sayfayi yaziciya gönder

Türkiye’de Tarih Öğretimi Üzerine Birkaç Söz

            Tarihe,birbirinden kopuk, bir dizi ezberlenmiş bilgi yada bağlanımdan soyutlanmış magazin haberleri olarak değil, yaşamın tüm yanlarını kapsayan, alabildiğine zengin, bir büyük deneyim olarak yaklaştığımızda çok geniş bir keşif alanı ile karşılaşırız.

            Tarih tabularla dolu, önyargıları pekiştiren bir övünme edebiyatı yada politik propaganda türü değildir, böyle olmamalıdır. Tarih insan zekasına, ilgisine konu olabilecek yüzlerce alanda, merakla, keyifle okunabilecek, tartışılabilecek, çevresinde güzel işler yapabilecek seçenekler sağlar. Dünle biten büyük macera ile bugünün ve yarının bağıntısını kurar.

            Tarih, merak edilmeye değer olmasının ötesinde, felsefeden teknolojiye, edebiyattan modaya bugünün ve yarının her cins üretimine destek olabilecek, önemli bir yaratıcılık kaynağıdır. Geleceğin sorunlarına çözümler bulma kapasitemizi geliştiren, kendi kavrayış ve bilincimizi bin yılların bilinci ve potansiyelleri ile bütünleştiren bir çalışma alanıdır.

            Milletlerin ruh yapısını olgunlaştırmakla önemli bir faktör olarak kabul edilen tarih öğretimi, akademik nitelikli araştırma ve öğretimden farklı olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde siyasi iktidarların ve ideolojilerin en çok etkilediği eğitim konusunun Tarih olması da üzerine durulacak bir konudur. 

            Tarih öğretimi “eğitim” şeklini  alınca asıl o zaman millet için faydalı olur. Çünkü o milletin bir parçası olmanın şuur ve duygu bağları, ancak dünün örsü üzerine bugünün çekiçleriyle vurula vurula çelik halkalar halinde oluşur, güçlü geleceklere doğru ulaşır[1]

            Cumhuriyet’in yeni kurulduğu, eğitim  müesseselerin temellerinin atıldığı bir dönemde, Atatürk’ün Tarih öğretimi ile doğrudan ilgilenmesi dikkat çekicidir.Nitekim Tarih öğretiminin lüzum ve önemini şu sözleri ile en güzel biçimde ifade etmektedir: “Yetişecek gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, her şeyden evvel, Türkiye’nin istikbaline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir… Bu özellikte fertlerden oluşmayan toplumlara hayat ve istiklal yoktur.”[2] Zaten dünü bilmeyenlerin bugünü izah edebilmesi ve yarını düşünmesi tasavvur olunamaz. Tarih bilmeyen; siyasetinde, iktisadında, felsefesinde, sosyolojisinde, hukukunda kısaca her toplumsal ilmin kara cahili olmaya mahkûmdur. Bu nedenle, gerçek tarih bilincine sahip olabilmek, tarihten dersler çıkarabilmek için olay ve olgulara önyargısız yaklaşmak zorundayız.

            Ne yazık ki: Türkiye’de Tarih hâlâ gündelik siyasetin vazgeçemediği bir istismar unsuru ve inanç alanıdır. Bu hiçte sıhhat alameti değildir. Türkiye artık kendi tarihiyle barışmak ve onu bir kavga alanı olmaktan çıkarmak zorundadır. Nitekim ünlü devlet adamı Winston Churchill’in: Kavga başlatırsanız, yarınları kaybederiz. sözün doğruluğuna inanarak Tarihimizle kavgalı olmamayı şiar edinmeliyiz.Tarihi olayları değerlendirirken kesinlikle birileri hain, birilerini de vatanperver olarak çıkarmak zorunda değiliz. Prof. İlber  Ortaylı’nın “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” adlı eserinde belirttiği üzere: Hatasıyla sevabıyla büyük işler başarmış bir nesle övgü veya sövgüyle bakmak, ideolojik kavgalara cephane aramaktan başka bir anlama gelmez.”Biz  tarihi yapanlara, onları anlamak ve ders almak için bakmalıyız. Ama maâlesef bu fenomeni yıllardır pratiğe geçirememişiz.

            Bugün okullarımızda, kronolojik olarak olayların soyut bir şekilde nakledilmesi Tarih’ten istenilen maksat değildir.

            Ülkemizde tarih öğretimini kimiler hafife alıyor. Onlara göre Tarih, insanın paçalarını toza bulayacak bir bit pazarından başka bir şey değil, kimileride öyle yüceltiyorlar ki insanın bilet alıp geçmişe gidesi geliyor… Tarihe doğru bakış elbette bir sevgi nesnesi, bazen de bir bilinç işidir. Yaşamın bilincinde olamayanlar Tarihin ne olduğunu bilebilirler mi?[3]

            Tarih öğretimi hedefine ulaştığında görülecektir ki ;

  1. İnsanlar köklerini araştıracak ve geçmişle gelecek arasında bir süreklilik içinde kendilerini gösterecektir.
  2. Geçmişteki hataların görülmesi sağlanacak ve fertlerin dünya görüşü ve uluslararası anlayışı gelişecektir.
  3. Çağdaş: Sosyo-Ekonomik ve siyasal problemlerin nedenlerinin anlaşılması sağlanacaktır.
  4. Tarih öğrenen insan, entelektüel bir mutluluk kazanacak, değer yargılarını ve inanç sistemlerini  çok iyi bilecektir

XX. yüzyılın son çeyreğine ismini altın yazdırmış olan Japonların Tarih öğretimindeki şu yapısal özellikler çok dikkat çekiçidir.

a.       Sömürgeci baskıya karşı başarı ile direniş

b.      Ulusal kimliğini bozgunda bile ayakta tutmak Yeryüzünün önde gelen sanayi güçlerinden biri olmak(için çok çalışmak)[4]

Ülkemizde, Atatürk dönemlerinden beri Tarih kitaplarının ve dersinin öneme uygun olarak büyük bir ciddiyetle ele alınan tarih programları ve ders kitapları:Zaman zaman yenilenmişse de bazı ekleme ve çıkarılma dışında ciddi bir gelişmeye tabi tutulmamıştır. Halbuki dünyada tarih öğretiminde büyük değişmeler olduğu gibi, bu yeni anlayıştan hareketle Tarih bilgimizde de gelişmeler olmuştur.[5]

Ülkemizde tarih kitaplarının kendilerini anlamayan insanlar tarafından basılması , ciltlenmesi, satılması ve okunup sansüre tabî tutulması, daha da tuhafı bazı tarih kitaplarının sipariş üzere yazılmasıda ilginçtir.[6]

            Bütün bunlarla beraber, bugün dünden daha çok tarihi şahsiyet ve kimliğimize kavuşmaya ihtiyacımız olduğu apaçıktır; Çünkü kendi tar,h, misyonunu keşfedemeyen milletler başkalarının oltasında yem olmaya mahkûmdur

            Bugün Tarih öğretiminde şu özellikler mutlaka göz önünde  buldurulmalıdır.

1.                        İlk ve ortaöğretimin çeşitli kademelerinde okutulmuş olan Tarih programları arasında mutlaka koordinasyon sağlanmalı, gereksiz ve sıkıcı tekrarlar kaldırılmalıdır.

2.                        “Tarihi terminoloji” kargaşasına son verilmelidir.

3.                        Tarih ders kitapları gelişen bilimsel verilere göre değiştirilmelidir. [7]

4.                        Tarih ders kitapları öğrenciyi sıkan , ezbere dayalı bilgi yığını nitelikli olmamalıdır.

5.                        Kitaplar yayınevleri sayısınca değil tek ve kendini hep yenileyen bir özellikte olmalıdır.

6.                        Milli birlik ve beraberliği belirleyecek şekilde kaleme alınmalıdır.

7.                        Kültür ve medeniyet tarihine ağırlık verilmeli, tarihi savaş ve barış yumağı olmaktan kurtarmalıdır.

8.                        Tarihi olay ve kişiler: güncel,siyasi,ve ideolojik endişelerden arındırılmalı, bunlara alet edilmemelidir.

Tarih öğretimi ve ders kitapları  evrensel seviyeyi yakalamak zorundadır.


[1] Abdülkadir  YUVALI , Tarih Metodojisi  ve Türk Tarihinin meseleleri kolokyumu,“Türkiye’de tarih öğretimi”

                                            S.253 Elazığ,1990

[2] Cengiz ORHONLU, “Atatürk ve Tarih Görüşü”, Türk Kültürü An. 1967 c.VI S6y s. 27 

[3] Salih ÖZBARAN , Tarih ve Öğretimi . Cem yay İst. 1992

[4] İzzet TANJU, “Japon Tarih Yazıcılığı” ,Türkiye Günlüğü, s.41,s.84

[5] Tarih 1, Komisyon S.3 MEB İst 1996

[6] Şahin UÇAR, Tarih Felsefesi Yazıları, S.43 Vadi yay Ank 1993

[7] Eflatitlerin Türk olmadığı, Selçukluların adliye nâzırı olarak bilinen “Emir-i Dad” kavramının polis müdürü olduğu, Osmanlılara ait ilk paranın Orhan Beye değil ,Osman beye ait olduğu… ispatlandığı halde hâlâ ders kitaplarında değiştirilmemesi dikkat çekicidir.

Kısaca, insanların büyük çoğunluğunun  “Tarih” diye ömürleri boyunca görüp göreceklerinin tümü, ilk ve orta öğretim tarih ders kitaplarında anlatılanlardan ibaret olacağı için, tarih öğretimimizin eskilerin tabiriyle: “Efrâdını Câmi;ağyârını mâni” olması , ders kitapları da Atatürk’ün deyimiyle: “Her zaman gerçeği arayan ve onu buldukça da söylemeye yüreklilik gösteren kişilerin kaleminden çıkması temevanisiyle…

irfan  PURTUL