Yalova ve Sanayi

“Başarmayı istediğiniz ve başarabileceğinize inandığınız hedeflerinizi düşünün. Bu amaçlarınızı gerçekleştirmek için neler yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Bunları niçin yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz. Bunları yapmamakla neler kaybettiğinizi, yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz. İsterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz.
Buna karşın yine de yapmıyorsunuz !
Sizi durduran nedir ?
Sizi engelleyen, yapmanız gerekenleri yapmaktan ve ilk adımı atmaktan alıkoyan faktör ‘Atalet’tir. Ataletin başlıca göstergeleri, yavaşlık, isteksizlik, tembellik, durağanlık, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek, miskinlik, ertelemecilik, mazeretçilik, sitemkarlık, kötümserlik, şevksizlik, depresifliktir.
Ataleti yenmek, kendini içten zorlayarak ya da kendinde coşku uyandırarak 'kendini eyleme geçirebilmektir’. Kendine ‘Yapması gerekenleri yaptırabilmek’ demektir. Görev ve sorumluluklar karşısında ‘üşenmemek’, ‘ertelememek’, ‘vazgeçmemek’ demektir”.
Yalova’daki görev hayatımın birinci yılının sonunda Yalova ile ilgili bir rapor yazdım üst yönetimime.
Özeti şu;
Yalova önceleri ağırlıklı olarak tarıma dayalı bir ekonomi sürdürürken, 1968 yılında Aksa fabrikalarının kurulmasıyla birlikte ekonomik yapısı hafif hafif yön değiştirmeye başlamış.
Kurulan fabrikalar nedeniyle yeni insanların Yalova’ya gelmesi, Şehrin deniz boyunda olması, İstanbul’a ve Bursa’ya yakınlığı, Termal’in ve Çınarcık’ın doğal güzellikleri ve diğer etkenler, zaten İstanbul’un bir ilçesi olan Yalova’da konut açığını ortaya çıkarmış.
Konut yapmak için de arsa gerek. Ne yapmış Yalova’da tarlası ve arazisi olanlar. Bakmış ki Tarım zor iş. Çalışmak istiyor, emek istiyor. Halbuki öbür tarafta bir müteahhit çıkıyor ve tarım yapılan arazileri çılgın paralarla satın alıyor. Yerel yönetimler de müteahhitlerin işlerini kolaylaştırarak tarım arazilerini imara açınca ne gerek var tarım yapmaya! Sat araziyi, tarlayı, ver müteahhide kat karşılığı, hem evin olsun, hem paran.
Bir tarım kenti olan Yalova’nın ekonomisi, Sanayinin ve iç turizmin desteğiyle İnşaata dayalı hale gelmiş. Arsasını, tarlasını satanlar paralarını bankaya koymuşlar. Krizler falan derken paralar büyümüş de büyümüş. Ve bu iş 1999 yılına kadar bu şekilde sürmüş.
1999 yılında yaşanan deprem sonrası imar planları oluşmadığı için inşaat ekonomisi ciddi olarak durgunluğa girmiş. Paralarını bankalarda tutan ve krizler nedeniyle trilyoner olanlar da paralarını yatırıma dönüştürmeye gerek duymayınca Yalova’da elle tutulur ekonomi kalmamış.
Kısacası Önce Tarım bitirilmiş, deprem inşaat ekonomisini ve hala süren dedikodular iç turizm ekonomisini bitirmiş, yıllardan beridir çiçek organize sanayii mi, yazılım organize sanayii mi, endüstriyel organize sanayiimi tartışmalarından da hiçbir sonuç elde edilememiş, elimizde kala kala her başımız sıkıştığında koştuğumuz bir sanayii kuruluşu kalmış. Şimdi de onu bitirmeye çalışıyoruz.
Şunu çok merak ediyorum; Bu grup ile uğraşan insanların çocukları okuyup kimya mühendisi, makine mühendisi, inşaat mühendisi, vs. olduğunda doğru dürüst sanayiisi olmayan Yalova’da nerde çalışacaklar acaba?
Şunu kafamıza sokmamız gerekmiyormu artık ? Sanayii ekonominin can damarıdır. Üretimin olmadığı, sanayiinin olmadığı bir ekonomi bağımlılıktan kurtulamaz. Ekonomik bağımsızlık için üretim şarttır. Üretim de ya tarım ile yada sanayii ile olur. Bu ülke bunun acısını çekiyor.
Geçen akşam, Bizim evimize bize sormadan gelen bir gazeteci, bizim evin ekonomisine en büyük desteği sağlayan temel direğimize veryansın ediyor. Bizim evi savunma görevini de kendi istekleriyle Kamyoncular Kooperatifi üstleniyor. Peki, nerde bu evin diğer sahipleri? Nerde bu kentin yöneticileri, sivil toplum kuruluşları? Nerde işlerimiz kötü diye ağlayan esnafımız, tüccarımız?
Hepimizin yukarıda bir bölümünü aktarmaya çalıştığım
Mümin Sekman’ın “Ataleti Yenmek” kitabını okumasında yarar var bence. O kitapta denildiği gibi, ne yapmanız gerektiğini biliyoruz, niçin yapmanız gerektiğini de biliyoruz, yapmamakla neler kaybettiğimizi ve daha neler kaybedebileceğimizi, yaparsak neler kazanacağınızı da biliyoruz. İstersek nasıl yapabileceğimizi de biliyoruz. Buna karşın yine de yapmıyoruz!
Nedir bizi durduran ?
Silkinelim artık. Silkinelim ve atalım şu “Atalet”i üzerimizden. Yoksa bugünden daha kötü günler bizi bekliyor...

Sadri Özen
13.06.2005
Güller ve Dikenler

Geçtiğimiz pazartesi akşamı Tiyatrol grubunun yeni oyununu seyretme imkanım oldu. Melike Diribaş’ın yönetiminde, Ekrem Bozgül, Dilek Akarca Bozgül, Özgür Bolkan ve Mehmet Bademli 40 yıllık tiyatroculara taş çıkartacak kadar başarılıydılar. Oyunun adı, “İkinci Balayı”. Evliliklerinin heyecanı bitmiş, iki çocuksuz ailenin heyecan arayışları ve evlilikte yaşanan küçük problemler o kadar güzel komedi haline getirilmiş ki, zaman zaman gülmekten karnımız ağrıdı.

Grup, üçüncü komedisini yapıyor ve her oyunları bir öncekinden daha başarılı olmaya başladı. Yönetmen Melike Diribaş daha çok ağır oyunları tercih ederdi ama sanırım Yalova seyircisinin ağır oyunlara ilgisizliği onu komediye yöneltti. Ama onlar komedide de çok başarılılar. Eğer bir akşam günün yorgunluğunu atmak ve bol bol gülmek isterseniz bu oyunu kaçırmayın diyorum.

Ancak oyun esnasında dikkatimi çeken bir şey oldu. Tam oyunun ortasında salondan bir cep telefonu sesi. Hemde müzikli. Tiyatro seyretmeyi bile bilmiyoruz. Bir insan olarak tiyatroculardan utandım. Onlara yapılan saygısızlıktan...

Tiyatrol Yalova’da bir gül, onlar sanat yaparken cep telefonunu açık tutanlar da bence diken...

Çoğunuz biliyorsunuz. Deprem anıtı ve çevresi. Bence harika bir yer. İnsanların gezdikleri, güneşlendikleri, yürüyüş, spor yaptıkları mükemmel bir alan. Kaç şehirde böyle bir yer vardır hiç düşündünüz mü? Denize yirmi metre mesafede tenis, basketbol oynuyorsunuz, iki metre mesafede yürüyüş yapıyorsunuz. Dilerseniz denizi seyrederek çayınızı yudumluyorsunuz. Düşünenlere ve yapanlara benden teşekkürler. Çünkü ben yararlanıyorum o alandan. Keşke daha fazla tenis kortu, daha fazla basketboll sahası yapılsaydı.

Geçtiğimiz akşam bu alanın yanından geçiyorum. Saat gece 23.30. Tenis kortundan bir ses geliyor. Kortun kapısına sert bir cisimle vuruluyor. Sonradan öğrendim, kilidi kırıyorlarmış. Gece saat 23.30 da kilidi kırarak içeri girmeye çalışan ey insancık! O saatte ne yapacaksın orada? Ne istersin kortun kapısındaki kilitten? Herhalde kilidi kırarak kendince bir şeyler ispatlamaya çalışıyorsun. Ama bilmiyorsun ki o kilit senin babanın ödediği vergilerle alınıyor.
Deprem anıtı ve çevresi bir gül bahçesi. Orayı pisletenler, kıranlar ve kirletenler de gül bahçesinin dikenleri. Ama ben “Gülü seven dikenine katlanır“ atasözünün aksine, bu tür insanlara katlanmayalım diyorum. Bunları önce uyaralım, eğer uyaramıyorsak lütfen gerekli yerlere iletelim de onlar uyarsınlar... Başka türlü adam olacağımız yok...

Sadri Özen
01.06.2005
Yalova Turizmi Üzerine

Yalova yeni bir turizm sezonuna girmek üzere. Mayıs ayı içinde okullar tatil olduğunda yavaş yavaş hareketlenir şehir. 19 Haziran da yapılacak olan üniversite sınavları sonrasında da iyice hızlanır hareketlilik. Peki şehir olarak hazır mıyız acaba? Bu konuda yaşadıklarımı ve gördüklerimi yazmak zorunda hissettim kendimi. Çünkü hata varsa ve düzeltilmezse tekrarlanarak devam eder.

Örnek 1 : Geçenlerde Yalova’da bulunan bir sivil toplum örgütü, şehrimize bir konuşmacı getirdi misafir olarak. Misafir ya, en iyi yerde ağırlamak lazım. Misafirimiz hem dinlensin hem de şehrimizdeki güzellikleri görsün istemiş sivil toplum örgütünün ileri gelenleri. Çok da iyi düşünmüşler. İlla velakin arzuladıkları, amaçladıkları olmuş mu acaba ?

Keşke olsaydı. Misafir yorucu bir günün sonunda Termal’ imizde ayrılmış odasına teslim edilmiş. Ertesi sabah tesadüfen sivil toplum kuruluşunun bir yöneticisiyle birlikte almaya gittik misafirimizi. Çok olumlu bir yanıt alacağımızı hayal ederek övünerek sorduk;

-“Nasıl rahat edebildinizmi ? İyi uyuyabilmişsinizdir umarız!”
Keşke sormasaydık. O gün misafirimize Yalova’yı gezdirmeyi düşünmüştük. Ama bunu yapıp yapmamakta birden kararsız kaldık. Çünkü misafirimiz resmen yorgundu. Nedenini sorduk. Bütün gece odasının camının önünde bir köpeğin sürekli bağırdığını, yan odada bulunan bir ufak bebeğin sabaha kadar ağladığını, sabah ezanı ile birlikte digital bir aletten yüksek bir sesle dua okunduğunu, sabah temizliğinin erkenden başladığını, koridorda koşuşturan çocukların gürültülerini annelerine babalarına söyleyince bir güzel azarlandığını anlattı bize.

Kısacası uyur uyanık 2-3 saat uyuduğunu sandığını anlattı. Geziyi iptal edebileceğimizi belirttik. Kabul etmedi. Arboretuma ve Sudüşen şelalesine götürdük. Bu gezi mutlu etmişti misafirimizi. Umarız gece yaşadığı rahatsızlıkları unutturabilmişizdir...

Örnek 2 : Geçenlerde de bahsetmiştik. Bugünlerde hummalı bir çalışma var Yalova’ da. Bir taraftan doğal gazcılar, bir taraftan Tedaş, diğer taraftan Belediye, alt yapı çalışması içindeler. İyi, güzel de turizm sezonu başlayıncaya kadar ana arteller bitirilmez, açılan çukurlar kapatılarak asfaltlanmazsa yandık bu yaz. Buna örnek için fazla bir şey yazmaya gerek görmüyorum. Köprüden itibaren Fatih caddesinin sonuna kadar yürüyün, tabii ki tozdan yürüyebilirseniz, görürsünüz...

Örnek 3 : Muhtelif yayınlardan okuyorum. Yöneticilerimiz Turizmi oldukça önemsiyorlar. Bu memnuniyet verici. Çünkü Turizm demek şehrimize dışarıdan kaynak gelmesi demek. İyi, hoş da bu kaynağı arttırmak için bence gerekenleri yeteri kadar yapmıyoruz. Örneğin geçenlerde bir şey duydum. Umarım doğru değildir.

Belediyemiz Bad Godesberg parkına bakan restaurantlardan ve cafelerden oldukça yüksek bir işgaliye bedeli talep edecekmiş. Yanlış bir duyumsa özür dilerim ama benim hayalim şu; Neden bu alanı bir kumkapı gibi yada Bursa’daki Arap Şükrü gibi yapmıyoruz ki?

Bırakalım buradaki işletmeler masalarını deniz boyuna kadar düzgün bir şekilde koysunlar. İsteyen yemeğini yesin, isteyen içkisini içsin. Çalgıcılar gelsin, şenlensin ortalık. Ufacık bir alan, koruması ve kontrol etmesi çok kolay. İşte o zaman işgaliye ücreti hiçbir işletmeye yüksek gelmez. Hem bu görüntü hoşuna gitmezmi sizce şehrimize gelen yabancıların? İlginç olmaz mı?

Hadi biraz cesaret sayın yöneticilerimiz. Değişelim artık...

Sadri Özen

18.05.2005
Kim Yalova’lı, Kim Değil?

Tüm ülkede meşhur olduğumuz Eskişehirspor maçı sonrasında birçok e-mail aldım. Bunlardan en ilginç ve en olumlusunu yazarak bu konuya bir son vermek istiyorum. Yalovaspor Kulüp Başkanı Nusret Karaalioğlu’nun basına verdiği, futbol holiganlarını eleştiren beyanatı sonrasında, Yalova’da bulunan bir özel sektör kuruluşunda üst düzeyde görev yapan bir dostumun kulüp başkanımıza yazdığı ve gönderdiği bu mektup bence en anlamlısıydı.

Aynen yazıyorum;
“Sevgili Nusret Bey;
Holiganlar ile ilgili düşüncenizi yürekten destekliyorum. Bu konudaki tavrınızı kararlı bir biçimde sürdürürseniz başarılı olacağınıza inanıyorum. 1978 yılından bu yana Yalova'da yaşıyorum. Doğum yerim Eskişehir. Ancak 27 yıldır Yalova'da yaşıyor olduğumdan kendimi Yalova'lı olarak niteliyorum. Ve 27 yıldır yaşadığım bu kente kendi olanaklarım ölçüsünde insanlığımın bir borcu olarak karınca kaderince katkıda bulunmaya çalışıyorum.
Yalova'nın gelişimine katkıda bulunacağını düşünerek konu ile ilgili acizane düşüncelerimi sizinle paylaşmak üzere yazıyorum.

Futbol holiganlar nedeniyle ne yazık ki; ruhundaki felsefe ile tam tersi bir görünüşle spor olma niteliğini - bana göre - kaybetmiş durumda. Eskiden Yalovaspor maçlarına kızlarımla ve zaman zaman eşimle gelir ve maçları izlerdim. Ancak son yıllarda giderek dozu artan olaylar nedeniyle bıraktım. Karşı takımın taraftarı ne yaparsa yapsın, Yalova'ya gönül veren; Yalova insanına yaraşan bir tavırla, bunun sorumluluğunu taşıyarak Yalovaspor taraftarı olmamız gerekiyor. Zaman zaman sporla Yalova'yı tanıtmaktan Yalovanın gelişimine katılmaktan söz ediyoruz. Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz?

Maç nedeniyle de olsa Yalova'ya gelecek bu insanları Yalova için bir potansiyel olarak
görüp; maç saatinden çok önce ve hatta bir kısmının bir gün önce gelmesini sağlayacak bir organizasyonla - onların kendilerini birer misafir olarak görmelerini sağlayarak - Yalovaya o gün ve daha sonrası için katkıda bulunulmasına ortam hazırlayabiliriz diye düşünüyorum.

Gerçek Yalovalıya yaraşan da budur. Yalova dendiğinde, Yalova insanının; centilmen, zarif ve medeni olduğu imajını ve gerçeğini insanların düşüncelerine kazımamız gerekiyor.

Bunu kendini bilmez bir avuç insanın engellemesine izin vermeyelim. Onların kendilerini Yalovaspor taraftarı olarak tanımlamalarının önüne geçelim. Verdikleri zarar ortada iken bunun üzerine gidelim. Bunun öncülüğünü sizin yapmanız halinde çok etkili olacağına çok kolay ve kalıcı bir çözüm bulunacağına inanıyorum. Elbette Yalova'ya gönül veren, Yalova'yı yürekten seven insanlar yanınızda olacaktır. Yalovayı layık olduğu yere taşımakta hepimize önemli görevler düşüyor. Yeter ki bunu her türlü kişisel çıkarların ötesinde; inanarak, samimi duygularla yapalım.
Başarı dileklerimle sevgi ve saygılar..”

Düşüncelerine tamamen katıldığım bu dostum gibi bende Yalova doğumlu değilim. Ama, aynı bu dostum ve onun gibi bir çok dostumla birlikte  Yalova’nın gelişmesi ve kalkınması yönünde elimizden geleni ardımıza koymamaya çalışıyoruz. Yalova doğumlu olmasak da, ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz bu kentin tüm Türkiye’de hatta Dünyada tanınması için çabalıyor ve çalışıyoruz.

Bilinmektedir ki, Yalova’ya yaptığı büyük hizmetler nedeniyle En Büyük Yalova’lı, Yalova doğumlu olmayan Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Ben Yalova’lıyım demek Yalova’lı olmaya yetmez, Hele hele, Yaşadığı bu şehire kötülük edenlerin Yalovalı’yım deme hakları, hiç yoktur. Gerçek Yalova’lı, Yalova’ya hizmet eden,  Yalova’yı iyi tanıtan ve Yalova için bir şeyler yapanlardır...

Sadri Özen
16.04.2005
Rüyam

İzmit Yolu tarafından Yalova’ya doğru yürüyorum. Altınova’dan Topçular iskelesine kadar 4 şeritli yolun sağında ve solunda çiçekçiler, en güzel çiçeklerini yol kıyısına dizmişler. Hepsinin yüzü gülüyor. Çünkü satışları iyi, çünkü onları dünya tanıyor, Çünkü ekonomik problemleri yok. Selam verip geçiyorum yanlarından, oturup bir çay içmeye zamanları bile yok üretim ve satış yapmaktan.

Yoldan o kadar çok kamyon ve tır geçiyor ki sormayın. Hepsi mal yüklü. Altınova ve Aksa açıklarında gemiler bekliyor, hammadde indirmek ve yeni malları yüklemek için. İstanbul Elyaf ve Aksa grubunun tüm fabrikalarının tesisleri müthiş büyümüş. Binlerce insan çalışıyor. Büyür tabi ki. Onlara o kadar kolaylık gösterdik yatırımlarını büyütsünler Yalova’da diye. Belediyemiz suyu ucuz sattı, devletimiz elektriği. Bürokrasi, önlerine hiç engel çıkarmadı. Onlarda doğayı bozmadan, Yalova’ya hiç zarar vermeden tesislerini büyütebildikleri kadar büyüttüler.

Buradaki hareketliliği görünce Organize Sanayii Bölgemizi düşünüyorum hemen. “Orada hareket daha fazladır şimdi” diyorum kendi kendime. Çünkü orada onlarca yeni fabrika var. Onlarca orta ölçekli işletme var ve durmadan yeni fabrikalar kuruluyor, Organize sanayii bölgemize. Neden kurulmasın? Çünkü Yalova kalkınmada öncelikli yöre. Yatırım teşviklerinden öncelikle yararlanıyor. Onlara, Yalova’mızda fabrika kursunlar diye fabrika yerlerinin alınmasında ve kiralanmasında büyük kolaylıklar sağladık.

Onlara Yalova’yı tanıtmak için, Yalova’mıza fabrika kurmalarını sağlamak için yıllarca çalıştık, didindik. Şimdi sonuçlarını alıyoruz işte. Binlerce insan çalışıyor. Yalova’da işsizlik Oranı % 0. Son iki yılda 500 tane kahvehane kapandı Yalova’da. Çünkü müşterisi yok. Herkes çalışıyor. Kahvehaneye kim gidecek. Emeklilerimiz de gitmiyor, çünkü onlar da sosyal faaliyetlerde.

Yürümeye devam ediyorum Yalova’ya doğru. Gözlerime inanamıyorum. Yalova kendisine sığamamış. Çiftlikköy dolmuş taşmış. Her taraf konut. Çünkü Sanayii sayesinde gelir düzeyi yükseldi, Yalova’nın da Çiftlikköy’ünde. Nüfus arttı. Emekli cenneti değil artık Yalova, Üretim cenneti, Tatil cenneti. Sahiller tertemiz, cıvıl cıvıl. Deniz boyundan bir yol görüyorum Yalova’ya doğru. Bu bir demiryolu. Üzerinde fazla büyük olmayan bir elektrikli tren. Çiftlikköy’den Çınarcık kum plaja kadar gidip geliyor.

Tatilciler bu tren sayesinde diledikleri yerde durarak denize girebiliyorlar. Çünkü denizimiz de sahillerimiz de tertemiz, pırıl pırıl. Yalova’nın içinden geçiyorum. Caddeler, sokaklar tertemiz. Alt yapı bitmiş. Her yerde doğalgaz kullanılıyor. Katlı otoparklar sayesinde caddelerde hiç araç görmüyorum. Otoparkçılar da yok artık. Çünkü araçlar caddelere park etmiyor. Önümü kesmiyor dilenciler ve mendil satan küçük çocuklar. Gazipaşa caddesinden, deniz boyundan devam ediyorum yürümeye.

Tüm işyerleri hareketli. Üniversite renk katmış ilimize. Öğrenciler doldurmuş caddeleri. Deprem anıtı ve civarı eskisi gibi, yemyeşil ve tertemiz. Vatandaşlarımızın duyarlılığı artmış. Yerlerde çekirdek kabukları yok artık. Plastik şişeler ve sigara izmaritleri yok. Tigem’in içinden geçip kamplara doğru yürüyorum. Samanlı deresinin çevresi görülmeye değer bir güzellik içinde. Ekilen fidanlar büyümüş.

Oturma alanları ve çay bahçelerinin kıyılarından dereye olta atıyor insanlar. Kayıklar ve deniz bisikletleri bırakılmış dereye, yazın insanlar gezsin diye. Tüm kamplar özelleştirilmiş. Hepsi yaz rezervasyonlarını şimdiden yapmışlar. Hummalı bir hazırlık içindeler yaz mevsimi için. Her taraf yemyeşil, sahiller tertemiz. Basket sahaları, tenis kortları ve su sporları alanları yapılmış. Yazın ne kadar kalabalık oluyor buraları. Sanki bütün İstanbul buradaymış gibi.

Güvercinler gürültü yapmaya başlıyorlar evimin camlarındaki panjurların üzerinde. Uyanıyorum. Sabah olmuş. Rüya görmüşüm...


Sadri Özen
01.03.2005
Değişen Bir şey Yok!

Bir okurum Yalova ekonomisi hakkındaki düşüncelerimi sormuş. Dilimiz döndüğünce, gözümüz gördüğünce düşüncelerimizi aktarmaya çalışalım.
Önce, Yalova ekonomisi ile ilgili olarak Eylül 2002 tarihinde Koleksiyon dergisi tarafından benimle yapılan bir röportajdan bölümler aktarmak istiyorum. Daha sonraki yazılarımda Yalova ekonomisi hakkındaki düşüncelerimi aktarmaya devam edeceğim.
Bakın neler demişiz Eylül 2002 tarihinde ;
“Bir şehrin gelişmesi için şu tür bir organize sanayii olması gerekir diye bir kural yoktur. “Yazılım organize sanayii” nin yanı sıra çiçek üreticisi olan şehrimizde bir “Çiçekçilik organize sanayii”, Anadolu’ya ve İstanbul’a yakın olması ve deniz kıyısında olmamız bir avantaj kabul edilerek “Üretim organize sanayii”. Şehrimizde bunların üçü birlikte niye olmasın. Üç organize sanayiinin de birbirinden bağımsız olarak kurulması bir ütopyamıdır ? Bana göre değildir. Kalıcı gelişme için büyük düşünmek gerekir. Bu yatırımlar uzun vadeli olabilir. Ancak, uzun vadeli yatırımlar kalıcı çözümlerdir. Yalova’da üç organize sanayiinin de kurulması için çalışma yapılabilir. Üçü içinde ayrı ayrı kurumsal yönetimler oluşturulabilir. Bu yönetimler sorumlu oldukları organize sanayii bölgesi için ortak bulma ve yönetim görevlerini yerine getirirler. Bu, bir yarışa dönüştürülebilir. “Üretim organize sanayiinin bulunduğu yerde Çiçekçilik organize sanayii yada Yazılım organize sanayii olmaz”  diye bir düşünce kabul edilemez. Bugün sanayi ve teknoloji o kadar ileri düzeydedir ki üretim organize sanayiinin çevreye yada bulunduğu yere zarar vermesi mümkün değildir. Yani rahatlıkla fabrikaların yanında çiçek ekilebilir. Sanayiinin sağlayacağı katkıları burada tek tek saymaya da gerek yoktur. Bursa Organize sanayi bölgesinin, İnegöl ve İzmit Organize sanayii bölgelerinin bulundukları yerlerin ekonomilerine olan katkıları hepimizin bildiği bir konudur.  Hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Ancak, bir sonuca ulaşmak için, önce inanmak, sonra uygulamak gerekir. Yalova’nın modern bir şehir olabilmesi için önce ekonomisini güçlendirmesi gerekmektedir. Yalova ekonomisini güçlendirmek için ise, Yalova için mümkün olabilecek bu üç girişim için de mücadele edilmesi, mücadele edenlerin de desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum.”
Bunları söylemişiz Eylül 2002 tarihinde.
O günden bu yana herhangi bir değişiklik varmı Yalova’da ve Yalova ekonomisinde ? Yoksa iki yılımız daha mı boşa gitti !
Yıkıcı değil Yapıcı olmamız gerekiyor. Olumsuz düşünceleri bir tarafa atıp, olumlu düşünceleri yeşertmemiz gerekiyor. Geçici değil kalıcı çözümler üretmemiz gerekiyor. Kısa vadeli değil uzun vadeli düşünmemiz gerekiyor. Yoksa daha çok zaman kaybederiz...

Sadri Özen
09.01.2005
GİRİŞ SAYFASINA DÖN
1