İÇİNDEKİLER

 

SAVAŞ    GÜNCESİ

 

 

Reha Ülkü

 

 


İÇİNDEKİLER

 

Önsöz

 

0.     6 Şubat 2003

1.       27 Şubat 2003

2.       3 Mart 2003

3.       9 Mart 2003

4.       10 Mart 2003

5.       11 Mart 2003

6.       12 Mart 2003

7.       13 Mart 2003

8.       14 Mart 2003

9.       15 Mart 2003

10.   16 Mart 2003

11.   17 Mart 2003

12.   19 Mart 2003

13.   20 Mart 2003

14.   21 Mart 2003

15.   23 Mart 2003

16.   24 Mart 2003

17.   25 Mart 2003

18.   26 Mart 2003

19.   28 Mart 2003

20.   30 Mart 2003

21.   31 Mart 2003

22.   1 Nisan 2003

23.   2 Nisan 2003

24.   3 Nisan 2003

25.   4 Nisan 2003

26.   11 Nisan 2003

27.   14 Nisan 2003

28.   15 Nisan 2003

29.   16 Nisan 2003

30.   17 Nisan 2003

31.   20 Nisan 2003

 

Sonsöz

 

Ekler

 

·         Son 500 Yılın En Savaşçı Devletleri

·         Savaşlar ve Ölüler

·         Devrimler ve Ölüler

·         Türkiye’nin 20. Yüzyıl’daki Savaşları

·         Türkiye Cumhuriyeti’nin İsyanları ve İç Savaşları

·         Türkiye Cumhuriyeti’nin Askeri Darbeleri

·         Metinlerin İnternette Yayınlanma Tarihleri

·         Dizin

 

ÖNSÖZ

 

Belgesel Sinemacılar Birliği, ‘artık savaş belgeseli yapmak istemiyoruz’ sloganı ile davranmışlardı. Bu tavır bana saçma geliyor. Savaşları azaltmanın bir yolu elbette olmalı ama bu değil ki şimdiye dek işe yaramış olması gerekirdi, çünkü başkaları da aynı savı kullandı.

 

Onların tersine, savaşı yazmayı, yani belgesel olarak yazmayı hep istedim. 40 yaşımdan sonra içimden savaş muhabiri olmak bile geldi. (Burada bir şerh: Dünyadaki en ünlü savaş fotoğrafçılarından bir bölümünün aynı zamanda moda fotoğrafçısı da olması, en az savaş çıkarmak denli faşistçedir. Bu savın kanıtlama açılımını Diane Arbus verdi.) Sonuçta, bir savaş güncesi yazabildim. Bu da bir çeşit belgesel sayılmalı.

 

(Bakıyorum da, Türkiye’deki savaş muhabirlerinin tamamından daha iyi konumdayım. Ya apartman çatısında jip bekliyorlar, ya da embesil sorularla hiçbirşey anlattırılmıyorlar.)

 

Hiçbir savaş diğerine benzemiyor. Şimdiye dek hiçbir savaşa on milyonlarca kişi karşı çıkmamıştı. (Sıra, ‘yaşama hakkı’ olarak asker kaçaklığında.) Bunun savaşı ne zaman durdurabileceğini ilk kez şimdi görebileceğiz ki belki de durduramayacak.

 

Kişisel tavrım, otopsi yapan patalogun elde edeceği bilgilerle koruyucu hekimlik uygulanabilmesi. ABD’nin kudurmuşluğunu biz önleyemiyoruz ama belki gelecekte birileri bunu başarabilir diye veri topluyoruz.

 

Savaş güncesinin ne zaman tamamlanmış olacağını henüz bilmiyorum.

 

(Mart 2003)


06.02.03, 18:15, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 0

 

Bugün Türkiye’nin savaşa gireceği kesinleşti. Önümüzde henüz bir çok bürokratik prosedür varsa da, hükümet ve iktidar partisi tavrını savaştan yana koydu.

 

43 yıllık yaşamımda ve 80 yıllık cumhuriyette, 1950 Kore, 1974 Kıbrıs, 1991 Körfez, hatta 1984-1999 PKK, 1993 Somali, 1995 Bosna, 2000 Kosova savaşları dahil edilse bile, bu ilk gerçek savaş. 1980-1992 yılları arasında trafik kazalarında 255.000 kişi ölmüş. Oysa, sözü edilen durumların toplamında bile, bu kadar insan ölmedi. Şimdi muhtemel ölü sayısı ise, yüz binlerle ifade edildi.

 

Bir de göçler var. Milyonlarca kişi Türkiye’ye ve Türkiye’den göç etti. (1980’de İran’dan her yere transit 900.000, 1989’da Bulgaristan’dan 300.000, 1992’de eski Doğu Bloğu ülkelerinden 900.000, 1993’te Irak’tan 300.000.) İç göç de 2-3 milyon kişi arasında. Bu kez ne olacağı belirsiz.

 

Katliam derdi de var. Geçmişte Halepçe katliamı var. Gelecekte daha beterleri de beklenebilir.

 

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, sivil toplum örgütleri hep birlikte ve açıkseçik olarak savaşa karşı tavır koydular. İktidar seçkinlerinden medyada bile tavır kondu.

 

Ancak, savaşta öleceklerden bir tepki gelmedi. 1981-1990 doğumlular ölümün ağzında duruyorlar. İlk etapta 10 ila 100 bin kişinin öleceği resmen açıklandı ve kabullenildi.

 

Durumdan yeis duymuyorum. Yeni yılda tutumumu değiştirdim. Trajedi artık komediye dönüştü. Seyrederim ve yazarım.

 

Tarihçesel durumun açılımları sürecek.

 

·          

 

Basında en başından beridir savaş lehtarlığı yapan, bir Radikal köşe yazarına gönderdiğim e postanın içeriğidir:

 

“Sayın Yiğit Bulut,

 

Başından beridir, savaş çığırtkanlığı yapıyorsunuz. Hele hele, bundan kar etme yolları aramanız, binlerce kişinin yaşama hakkını gasptır.

 

Türkiye’nin Irak’a girmesi, ekonomik bir olgu değildir, askeri bir olgudur. 1984-1999 yılları arasında 100.000 kişiyi yitirdik. 2003-2018 yılları arasında 1 milyon kişi yitirebiliriz. İnsanların canları ekonomik olgu değildir. O kadar meraklıysanız, kendi canınızdan vazgeçin.

 

ABD’nin Türkiye’de propaganda için gazeteci satın aldığını ABD gazeteleri yazdılar. Sizin gibilerin satın alınmasına gerek yok. Gönüllü ve bedava olarak ABD çıkarlarını savunuyorsunuz.

 

Bir okur olarak, sizi ve sizin gibileri protesto ediyorum.”

 

·          

 

27.02.03, 18:35, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 1

 

1 Mart 2003 günü TBMM savaşa girme kararı alacak ve ben de efemera fuarında satış yapıyor olacağım. Bir de, bilimkurgu roman okuyor...

 

Momentlere bakar mısınız?

 

Erbakan’ın siyaset yasağı, 22 Şubat günü bitti ve aynı gün oğlunu 5 yıldızlı otelde evlendirip, 7 yıldızlı otelde balayına yolladı. Ertesi günü, AKP’deki (eski) Milli Görüş’çüleri partisine (yani SP’ye) geri çağırdı.

 

1 AKP milletvekili, 25 Şubat günü, her durumda savaş tezkeresine ret oyu vereceğini açıkladı.

 

Başbakan yardımcısı Yakış, 26 Şubat günü aslında bakanlıktan istifa edeceğini ama zaten Mart’ta hükümet değişeceği için, yapmadığını söyledi, ancak partiden istifanın sözünü etmedi.

 

9 Mart’taki Siirt seçimleri tekrarı listeleri kesinleşti. Erdoğan’cım Meclis’e ve başbakanlık koltuğuna kavuşacak.

 

HADEP kapatılma davası görüşülüyor.

 

ANAP hakkında kapatılma davası açılması için suç duyurusunda bulunuldu.

 

AKP’deki eski ANAP’lılar savaşa olumlu bakıyor. Seçimden önce de, olumlu bakıyorlardı.

 

DYP, yani Ağar savaşı destekliyor.

 

CHP, 27 Şubat günü, ret oyu için oybirliğiyle grup kararı aldı.

 

Tezkerenin görüşüleceği gün, Ankara’da 100.000 kişilik ‘savaşa ret’ mitingi yapılacak.

 

TBMM’de 3 parti oldu bile. 4. (SP) yolda... CHP çatlar, 5 olur. Bağımsızlardan biri kıvırır, 6 olur.

 

Yerel seçimlerde AKP, büyük bir hüsrana uğrayacak. HADEP çok güçlenecek. Diğer tüm partilerin üç beş birşeyler becereceği kanısındayım.

 

Ordu savaşa ret görünüyor ama kesinlikle onaylıyor. AKP’ye ayakçılık yaptırıyor. Erbakan’ı Erdoğan’a yedirdiler. Şimdi tersi olacak.

 

‘5 darbe + 1 savaş’ kuramım tutmuşa benzer. Tepeden inme, topluma yakışmayan, ılık-sağcı bir sosyal demokrasi gelecek TC’ye...

 

‘Moment 1’ oldu. Akış, savaş bitene dek sürecek.

 

·          

 

(21:30)

 

Bu arada halkımız ne yapıyordu?

 

Akşam Avrupa kupası maçı vardı. Başbakan Gül de maçı izledi. Maçı bizim takım kazandı, tur atladı. Sokakta iki yıldır ilk kez maç tabancası sıkıldı. Keza, asker göndermelerde de tabanca sıkılıyor yeniden.

 

Antalya’da ralli yapıldı. ‘Faşizmin 4. F’si olarak F1’e ek olarak ralli de var artık. Gazeteciler, ‘çok şükür bugünleri de gördüm’ tribindeler.

 

Alt kat komşum, her zamankince çok yüksek sesle dizi film seyrediyordu.

 

Saat sekizde savaşı protesto için düdük sesleri vardı.

 

·          

 

03.03.03, 21:35, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 2

 

TBMM cumartesi günü (iki gün önce), savaş tezkeresine ‘evet’ demedi, ‘hayır’ da demedi ama ‘evet’ de demedi, bürokratik bir sonuç oldu. (Bunu, haftasonu çalıştığım için, ancak şimdi yazabiliyorum.)

 

Oylamaya gelmeyenler, çekimser kalanlar... Savaşa karşı nasıl çekimser kalınır?

 

Dünya şaşırdı. Türkiye şaşırdı.

 

Meclis başkanı Arınç, tezkere aynen yeniden gelirse, aynı  sonucun çıkacağını belirtti.

 

Ağar, cumartesi günü, savaşa karşı bir konuşma yapacakken, konuşma sırası dolduğu için başkan tarafından konuşturulmadı. Oysa Ağar, daha önce savaşın lehindeydi. Rüzgarın döndüğü kokusunu aldı herhalde...

 

Dün başbakan Gül ile genelkurmay başkanı Özkök görüşmüş ama içeriği açıklanmamış.

 

Sabık cumbaba Demirel, tezkerenin reddinin Türkiye’deki demokrasiye zarar verdiğini ve ülkenin sokaktan yönetilmeyeceğini söylemiş. Zaten daha önce de, ABD’de halkın yönetime çok katıldığından yakınmıştı. Savaş meydanında ölmeye gelince halk, yönetmeye gelince para babaları...

 

Tanıdığım AKP’liler ambale durumdalar...

 

Cumaya BM toplantısı, pazara Erdoğan seçimi... Başbakan olması bir kaç gün alır. Karar Mart sonuna sarkabilir.

 

ABD bekleyecekmiş. Hani alternatifi vardı?

 

Kürtler bugün Erbil’de ‘ABD askerine evet, TC askerine hayır’ demiş.

 

Ariel Dorfman’ın bir yazısı bugünkü Radikal’de yayınlandı. 11 Eylül metninden sonra bir de bu. İki düşüncesini de paylaştığım ilk ve tek düşünür / yazar.

 

Savaş momentleri sürüyor.

 

Ek: Dün BJK, yüzüncü yılını ve UEFA turu atlamasını kutladı. İnönü Stadı, geceyarısına dek uğuldadı. Ben bu lümpen ergenliğe ne diyeyim?

 

·          

 

09.03.03, 19:53, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 3

 

Erdoğan seçildi, yani başbakan da oldu sayılır.

 

Siirt seçmeninin yarısı, önce Fadıl’a, ardından da Tayyip’e oy verdi, para karşılığı... Onların onurunu kurtaran, HADEP’in çağrısıyla sandığa gitmeyen diğer yarı seçmen nüfusu oldu.

 

Ordu savaşa taraftardır, diye belirtmiştim. Herkes karşı çıkmıştı. 2 gün önce açıklama geldi. Korucular öncü kuvvet olarak kullanılacak, diye belirtmiştim. Açıklama dün geldi. Sıra Türkmenler’in silahlandırılmasında. (Türkiye’den yardım isteyen Makedonya vatandaşı Türk) Salih Murat’a karşıki savım, burada da geçerli: Her halk kendini savunmak zorunda. Kıbrıs’ta ne olduğunu gördük. 30 yıl da Kuzey Irak alacak ama ne olursa olsun oradan çıkacağız ve er geç Kürdistan kurulacak ve TC ordusu buna katkıda bulunmuş olacak, tıpkı Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin kurulmuşluğu ve bizim buna katkıda bulunmuşluğumuz gibi...

 

Kıbrıs konusu önemsiz ve İsrail kendini kanda boğmaya adım adım ilerliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin sorunu şimdilik tek: Kuzey Irak.

 

ABD ile pazarlık yapabileceğimizi gösterdik. Artık, ABD’nin asla ve kata Türkiye’nin müttefiki olmadığını görmekte. 1918’de İstanbul’u işgal, (kuruluşundan 4 yıl sonra) 1927’de  Türkiye’yi tanımak, ancak 1932’de Kavimler Cemiyeti’ne sokmak, 1950’de Kore’de ABD askerlerini korumak için Türk askerlerini kullanmak, 1962’de casus uçak krizini atlatırken, Boğazlar’a atom bombası atmayı düşünmek, 1974’te Kıbrıs sorunu ertesinde yıllarca ambargo uygulamak, 1990’larda PKK’ye yardım etmek. İkna olmamız için daha ne yapmaları gerek? Türkiye topraklarını bombalamalarını mı? Hiç merak etmeyin, onu da yaparlar.

 

AB sorunu gündemin gerilerine düştü ama uyum yasaları kör topal da olsa tek tek çıkıyor. Bu durumda, Almanya vermezken, Hollanda’nın füze rampası vermesi gibi, ‘biri yardım etmezse, diğeri eder’ duruma girdik. Uygundur.

 

Savaşta, tam bir insan hakları hukuku sınavından geçeceğiz. Ordumu tanıyan biri olarak, pek umutlu değilim doğrusu...

 

Momentler sakindir.

 

·          

 

10.03.03, 18:36, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 4

 

Biraz medyadan alıntı:

 

Radikal, 10 Mart 2003, sayfa: 6:

 

Bir baba, insan kaçakçılarına 11 milyar lira (8.500 dolar) vererek PKK’den kurtardığı oğlunu güvenlik güçlerine teslim etmiş. Parayı ödemek için, tüm mal varlığı olan tarlasını ve hayvanlarını satmış. Oğlu, önce idama, sonra ömür boyu hapse mahkum edilmiş. Baba, oğlunu sağ görmenin kendisine yeteceğini söylemiş.

 

Adam, seçimini yapmış, hem de çok açıkseçik olarak: İki yıl oğlunu İran ve Irak’ta izletmiş. Oğlunun sağ kolu da mayın patlamasında kopmuş. Oğlu seçimini yapamamış. PKK onu kaçırmış. O, ileriye ya da geriye kaçamamış.

 

Soru şu: Bu sırada genelkurmay, MİT, JİTEM, şu bu ve medya ne yapıyormuş? Halk isyanı çıkması için, aynı olay kaç kez daha yinelenmeli?

 

·          

 

Aynı gazete nüshası, sayfa: 5.

 

ASAM mensubu Ümit Özdağ:

 

“Genelkurmay’ın desteği, tezkereye ‘evet’ çıkmasının garantisi değil.”

 

Evet, değil, çünkü savaşın lehinde olduklarını söyleme cesareti gösteremediler. Kritik bir zamanda, yargılattıkları adamlarla aynı kefeye girip çıkabileceklerini sanıyorlar. N’oldu? Anayasa yine çiğnendi. Bedeli AKP’ye değil, MGK’ye yazılır.

Ordu bal gibi savaş istiyor, bu artık görüle...

 

“Bağımsız Kürt devleti kurulmayacak. Bu ABD için rasyonel değil.”

 

Yahu, ABD ne zaman rasyonel davrandı? Kore’de mi? Kuzey Kore bugün hala var ve ABD’ye kafa tutuyor. Vietnam’da mı? Bugün Vietnam, kuzeyiyle güneyiyle birleşik bir devlet ve BM’de. Kuveyt’te mi? Saddam hala orada. ABD’nin asla geçerli-rasyonel bir Ortadoğu siyaseti olamadı.

 

“AB içinde, Fransa destekli Avrupa Birleşik Devletleri projesi ile İngiltere destekli konfederalist proje çarpışıyor.”

 

Günaydın. Ancak, bu dediği 10 yıl eskimiş bir durum. AB’nin de geçerli bir Ortadoğu siyaseti yok. Beyazlar, karakafa Müslümanlar’ı sıfır sanıyorlar. Günlerini görecekler. Bugün Avrupa’da 25 milyon Müslüman var. Tepkilerini hep birlikte seyredeceğiz.

 

ASAM, bizim RAND’ımız, hani özel sektörmüş de, beyaz kuvvetmiş gibi... Kendi içinde ideolojik tutarlılığı olmayan bir biçimde, devletin iç dengesizliklerinin dengesini korumak için, bir o yana, bir bu yana yalpa vururlar. Yayın organları vardır. Devşirme metinler yayınlarlar.

 

Ek: 3 Mart 2003’te de, yine Neşe Düzel röportajında Haşim Haşimi, Kuzey Irak Kürdistanı’nı savunuyordu. Abdülmelik Fırat’ı anımsayalım: Devletin ayaklarına gelip, kendileriyle pazarlık edeceğini önesürdü. 1 yıl sonra, devletin kendilerine eziyet ettiğini söyledi. ‘Çingene kral’, Kürt ne? Evet, ‘bırakuji’ var ama o bundan sonra yetmiyor, artık dün yarındır ve yeni söylemler lazımdır.

 

·          

 

Aydınlık, 9 Mart 2003, sayı: 816, sayfa: 14:

 

“Güney’deki İran yanlısı Bedr Tugaylarının Orta Irak topraklarını kullanarak kuzeye geçmesine Saddam izin verdi. ABD, durumdan rahatsızlık duyduğunu açıkladı.

KDP, KYB ve gizli olarak PKK, ortak tavır alma konusunda anlaştı. ABD, bunu destekledi.”

 

Bu durum, korucuları ve Hamidiye Alayları’nı anımsatıyor. Unutulmaya, Siirt halkı Tayyip’e oy verdi. Hitler olsa, ona da oy verirdi.

 

·          

 

Konuyu yine medyayla kapatalım bu kez:

 

Sabah, 10 Mart 2003:

 

“Liechtenstein prensi, monarşiye geri dönülmesi için, halka baskı yapıp, referandum istiyor.”

 

Hadi bakalım: Demokrasiden vazgeçmek için yeni bir yöntem. Bulgaristan eski kralı başbakan olmakla yetinmişti. Bu insancık, tarihi tersine döndürmek istiyor ve 800 yıllık demokrasi yönelimine darbeyi vuruyor.

 

Sevgili halkçım, neredesin? Gel de, kendi kendini yönet...


11.03.03, 07:45, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 5

 

Dün İngiltere’deki İşçi Partisi, savaş kararı nedeniyle bölünme durumuna gelmiş. Bir zamanların topraklarında güneş batmayan imparatorluğunun düştüğü duruma bakın: Eski sömürgesinin yeni sömürgesi olmak.

 

Türkiye ile benzerlikler de var. CHP, asla sosyal demokrat bir parti değil. Baykal da, asla sosyal demokrat bir lider değil. İktidarda olsaydı, tezkereye kesinkes ‘evet’ diyecekti. Onun yerini almak için, Öymen, Karayalçın, Soysal, işbirliğine başlamış bile... Benzerlik burada bitmiyor. Keza, TC’yi Osmanlı İmparatorluğu’nun eski sömürgelerine sömürge yapmak isteyen siyasetçi çok çıktı.

 

+

 

Geçen cuma günü ‘İlk Öldürme’ adlı bir savaş belgeseli seyrettim. Vietnam Savaşı’nı yaşamış bir asker, bir fotoğrafçı ve bir yazar anlatılıyordu.

 

2 önemli saptama vardı: Sivillerin de vahşi olabileceği ve savaşın adrenalin düzeyinizi bir daha eski durumunuza dönmeyi istemeyeceğiniz denli yükselttiğiydi. Bunu PKK İç Savaşı’nda Türkiye de aynen yaşadı ama bizde gerçekler henüz doğrudan dile getirilmiyor.

 

Filmde küçük bir saptama daha vardı: Bir savaşı görmek ve yazmak isteyenlerin çokluğu. Filmi seyredeli beridir, savaş muhabiri olma isteğim nezdinde, kendi durumumu irdeliyorum.

 

Benim savaşla ilgili saptamam şu: Savaşta kognitif-informatik açıdan bazı durumlar çok açıkseçikleşir ve zihnim bunu aynen kaydedip aktarabilecek ender zihinlerden biridir.

 

Şunu da gördüm: Belgeselciler nezdinde gerçekleşen bir durum var: Bazı insanlar yeni gerçeklik durumlarının ortaya çıkmakta olduğunun ayırdındalar ama bunu adlandırmaya henüz hazır, daha doğrusu yakın değiller. Örneğin yazar, bazı duygularının adını koyamadığını belirtti. Bunun nedeni, savaşın birbirine karşıt ve birarada var olmaz sayılan duyguları canlandırması. O zaman bunları bileşik ad gibi tanımlamak gerek: Öfke-şehvet, merhamet-nefret gibi...

 

Demek ki savaş güncesi yeni tanımlara gebe...

 

·          

 

12.03.03, 10:44, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 6

 

‘ASKERİ TAHLİLLER’ KİTABI AÇISINDAN SAVAŞ GÜNCESİ

 

Diyeyim yaklaşık 5 yıl önce, Türkiye’nin birinci askeri sorununun Suriye olduğunu yazmıştım. O zaman PKK vardı ve en büyük sorun olarak o görülüyordu. Bugün Kuzey Irak ve yine Kürtler var, yine en büyük sorun olarak o görülüyor. Oysa Suriye, hala en büyük askeri sorun.

 

Açıklayayım:

 

Bir: Su sorunu, artık global bir sorun. İçecek su pazarı cirosu, yıllık yüz milyar doları bulmak üzere ve bu düzey her zaman savaş, kriz, hile, yasadışılık, ahlakdışılık yaratmıştır. Su sorunu da yaratmaktadır. Örnekleyeyim: Belçika’nın temiz su kaynakları sıfır çıkmış. E ne yapacaklar? Birilerinin suyunu çalacaklar, alacaklar değil...

 

Su sorununda Suriye, Asi nehri nedeniyle, Türkiye’ye karşı doğrudan haksız  durumda olup, haklı geçinen bir ülke. Türkiye’nin müdahale hakkı çabuk doğar, kimse de sesini çıkaramaz.

 

İki: Oğul Esad başa geçse de Suriye, hala Türkiye’ye kafa tutabilecek tek komşumuz. Zaten ABD, ikinci durumdaki İran’ı da hedef sayıyor. İran da bir hata sonucu, şimdiden Irak topraklarına girdi.

 

Üç: Rusya, hala güçlü ve Suriye’ye rahatlıkla destek verebilir.

 

Dört: Kuzey Kıbrıs’taki askeri varlığımız, ne ekonomik (uyuşturucu sattığımız için), ne de askeri olarak bizi yıpratmadı. Kuzey Irak’taki askeri varlığımız da bizi yıpratmayacak. ‘Makul bir budama düzeyi’ diyeyim. Malumunuz, budanan bitkiler iki katı uzunlukta yaşar.

 

Beş: Türkiye, artık emperyalist olmak zorunda, yoksa yok olacak. 1945-2005 arasında anti-emperyalizmin yolu vardı ama artık yok olmakta. Türkiye’nin askeri akilleri son ışığı görmezden gelecekler. Dolayısıyla Türkiye, birden çok savaş yaşayacak ki zaten yaşadı bile...

 

·          

 

11 Eylül 2001 için söylediğim, ‘Davut Golyat’ı yendi’ önermesinin ilk ve az başarılı (dolayısıyla başarısız görünen) adımını bu kez Türkiye, ABD’ye karşı atacak.

 

·          

 

13.03.03, 11:00, Ev

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 7

 

Hollanda’da yaşayan ve çifte vatandaşlık hakkına sahip bir Türk, oranın ordusunda yüzbaşı olduğu için, bize verdikleri füze bataryalarını korumak için Türkiye’ye gelmiş. Seneye Türkiye ordusunda da bedelli askerlik yapacakmış.

 

Kıbrıs sorunu çözümsüz. AB, eğer Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, anlaşma olmadan AB’ye girerse, Türkiye’nin işgalci ülke sayılacağını açıklamış.

 

O zaman ne olacak? Bu arkadaş nerede savaşacak? Türkiye’ye karşı mı, Türkiye’nin yanında mı? Üstelik kendisi münferit vaka filan değil. Onun durumunda binlerce kişi var.

 

+

 

Bir önceki başbakan Gül, görevi devretmeden önce, Barzani’nin ve Talabani’in TC pasaportlarının sürelerinin uzatılması işlemini yaptırmış. Vatandaşlık hakkı ver, sonra da öldürmeye kalkış, savaş aç. Tam bize uyan bir ironi...

 

+

 

Elimden hiçbirşey gelmeyebilir ama bu beni üzmüyor: Savaşa karşı duygum bu.

 

Bir savaş kuramı kitabında, savaş parametreleri olarak, onlarca madde bir ağ içinde neden-sonuç ilintili olarak tasarlanmıştı. Bir öğe, birden çok öğenin nedeni ve/ya sonucu olabiliyor, daha önemlisi neden-sonuç ilintisi karşılıklı olabiliyordu. Eksik olan durum, katsayı ve/ya zaman dizisi ilintisinin tanımlanmamış oluşuydu.

 

Bugün burada bunlardan; dış borç, genç nüfus fazlası, alaturka militarizm, uluslararası siyasette aşağılık takınağı, temel etkenler olarak görünüyor. Halk isyanı ve/ya vicdani ret, tüm savaşlarda etkin olabilecekken, yine tüm savaşlarda olduğu gibi, limit sıfır durumunda gözleniyor. Bu durumda benim ölmemin bir anlamı olmayacaktı.

 

Bir de, cepheye gitmeden savaş muhabirliği yapıyor gibi oldum. Zaten savaş muhabirleri bunları yazmazlar, yayınlatamazlar da...

 

 

 

Bilmem farkında mıyız ama kimse, ‘Irak halkının hali nicedir?’ ile ilgilenmiyor. Milyonlarca kişi sürgün olacak, binlerce kişi ölecek ve tam Nazi kafasıyla, olguda yalnızca istatistik olarak hesaba katılıyorlar.

 

ABD, Iraklılar’a demokrasi götürecekmiş. Önce kendisi demokrasiyi gerçekleştirsin.

AB, ABD ile yarışma alanı olarak bu zamanı ve burayı seçti.

Çin’in Irak petrollerinden pay istemesi tam da estetik-politik praksise uygun (yani ‘Kahraman’ filminde tasvir edilen durum gibi).

 

+

 

ABD’li başkan yardımcı Cheney’nin şirketi, 900 milyon dolarlık ihale kazanmış.

 

İktidar seçkinlerinden ordu-işadamı ilintisi bizde de çok güçlüdür. Emekli generaller hep holdinglerin yönetim kurullarında görevlendirilir. O nedenle, bir işadamının askeri ihaleler peşinde koşması şaşırtıcı değil. Sonuçta, b.k yediren binbaşı Cafer Tayyar, emekli olduktan sonra İhlas Holding’in yönetim kuruluna boşuna seçilmedi.

 

+

 

BM fiilen tasfiye ediliyor duruma geldi.

 

Kavimler Cemiyeti de yetersizdi. İnsanlar henüz global demokratik örgütlere hazır değil. Güçlü olanın sözü geçiyor.

 

ABD, yeterince güçlü olmadığını, sözünü geçiremeyince anlıyor ve kızgın mahalle kabadayısı gibi, başta Türkiye olmak üzere, gücünün yettiklerine sataşıyor. İngiltere’nin durumu bizden gülünç.

 

+

 

1991 Körfez Savaşı’nda marketlerdeki dayanıklı yiyecek stokları tüketilmişti. Bu kez öyle bir durum yok. Bu, beni de, başkalarını da şaşırtıyor. Ya savaşa olasılık tanımıyorlar, ya da paralize oldular, kımıldayamıyorlar.

 

+

 

Bakıyorum da, daha ilk parçadaki ilk tümceden başlayarak, momentlerin akışkanlığı çok devingen. Bu da modelin gerçekçiliğini imliyor.

 

·          

 

14.03.03, 10:12, Ev

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 8

 

HADEP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Onun devamı sayılan DEHAP hakkında da kapatma davası açıldı.

 

Yani, böyle bir zamanlama olabilir: Şeriatçıya af ve başbakanlık, etnikçilere hüküm. E, karşılığında Kürtler’in ne yapacağını bekliyorlar ki?

 

Karar şerhinde PKK’ye yardım da var. Şimdi de KADEK’e yardım etmeleri için çanak tutuyorlar.

 

+

 

59. hükümetin kurulması peşindeler. 80 yıl ve 58 hükümet. Hükümet başına 1,5 yıl süre bile düşmüyor. Yenisinin de hükmü, yerel seçimden 6 ay sonrasına dek...

AKP, savaş hükümeti olamayacağını kanıtladı.

 

Tezkere oylamasında ‘hayır’ oyu veren veya çekimser kalan 90 AKP milletvekilinden 50’si bu kez ‘evet’ diyeceklerini peşinen açıkladılar. Erdoğan, sopayı gelmeden gösterdi bile...

 

+

 

Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök, hükümetin savaş kararı tezkeresini destekleyen bir konuşma yaptı 4 gün önce. Savaşa girsek de, girmesek de zarara uğrayacağımızı beyan etti. Ancak, ölebilecek 10.000-100.000 kişiyi, hiçbirşey fark etmezmiş gibi ima etti.

 

Hemen, tüm general kadromuzu cepheye alıyoruz. Vatana millete yararlı olup şehit oluyorlar.

 

+

 

12 Mart 2003, Sabah gazetesi:

 

Tarihte ilk kez bir ülkenin toprağında (Hollanda’da), başka bir ülkenin (İskoçya’nın ki o da aslında İngiltere’ye bağlı) yasaları uygulandı. Libya lideri Kaddafi, 15 yıl önceki bir uçak sabotajında ölenlerin yakınlarına 2,7 milyar dolar tazminat ödemeyi kabul etti.

 

Şili diktatörü Pinochet’nin İspanya tarafından İngiltere’de yakalatılmak istenmesi ve Belçika’daki bir mahkemede İsrail lideri Şaron’un yargılanması ama sonra karar çıkmadan mahkemenin tasfiye edilmesi örneklerinden sonra bu üçüncü örnek.

 

Bizdeki örnek ise, zamanın genelkurmay başkanı Doğan Güreş’in PKK’ye yardım eden ABD güçlerini engellememesinden ve ABD’nin de bu suçtan, birarada Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nde savaş suçundan yargılanması olabilir.

 

+

 

AİHM, Öcalan’ın adil yargılanmadığına karar vermiş ve sanırım TC’yi 100.000 ‘euro’ tazminat ödemeye mahkum etmiş. Ayrıntılardan biri, yakalanma biçimi üzerineymiş.

 

Anımsayalım: Adam Rusya’ya kaçtı. İzlenince İtalya’ya kaçtı. Olmadı Kenya’daki Yunanistan büyükelçiliğine kaçtı. MOSSAD ve CİA desteğiyle yakalandı.

 

2 NATO ülkesi olarak, İtalya’nın ve Yunanistan’ın terör suçu işlediğine bakılmıyor da, bizimkiler Apo’yu salla sırt etmişler, ona bakılıyor. Ne yapacaklardı, ‘yurda dön’ diye, davetiye mi basacaklardı?

 

+

 

ABD abarttı. Askeri uçuşlara Türkiye hava sahasının da açılmasını istedi. Aynı anda BM savaş kararının çıkmayabileceğini de açıkladı. E, hani nerede uluslararası hukuk?

 

Erdoğan’a ne verdiler de, bu denli talepkarlar?

 

+

 

Momentler, oryantal rakkaseye döndü. Olayların gerçekleştiği gün yazılması ile birkaç gün geçtikten sonra yazılması farklı anlamlar yaratıyor.

 

·          

 

15.03.03, 21:30, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 9

 

Haftasonu olduğu için gerilim tavsadı.

 

ABD, yardımı askıya aldı. NATO ülkeleri içinde, hava sahasını onlara açmayan bir biz kalmışız.

 

ABD, İngiltere ve İspanya yetkilileri haftasonunda Azor Adaları’nda biraraya gelecek. Böylelikle, İngiltere’den sonra, sanırım Fransa’yla olan sürtüşmesinden dolayı, İspanya da ABD hempası oldu.

 

ABD, Bulgaristan’a özel teşekkürlerini iletti. Eski sosyalist, yeni demokrat, eski kralı yeni başbakan olan ve % 10 azınlık Türkler’in iktidarda koalisyona ortak olduğu Bulgaristan. (Bakınız: ‘Krallar Hitler’den Daha Tehlikelidir’ metnim.)

 

Güneydoğu’da bir vatandaş, Mardin’de ABD askerleri için genelev açmak üzere başvurmuş. Onlar ilk kez geldiğinde, genelev duvarlarını boyayıp ‘welcome’ (: hoşgeldiniz) pankartları asmıştık. Artık yeni genelevler kurmaya tekamül etmişiz demek ki...

 

BM kararı pazartesi oylanacak. Kendi açısından olumlu kararı ABD bile pek beklemiyor.

 

ABD basınında, Türkiye’yi sıkıştırmak için Kıbrıs ve Kuzey Irak sorununu kızıştıran, tek yanlı metinler yayınlanmaya başladı.

 

İkinci savaş tezkeresi, TBMM’ye bir sonraki pazartesi gelecek. Bu arada güvenoylaması var.

 

Son 2 haftaya oranla, daha yavaş tempolu bir hafta olacağa benzer. Sürpriz umulmuyor.

 

Savaşta bile boşluklar olabileceğini belirtmek için bu kısa bölüm yazıldı.

 

·          

 

16.03.03, 18:17, Ev.

 

SAVAŞ GÜNCESİ : 10

 

Araplar, el Cezire televizyonuna çıkıp, ‘biz neden böyleyiz?’ diye tartışmışlar. Kimse, oralarda yılda basılan kitap sayısının nüfusa oranının Batı’nın yirmide, dünya ortalamasının yedide biri olduğuna dikkati çekmemiş. Türkiye’de de bu soru 1838’den beridir soruluyor ama o zaman da ‘biz nasıl sanayileşiriz?’ sorusunu kimse sormamış. Matbaa 250 yıl, tren 100 yıl, elektrik 25 yıl, araba 25 yıl gecikmeli gelmiş ama petrol, kendi topraklarında olmasına karşın, hiç gelememiş. Petrolün binlerce yıldır bilindiğini anımsatmak gerekmesin.

 

Ancak, tartışma çok iddialı savla kapatılmış: Biz bu diktatörleri yıkarız. O da biraz zor: Kaddafi (üstelik Türkiye’de eğitim görmüş) asker, Fas’ta kral var, Suriye’de hanedanımsı oğul var, İran’da molla diktası var (Farslar’ın Arap olmadığını biliyorum). Yani, Müslümanlar’ın bu konudaki uygulama fantazisi epeyi geniş kalmış. Türkiye’nin de 47 yılda 4 darbe yaşadığı düşünülürse, hala koşut ilerliyoruz gibi sayılır.

 

Radikal gazetesinin, çeviri uluslararası siyaset yazılarını, 11 Eylül olaylarından beridir izliyorum. Henüz son altı aydır Araplar’dan örnek veriliyor. Beyaz kuvvet oldukları bariz olanlar dışındakiler, Türkiye’den bayağı çekiniyor ve Kuzey Irak’ta kalıcı bir işgal bekliyorlar. 30 yıldır Kuzey Kıbrıs’ı anlamadıkları belli (ki hiçbiri onu tanımadı): Girişin haklı olabilir ama gerisi haksız olabilir. Şimdi Barzani’nin ve Talabani’nin siyaset hataları ortada: Kendilerini 2 kez yüzüstü bırakmış ABD’ye güvenerek, Türkiye’ye üçüncü kez kafa tuttular. Şimdi Ankara’da dolaşmadık kapı bırakmıyorlar. Türkiye pasaportuyla Kürdistan başkanı olunmaz.

 

+

 

ABD Irak’ı bombalamış bile... ABD’nin bu işi tek başına götüreceği düşüncemde ısrarlıyım.

 

+

 

Zenginler Irak’ı terkediyormuş. Hep söylerim: Savaşlarda ölenler ve yitirenler, hep fakirlerdir.

 

+

 

Hürriyet ve Sabah gazeteleri, kimin savaşı daha çok destekleyen köşe yazarı olduğu konusunda kapışmışlar. Ben gazeteleri dönüşümlü olarak okuduğum için, Sabah’ın hempalarının bazılarını ıskalamışım, çok güldüm. Burada ad vermeyeyim, yanıt hakkı doğmasın.

 

Asıl ironik olan, daha önceki Bilgin ve Doğan kapışmalarında olduğu üzere, patronların ortaya çıkmayıp, ayakçılarını dalaştırması.

 

Daha da ironiği, savaşa karşıymış görünen bazılarının araya ‘heil USA’ları, tabii dolarcıkları da sıkıştırıvermesi....

 

Beni en çok Demirel’in iki gün önceki saptaması güldürdü: “ABD hazımsız ülkedir, adamı al aşağı ediverir.” Bunu 40 yıl önce söyleseydin, buralara gelebilir miydik, sabık cumbaba?

 

+

 

Ad verebileceğim bir durum var: Murat Belge. Artık umudunun kalmadığını beyan etmiş. 1989’da eski doğu bloku çökünce, kafayı yiyip tımarhaneye düşen ve elektroşok destekli ağır bir kemoterapi gören marksist birinin 2003 saptamasını alıntılayayım: Devrim bensiz olacaksa, olmaz olsun. Belge, 1955-1960 doğumlular kuşağını (ya da diğer bir deyişle ‘78’lileri’) seks filmleriyle ve arabesk müzikle yetiştikleri için, bundan 8 yıl önce, ‘Pazar Postası’ gazetesinde  aşağılıyordu. Şimdi o kuşağın tamamına yakını çökmüş durumda ama geriye ve ayakta kalan birkaç kişisiyle, Belge’yi tarihin çöplüğünde bırakıp, kendilerini de içermeyecek olan, güzel bir gelecek için yaşamlarının son enerjilerini feda ediyorlar.

 

Rahmetli mezarsız-ateist Nesin doğru söylemiş: “Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik.” 2. Cumhuriyet’in gelmesine birkaç on yıl daha var. 1. Cumhuriyet’in gelmesi için kaç onyıl geçti? Hani nerede 2. Kurtuluş Savaşı? Belge’yi emekli ediyor ve yolumuza devam ediyoruz.

 

+

 

Demek ki neymiş: Haftasonu bile olsa, işler kızışıkmış ve savaşta mola yokmuş.