Neden Türkiye Cumhuriyeti "İstihbarat Servisi Türk Telekom aracılığıyla en yakın müttefikimize Türkiye’nin sismik bilgilerini yollayan üssün iletişimini kessin?" diye bir soru sormak durumunda değil miyiz? Bence bu çok büyük bir haberdi ama konjöktür gereği bu kadar yer alabilirdi. Ya haberi veremezsiniz ya da küçücük bir şekilde verirseniz önemli olan o bilginin bir şekilde bilginin muhatapların ulaşmasıdır. Bazı bilgiler herkes için yazılmaz, bazı kitaplar herkes için yazılmaz. Armegedon’un yazıldığı kitle farklıdır; Apokalipse’nin farklıdır, HAARP’inki farklıdır. Zaten HAARP'in önsözünde öncelikle kimlere yazıldığı bellidir. Çok teknik bir kitaptır. Herkesin anlaması zor ama herkesin anlayabileceği şeyler çıkar mutlaka...

Evet kitabınızın önsözünde belirttiğiniz gibi teknik bir kitap. Bir de kitabınızda HAARP isminin bir proje ismi olduğundan söz ediyorsunuz; bunu açılımını söyleyebilir misiniz?

Tabii ki “HAARP ingilizce bir kurum adının kısaltılmış hali (High Frequency Active Aurorel Research Program)” isminin baş harflerinden oluşan yüksek frekans araştırma programı çalışmalarının yürütüldüğü ABD’nin gizli askeri projelerinden birisi. Aslında Türkçe’ye tam olarak tercüme edilemiyor. Çünkü bazı kelimelerin Türkçe karşılığı yok. Frekans geçmiyor ama frekansla ilgili bir çalışma. 1993 yılında resmen Amerikan senatosunda onaylamasıyla iyonesfer tabakasında çalışmalar yürütmeyi hedefleyen PENTAGON tarafından Alaska'daki askeri üsde konuşlandırılan bir projedir. Bu projenin sahipleri bu projenin ortaya çıkışıyla ilgili olarak öncelikle şu hedefleri güttüklerini söyledi: “Yeraltı tomografisini araştırmak, tünelleri, hazineleri, barınakları tespit edebilmek; ikincisi, çok derin sulardaki denizaltılarla iletişimi sağlayabilmek istenildiği zaman askeri hedefler olarak ülkenin iletişimi kesebilmek askeri iletişimi kesebilmek. Nükleer füzelerin elektromanyetik etkilerini bertaraf edebilmek...” gibi sayabileceğimiz hedefleri olduğunu söylediler. Projenin bu tür amaçlar gütmesinin yanısıra çok büyük yan etkileri olduğu, istendiği takdirde askeri hedefler haline gelebileceği de söz konusu. Amerika'da ilk olarak Dr. Nick Begich yazdığı “Angels Don’t Play This HAARP” tercümesi “İyiler HAARP’i Kullanmaz” isimli bir kitabı çıktı ilk öncü kitaptır.. HAARP karşıtı kamuoyu oluşması açısından Dr. Nick kitabında diyor ki; “Bu proje iklimleri değiştirebilir, kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir, ozon tabakası ile oynayabilir. Daha da önemlisi deprem yapabilir. insan zihninin aktiviteleri ve zihinsel faaliyetlerini etkilebilir. Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir...” Çok az bir fizik bilgisiyle yaklaştığınız zaman biyolojik etkilerininde olabileceğini vahşi yaşamı nasıl etkileyebileceğini Dr. Cletus Kanevy’in bu konuyla ilgili çok önemli görüşleri var kitabımızda. İyonesfer tabakasında yaklaşık üç milyar wattlık bir enerjiyi depolayabilecek yaklaşık 180 adet anten yaklaşık 72 fit yüksekliğinde kule de diyebileceğimiz antenler inşa edildi. Bu üs atmosferin istediği noktasında enerji yumağı oluşturabiliyor. Enerjiyi istediği yere odaklayabiliyor. Elektromanyetik dalgaların frekanslarıyla oynuyor; zaten depremlerin doğasına baktığımız zaman elektromanyetik bir tarafı olduğunu görüyoruz. Son olarak sık bir şekilde uçak kazaları gündeme gelmeye başladı.

Tüm bunların HAARP projesiyle bağlantılarının oluduğunu söylüyorsunuz.

Evet özellikle 98’den bu yana istatistiklere baktığımızda dünyanın depremlerde sarsıldığını görüyoruz. Çok kolay bir kehanette bulunabilinirim ki bundan 3-4 gün sonra deprem olacak çünkü dünyanın herhangi bir yerinde zaten deprem olacak! Çünkü bunun istatistiği ortada; geliyorsun geliyorsun aynı nokta... Ahmet Mete Işıkara’nın açıklamaları hiçbir doğruyu yansıtmıyor, insanları aptal yerine koyuyorlar. Diyorlar ki “zaten bu depremler oluyordu da biz bunun farkında değildik.” Yok öyle bir şey! İstatistiklere, bakın 99’a kadar tamam depremler oluyordu ama aralıklarına bakın. 99’dan sonra bütün dünya sallanıyor o zaman bir genelleme yapabiliriz. Dünya 99’dan sonra depremlerle sarsılmaya başlamıştır. Deprem süreci başlamıştır. Bu konuda hiç kimsenin şüphesi olmadığını düşünüyorum. Uçak kazalarındaki artışla da bir paralellik var. Bu kitapta bu kazalar konusunda da bilgiler var. HAARP’in etkilerinden biri de uçak motorlarının HAARP’in yaymış olduğu elektromanyetik ELF dalgalarından kaynaklanan bazı sistemlerinin motorları çalışmaz hale getirdiği vurgulanıyor. Bunlar Amerikan basınında geniş olarak yer almıştır biz de o alıntılardan yola çıktık. Çok önemli ayrıntılar var kitabımızda; mesela 74. sayfasında olduğu gibi. Kitabımızda HAARP’in hava yolculuğunu etkileri bölümünde uçak kazalarının istatistikleri, kitabımızın 57. sayfasında 1998 yılının şüpheli uçak kazaları bölümünde yer almaktadır. Bunlar hem ilginç hemde gariplikler arzeden kazalardır.

Gölcük depremine gelirsek.....? Gölcük depreminde ben HAARP adını daha duymamışken, bu tür bilgilere sahip değilken, depremden bir iki dakika sonra bu depremin normal olmadığı hissine kapılmıştım.

Sözünüzü kesiyorum bu kitab depremden önce mi yazmaya başlamıştınız.?

Hayır deprem gecesi depremle ilgili şüpheye kapıldıktan sonra başladım. Şüphelenmem için önemli veriler vardı? Bana göre çok önemli gözüken belki bir başkasının göremediği veriler. Dedim ya Hürriyet’in o küçük haberi ben bunu sorarım niye böyle bir şey olsun. Garip değil mi? Korkunç muazzam büyük bir atış topunun gözükmesi, Gölcük’ten-Avcılara kadar uzanan göğü aydınlatan bu ateş topu neydi? Bilimadamları dedi ki deprem ışıması, nedir deprem ışıması? Neden diğer depremlerde gözükmüyor çok komik açıklamalar. Ve bu deprem ışımasıyla ilgili bambaşka bir yorum ve en bilimsel yorum şudur; “iyonesfer tabakasında ki sabit dalgaların frekansını birdenbire değiştirirseniz bu HAARP teknoloji vasıtasıyla bir plazma ortaya çıkıyor”. Gökten yere doğru boşalan ateştopu denilen şey yerden göğe çıkmadı bizlerin doğru gördüğü gibi gökyüzünden iyonesfer tabakasından yeryüzüne boşaldı. Gölcüğe boşaldı. Gölcük depreminin merkez üssü Gölcük Karargah Donanma Komutanlığının karargah binasının tam altıdır. Askeri bir üs askeri bir hedef sanki..... Sonra Amerikalılar bunu neden yapsın 1992 yılında bizim muavenet gemisini kasıtlı bir şekilde vurdularsa çok kozmik kapılar var hepsi geçilmiş Muavenet gemisinin vurulmasına kaza diyorlar, geçmiş dönemde kaza olmadığını da açıklamıştım. Türkiye Başbakanı ABD'ye gittiğinde CNN muhabiri “bu depremi PKK yapmış olabilir mi?” demiştir. Bülent Ecevit “sanmıyorum” gibi son derece ilginç soru işaretlerine neden olabilecek bir cevap vermiştir. “Sanmıyorum!” bu da bana ilginç gelmişti. Neden ABD Türkiye’ye yaklaşık 5.000 kişilik personeli olan dünyanın en büyük uçak gemilerinden hastane gemisini Marmara’ya gönderdiğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti en azından nezaketen tek bir hasta bile göndermemiştir?. Neden Sağlık Bakanı Osman Durmuş “Ben bu yabancılara tek bir hasta bile vermem ve onlardan bir kan dahi almam” gibi agresif tavırlar sergilemiştir? Neden İsrail’in göndermiş olduğu teknik cihazlar haftalarca gümrükte bekletilmiştir ve Türkiye’ye girememiştir? Daha biz ne olduğunu bile anlamadan ABD gemisi Marmara Denizi’nde araştırmalar yaptığı halde, Rus gemisi araştırmalar yaptığı halde, neden Türksat saatler sonra bölgeye girebilmiştir?. Bunu ilk ben mi sordum; hayır... Sadece ilk düşünenler arasındaydım. Bu konuyu ilk Türk basında yazan şüpheleri olduğunu söyleyen Fehmi Koru’ydu. Taha Kıvanç ismiylede yazdı. Sonra Can Ataklı “Sismik Bomba” şeklinde yazdı. Sonra en ciddi yazıyı Sedat Sertoğlu yazdı. Çünkü en ciddi bilgileri o almıştı. Kızı Amerika’da önemli bir devlet kuruluşunda çalışıyor. HAARP ismini ilk olarak o kullandı. Ben yapılan haberleri araştırıp kitap yaptım. Bilimsel bir çalışma oldu.

Bu konuyla ilgili “Komplo Teorisi” isimli bir de film var. Bu filmden de etkilendiniz mi?

Tabii ki etkilendim bunu küçümsemeyin eğer birileri bunu filmlere aktaracak vizyona sahiplerse bunun mümkün olabileceğini düşünmek gerekiyor. Bu film enteresandır; filmde 7.4, Türkiye’deki depremin şiddeti 7.3...Hemen hemen tıpatıp aynı tarihler...Enteresandır başkanın Türkiye’ye gelmesi, ikinci depremin tasarlanması... Filmin senaristi çok zeki bir adam, çok iyi takip ediyor. Devlet içerisinden bilgi almış kamuoyuna takip etmiş.

Yani ABD filmini tüm dünyaya izletti ve peşinden de suni deprem uyguladı mı diyorsunuz?

Bunu net olarak söyleyemiyorum. Sadece film tuttu. Yani senaryo gerçek oldu. Filmin senaristi gerçeklerden yola çıktığı için senaryo tuttu. Daha ilginç gelecek; bu deprem teknolojisi aslında 100 yıldır tartışılan bir konu. Nikola Tesla yaklaşık 400 km. alan içerisinde uçakların motorlarını atmosferde yakmayı hedefleyen bir proje 1930'lu yıllarda ABD’ye sunmuş gündeme getirmiş.

HAARP amaçlarına ulaştım sizce…...

Büyük oranda ulaşmak üzere projenin gerçekleşmesi için henüz iki yıl gibi bir zaman var. Çalışmalarına ara vermiş değil. Dünya haberlerini takip ettiğinizde bunları görmeniz mümkün. İklim değişiklikleri, son 1-2 yıldır yaşanan yangınlar, seller, ekolojik sistemin bozulması, garip birtakım olaylar ve depremlerin projeyle ilgili olabileceğini çok insan söyledi. Bilimadamları söyledi, ben bu görüşlerini derledim. Özellikle ABD’de yapılan tartışmaların bir dökümünü çıkarıp kitaplaştırmak oldu.

HAARP’in bundan sonraki bizim üzerimizdeki etkileri neler olacaktır?

Proje eğer sağlıklı insan ve eller tarafından kontrol edilemezse, iklimler konusunda yaşanan bu problemlerin ciddi boyutlara ulaşacağını, depremlerin şiddetinin artacağını ve garipliklerin yaşanacağını göreceksiniz. Mesela İran’da toprak yanıyor veya Kahramanmaraş’ta bir göktaşı patladı. Belediye başkanı açıklamalar yaptı, Kanal 7 bunu verdi.Ama hepsi es geçiliyor, ertesi gün unutuluyor; ben bunu algılayamıyorum. Gökyüzünde bir patlama oluyor ortada hiçbir şey yok gibi insanlar normal yaşamlarına devam ediliyor.

Bizi izlemeye devam edecekler mi?

Evet bir film senaryosu üzerinde çalışıyorum.Kitapla olabilir, filmle olabilir ama kitabımızda son sözümüz olan “Bizi izlemeye devam edin” diye bitirmiştik; bu yönde izleyecek çalışmalarımız olacak.