Yaşar Kalafat Web Sayfası

 

 

 

 

Dr. Yaşar KALAFAT

 

 

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

SUNUŞ

ÖNSÖZ

YAZARIN ÖNSÖZÜ

BİRİNCİ BÖLÜM

BÖLGENİN KÜLTÜREL SİYASİ VE DİNİ TARİHİ

A. KAYNAKLARIN İNCELENMESİ
B. SİYASİ TARİHİ
Kırım Türkleri
Kuzey Kafkasya - Dağıstan Türkleri
Azerbaycan Türkleri
Karay Türkleri
Anadolu Türkleri
Kuzey Mezopotamya Türkleri
1.Irak Türkleri
2.Suriye Türkleri

C. Bölgenin Toponomisi
D. Bölgenin Dinî Tarihi

Sümer Türklerinde Dinî Hayat
Hun Türklerinde Dinî Hayat
Hazar Türklerinde Dinî Hayat
Saka-İskit Türklerinde Dinî Hayat
Karay Türklerinde Dinî Hayat
Gagauz Türklerinde Dinî Hayat
Gregoryan Türklerinde Dinî Hayat
Zerdüştlerde Dinî Hayat
Yezidilerde Dinî Hayat

İKİNCİ BÖLÜM TENGRİ, İYELER, KAM/ŞAMAN
A. TENGRI/KÖKTENGRİ/BİR TENGRİ
B. İYELER
a. Yardımcı İyeler
b. Koruyucu İyeler
1. Umay
2. Ana Maygıl
3.AkAna
e. Kara İyeler
1. Erlik
2. Albastı
3. Diğerleri

C. GÖK VE YER İYELERİ

a. Gök İyeleri
1. Gök
2. Güneş
3. Ay ve Yıldızlar
b. Yer İyeleri
1. Dağ İyesi
2. Kaya-Taş İyesi
3. Yer İyesi
4. Su İyesi
5. Ağaç/Orman/Bitki İyesi

D. EV-OCAK-OD/ATEŞ-AĞIL İYELERİ

1. Ev İyesi
2. Ocak-od/Ateş İyesi
3. Ağıl/Ahır İyesi

E. KİŞİOĞLU, APA/ATA-ARVAK/ARBAK (RUH)

1. Kişioğlu
2. Apa/Ata ve Arbak/Arvak
F. KAM / ŞAMAN/OYUN/OZAN


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HAYATIN SAFHALARI

A. GEÇİŞ DÖNEMİ TÖREN VE İNANÇLARI

B. DOĞUM DÖNEMİ (Evveli-Esnası-Sonrası)

a. Ad Verme

2. EVLENME/DÜĞÜN DÖNEMİ (Evveli-Esnası-Sonrası)
3. ÖLÜM (Evveli-Esnası-Sonrası)

a. Ölüm
b. Mezar
c. Ağıt
d. Yuğ
e. Yas

C. BEREKET TÖREN VE İNANÇLARI

1. KURBAN
2. SAÇI
3. YAĞMUR DUASI
4. MEVSİM MERASİMLERİ

SONSÖZ

BİBLİYOĞRAFYA

DİZİN

EKLER

HARİTALAR

RESİMLER

KISALTMALAR

A.C.C.P.İ.A.A.İ.K.M. :Azerbaycan CCP İlimler Akademisi Aspırantlarının İlmi Konferansının Materyalleri
A.H.S.L.F.M. :Azerbaycan Halk Sufizmi ve Lenkeran Folklor Müşaveresi
a.g.e : Adı geçen eser
a.g.e : Adı geçen makale
a.g.e : Adı geçen madde
A.T.M.A.S. : Anadolu'da Türk Mührü Ahlat Sempozyumu
C : Cilt
Ç.B. : Çuvasistan-Başkürdistan-Tataristan
D.A.S.İ.M.S. : Doğu Anadolu'nun Siyasi ve İktisadi Meseleleri Sempozyumu
D.T.C.F. : Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
D.T.S. : Dostluk ve Ticaret Sempozyumu
D.U.T.K.K. : Dördüncü Uluslararası Türk Kültürü Kongresi (4-7 Kasım 1997) Ankara
E.Ü.T.S.T.İ.D.G.A.S. : Erciyes Üniversitesi Türk Kültür ve Siyasi Tarihi İçinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sempozyumu
E.Y.II.F.H.E.E.S. : Erciyes Yöresi II.Folklor, Halk Edebiyatı ve Etnografya Sempozyumu
G.C.G.K.T.T.H.İ. : Giraylar'dan Cemiloğlu'larına Günümüz Kırım'ı ve Kırım Tatar Türkleri Halk İnançları
G.D. : Görebildiğim Dağıstan (Sosyal-Kültürel-Siyasi-Basın Eğitim Hayatı)
G.D.D.H.İ. : Görebildiğim Dağıstan (Sosyal-Kültürel-Siyasi-basın ve Eğitim Hayatı) ve Dağıstan Halk İnançları
H.B.H. : Halk Bilgisi Haberleri
H.K.F.D. : Harran Kültürü ve Folklor Dergisi
H.Ü.S.B.E. : Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Hz. : Hazreti
İ.Ü.E.F.T.D. : İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi
K.D.G.U.G.N.H.İ. : Keleki de Dört Gün Üç Gece ve Nahçıvan Halk İnançları
M.A.H.K.K.B. : Milletler Arası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri
M.1000.B.B. : Manas 1000, Bişkek Bildirileri
M.F.H.E.S.B. : Milletler Arası Folklor ve Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri
M.H.E.F.K. : Milli Halk Edebiyatı ve Folklor Kongresi
M.K. : Milli Kültür
M.Ö. : Milattan Önce
M.S. : Milattan Sonra
M.T.F.K.B. : Milletler Arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri
M.T.H.E.F.K. : Milletlerarası Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru Kongresi
M.T.H.K.K. : Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi
M.T.K. : Milli Türkoloji Kongresi
P. : Page
S. : Sayı
s. : Sahife
t/e.h.s. : Türkmeneli/Erbil ve Halk Sufizmi
T.D.A. : Türk Dünyası Araştırmaları
T.D.E.K. : Türk Dünyası El Kitabı
T.D.T.D. : Türk Dünyası Tarih Dergisi
T.F.A. : Türk Folklor Araştırmaları
T.H.H.S.B. : Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri
T.K. : Türk Kültürü
T.K.T.D.S. : Türk Kültür Tarihinde Denizli Sempozyumu
T.M.T.T.M.K. : Tarih Metodolojisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollegyumu
Trc. : Tercüme
T.S.T.A.İ. : Türk Sanat Tarihi Araştırma ve İncelemeleri
T.T.K. : Türk Tarih Kurumu
T.Y.A.S.B. : Türk Yer Adları Sempozyumu Bildirileri
U.T.D.E.E.K. : Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyalar Kongresi
U.F.H.E.S.B. : Uluslararasi Folklor ve Halk Edebiyatı Semineri Bildirileri
U.T.F.K.B. : Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri
U.T.F.S.B. : Uluslararası Türk Folklor Semineri Bildirileri
U.T.K.K. : Uluslararası Türk Kültür Kongresi
U.T.T.K.B. : Uluslararası Türk Tarih Kongresi Bildirileri
U.U.T.K.İ.U.A.T.İ. : Ufa Uluslararası Türkiyat Kurultayı ve İdil-Ural, Altay Türk İnançları
V. : Volume
vb. : ve benzeri
V.I.T.H.C.T.H.İ. : Vatan-İran-Turan-Hattı ve Caferi Türklerinde Halk İnançları


GİRİŞ

Halk inançları çalışmalarım kültürel kimliğin tespiti arayışlarında bir alt başlık olarak başlamıştı. Bunlar hacim ve ehemmiyet itibariyle giderek kitap ehli dinlerin alanlarını zorlar olmuşlardır. Halk kültürünün bir alt alanı olmalarına rağmen, kültürel kimlikde ciddi bir biçimde tayin edici faktör olabileceklerini göstermişlerdir. Biz ilk karşılaştırmalarımızı Anadolu'da ilden ile yaparak başlatmıştık. Bunu Anadolu'nun bölgeleri arasında yaptığımız karşılaştırma çalışmaları izledi. Daha sonra bulunma imkanı elde ettiğimiz Türk Dünyası'ndan kesimleri Anadolu'daki benzeri inançlarla karşılaştırdık. Türk Dünyasından Kuzey Afganistan (Ulug Türkistan'ın güney kesimi) Türkmenistan, Özbekistan, Karakalpakistan, Kırgızistan, Kazakistan,Gürcistan,Azerbaycan, Nahçıvan, Dağıstan, Kırım, Başkürdistan, Çuvaşistan, Tataristan, Makedonya, Anadolu, Altay, Gagauzeli, Bulgaristan, Kıbrıs, Kafkasya, İran, Suriye, Irak'da halk inançları çalışmalarını yapma imkanı buldum. Çalışmalarımın sonuçları; bildiri,makale ve kitaplar halinde yayınlandı. Kitap boyutundaki çalışmalarım bazen bir Türk ülkesini ele alırken, bazen de Türk Dünyasından komşu birkaç ülkeyi kapsadı. Böylece tedrici de olsa siyasi sınırlar, Türk halk inançlarını baz alarak kültürel sınırlara dönüşüyordu. Türk dünyası halk inançlarını çalışacak olanlara zemin oluşturuyordu.

"Gök Tengri dinînden Günümüze Türk Halk İnançlarında katmanlaşma ( Etrüskler, Sümerler, Sakalar, Hunlar, Hazarlar, Selçuklular, Osmanlılar) isimli bu deneme de imkan bulunabildiği taktirde yeni halkalar halinde genişleyecek, kendi çapında Türk Dünyamızı kapsayacaktır. Bu tarz ilk ciddi çalışmamız Doğu Anadolu ağırlıklı idi. Bu çalışma ile Anadolu'nun doğusundaki halk inançları diğer kesimleri ile karşılaştırılmış,Türk Dünyasının öteki bölgelerinden örneklemeler ile Türklüğün kaynak eserlerinde alandan derlenilen inanç malzemesinin teyidi cihetine gidilmişti. "Doğu Anadolu'da Eski Türk İnançlarının İzleri" isimli bu çalışma kendisini yenileyebildiği cihetiyle talebe bağlı olarak 9 yıl çerisinde 3.baskısını yaptırmıştır.

"Kuzey Azerbaycan-Doğu Anadolu ve Kuzey Irak'da Eski Türk Dinî İzleri-Dinî Folklorik Tabakalaşma" isimli, çalışmamız da, Prof.Dr.Dursun Yıldırım'ın Türk halk inançlarına uyarlayarak geliştirdiği metotla ele alınmıştır. Bu çalışmanın coğrafî alanı kapsamındaki saha büyük bir kısmı ile literatürden tanınarak çalışılmıştır. Bu kitabın baskıda beklediği süre uzayınca, bizatihi derlediğimiz bilgiler bu çalışmamıza yeterince aksettirilememiş, Kuzey Azerbaycan, Kuzey Irak gibi müstakil çalışmalar halinde ele alıp yayınladığımız çalışmalardan aktarmalar yapılmakla yetinilmiştir.

Daha muhtevalı bölgesel karşılaştırma nitelikli elinizdeki bu çalışmamıza, birinci çalışmamızda olduğu gibi geniş bir kaynak tanıtması yaptık. Bu türden bilgileri yenileri ile ikmal ederek bu çalışmamıza da ekledik. Bununla amacımız, Türk Dünyasında halk inançları ile ilgili literatürü, uygulanılan metodu ve ilgili araştırmacıları imkan nispetinde tanıtmak, onların toplu halde bir kaynakta bulunabilmeleri için ilk adımları atmaktır. Aynı ihtiyacın karşılanabilmesi için her iki çalışmamıza koyduğumuz "Bibliyografya" bölümünü % 30 değiştirerek % 40 artırarak yeniden verme yönüne gittik. Böylece bir gün Türk Halk İnançları Bibliyografyası yapılacak olur ise, ilk adım atılmış olsun istedik.

"Gök Tengri Dinînden Günümüze Türk Halk İnançlarında Katmanlaşma - Etrüskler, Sümerler, Sakalar, Hunlar, Hazarlar, Selçuklular, Osmanlılar" isimli bu çalışmamıza tanıtımı yapılan bölge ile ilgili halk inançlar muhtevalı çalışmamıza Irak ve Suriye Türklerini de ekledik. Bu bölge çalışmamıza Kuzey Mezopotamya olarak aksetti. Suriye Türklüğü ile ilgili çalışma ve yayınımız anket ve literatürden olmuştur. Bu bölgemize henüz gidemedik. Irak ve Nahçıvan Türklüğünü yeterli olmasa da yerin de incelemelerle yayınladık. Azerbaycan- Nahçıvan'da müteaddit defalar çalışma imkanı bulduk ve tespitlerimizi farklı yazı planları ile neşrettik. Kuzey Azerbaycan halk inançlarına dair çalışmamız bu ülkeye yakından incelemiş bir meslektaşımızla birlikte olmuştu. Bu bölge ile ilgili ikinci neşriyatımızdan evvel bölgede araştırma imkanı bulduk. Güney Azerbaycan'la ilgili araştırma ve yayınlarımız bu bölgede inceleme yaptıktan sonra oldu. Elimizdeki bu kitaba Nahçıvan'ı da içerisine alan bu bölge, Vahit Azerbaycan olarak yansıtıldı.

Bu çalışmamızda Kuzey Kafkasya ve Dağıstan'dan da araştırma yaparak katkıda bulunmaya çalıştık. Farklı bir planda derlediğimiz diğer bilgilerle birlikte neşrettiğimiz alandan yapılmış bu tespitlerde Dağıstan ve Kafkasya halklarından Avarlar, Kumuklar, Tabasaranlar, Noğaylara dair bilgi vardır. Şüphesiz Kuzey Kafkasya sadece Dağıstan olmadığı gibi Dağıstan'da başka halklar da vardı. Ayrıca ele aldığımız diğer kesimlerde olduğu gibi buranın da incelenmesi zamanla sınırlı idi. Kuzey Kafkasya ile ilgili çalışmamız Karaçay-Balkar bölgesine dair olmuştu. Bu çalışmayı Çerkezlerle ilgili halk inançları çalışmamız izlemişti. Anadolu'daki benzeri inançlarla karşılaştırma şeklinde yapılan bu çalışmaların ikisi de anılan Kafkas halklarının Anadolu'da yaşayanlarından hareketle yapılabilmiş Kuzey Kafkasya'nın bu bölgelerine henüz gidilememişti. Bu yazılar göstermiştir ki Anadolu'da ve Kafkasya'yı yurt tutmuş toplumlar aynı toplumlardır. Kafkas halklarından Anadolu'da temsilci grubu olmayan halk kesimi hemen hemen yoktur. Bu çalışmalar bize göstermiştir ki, Kafkasya'daki coğrafi bölünme ve yoğun dil farklılığına rağmen, Kafkas halklarında ciddi bir töre ve mitoloji birliği vardır. Çalışmalarımız göstermiştir ki, Kafkas halklarının töre ve mitolojisi bir kısmının dilleri farklı da olsa Türk töre ve mitolojisinden farklı değillerdir. XIX yy.da Kafkas halkları farklı diller kullanmalarına rağmen ortak dil Osmanlı Türkçesi idi. Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Slav kültür politikasının bir sonucu olarak Kafkasya'da ortak dil Rusça olmuştur. Daha sonra, Karaçay-Çerkez, Kabartay-Balkar ve Gürcistan Türk Halk İnançlarını İnceleme imkanı bulup tespitlerimizi çalışmamıza ekledik. "Gök Tengri Dinînden Günümüze Türk Halk İnançlarında Tabakalaşma, Etrüskler, Sümerler, Sakalar, Hunlar, Selçuklular, Osmanlılar isimli çalışmamıza Türk Dünyası'ndan eklediğimiz coğrafi alanlardan bir parça Kırım Türk halk inançları olmuştur. Bu bölge ile ilgili yaptığımız çalışmaları da diğer tespitlerimizle birlikte müstakil yazılar olarak yayınlamış fakat karşılaştırma yapma cihetine gitmemiştik. Bu defa ilavesi yapılan yeni coğrafi alanlar gibi bu bölgenin de Türk halk inançları karşılaştırmaya tabi tutulmuştur.

Kırım'da Türk halk inançlarını incelerken inceleme alanımıza Musevî inançlı Türklerden Karay Türkleri ile Kırımçak Türklerini de aldık. Karaimlere dair, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da da yaşadıkları için Hazar Türkleri münasebeti ile bilgi vermiştik. Bu kere yerinde alan çalışması yapıp bir kısmını yayınladığımız tespitlerimiz oldu. Zerdüşizmin halk inançlarımıza yansıyışına evvelde kısa atıflar yaparak değinmiştik. Bu defa anılan inancın mabetlerinde inceleme yaparak Türk halk inançlarına yansıyışları üzerinde duruldu. Kuzey Mezopotamya'da kendisini daha net olarak yansıtan Yezidilik ise Türk halk inançlarından etkilenmiş ve yer yer onları etkilemişlerdi. Bu çok doğaldı. Yezidilik, Gregoryanlık gibi Türklerin yoğun olduğu bölgede tezahür etmişti. Eski Türk inançlarından soyutlanmış olmaları beklenemezdi. İlk çalışmalarımızda kısa değinmeler şeklinde temas ettiğimiz Yezidiliğe yeterli olmasa da, bu defa daha geniş yer vermeye çalıştık. Bu arada İran Türklerinden yaptığımız halk inançları bizi Caferi Türk Halk İnançlarına, Irak Türklerinden yaptığımız halk inançları da, Kekailer gibi Heteradoks Türk kesimlerinin halk arasında yaşayan inançlarına götürdü. Mezhepler ve tarikatları zemin olarak Türk halk inançlarının incelenmeleri, eski Türk inançlarının takipleri itibariyle yeni bulguların teminini sağlayacaktır. Evvelce biz Türklerin mensubu bulundukları İsevi ve Musevi mezheplerde Türk inançları üzerinde durmuştuk.

"Kuzey Azerbaycan-Doğu Anadolu ve Kuzey Irak'ta Eski Türk Dinî İzleri" isimli denememizde, Türk halk inançları çalışması yaptığımız bölgenin Türk tarihine de yer vermiştik. Bu defa bölgenin tarihi geçmişi, Türk tarihi itibariyle daha derinleştirilmiş ve genişleyen çalışma alanı itibariyle ele alınan yeni bölgelerinde, Türk tarihine yer verilmiştir Bu münasebetle Kırım, Dağıstan, Kafkasya, Güney Azerbaycan, Suriye Türklüğü ile Anadolu'dan Sümerlere, halk inançlarına esas alabilecek tarihi ve dinî tarihi hayata dair bilgi verilmiştir. Şüphesiz bu derece geniş bir coğrafyanın dip tarihini Türk tarihi itibariyle ele alıp bu coğrafyadaki dinî hayatı özet de olsa irdelemeye kalkışmak eksiklik yapmadan denemek de kolay değildir.

Çalışmamızı tamamen orijinal inanç muhtevalı dokümanter ettik. Kırım Karay Türklerinin "Balta Tıymez" Kutsal Meşe Ormanları, Bakü Zerdüşt mabedi Caferi Türkler de Gademgah, Dağıstan'da Kırklar Mezarlığı ve İmam Şamil'in türbesinin resimlendirilmesi tespitlerimiz oldu. Bu uygulama ile, her çalışmamız münasebeti verdiğiniz inanç muhtevalı resimlerle, ileride bir "inanç resim albümü" oluşturmayı tasarladık.

Çalışmamızın kaynaklar bölümü münasebeti ile de bir değişiklik tasarladık. Ancak uygulamayı ileriki çalışmalarımıza bıraktık. Halk inanç muhtevalı kaynakları soy isim esasına göre sıralamayı, biraz daha geliştirip bu dizini konu başlıklarını esas alarak yapmayı tasarlıyoruz. Böylece bibliyografyayı alt başlıklar seviyesinde tasnife gitmiş olabiliriz, diye düşünüyoruz. Bu bize ileride inanç konularında bibliyografya katalogları kazandıracaktır.

Çalışmamızda inanç muhtevalı terminolojiye indekse almak suretiyle, ileride inanç lügatçası, inanç ansiklopedisi, inançlarla ilgili kategorileştirme çalışmalarına zemin hazırlamayı amaçladık.. Böylece halk inançları konulu süreli yayınlarda olduğu gibi ilgili genel bibliyografya tespiti cihetine de gidilecek olur ise ilk adımlar atılmış olacaktır.

Çalışmamıza konu ile ilgili yeni süreli yayınlardan, Atacurt, Türkmeneli, Kerkük. Türkistan, Türk Edebiyatı, Yörtürk, Diyanet, Yatağan, Aziziye, Türk Yurdu, Azerbaycan, Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, Bilge, Ana Sözü, Bulak, Dadaşa Merhaba, Hak ve Özgürlük, Kelkit Çayı, Yozgat Birikim. Bayburt'un Sesi gibi isimli olanları da ekledik.

Mevlüt Süleymanlının evvelce "Göç" isimli eserini, Seyfettin Altaylı'dan almıştım, Yazar halk sufizmini ustaca roman türü eserlerinde yansıtabilmektedir. Bu defa kendisi bize, "Günah Aynası, Bakü 1993" isimli eserini hediye etti. Mevlüt Süleymanlının mitolojik malzeme yüklü diğer eserleri, Ceviz Kurdu, Bakü, 1983; Yel Ahmedin Beyliği, Bakü, 1980; Sana Pipik, Bakü 1978; Değirmen, Bakü, l979'da isimli olanlardır.

Azerbaycan Bağımsızlığına kavuştuktan sonra Dinî folklor mistik - etnografik çalışmalar ve halk sufizmi çalışmaları da hız kazanmıştır. Seyfettin Geniyev, "Evliyalar, Ziyaretler, Mukaddesler ve Din Hadimleri" isimli eserinde Şamahı ve Gobustan'daki 14 evliya-ziyaret, 37 din hadimini tanıtıyor, bunların efsane dahil, zikr hayatları ve sair özelliklerini anlatıyor. 151 ulu makamı bulundukları yerlerle birlikte veriyor. Bunlardan; Ağ Allahuekber Yeri, Ağdaş Piri, Alçalı Piri (Zikil), Babageler Piri, Baba Sefer Baba, Baba Senker Piri, Baba Gamber Piri, Bagip Ağa Ocağı, Bala Baba Piri, Bostan Kurdu Piri, Bibi Piri, Babahacı Piri, Gacay Baba, Cara Sofu Baba, Gara piri, Garga Piri, Garadonlu Piri, Garacuha Piri, Gerbi Piri, Kırklar Piri, Kırklar Baba, Kız Piri, Kız Pahra Piri, Gerbi Baba Piri, Goşalar Baba Piri, Koç Baba Piri, Gotur Piri, Dalag Piri, Deşikli Daş, Demrov Piri, Demrov Piri (Melik Çobanlı Kendinde) Demrov Ocağı, Değirmen Piri, Diri Baba Türbesi, Demrov Piri (Şamahı Şehrinde), Emin Mehemmed Piri, Elmemmed Ocağı, Elicopan Ziyaretgahı, Ezni Piri, El Geddi Baba, Zikil Piri, (Nermah Kendi), İbad Baba Ocağı, İmamzade Piri, Yaban Baba, Yeddi Gardaş Piri, Tek Pir, Yel Piri, Yel Piri (Hemce Kendi) Yel Piri (Kuşcu Kendi) Yel Piri (Erebşalbaş Kendi), Yeddi Gardaş (Şamahu Şehri), Yeddi Pir, Keşdimaz Baba, Göy Daş Piri, Kadın Daşı, Göz Piri, Koca Mahmud Baba, Lil Piri, Mir Haşim Aga, Mir Seyid Resul Aga, Mehemmed Saleh Muderres, ayrı mescid ki bunların yatırları vardır. Ancak ayrıca isimleri yoktur. Nam Piri, Öksürük Piri, Öksürük Piri (Şamahı şehri), Ömer Sultan Piri, Pir Abdul Kerim, Pir Abdullah, Pir Azad,_Pirebagdad, Pir Eyvaz, Pirdara, Pidye Piri, Piremsaat Baba, Pirsaat Baba, Pir Hümmet Baba, Pir Cemal, Pirzat Türbesi, Pir Reki, Pire Şirvan Baba, Soyad Piri, (Nabur Kendi), Sarılık Piri, Sarılık Piri (Hemçe Kendi) Sarılık Piri (Erebgedim Kendi), Seydeli Aga, Seydrıza Baba, Seyfebanu Hala Piri, Sefyaz piri, Sofu Abdulhüseyin, Sofu Ali Baba Piri, Sofu Bekir Piri, Sofu Bahtiyar Piri, (Diktaş), Sofu Aziz Piri, Sofu Ebil Piri, Sofu Kulhasan Ocağı, Sofu Köycek Nene, Sofu Kerim Piri, Sofu Kelaba Piri, Sofu Novruz Baba Piri, Sofu Sadık Piri, Sofu Han Memmed Piri, Sofu Hasan Piri, Uçuk Pir Türbesi, Hacı Efruz Nene Ocağı, Hacı Mecid Efendi, Hacı Garahan baba, Hacı Gülalibaba, Hacı Şirin Baba Ocağı, Hezre Piri, Cepcu Piri, Ceyran Piri, Şaib ve Gayıp Serdabesi, Şahhandan Türbesi, Şeyh Eyüp Baba Türbesi, Şeyh Nevruz, Eli, Bilal Efendi Ocağı, Şeyh Seher Piri, Şeyh Hasan Basri Türbesi, Şıhbabayıkılan Piri, Şeyh Mehemmed Megberesi, Şehidler Piri, Şehid Daşı, Mehdi Daşı, Şehidler Piri (Erebsalbaş Kendi)olup bunların büyük bir bölümü "Pir" bir kısmı "ağa" veya "ocak" "yer" "Baba" "türbe" "ziyaretgah" olarak zikredilmektedir. İsimlerin mahiyetleri inanç kültürümüzle ilgilenenenlerce yeterince araştırılamamıştır. Bir kısım isimler doğrudan hastalıklarla ilgili iken, bir kısmı dağ, taş atalar gibi kültlerle veya yol, güneş gibi iyelerle ilgilidirler.

Ziyaret yerlerimizin kodlanmaları, kataloglarının çıkarılmaları, haritalanmaları, halk inançları ilgililerinin yapılması zaruri olan borcumuzdur. C.GENİYEV'in eseri, Türk halk inançlarında; renkler, sayılar ve yön konularını çalışacaklar için de önemli bir kaynaktır.

Azerbaycan'da ("Yel Dağı" diye bilinen Türklerin kutsal bildikleri yere Türkçe konuşan Rumlar "Yel Baba" demekte ve kutsallığını kabul etmektedirler. Gürcistan'ın Tolgo bölgesi halkı da Ortodoks inançlı Türkçe dillidirler) şeklinde sathi bir bilgi edindim. Türk Dünyası ile ilgili çalışmalar yapılırken ve farklı dinlerden Türk kesimleri üzerinde de durulmaktadır. Çuvaşlar, Yakutlar ve Gagauzlar gibi din ve dil kimliklerine sahip çıkmış Türk kesimlerinin dışında, dinî duyguları ağır bastığı için dillerine rağmen kimlik değiştirme ile yüz yüze gelen Türkler maalesef kaderlerine terkedilmişlerdir.Recep Albayrak-Hacaloğlu Kerkük Hıristiyan Türkleri ile Güney-Batı Azerbaycan'da yaşayan Asurluların Keldani/Katolik cemaatı arasında okunan/söylenen, unutulmaya yüz tutmuş kaleme alınışları Miladi XII.yy.a uzanan Türkçe ilahi metinlerini tespit etmiştir. Bu çalışmada; Kebin Eğlencesinde Küreken ve Gelin için okunan dualara, erkekler, gençler kadınlar, genç kızlar, zenginler ve umumi madraşlar vardır. Ayrıca; "Haleluya" "subara di Mat Maryam" "Mersiye" "Durigi Di Mat Maryam I" "Durigi Di Mat Maryam II" "Duriği" İlahi metinleri de vardır.

Türk Dünyası ile ilgili çalışmalarda gerektiği gibi önem verilememiş olan hususlardan birisi de, Şia/Caferi, Ali-İlahi/Alallahi/Göran, Bahai inançlı Türklerin incelenilmemiş olmasıdır. Türk Dünyası ortak kültür oluşturma şansını, millî hasletlerinden birisi olan hoşgörü ortamını sağlayarak yakalayabilir kanaatindeyiz.

Din, İslamiyet ve Hanifilik olarak ele alınınca, Musevi Türklerden Karaylar ve Kırımcaklar, İsevî Türklerden Yakutlar. Çuvaşlar, Gagauzlar, Hıristiyan Bulgarlar. Ayrıca, Moniist, Lamaist, Budist,Tengri İnançlı, Şamanizm, Ak Din ve dört mezhebin dışında tutulan İslami kesimlerin durumu için yeni araştırma metotları geliştirilmelidir. Diğer taraftan Kazak Türklerinde gençliğin % 70"i Kazak Türkçesini Türkmenistan Türklerinde Türkmenlerin % 50'si Türkmen Türkçesini bilmiyorlar. Tua, Şor, Tuluet, Yakut, Altay gibi Türk kesimleri kendi aralarında dahi ana dilleri ile konuşamayacak derecede dillerine yabancılardır. Türk Dünyasının Türkologları dahi Türk lehçeleri itibariyle anlaşamıyorlar. Tespiti yapılacak yeni metodun, tayin edicileri arasında filologlar,tarihçiler, etimoloğlar teologlar da olmalıdır, fikrindeyiz.



BİRİNCİ BÖLÜM

BÖLGENİN KÜLTÜREL SİYASİ VE DİNİ TARİHİ


A. KAYNAKLARIN İNCELENMESİ

Bölgenin, siyasi tarihine dair bilgi verirken; bölgedeki Türk dönemi itibariyle dinî tabakalaşmaya geçmeden, Türklerin bölgeye geliş tarihlerini anlatmayı amaçladık. Böylece, halk inançları itibariyle, bölgenin kültürel kimliğini belirlemeye çalışırken; bu inançları bölgeye taşıyan ve bölgede onları yaşatan Türklerin bölgeye geliş şekli ve dönemine dair bilgi vermeyi uygun bulduk.

Eski Türk inançları üzerinde bir çok araştırma yapılmıştır. Biz araştırmamızın bu kısmında konu ile ilgili olarak çalışmalar yapmış olan bilim adamlarını ve çalışma alanlarını kısaca belirtmeyi faydalı buluyoruz. Türkiye'de bu konuda araştırma yapmış olan değerli bilim adamları şunlardır;

İbrahim Kafesoğlu, Bahaddin Öğel, Emel Esin, Ziya Gökalp, Abdulkadir İnan, M. Fuat Köprülü, Hikmet Tanyu, Mehmet Eröz, S. Divitçioğlu, Osman Turan, F. Sümer, Haluk Karamağaralı, R. Fığlalı, N. Diyarbakırlı, S. Buluç, S.V. Örnek, D. Yıldırım, Ş. Kuzgun, A. Caferoğlu gibi bilim adamlarının fikirleri çalışmamıza_öncülük etmişlerdir. Eski Türk inançlarının Kuzey Irak ve Azerbaycan Türkleri arasında izleri Ata Terzibaşı, G. Paşayev, Suphi Saatçi, Nefi Demirci, Sakir Sabir, Zabit, Mahmut Tuyciyev, Toktorbayev Sat, H. Wamber, E. Ahundov, T. Mirzaev, Vagıf Veliyev, A. Amanmirat Baymuradov, Kamil Veliyev, Samet Elizade, Cavat Heyet, Sofrun (Elman Ağaoğlu), 5. Safroyeva, Marife Haciyeva, K. Yesbayeva, Allahverdi Mehmedli, Mevlut Süleymanlı, Ağıt Abbasoğlu, M. Seyidov, 5. Çemsidov, A. Nebiyev, M. İbrahimov, B. Abdullayev, Rasim Efendiyev, H. A. Bayat gibi araştırmacıların eserlerinden de , istifade edilerek incelenmiştir.

İncelememizde ismi zikredilen araştırmacıların yayınlarının yanı sıra; Türk Amacı
Azerbaycan Yurt Bilgisi, Türk Yurdu, Halk Bilgisi, Folklor Postası, Türk Folkloru, Türk Folklor Araştırmaları, Folklora Doğru, Halk Bilimi Folkloru, Erciyes Dergisi, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Türk Dünyası, Tarih Dergisi, Türk Kültürü Dergisi gibi organlar önem arzetmektedir.

Halk bilimi konularına da yer veren diğer süreli yayın organları; Tan (Yugoslavya) İlke (Sedik) Birlik (Makedonya). Erbaa Gündem (Erbaa-Tokat), Bayrak (Marmaris). Size (İstanbul), Orkun (İstanbul), Tarla (İstanbul), Atacurt, Türkmeneli, Kerkük, Türkistan, Türk Edebiyatı, Yörtürk Diyanet, Yatağan, Aziziye, Azerbaycan, Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, Bilge, Ana Sözü, Bulak, Dadaşa Merhabe, Halk ve Özgürlük, Kelkit Çayı, Yozgat Birikim, Bayburt'un Sesi, gibi dergilerle Türk Kültürünün çeşitli boyutlarını irdeleyen seminer ve kongre tebliğlerinden istifade ettik . Ayrıca Halk İnançları itibariyle geniş malzeme içeren; öğrenci lisans tezlerini ; Güllü Muhtaroğlu, U. Tavkul, A. Tacemem gibi araştırmacıların Yüksek lisans Tezlerini R. Araz'ın Doktora Tezini araştırmamızda göz önünde bulundurduk.

Yabancı araştırmacılardan M. Eliada, W. Radloff, D. W. Eberhard, gibi bilim adamlarının eserlerinden ve lbn Fadlan Seyahatnamesi'nden yararlandığımız gibi, bu alanda yaptığımız derlemelerde Kuzey - Irak'dan ülkemize gelen Kırmanç ve Türkmenlerden Hikmet Nurettin, Kemal Abdülkadir Ahmet, Selahattin Hamit, Mustafa Agoren, Kadir Abdullah Osman, Tahsin Muhammed Ahmet, Pakize Reşit Tütüncü, Mustafa Ismail Azeri Türk halk ozanlarından Aşık Ihsan Erdenerle Aşık Murat Yıldız'dan ve Malatya'lı Alevi Dede Babası Muharrem Naci Orhun ile Tuncelili Alevi Dedesi Gündüz Cevahir'in araştırmalarından ve tasavvuf la ilgili incelemeler yapan Sabahattin Güngör'ün notlarından yararlandık.

Araştırmamızın eksiksiz olmadığının farkındayız. Bu alandaki çalışmalarımızı sürdürmek ve eksiklerimizi gidermek ümidimizdir. İncelememiz ilerledikçe eksiklerimizin giderileceğine inanıyoruz.


B.SİYASİ TARİH
Kırım Türkleri

Kırım Türklüğünün tarihi Kimmerlerle başlar Taurlar, İskitler, Alanlarla devam eder. M.S. 370 lerde Kırım Hun Türkleri ile tanışmıştır. VI. y.y da Hun İmparatorluğunun çöküşü ile Kırım'a Avrupa'nın batı steplerinden Türkçe konuşan halklar gelmeğe başladı. Daha sonra Macarlar Peçenekler ve XI. y.y da da Kıpçaklar Kırım'a geldiler. 1223 yılında Moğollar Türklerle birlikte Kırım'a geldiler. Cengiz Han'dan sonra Kırım torunu Batu'ya düştü. Kırım yarım adasının kuzeyinde Kıpçak bozkırında Kumanlar (Kıpçaklar) 1030 dan itibaren bölgenin Türk halklarından Bulgar, Hazar ve Peçeneklerle birlikte hakimiyet kurmuşlardı. Altun ordu ismi ile tarih sahnesine çıkan bu Türk devleti Batu Han'ın kız kardeşi ve halefi Berke Han (1256 - 1266) İslam dinîni tebasının büyük bir kısmı ile birlikte kabul edilmişti. 14. y.y da Türkçe resmi dil olarak kabul edilip Yarlıklar Türkçe yazılmaya başlanmıştır. 1391 yılında Timur Altın Ordu Hanı Toktamış Han'ı yenince Altın Ordu Devleti bir süre sonra dağıldı. 15. y.y da ilk yarısında Gıyasettin'in oğlu Hacı Geray müstakil Kırım Hanlığını kurup 1441 yılında özel parasını bastırdı. 1453 yılında Hanlığın sınırları 600.000 km. ye varıyordu. Kırım'ın tamamen Kırım Hanlığının eline geçmesinde Osmanlı ve Kırım Türkleri anlaştılar. Cenevizliler yarımadadan atıldılar. Kırım Hanı Mengli Geray zamanında yapılan bir anlaşma ile Kırım Osmanlılara bağlandı. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile başlayan süreç, sonucu 1812 Bükreş Anlaşması ile Osmanlı Türklerinin Kırım üzerinde söz hakları kalmamıştı. Rus yönetimi döneminde sürekli idari bağlantılar, Rus iskanı ve Türk göçünü teşvik ile Kırım'da Ruslaştırma politikası hız kazandı. 1800 yılına kadar Kırım'dan göçü sağlanan Türk sayısı 500.000 'i buluyordu.

1851 Bahçesaray'ın Avcı köyünde dünyaya gelen büyük fikir ve dava adamı kültür milliyetçisi " Dilde Fikirde İşte Birlik" şiarının sahibi İsmail Bey Gasparalı ile Türk dünyasında başlayan siyasi hareketle Kırım Türklüğü yeni bir safhayı başlattı. İstanbul'da kırımlı milliyetçiler 1909 yılında ilkin "Kasım Talebe Cemiyeti"ni sonra da " Vatan Cemiyeti"ni kurdu. Kırım Tatarları 25 Mart 1917 Akmescit'de bir kongre yaptılar. Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi bir toplantı yaptı. Bağımsız Kırım Cumhuriyetinin kurulma yolundaki gelişmeleri devam ederken, 23 Şubat 1918 tarihinde hareketin liderleri Ruslar tarafından idam edildi. Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1920'den II. Dünya Savaşı başlarına kadar 35.000 Kırım Türk öldürüldü veya Sibirya'ya sürüldü. 24/1

22 Haziran 1941 yılında taahütlerini yerine getirmediği iddiası ile Ukrayna'ya saldıran Almanya 31 Ekim 1941'de Ortokapıdan Kırım'a girdi. Almanlara karşı Ruslar tarafından cepheye sevkedilen Kırım Tatar Türkleri, bu defa Almanlar tarafından Ruslara karşı cepheye sürülüyordu. Kırım Türkü iki ayrı cephede birbirlerini imhaya sevkedildi. Rus Partizanları Korumasız Kırım Türk ailelerini Almanlara hizmet ettikleri iddiası ile imhaya başladılar. II. Dünya Savaşından 2,5 yıl Alman işgalinde kalan Kırım'da, Kırım Tatar Türkleri " Doğu İşçisi" ve Doğu Lejyonu Askeri" olarak Almanya'ya gönderilmişlerdir. Bu dönemde Almanlar da Kırım'ın nüfus yapısını değiştirmeye çalışmışlardır. Almanlar savaşı kaybedip geri çekilmeye başladıklarında Nisan 1944 da Kızıl Ordu ve KGM Kırım'da Türk katliamını tekrar başlattı. Bunu sürgün izledi. 1990'dan sonra Kırım Tatar Türkleri tekrar Kırım'a dönmeye başladılar.


Kuzey Kafkasya Türkleri

Kafkasya nüfus kompozisyonunu; Abhazlar, Adigey-Kabardey, Karaçay-Malkar, Osetler, Çeçen-İnguş, Dağıstanlılar oluşturmaktadırlar. Tarih öncesi Anadolu-Kafkasya Kültür İlişkileri üzerinde çalışanlar M.Ö.3 .bin yılının ikinci yarısına ait olduğu tespit edilen Maykop medeniyetinin Anadolu ve Mezopotamya medeniyetleri ile sıkı bir ilişki içinde olduğu kanaatindedirler. Diğer taraftan M.Ö.1700 yılında Orta Asya'da ortaya çıkan Andronova kültürüne mensup kuzey bozkırlarından Kafkasya'ya girerek Kafkasya'nın sosyo-kültürel yapısında etkili olmaya başlamışlardır.

Merhum B.Ögel hocamız Andronova kültürüne dair bilgi verirken M.Ö. 1700 tarihli Orta Asya'daki bu göçebe savaşçı kavim kültürünün sahiplerinin Türk kavminin, proto tipi olduklarını belirtir. Kafkasya'ya bu kültürü proto-Türk kavimlerinden Kimmeçler ve İskitler sokmuşlardı. Kaban, Kolhidik, Srubna kültürleri Kimmer ve Pre-İskitlerin ürünüdürler. Kafkasya'daki Yunan-Roma kalani döneminden sonra Kafkasya'da Hunlar ve Bulgarları görüyoruz. Alanlarda Miladın ilk yıllarında Orta Asya'dan gelerek Kuzey Kafkasya'da Aşağı Kuban boylarına yerleştiler.Hazarlar ise, 400 yıl hüküm süren bir Türk devleti olup Batı Göktürk Devletinin devamı niteliğinde idi. Bölgede Hazar Türklerini Kıpçak Türklerinin hakimiyeti izlemiştir.

Kafkasya'nın doğu kesimini oluşturan Dağıstan'da farklı diller konuşan çeşitli etnik gruplar yaşamaktadır. Bunlar, Lezgiler, Dargılar, Laklar (Gazi-Kumuklar),Avarlar, Kumuklardı. Ufuk Tavkul Doktora tezinde Karaçay-Malkar'da Adigeler'de Çeçen-İnguş ve Dağıstan'da Eski inançları geniş bir literatür tarayarak yansıtmaktadır. Şüphesiz bu bölgelerde an çalışması olarak da halk inançları derlenilmiştir. Biz daha ziyade bizim teorimize uygun bizim metodumuzla yapılan çalışmalarının yeni ufuklar açacağı kanaatindeyiz. Bu arada biz Dağıstan'dan Kumuk, Avar Tabasaran'ların halk inançlarına dair derlemeler yapmaya çalıştık.

Dağıstan; Kafkasya'nın Kuzeydoğu kısmında 41°15'-45°8' kuzey meridyeni ile 44° 33'- 48° 35' doğu paralelleri arasında yerli memlekettir. 1918- 1920 yıllarında müstakil Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Müttehit Cumhuriyetinin doğusunu teşkil etmekteydi. 1921 yılından sonra Rusya'ya dahil muhtar bir Cumhuriyet haline gelmiştir. Dağıstan'ın Kuzeyinde Kalmuk Ülkesi, Doğusunda Hazar Denizi, Güneyinde Azerbaycan Güneybatında Gürcistan, batısında ve Kuzeybatısında vardır. Yüzölçümü 57.300 km² ve nüfusu 1992 yılı itibariyle 1 .978.000 dır. XVII.yy.da Dağıstan halkına Dağ Tatarları denilmekteydi. XIII. asırdan sonra İskit göçebe topluluklarının bu yöreye tesir ettikleri bilinmektedir. V.yy.da bu bölgede Hıristiyanlık ve Soranilerin resmi dinî olan birlikte yayılmıştır.24/2

Hazar Türkleri

Hazar-Türk Devletinin sınırlarının bilinmesi ve bu sınırlar içine; incelemeye aldığımız Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya'nın hangi tarihi döneme girdiğinin belirtilmesi önem arzetmektedir. Karadeniz'in Kuzeyi ile Hazar Denizi arasındaki geniş alanda Hazar imparatorluğu olarak yaşayan Hazarlar VII.-X.yy. arasında parlak çağlarını sürdürmüş XII.-XIII yy.da imparatorluk yıkılmış olmasına rağmen nüfuzunu devam ettirmiştir.25 Hazar ülkesinin kuzeyi Don ve Volga, güneyi Kafkas Dağları, batısı Karadeniz, doğusu Hazar Denizi ile çevrilidir. O dönemde Kafkaslar'dan Aral Denizine, Ural Dağlarından Kiev'e, Ukrayna Steplerine kadar uzanan geniş alan, Hazarlara bağlıdır. Bulgarlar, Oğuzlar, Macarlar, Kırım'ın Got ve Yunan kolonileri, Kuzey batı ormanlarında yaşayan Slavlar Hazar egemenliğinde bulunmakta idi. Ayrıca Hazarlar zaman zaman Gürcistan ve Ermenistan'ın içlerine kadar akınlar düzenlemiş, bütün Doğu Anadolu ile birlikte Musul'da bulunan Arap Halifeliğinin topraklarına girmişlerdir.26

İnceleme bölgemiz olan alan, Hazar Türklüğünden çok daha evvel diğer Türk unsurlarla tanışmıştır. "Yedinci Yüzyılın başlarında bölge üç büyük gücün denetimi altındadır. Bizanslılar, Persler ve Batı Türk İmparatorluğu veya Turkut İmparatorluğu (550 - 660) yıkılınca, bir dönem Hunların bir dönem de Turkut Türk Devletinin bünyesinde yaşayan Hazar Türkleri bu devletin yönetimine girdiler.27 Hal böyle olunca incelenen bölge asgari 550 yılından itibaren Türk nüfusunun tesiri altındadır. Bu yıldan itibaren siyasi bir varlık olarak bölgede kendinî gösteren Hazarlar komşu ülkelere akınlar yapmaya başlamışlardır.

Bu akımlardan Doğu Anadolu Bölgesi de nasibini almıştır. Hüsrev Anuşirvan (531 -579), Hazar Türkleri'ni Doğu Anadolu'nun bir bölümünden geri püskürtmüş ise de, Hazarlar Doğu Anadolu'ya tekrar, girmişler ve bir kısım Hazar Türkü bölgeye yerleşmiştir.28

T. Gülensoy, Doğu Anadolu'daki Hazar Türklerinin varlığını tarihlendirirken 300 yıl geriye giderek M.S. 216 yılında Hazarların ve Barsilalar'ın bölgeye geldiğini belirtmektedir. Gülensoy, ayrıca Arap kaynaklarının Ekrad bila Sükkan, Harzem kaynaklarının Mugan Kürtleri veya Türkmenleri adını verdikleri Akhunların Doğu Anadolu'da V. Yüzyılın ortalarında yurt tuttuklarını iade etmektedir.29

Yakubiye göre Hazarlar, Pers Şehinşahı Kubad (Kavad) (488 - 531) zamanında Aran (Haran) - Vaspuragan (Van yöresi) ve Sısakan'a (Ağrı yöresi) gitmişlerdir. 531'de Hüsrev Anuşirvan (531 - 579) bu yerleri tekrar geri almış, daha sonra Hazar Türkleri bu bölgeleri yeniden ele geçirmişlerdir. Vaspuragan'da yapılan Hazar iskanı, diğer Turanî kavimlerin bazılarının bölgeye yaptıkları akınlar gibi gelip geçici olmamış, kalıcı olmuştur. Herhalükarda, erken ortaçağda Vaspuragan'da (Van yöresi ile Doğu Anadolu'daki bölgenin Van merkezli orta kısmı) önemli bir Hazar yerleşimi mevcuttur. Ebul Ferec, Hazarlar'ın bu yöredeki iskanını kastederek, "Bölge uzun süre Türk hakimiyetinde kaldı" demektedir. Teofani Cedrenus ve Süryani Mihail, bölgede hakim olan Hazarlar'ın Türk olduklarını açıklamaktadır.30 Hazarlar'ın V. ve VI. yy. ın ortalarında başlayan Doğu Anadolu'da tarih sahnesine çıkmaları, daha sonra kesintisiz olarak sürmüştür. "683-686 tarihleri arasında Hazar Türkleri"nin Doğu Anadolu'ya yaptıkları seferler ünlüdür. Ermeni Prensi Gregor Mamikonion bu savaşta ölmüştür. O'nun yerine geçen Aşıt Bayratuni'de Hazar Türkleri ile savaşı sürdürmüştür.31

693 - 730 yılları arasında, yarım asra yakın bir dönemde, Hazar Türkleri tekrar Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya gelmişlerdir. Bu dönemde Arran, Sisakon ve Vaspuragan'da yeniden Türk Hazar iskanı görülür.32

Arap Hükümdarı Mervan 744'lerde ülkesinin güneyinde cereyan eden isyanın bastırılması için Hazarlardan yardım istemiştir.33 Bu olaydan 15 yıl önce, Hazarlar, Gürcistan ve Ermenistan'ı, silip geçmiş ve 730 yılında Arap ordularını Erdebil'de büyük ve kesin yenilgiye uğratmışlardı. Hazarlar bundan sonra Musul ve Diyarbakır'ı alıp Halep Halifeliğinin merkezi olan Şam'a yaklaşmışlardır. 34

Sasaniler 627 yılında İstanbul'u zapta giriştikleri zaman Hazar Türkleri, Anadolu üzerinden Bizans'a yardım sağlamışlar ve Sasani'ler başarılı olmamışlardır.35

722 - 737 yıllarındaki savaşlar, artık rastgele yapılan savaşlar olmaktan çıkmış, fetih savaşları durumunu almıştır. Hazarlar, ganimet elde edip tutsak alıp çekilmiyorlar ele geçirdikleri ülkeleri sağlam yönetimi olan imparatorluklarına katıyorlardı. Hazar İmparatorluğu'nu Kağan yönetiyor, feth edilen yerlere valiler atayıp, vergi koyuyordu.36

Hazar Türkleri, 731 , 758, 769 ve 799 yıllarında Alanları ve Gürcüleri yenip onların ülkelerine girmişlerdir. Bu süre zarfında, Arap-İslam İmparatorluğuna tabi durumda bulunan Ermeni derebeyliklerinin,bölgede bulunanlarını zaptederek Gantzak ve Tiflis'i almışlardır.37 Hazar Türklerinin, Araplarla birlikte, Ermenilere karşı olan savaşları 711'den 818'e kadar, yani Hazar Hakanın Müslüman oluşuna kadar sürmüştür.38Arap - İslam Orduları Azerbaycan'a girdiği sırada merkez Erdebil olmak üzere burası Hazar Hakanlığına bağlı idi.39 Hazarlar 765 yılında Astarhan'ın Komutasında 100.000 kişilik bir Hazar Ordusu ile Kafkas dağlarını aşarak tekrar güneye indiler ve Azerbaycan ile Ermeniye eyaletlerini zaptettiler.40 Hazarlar, 798 yılında Ermenistan'ı işgal ederek, 50.000 esir aldılar.41

D.M.Dunlop, Hazarların dinsel etkilerinin, güneydoğuya doğru ilerlediğini, Oğuzların başkanı Tutak'ın Hazar Kağanlarının yanında yetiştiğini, Selçuklu İmparatorluğu'nun kurucusu olan Tutak'ın oğlu Selçuk'un Hazar sarayında büyüdüğünü belirtiyor. O, ayrıca Selçuk'un oğullarının Mikail, Yunus, Musa, İsrail gibi isimler taşıdığını ve bu isimlerin Tevrat'daki erkek isimleri olduğunu iddia ediyor. Ancak bazı Türk tarihçileri bu teze açıkça karşı çıkıyor.42

Hazar ve Selçuklu Türkleri arasında yönetim seviyesinde organik bağın bulunduğu konusunda kesin ifadelerle açıklama yapmak kolay değildir. Ancak her iki Türk devletini meydana getiren teba da ortak olan Türk urukarını görmekteyiz. Selçuklular, İran'a Oğuz ve Kıpçak Türkleri olarak girmişlerdi. 1066'da Alparslan Aral gölü kıyısında, başıbozuk Kıpçak Türkmenleri ile savaştı. Müslüman Kıpçaklar, Selçuklular'a iltihak ettiler. Hıristiyan Kıpçaklar ise, Kafkasya yolu ile Gürcistan'a geçtiler. Türkistan, Gök Tanrı inançlı Kıpçaklar'ın sığınak yeri idi. Gök Tanrı inancına mensup Kıpçaklar'ın Hanı Alpdirek veya diğer adı ile Alpkara, Harzem'e gelip Tekeş'e (1172 - 1200) itaat etti. 43

Anadolu'ya Hıristiyan Oğuzlar olarak giren Türk boylarından Uzlar da vardır44.Alparslan karşılaşmadan evvel Romanos Diogenes'in Ordusunda Peçenek, Uz, Kuman hatta Hazar Türkleri de vardı.45 Sultan Alparslan, Selçuklu Vasalı Şeddadoğulları ve Şirvanşahların memleketini, Alan, Hazar, Kumuk gibi Türk kavimleri ile 1065 yılında istila etmişti.46

Azerbaycan Türkleri

Kuzey Kafkasya'da bugün bağımsız olan, ayrıca İran İslam Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan ve İran yönetimince isimleri kasıtlı olarak Sehend ve Savlan olarak değiştirilen ve Türkler tarafından Azerbaycan adı verilen topraklar, M.Ö. IV. yüzyıl başlarından itibaren idari ve siyasi bir bölge haline gelmiştir. Bugün Kafkas dağlarından Ermenistan toprakları dahil, İran'ın Hazar sahilleri ile Tahran yakınlarındaki Kazvin'den başlayarak, Zencan ve Hemedan'ı içine alan, Mehabad'ın güneyinden Irak'a kadar uzanan geniş coğrafyaya Azerbaycan adı verilmesinde tarihçiler ve coğrafyacılar ittifak etmişlerdir.

Global anlamda sınırları verilen Azerbaycan topraklarında bugün 25 - 30 milyon civarında Türk yaşamaktadır. Azerbaycan'ın Türklerle tanışması M.Ö. IV. yüzyıla kadar inmektir. Bölgede yoğun Türk yerleşimi ise, M.S. VIII. yüzyıldan itibaren Saka Türkleri gerçekleştirmiştir.47

M.S. IV ve V. asırlarda Güney Kafkasya ve Azerbaycan'a Hun Türkleri gelmiştir. Bu arada Doğu Avrupa'nın en eski Türk unsurları olan Bulgarlar, Hazarlar, Ağaçeriler ve Sabirler bölgeye yerleşen en köklü Türk kavimleridir.

VIII.yılı. yüzyılda İslamiyetle beraber Arap fetihlerine maruz kalan Azerbaycan'ın Türkleşmesi bu dönemde de devam etmiştir. Arap hilafet merkezine bağlanan Azerbaycan, hilafetin içine düştüğü iç sarsıntılar esnasında yerli sülaleler arasında parçalanmış, Saciler, Şeddadiler, Revvadiler, Sellariler ve Caferiler arasında yerel yönetimlere bölünmüştür.

Orta Asya'dan gelen öncü Türk boyları XI. asrın başlarından itibaren burada boy göstermeye başlamış, önceleri küçük zümreler halinde, Selçuklu döneminde ise büyük kalabalıklar halinde Azerbaycan'a akmaya başlamışlardır. Horasan'dan gelen 10 bin hanelik Türkmen grubu bu akış içerisinde yer almıştır.

Dandanakan Zaferi'nden (1040) sonra batıya doğru yönelen Selçuklu fetihleri sırasında bölge Türkmen deposu haline gelmiş, muhtelif Türk grupları Malazgirt Zaferi'ni (1071) müteakip Sir Derya boylarından Azerbaycan'a ve Anadolu'ya akmaya başlamıştır. Böylece 900 yıl önce Oğuz ilinin 24 boyu ve oymakları Azerbaycan ve Anadolu'da mütecanis bir etnik yapıya sahip olmuştur.

1054 senesinde Güney Azerbaycan'daki Hanlar Sultan Tuğrul'a itaat etmiş ve 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Güney Kafkasya Selçuklu hakimiyetine girmiştir. Selçukluların dağılmasından sonra, 1136'dan itibaren Güney Azerbaycan İldenizlerin (1136 -1225), Kuzey Azerbaycan ise Şirvanşahlar'ın (1027 - 1368) hakimiyetinde yaşamaya başladı. Kıpçak ve Türkmen boyları bu devirlerde de bölgeye gelmeye devam etmiştir.48

Moğol istilasından sonra, 1230 senesinde İlhanlılar devrinde Türklerin Azerbaycan iskanı kati şeklini almıştır.
Daha sonra, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türk devletlerinin hakimiyetine giren Azerbaycan'da XV. yüzyılda yerli Şirvanşahlar devleti ortaya çıkmıştır.

XVI. yüzyıldan itibaren Azerbaycan, bir Türk hanedanı olan Safeviler'in güç odağı haline gelmişti. Bu hanedanın hakimiyeti 1722 yılına kadar 200 yıldan fazla sürmüştür. 1747 senesinde bir saray darbesi ile Nadir Şah Afşar'ın öldürülmesinden sonra yerli sülaleler bağımsız hanlıklar haline geldi. Hanlıkların kuruluşu, yüzyıla yakın süren Azerbaycan istiklalinin başlangıcıydı. Karabağ, Şeki, Gence, Bakü, Derbend, Kuba, Nahçıvan, Lenkeron, Erivan, Tebriz, Urumiye, Erdebil, Hoy, Maku ve Karadağ bu dönemin hanlık merkezleriydi.

Azerbaycan Hanlıkları, XIX. yüzyıla kadar Ruslara karşı zaman zaman İran ve zaman zaman da Osmanlı ile ittifaklara girmişlerdir. Rusya'nın sıcak denizlere inme idealini gerçekleştirmek için Balkanlar ve Türk boğazları ile birlikte önemli bir stratejik mevkii olarak gördüğü Transkafkasya'ya inme gayretleri, Türk-Rus, İran-Rus Harpleri'nin başlamasına neden olmuştur. Rusların Kafkasya'ya inme gayretleri karşısında Osmanlı Türk Devleti'nin bölgeye müdahale gücü zayıf kalmış, 1826 senesinde patlak veren savaş sonucu General Yermolov, Erivan ve Nahçıvan'ı almış ve İran'ı bu bölgelerin (Kuzey Azerbaycan Hanlıkları) Rusya'ya ilhakını tescil eden (1828) Türkmençay Antlaşması'nı imzaya mecbur etmiştir.49

Aynı yıllarda Rusya, Osmanlı Devletini yenmiş (1829), Edirne Antlaşması ile Ahıska ve Ahılkelek'i ele geçirmiştir. Artık Gürcistan'ın büyük bir kısmı, Ermenistan'ın bir kısmı ile Azerbaycan'ın 3/4'ünden fazlası Rusya'nın hakimiyeti altında girmiştir.

Rusya ile İran arasında imzalanan Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) Antlaşmaları ile milletlerarası konumu tayin edilen Azerbaycan'daki "Hanlıklar" idaresi, Rus hakimiyeti altında 1840 tarihine kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu tarihten sonra idari tarz, ağır ağır değişerek nihayet bu tarihte bütün Hanlıklar "Hazar Kıyısı Bölgesi (Prikaspiyskiy Oblast)" adı altında birleştirilmiştir. Bu yeni sistemin idaresi, önceleri Tiflis'te oturan askeri bir komutana verilmiş, daha sonra "Bütün Kafkasya Çar Naibi" ünvanına sahip bir genel valiye bırakılmıştır.

Bu uygulama ile Bakü, Gence ve Erivan illeri "Gubernia", Dağıstan ve Zakatala mahalleri "Oblast"adı ile Tiflis'deki bu genel valiye bağlanmıştır.Bu sistem bazı değişikliklerle 1917'ye, kadar devam etmiştir.50

Azerbaycan Türk Tarihini Birleşik Azerbaycan Noktası itibariyle ele alınca; Vahit Azerbaycan, siyasi, ideolojik muhtevası olan hür demokratik birleşik Azerbaycan anlamı karşılığında kullanılmaktadır. Kuzey ve Güney Azerbaycan'ı bir arada içeren bu kavramdaki Güney Azerbaycan; Kuzey-Güney doğrultusunda, 156/2 ve 36/2 kuzey enlemleri, Batı-doğu doğrultusunda ise 63/4 ve 68/5 doğu boylamları arasındadır.Yani; Kuzeyde Samur Nehri, güneyde Bahre Dağına, doğuda Hazar denizinden, batıda Urumiye Gölü arasındaki coğrafi alandır. Aras Nehri, Birleşik Azerbaycan'ı kuzey ve Güney olarak ikiye ayırır. Kuzey Azerbaycan'ın yüzölçümü 87.km² ve nüfusu 9 milyon iken, Güney Azerbaycan'ın yüzölçümü 133.000 km² ve nüfusu ise 30 milyon civarındadır.

Azerbaycan Hemedan'dan Gümrü ve Derbent'e Kızıl Ön Irmağı'ndan Hazer'e kadar 250.000 km²'lik bir alanı kapsamaktadır Bölgenin M.Ö. 3000 yıllarından günümüze kadar Türk yurdu olduğuna Azık Mağara resimleri Gobustan Kayalıkları, Borçalı, Kurganları, Lenkeran bölgesi buluntuları ve Koçbaşlı heykeller tanık olarak gösterilmektedir. Azerbaycan adının etimolojik tahlili Az/Uz adlı Türk taifesi ile yapılmaktadır. Miladi 3 .yüzyıldan sonra bölgede Alban Türkleri görülmektedir. Ateşi kutsal sayan Zerdüşt inancı da bu dönemde bölgede görülür. M.S.5 ve 6.yüzyılda bölgede, Göktürkler ve Eftalitler yerli Türklerle birleşiyorlar. 9.yüzyıldaki Arap döneminden sonra 6 bağımsız Türk sülalesinin dönemi başlar 11 .yy.da Oğuzlar tekrar bölgeye göç ettiler. 1396 yılına kadar bölgeyi İlhanlılar yönettiler. 1356 yılında Azerbaycan'da Celayirliler'i görüyoruz. 1407 ile başlayan Karakoyunlu Türk döneminde Avşar Türkleri İran'a yerleştiler. 1467 yılından itibaren bölgede Akkoyunlu dönemi başladı. Akkoyunlulardan sonra Azerbaycan'da Safevi Türk hakimiyeti başladı. Safevilerden sonra Azerbaycan'da Avşar Türklerini görüyoruz. Nadir Şah 1747 yılında Şii-Sünni ayırımına karşı çıktığı için öldürüldü. Bu dönemi peşi sıra bağımsızlıklarını ilan eden 11 Hanlığın dönemi izledi.

Rusların Gence'yi işgali Derbent, Kuba, Bakü, Lenkaran, Şirvan, Gence, Karabağ Hanlıkları ile İliSu Sultanlığı Rusların eline geçti. Ruslar daha sonra Revan Hanlığına saldırdı. 1828 İran'la Rusya arasında Türkmençay Anlaşması yapılıp, Azerbaycan iki güç arasında bölüşüldü. 20. Yüz yılın başlarında Azerbaycan'da millî istikrar dönemi başladı.

28 Mayıs 1918 yılında, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ile Mehmet Emin Resulzade dönemi, Güney Azerbaycan'da ise Azadistan Devleti yolunda Şeyh Muhammed Hıyabanı önderliğinde bağımsızlık hareketi başlatılır. 27 Nisan 1 920'de Kızılordu Azerbaycan Cumhuriyeti'ni yıktı. İran'da yönetimi Kaçar tırmanışa geçmişti. İran'da 1905 yılında başlayan Settar Han-Bağır Han Hareketi Fars-Rus-İngiliz üçlüsünün baskısı ile 1911 bastırıldı. Daha sonra Şeyh Muhammed Hıyabanı hareketi yine Güney Azerbaycan'da başlatıldı. Hıyabani 7 Nisan 1920 tarihinde Tebriste kurdu. 6 ay sonra Kardeşleri tarafından yıkıldı. 1920 yılında Muhammedi Taki Horasan'da isyan bayrağını açtı. 1921 yılında İngiliz-İran ittifakı hareketi bastırıp liderini öldürttü. 1941 yılında sosyalist olduğu için 1 yıl hapis yatan Mir Cafer Pişeveri, Ruslar gelince serbest bırakıldı, milletvekili olup direniş başlattı. "Güneydeki bu hareket kuzeye de sıçrayıp vahit Azerbaycan fikrini doğurabilir" diye. Rus birlikleri Tebris'e girip harekete son verdi. Bu dönemi Güneyde İmamlar ve Kuzeyde Ebulfeyz Elçibey dönemleri izleyecektir.

KARAY TÜRKLERİ (KARAİLER)

Kırkısani ve Leon Neoy'a göre Karayların ilk filizlendiği yer; İran, Ermenistan ve Kafkasya bölgesidir.51 Karayların cemaat kurdukları üç bölgeden birincisi, IX. yüzyılda doğu cemaati; Bağdat, İsfehan ve Nihavend cemaatları, ikincisi, güney cemaati; Mısır cemaati,üçüncüsü Kuzey cemaati; Şam ve daha sonra İzmit cemaatidir.52 VIII.y.y.da Anan ben David, Sadosit akımları düzenlemiş ve yeni bir dinîn ve dünya görüşünün kural ve yasalarını birleştirmiştir. Ancak Karailiğin kökeni doğal olarak VIII. yy. da oluşmamıştı.53Anan ben David. Ebu Hanife ile cezaevinde birlikte tutsak olarak kalmıştı. Bu tanışma Anan ben David'in Ebu Hanife'den etkilenmesine ve İslamın mahiyeti ve prensiplerini öğrenmesine yol açmıştır. Karailikteki, İslamiyet'e ve Hıristiyanlığa açık oluş, bu dönemde başlamıştır.54

M.A. Kaşgarlı'ya göre "Bugün Kırım Karaim Ayinleri dinlendiğinde; Yahudilik, Hıristiyanlık ve genellikle İslamiyetin karışımı, dünyaya açık ileri bir dinle, adeta dördüncü semavi dinle karşılaşılır. Hatta Yahudiliğin ünlü kelime-i Şehadeti, Selam İsrael, Tanrı birdir, bizim Tanrımızdır şeklinde iken, Kırım Karaylarında, Selam Sema Ülgen Gök Tanrı Tanrı Hepimizindir. şekline dönüşmüştür.55 Bilindiği gibi, Ülgen; Türklerin Gök Tanrı inancındaki yegane Tanrı'dır.

Hazar Türk Karailiğinin temel inançları, bir kaç noktada toplanır. Bunlar, Evrenin cismani olmayan Tek Tanrı tarafından yaratılmış olması, Tanrı'nın güzelliği, ebediliği ve O'nun güzellik ve iyilik simgesi oluşudur.

Kırım Karaylar'ının Ülgen olarak tanımladıkları Tanrı,ve O'nun yasasını; Musa Peygamber tarafından beşeriyete bildirmiş, fakat yalnız Musa Peygamber'le yetinmeyerek Hz. İsa, Hz. Muhammed ve diğer peygamberler vasıtası ile de bu yasayı bütün insanlara ulaştırmaya devam etmiştir, şeklinde tanımlarlar.

Ülgen'in etimolojisi bizi şu tahlile götürüyor: Çince "ili" Allah demektir. "Ken", kelimesi genç; günç, kenz, kens, şekilleriyle "en kıymetli şey" anlamına gelmektedir. Buna göre Ülgen "Allah Hazinesi" anlamına gelir. Ayrıca "Ken", her yeri kaplamış, kuşatmış anlamına da gelmektedir. Buna göre de "her yerde hazır (ve nazır) olan ili" anlamına gelir ki, bize göre Ülgen bu olabilir.

Peringer'e göre, Karaylar'ın dili Tatarca veya daha çok Türk-Kıpçakça'dır.Karayların Kenasa ve okullarında bu dil kullanılırdı.56 Polonya'daki Karay Türleri, Kuman Hazar Türkleri'nin bakiyesidirler. Hazar Karaileri ile Kuman Karaileri iki ayrı Türk lehçesi kullanmalarına rağmen, inanç bakımından ortaklıkları, hemen kaynaşmalarını sağlamıştır. Karay Türkleri'nin Dili, Kıpçak ve Hazar Türklerinin dilinin karışmasından meydana gelmiştir.

Arkaik Hazar Türkçesi ile konuşan Karay Türkleri'nde "K" sesi "H" ile "K" arasında bir sestir.57 Bu özellik Doğu Anadolu'da birçok Kırmanç aşiretinde vardır.

Karay Türkçesi'ne; Yeh-Kün, Yeh-Baksün, Seher, Ayaz, Firyat, Pirlik, Hasta, Vakt, Zeval, Kuvvet, Akıl, Sır, Din, Ummat, İnayet, Kenesa, Kurban gibi kelimelerin Anadolu Türkçesi'nde ve Kırmanç aşiretlerinde de yaşamaktadır.58

Karaim Türkleri'nin gün isimleri; Şabat-Kün (Cumartesi) Yeh-Kün (Pazar), Yeh Bas-kün (Pazartesi), Orta-Kün (Salı) Kan-Kün (Çarşamba), Kiçleyne-Kün (Perşembe), Eyne- Kün (Cuma)59 olarak kulanılmaktadır.Gehinom, Şabat kün gibi kelimeler Karay Türkçesine İbranice'den geçmiştir.60Hazar coğrafyasının Kafkas bölgesi Türklerinden sadece Karaçay, Malkar diyalektinde rastlanılan bazı kelimeler şunlardır. Bazlik-Huzur, Berne-Hediye, Borla-Üzüm, Boşatmak-Bağışlamak, Yüz-Silit, Kertme-Armut, Oraç-Ada.61 Yaygın Karay şahıs isimlerinden bazıları şunlardır: Tomalay, Akbike, Aytulu, Manok, Beylik, Hnke, Altınkız, Severgelin, Biana, Tombul, Yalpacık, Sağdakçı, Çapak.62 Doğu Anadolu'da içinde "ay" bulunan Gülay, Aydemir, Ayla, Ayhan, Akbike'nin ayrıca, Aybike, Günbike, Kızbike, Gülbike, Bey, Beyler, Özbeyler, Beytimur, Han, Hanlar, Hancı, Hasan-han ve Altunkız gibi isimlerin yanısıra Altun, Altunay, Günaltun..........gibi şahıs ve aile isimlerine çok rastlanır.

Kırım Karay Türkleri'nde erkek isimleri: Toktar, Toktamış (Duran Durmuş anlamında ailenin son çocuğuna verilen isim) Kadın isimleri: Aytoli (Dolunay), Akbike (Beyaz prenses), Bike, Buke (Prenses) Arzu, Nazlı, Sultan, Simit (Susam anlamında) Aile adları: Kalmuk, Komen (Koman), Hayvan isimlerinden esinlenen soyadları: Börü (Kurt), Bata (Dev), Calbörü (Kurşun renkte kurt),bozkurt, Çegırke (Çekirge), Ferik (Horoz), Karga, horoz, Kırgı (Alt-maca) Toklı, Tokluğ, (Bir yaşında kuzu), Soyadı olarak kullanılan yer adları: Kaleli, Kefeli, (Kaftal) Korsu (Kersonlu), Meslek adlarından gelen soyadları: Çavuş (Usta), Kalfa, Kapcu, Koycu (Çoban), Saatçi, Fiziki görünüşe uygun soyadları: Alyanak, Karakaş, Şişman: Ahlaki meziyetleri sergileyen soyadları: Kocak (Cesur), Oynak (hafif neşeli) yemek isimlerinden alınan soyadları: Katlama (Katmerli börek), Katık (yoğurt), Pesmet (Kurabiye), Tursu; renkleri konu alan soyadları: Pempek (Pembe), Sarık (Sarı)dır.63

Hazarlar'ın eski dinlerinin Şamanizm olduğu iddiaları doğru değildir.64 Esasen Şamanizm bir din değildir. Türkler bu inanç yapısını din olarak kabul etmediler. Hikmet Tanyu,Gök Tanrı dinînin Hz. İbrahim'den gelen hanifilik inancına benzeyen bir inanç olduğunu belirtmektedir.65 Hz. İbrahim'in Türk dinî hayatındaki yerine tasavvuf kayıtlarında da rastlanmaktadır.66 Vani Mehmet Efendi'nin Araisu'I-Kur'an isimli eserinde, Zü'I Karneyn'in Oğuz Han olarak tefsir edildiği kaydedilmektedir.67

Ş.Kuzgun, Tanyu, Ögel, Zajaczkowski, Artamanov ve Kafesoğlu'na atıf yaparak, Hazar Türkleri'nin eskiden beri Tek Tanrı'ya inandıklarını, Gök Tanrı, Ulu Tanrı'ya iman
ettiklerini belirtiyor.68

İbn Kesir, Zü'l Karneyn'in Hz. İbrahim (a.s.) zamanında yaşadığını, O'na İnandığını, Kabe'nin yapımında O'na yardım ettiğini belirttikten sonra Zül Karneyn'in aslen himyer'li bir melik olduğunu belirtiyor.69

İbn Saad'ın rivayetine göre, Hz. İbrahim (a.s.) oğullarından bir kısmına, Allah'ın isimlerinden bir isim öğretip, Horasan taraflarına doğru göndermiştir. Onlar gittikleri yerin ahalisine Allah'ın adını öğretmişler, Hazarlar'ın Meliki, Hz. İbrahim'in soyundan gelen bu çocuklarla karşılaşmış ve bu çocuklar ona Allah'ın emirlerini öğretmişler ve bu Melik'e "Hakan" adını vermişlerdir.70

Ş.Kuzgun'a göre Hanifilik inancı, Türklere ve Hazarlara, Zü'I Karneyn kanalı ile gelmiş olabileceği gibi, bizzat Hz. İbrahim'in çocukları ve onların soyu vasıtasıyla da gelmiş olabilir.71

ANADOLU TÜRKLERİ

Anadolu Türk Tarihini V.Azerbaycan ve Kuzey Mezopotamya Türk tarihinden farklı düşünmek doğru değildir. Bu yapılanmanın Kuzey ucu Kafkasya ve Kırım'a doğru uzanır. Gerek bölgeye gelen Türk unsurların boy adı ve gerekse tarihi dönem itibariyle bölge; Türk kimliğine aynı çağda kavuşmuştur.72 Anadolu Türk Tarihini Z.V. Togan, Saka Türkleri ile başlatmıştır. Başka bir ifade ile, O Sakalar'ın yayılma alanı içerisinde Anadolu'yu özellikle Kuzeydoğu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'yu göstermektedir.73 Ayrıca bölgede Hunlar'ın, mevcudiyeti de görülmektedir.74 Görüldüğü gibi Anadolu Medeniyetinin Ermeni ve Yunanlılar ile başladığında ısrar etmek, düzeltilmesi gereken yanlış bir yaklaşımdır. 75

Anadolu'ya gelen Turanî kavimler ve yönetici hanedanı Türk olan federasyonlardan sonra Anadolu'ya Müslüman Türklerden evvel "kopuk göçler" halinde de gelmeler olmuş ve Anadolu Kağansız ve Klansız Türk göç dönemi yaşamıştır. XI. asırda tazelenmiş Türk göçü ile, 1071 tarihi, İslam olan Türkler'in Anadolu'daki kardeşlerine kavuşma tarihidir"76 denilebilir ki, İslamiyete, ilk giren Türkler Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türklüğüdür. Zira, İslamiyet diğer Türk ellerine ulaşmadan evvel bu bölgeye girmiştir. İslamiyet bu bölgeye girdiği zaman bir kısım Türkler, bu bölgede meskun idiler.77

İslamiyetin kabulü ve Anadolu'nun fethiyle birlikte Türkler için yeni bir destan devri başlamıştır. Anadolu ve çevresinin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında; "Gaziyan-ı Rüm" "Ahiyanı Rum,gibi adlarla anılan zümrelerin büyük rolü oldu. Eski Türk destanlarına yüceltilen ve cihana hakim olmayı gaye edinen "Alp" tipi İslami Türk Destanlarında "Alperen" "Gazi" tipine dönüşmüştür. 78

Kuzey Mezopotamya Türkleri;
Irak Türkleri

Türklerin Irak'a girişleri, Anadolu'ya gelmelerinden daha önceki bir zamana dayanmaktadır. Tarihçilere göre Türklerin Irak'a ilk gelişleri Emeviler döneminde gerçekleşmiştir.

Abbasiler'in iktidara gelişi ile Arap olmayan müslümanlara da çeşitli görevlerin verilmesine başlanmıştır. Bu münasebetle halifelerin hassa askerleri ve inzibat birlikleri arasında Türkler de yer aldı. Bunlar; Fergana, Taşkent ve Maveraünnehir'den VIII. yüzyılın ikinci yarısında az sayıda, IX. yüzyılda kalabalık aileler halinde gelenlerdi. 675 - 680 yıllarında Horasan valisinin emrinde iki bin Türk okçusu vardı. Abbasiler'de, Türklerden özel muhafız birlikleri teşkiline Halife El-Me'mun zamanında başlanmıştı. 694 yıllarında Küfe Valisi Haccac Bin Yusuf kendisine Türklerden müteşekkil bir ordu kurdurmuş, bunlardan askeri amaçlara hizmet için özel bir kuvvet teşekkül ettirmişti. Bunların yerleşmeleri için bugünkü Vasıt (Kut) Vilayeti yakınlarındaki Bedre Kasabası uygun görülmüştü.

Abbasi Halifesi Cafer El-Mansur, Bağdat'ı inşa ettikten sonra özel bir garnizon kurarak Türklerden bir alay oluşturmuştur. Ayrıca Abbasi ordusunda önemli Türk Komutanlar bulunmaktaydı. Abbasiler'de Türklere tahsildarlık vb. sivil vazifeler yanında valilik, haciblik gibi yüksek idari makamlar da veriliyordu (754 - 775) Daha sonra Halife Harun El-Reşit'in (786 - 809) askerlerinin vefakar, çalışkan olmalarından dolayı muhafız birliğini Türklerden oluşturduğu da tarihi bir gerçektir.79

Halife Mu'tasım, Türk askerlerinin cesaretine hayran kalarak, ağabeyi Me'mun'un Fars kökenli askerlerine karşı, kendi etrafına Türk askerlerini toplatmıştır. Halife Mu'tasım'a bağlı birliklerde Türk sayısının artması üzerine, bunların bozulmamaları için, Bağdat'a 120 km. mesafedeki Samarra şehri inşa edilerek aileleri ile birlikte 40 bin Türk buraya yerleştirilmiştir. Böylece Türklerin yerleşmek için Irak'a girmeleri Halife Mu'tası'm döneminde gerçekleşmiştir. 935 yılında yönetim içindeki Türk nüfusu küçümsenmeyecek bir siyasal güç unsuru haline gelmiştir. Büveyhiler, 945 yılında, Bağdat'a girdiği zaman Türkler vasıtasıyla halife adına her şeyi kontrol altına almışlardır. O arada Azerbaycan Türklerinden askerler de Irak'a getirilmiştir.80

Irak'a Selçuklular tarafından yapılan ve Türk göçünün esasını teşkil eden büyük göç akımı 1050 yılından sonra gerçekleşmiştir. 1055 yılında Bağdat'a girmiş olan Selçuklular döneminde Türkler Kitleler halinde Irak'a gelmişlerdir. Bunlar Tavuk (Dakuk) bucağı etrafında yerleşim merkezleri kurmuşlardır. Türk göçleri Karakoyunlular (1350) ve Akkoyunlular (1470) döneminde de devam etmiştir.81

Selçuklular, İlhanlılar, Erbil Atabeyleri, Karakoyunlular, Akkoyunlular zamanında bölgenin Türkleşmesinin hızlandığı tespit edilmektedir. Ayrıca Yavuz Sultan Selim Musul bölgesini 1516 yılında topraklarına katmış, Kanuni 1534'te Bağdat'ı alarak bölgenin tamamının Osmanlı İdaresine girmesini ve buradan yoğun bir Türk yerleşiminin gerçekleşmesini sağlamıştır.

SURİYE TÜRKLERİ

Suriye Türklüğünün tarihi Selçuklulardan çok evveline dayanır. Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail toprakları üzerinde kurulan Suriye Selçukluları Devletinin kurucusu Novakiyye adlı Türkmen başbuğlarından Kurlu bey idi. 1069 yılında kurulan Türkmen beyliğinin ilk başkenti Remle idi. Kurlu beyin ölümünden sonra yerine oğlu Adsız gelecek ve geliştirilen sınırlarından sonra Suriye Selçuklu Devleti kurulacaktır. Haçlılara ve Fatimilere karşı başarılı seferler yapan Suriye Selçukluları, bölgenin Türk İslam yurdu olmasından Selahittin Eyyubi ile ayni ideali paylaşıyordu. Suriye Selçuklu devleti hükümdarlarından Tacüddevle Tutuş'un 1095'de ölümü üzerine devletin başkenti Halep ve Dimaşk olarak ayrılır. Halep Selçukluları 1148 de yıktılar. 1105'de ise Dımaşk Selçukluları yıkılacak Tugtekin Dımaşkın kurduğu emirlikten sonra 1104'de oğlu Böri, Böriler hanedanı olarak Selçuklulara bağlı olarak dört yıl hüküm sürecektir.

1097 yılında Haçlıların eline geçen bölgeden bazı yerler 1267 yılında tekrar eski sahipleri olan Türklerin eline geçer. Memlüklülerden sonra Anadolu Türk beyliklerinden Dulkadiroğulları'nın eline geçen bölge 1516 yılında Osmanlı Devletinin toprakları arasına katılmıştır. I. Dünya Savaşı arifesinde başlayan olaylarla Araplara devredilen bölgeden ilkin Hatay Türk Devleti doğacak (1937) daha sonra Hatay anavatana 22. 6.1939 da kavuşurken bölge 17. Nisan 1946 da kurulan Suriye Devletine kalacaktır.
Bayır - Bucak'tan Türkiye'ye 1945, 1951, 1953 ve 1967 yıllarında göç yaşamasına rağmen bu yöremizin Türküleri, uzun havaları ve oyunları Türkiye'de yeterince terennüm edilememiştir. Bizim halk inançlarıyla başlattığımız bu faaliyet kültür zincirimiz ilk halkası niteliğinde olup, giderek gelişecektir. Suriye'den Türkmen gençlerin Türkmenistan'da yüksek tahsile gitmeye başlaması Türkiye, Bayır - Bucak ve Türkmenistan Türkmenleri arasında yeni kültürel mayalanmaları doğacağı ümidinî vermektedir.

Suriye Türkmenlerine demokratik kültürel haklarını vermemekle Suriye Hükümeti, bir dönemin Afgan Hükümetinin Kuzey Afganistan (Güney Türkistan) da Türkmen ve Özbek Türklerine karşı yaptığı hatayı yapmaktadır.82 Demokratik bir Suriye hükümeti Türkmenlere eşit bir muamele yapmakla hem iç dinamikleri itibariyle ve hem de Orta Doğu'da geleceği itibariyle sağlıklı bir politika uygulamış olacaktır.

Suriye Hükümetlerinin vermeleri gereken demokratik haklar Arap milletinin ve Suriye Hükümetlerinin geleceğini güçlendirecek onlara daha demokratik bir gelecek sağlayacaktır. Türkmenlerin kendi okullarında okuyabilmeleri, Türkiye'de yüksek tahsil yapabilmeleri ve dönerek Suriye'de hizmet verebilmelerinin kime ne zararı olabilir; Türkmenlerin ata-baba sahibi bulundukları arazilerin kadastro ile tescilleri Suriye'nin sosyal bünyesini güçlendirecek ve Suriye Devletine vergi veren Türkmenlerin radyo ve televizyonda kendi meselesini duymaları onların vatandaşlık duygularını güçlendirecektir. Bayır-Bucak, Lazkiye, Halep, Ases, Hama ve Humus Türkmenlerinin Suriye Arap yönetiminden beklentileri, UNESCO ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile bütün insanlara vaad edilenlerden fazla birşey değildir. Suriye'nin bu tür bir tavrı sadece; Kırıkhan, İskenderun, Antakya, Adana ve diğer Anadolu illerindeki Suriyeli Türkmenleri değil, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Uluğ Türkistan Türklerinin de Suriye'ye dostça tutuma sevk edecektir.

Günümüz Suriyesin'de 1 .8-2 milyon Türkmen, Lazkiye'nin Bucak nahiyesi, İsabeyli bölgesi (Karamustafa, Büyükpınar,Köy Çiçekliyazı mahalleleri) Turunç, Meydancık, Hacranlı, Hasancık Saray, Camuslu, Bödirsiye, Karaca, Çamurlu, Bostancık, Fakıhasan, Karabacak, Mollomahmutlu, Ubeydiye, Karamanlı, Kara Cücük, Türkmenli, Çalkamanlı, Sağırt, Ali, Elmalı, Abanlı, Bayır nahiyesinden, Gebelli, Dervişhan, Gebere, Şeren, Karaahmet, Gökdağ, Yumuşak, Mılıklı, Kebir,Murtlu, Karakisa, Ulucak, Kara pınar, Aşağı Karamanlı, Yukarı Karamanlı, Saldıran, Karacağız, İsapınar, Kulcuk Pınar, Kulcuk, Çukurcak, Nisibin, Dağdağan, Çovkaran, Sarraf, Kapıkaya, Ablaklı, Kapaklı, Çanacık, Korali, Çınarlı, Kızıkçuracık, El Kasap, Kislecik, Mahruka, Kuruca, Kızınca, Ağcabayır, Cümeren Yamadı ve ayrıca Burc-İslam ile Sulayıp köylerinde yaşamaktadır.

Ayrıca Behlüliye nahiyesi Lazkiye şehrinin Cimmel Harası (Türkmen Mahallesi) Halep vilayeti Cereplus, Kürt Dağı,Minbiç bölgesinde Azez, Hama, Humus, Kuneytra, Havran Bölgesinde de Türkmenler yaşamaktadır.

Üzerinde önemle durulacak bir husus da Kuzey Suriye Türkmenleri yani Bayır - Bucak ve çevresi Türkmenleri Türkmenlerin; Bayat, Avşar, Karakeçili, İsabeyli, Musabeyli, Elbeyli, Akar, Çandırlu, Hayran, Sincar gibi boy ve aşiretlerinden meydana gelmişlerdir.83 Hal bu olunca üzerinde durduğumuz halk inançları itibariyle Kuzey Suriye Türkmenlerinin incelenmesi bu aşiret ve boyların halk inançlarının incelenmesi olayıdır. Bayat, Avşar, Karakeçili, İsabeyli, Musabeyli, Elbeyli, Akar, Çandırlı, Hayran, Sincar koyu olmasın gibi Türkmen toplulukları ister kuzey Suriye veya kuzey Irak'da veya isterlerse Anadolu'da olsunlar, araştırmamıza kaynak teşkil etme durumundadırlar. Biz bir taraftan halk kültürü itibariyle bölgenin Türkmen kimliğini ortaya koyarken diğer taraftan Türkmenlerin Kuzey Suriye'de halk kültürü bakımından girdikleri sentezleri belirlemeye çalıştık. Bölge halklarının kültürel zenginliklerine ışık tutmak istedik.

Diğer taraftan Bayır-Bucak Türkmen kimliği coğrafi alan olarak Güney Doğu Anadolu'da Akdeniz şeridi boyunca yaşamaktadır. Hal bu olunca malzeme kaynağı itibariyle sürekli Bayır Bucak'tan Türkmen göçü alan bu bölgedeki halk inançları da çalışmamıza boyut kazandıracaktır.

Irak Türkmenlerinde olduğu gibi Suriye Türkmenlerinde de Türkmenler Kürtleşmeye terkedilmişlerdir. Arap Baas milliyetçiliği Araplaştıramadığı Türkmenlerin Kürtleşmelerini tercih etmektedir. Böylece Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'deki Türklüğün kimliğini değiştirerek, Türkiye ile Arap dünyası arasına bir tampon toplum yerleştirmeyi amaçlıyor. 1970'li yılların Büyük Arap Kuşağı ve Küçük Arap Kuşağı uygulamalarından yakından tanıdığımız bu politika güvenli bir Arap hattı oluşturmaya matuftu. Araplardaki dünya görüşü farklılığına rağmen o dönemin Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi zengin ülkeleri, nüfus yoğunluğu kesif olan Arap bölgelerinin geçim sıkıntısı çeken Araplarını toprak ve kredi vererek Türkmen bölgelerine yani Irak ve Suriye'nin kuzeyine iskan edeceklerdi. Bu konunun, o yılların sosyalist yayın organlarından Ant mecmuasında neşredilen inceleme yazılarından hatırlıyoruz.

Kürtleştirme olayının iyi anlaşılması Kürt kimliğinin iyi irdelenmesi ile mümkündür. İstanbul Üniversitesi sosyologlarından Prof. Dr. Mehmet Eröz ve Sorbon Üniversitesi Kültür tarihçilerinden Prof. Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlı'nın belirttikleri gibi, Kürtler etnik köken ve kültür itibariyle bir sınır toplumudurlar. Orjinal bir Kürt kimliğinden bahsedilemez. Türk-Arap ve Fars kültürleri arasında zuhur etmiş bu üç kültürün ortak ürünleridirler. Gerek dil ve gerek fiziki antropoloji itibariyle yakınında yaşadıkları bu üç toplumdan birisine daha yakındırlar.

Bu açıklamayı yapmaktaki amacımız Kürtlerin kimliklerine dair fikir vermek değildir. "Türkmenlerin Kürtleşmesi" tanımı ile kastedilen sosyal değişimin mahiyetini anlatmak içindir.

Kuzey Irak Türkmenlerinin çok daha organize olmuş bulunan Kürtlerin arasında erimeye yani başkalaşıma uğramaya terk edildikleri bilinmektedir. İlkin Irak Anayasasında varlığı kabul edilen Türkmen gerçeği inkar edilmiş daha sonra da Türkmenler nüfus sayımlarında Kürt olarak gösterilmeye mecbur edilmişlerdir. Bunun tabii bir sonucu olarak sayımlarda Kürt gösterilen Türkmenler Kürt okullarında eğitim alabilmişlerdir. Bu Kürtleşme yeni yapay kimliğe bürünerek Türkmenliği yitirme, Kuzey Arap kuşağında yani Irak ve Suriye'nin Türkmen bölgesinde suretle devam etmiştir.

Bizim bu noktaya deyinmekteki muradımız, var ise Kürt kimliğini inkar etmek değildir. Kuzey Irak Halk İnançları üzerine yaptığımız deneme bu yörenin Türkmeni ile Kürt'ünün halk inançları itibariyle ayrılık arz etmediğini göstermiştir. Biz bu çalışmamızda Kırmanç halk kültürü ile Türkmen halk kültürünün ayrıldığını da izah için yola çıkmadık. Biz bütün kültürlere saygılıyız. Bütün kültürlere yaşama şansı verilmesini savunuyoruz. Hatta incelemeye aldığımız bölgenin kültürlerine yaşama şansı verilmesinin, bölge halklarının ortak menfaatine olduğu kanaatindeyiz.

Viran Şehir Millisi'nin komşu ve rakibi Karakeçi kabilesidir. Bu kabile, isminin de delalet ettiği vechile Bursa'daki Karakeçi'nin bir şubesidir. Fakat, Türkçe'yi unutarak Kürtleşmişlerdir. Karakeçi köyleri arasında Salur adlı bir köy vardır. Salur malumdur ki Oğuz ilinin yirmidört boyundan biridir. Bundan başka Karacadağ'ın cenubunda Kanklı madrabı (çeltik ekilen arazi) vardır. Bu isim Kanklıların da vaktiyle Karakeçi'ye komşu olarak yaşadıklarını gösterir. Türkan aşireti de Karakeçi Kabilesine tabi iken, İbrahim Paşa zamanında zorla Milli'ye tabi ettirildi. "Türkan" Oğuz'un "Beğdili" boyunda olduğu gibi Karakeçi içinde de Beğdili köyleri vardır.

Karakeçi Kabilesi asıl Karakeçi ile Şeyhan amaresinden mürekkeptir. Asıl Karakeçi Ceraban, Amman, Balekan batınlarını muhtevidir. Şeyhan amresi de Devaran, Şeyhikan, Balulan Batınlarını ihtiva eder.84

Suruç kazası hakkında bilgi verirken de Gökalp, "Didanlı , Karakeçili, Kürdükanlı, Türkmenler, Hacıkadınlar" izam kabilelere münkasimdirler. Bunlardan Alaaddinli, Ketikanlı, Şeyhanlı aşiretleri Türkiye-Fransa itilafnamesi mucibince hattıfasılın cenubunda kalmışlardır.85

Mardin kazası için açıklama yaparken; "Kikilen'nin çöle geçtiği boğaza bugüne kadar Türkmen yaylası denilmesine bakılır, bunlarında aslen Türk olduklarına hükmedilebilir." demektedir.86

17 Nisan 1946 yılında Fransız Mandasından kurtulan Suriye Hükümeti 1966 yılına kadar süren 20 yıllık zaman zarfında 15 ihtilal geçirmiş ve bu ihtilallerde Türkmenlere ağır faturalar çıkmıştır. Bayır-Bucak Türklerinin Türkiye'ye kaçırılmasına veya yöreye Arap iskanına yol açmış, Toprak Reformu uygulamaları ile, yerleşik düzenlen bozulmuştur.

Bayır-Bucak bölgelerinde daha çok tütün ve buğday ekilir. Bahçecilik ile uğraşılırdı. Bu bölgede zaten dar olan topraklar, "ormanlık saha", "mücavir saha", "turistik alan", "sayfiye yeri" denilerek Türkmen halkın dağılmasına yol açmıştır. Hizmet götürme gerekçesi ile her köye bir karakol veya orman muhafaza ünitesi yerleştirilmiştir. Bu uygulamalar Türkiye'ye göçün yapılmasına ve Suriye'nin büyük şehirlerine de göçü zorlamıştır. Özellikle; Lazkiye, Cisir, Suğur gibi yerlerde Türkmenler İşçiliğe ve küçük esnaflığa mahkum edilmişlerdir. Bu tabloya 1967 yılında baş gösteren Arap-İsrail savaşı sonunda, Türkiye göç etmek zorunda kalan Türkmenlerin hazin tablosu da eklenmiştir.

Bayır-Bucak Türklüğünün kültürel kimliğini bilhassa büyük şehirlerdeki evlenme suretiyle Araplaşma da ciddi şekilde tehdit etmektedir. Evlilik bağı ile ilişki kurulan Arap aileleri ikinci vesilede Kürtmenlerin Araplaşmasına yol açmaktadır. Böylece Türkçe unutturulmaktadır. Suriye yönetimi miktarları çok daha az olmasına rağmen Ermeni ve Suryanilere azınlık statüsü tanıyıp kendi dillerinden eğitim imkanı veriyor iken, Türkmenler bu imkandan mahrum bırakılmıştır. Yüksek okullar için iyi derece Arapça bilme şartı arandığından Türkmen gençler anadillerini unutmaya itilmişlerdir.

C. BÖLGENİN TOPONOMİSİ

Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesi ile bu bölgenin yakın çevresinde Gök Tanrı
İnancı ve Karay izlerini ararken, Hazar Türk toponomisinden de yararlanılma cihetine gidilmiştir.87 Hazar Türkleri'ni meydana getiren çeşitli Türk oba ve oymakları düşünüldüğünde, Türkler'deki "Vatanla göç prensibi"ne88 uygun olarak yer adı da olabilen bu Türk boy isimlerine diğer Türk bölgelerinde rastlanılmaktadır. Buna göre Hazar bölgesindeki Türk yer isimleri, Hazarlar'ın devlet kurdukları bölgeye gelmeden evvelki yurtlarında da kullanıyorlardı. Nitekim Hazarların Doğu ve Güney Doğu ağırlıklı olmak üzere Kuzey-Güney doğrultusunda Anadolu'ya yayıldıklarını, buralara verdikleri yer isimlerinden takip edebiliyoruz. Prof. Dr. A. Mecit Doğru, "Yukarı Kür Boylarının Yer Adları Üzerinde Bir Araştırma 89isimli eserinde, bu kapsama giren birçok yer ismi tespit etmiş ve bunların Türkçe manalarını, etimolojilerini ve Türk coğrafyasındaki yerlerini onomastik itibariyle de tartışmıştır.

Yazar yer isimleri itibariyle taradığı sahayı, "Yukarı Kür Boyları deyimi ile gölden çıkıp Hazar Denizi'ne dökülen Kür Nehri'nin Türkiye ve Ahıska'da kalan kısmı"90 olarak tanımlamakta ve bizim de katıldığımız şu teşhisini açıklamaktadır;

"Kafkasya ve Kuzeydoğu Anadolu, Selçuklular daha bu bölgeye gelmeden çok önceleri Türkleşmiştir. Şöyle ki, daha miladî ilk asırlarda Kafkas Dağları'nın kuzeyinden dalga dalga Bulgar, Kıpçak ve Hazar akınları gelerek çok aşağılara kadar indiler. Ne var ki bunlar Hıristiyanlığa girdikten ve ilk Türklerin buralara müslüman olarak geldikleri zannedildiğinden, Türklük gerçeğini gözler görmez oldu. İşte bu gün yabancı kaynaklı olduğu zannedilen ve Oğuz Türkçesi'ne benzemeyen yer adları bunların hatıralarıdır. Bölgede Oğuzlar'ın izleri, İslamiyet öncesi Kuzey Türk kavimlerininkine göre azdır."91

Yazarın bu teşhisini doğrulayan ve bir kısım Türklerin İslamiyete Anadolu'da geçtiklerini gösteren, onların Anadolu'ya gelmeden evvel Gök Tanrı inancına mensup olduklarını, Anadolu'da İsevi ve Musevi bir dönem geçirdikten sonra bu topraklarda İslamiyete girdiklerini gösteren çalışmalar da yapılmıştır.92

Hazar bölgesi cümlesinden Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da aranılan Karay izleri, bize; Gagauz ve Süryani konularında da bir takım ipuçları verecektir. Biz bu ipuçlarını şu örneklerle açıklıyoruz ;

Adigön (Edigön), Ahıska-Gürcistan; Adagun Dogu Türkistan; Adgon, Bulanık-Muş,93 Odigan, Yakutlarda kadın Şaman.94

Agara, Ahıska-Gürcistan; Agara mahallesi Çukur köyü, Şavşat-Çoruh95

Ağcakale, Reke nahiyesi-Gence; Ağcakale, Revan; Ağcakale; Çıldır

Ahaşen, Ahıska-Gürcistan; Ahaşen, Büyük Ardahan; Ahaşen (Saçlıçayır),Hanak96

Al, Kırım; Al, Posof; Al Mezraı, Genç, Bingöl.97

Albız (Alvız); Rabat Kalesi, Çıldır 98Albız, Türk mitolojisinde şeytan anlamına gelmektedir. Ardahan, İsfahan-İran; Ardahan, köy Hekimhan, Malatya; Arthan köy, Palu-Elazığ99

"Art" Yakutça'da Tanrı demektir.100 Art, Tanrı olarak kabul edilince, Han-Kağan anlam birliğinden hareketle Kağan'a uluhiyet affedilerek ard +han ve Arthan şeklinde yer ismi yapıldığını düşünülebilir.101

"Tov" Balkarca demektir. Arda - Tov Urallarda dağ adıdır. Arda- Tov, Tanrı dağı anlamında olabilir. Türk mitolojisinde Dağın kutsiyeti bilinmektedir.

Arele (Süngülü), Posof;Arele, Çıldır;Aril, Tunceli;Nazmiye ilçesinde bir oymak102

Aşkale, Ahıska, Gfürcibtan;Azgur, Hizan, Bitlis:Azgır, Kazakistan,

Baban, Ölçek- Ardrahan; Baban, Macaristan,

Badele, Posof, Badova, Macar adı,

Bağdat, Ahıska-Gürcistan; Bağdat köyü-Urfa; Bağdat, Batı Türkistan.

Baratlı, Tiflis-Gürcistan; Barat, Yusufeli-Çoruh; Baratlı, Kıpçak adı103

Bordusan, Meşe Ardalan'da bir yer; Bordusan, bir Kıpçak oymağı adı104 ~ ~ İ~' 5

Bülbülen (Bülbülan), Ardahan Ardanuç arasındaki dağlık bölge; Bulbulan, Batı Türkistan.105

Cakh Su, Posof, kelime anlamı Azakça güzel, hoş, yahşi; Cag Suhay, Doğu Türkistan; Caksu, Kırım. 106

Cicor (Buaklı), Göle; Cicor, Baratlı-Tiflis; Cicor, Macar adı,

Cin-dağı Şavşat-Posof-Ardahan arasında; Dörbelcin, Doğu Türkistan; Şargal-Cin, Orta Asya; Cinis, Ahıska-Gürcistan; Cinis; Aşkale-Erzurum,

Çalan, Çıldır; Çala, Ahıska-Gürcistan; Çala, Azerbaycan; Çala, Tortum-Erzurum; Çala, Kıpçak adı; Çala, Arpaçay; Çala-dırji, Midyat-Mardin; Çala-düdü, Midyat-Mardin; Çala-Kas, Karakoçan-Elazığ; Çalabozur, Erzincan,

Çalabaş, Ardahan; Çalbaş, Kırım,

Çardaklı, Göle; Çardaklı, Kerkük-Irak, Çardaklı, Taşıma Nahiyesi-Tiflis107
Çiya-hor, bir mevki adı Çıldır; Çiya, Doğu Anadolu aşiret dilinde dağ; Tığa, Yakutca'da dağ; Çiyabazur, Doğu Türkistan'da.108

Çıldır, Yıldırım anlamına gelen 1124'te Çıldır Gölü kenarında yerleşen bir Kıpçak oymağının ismidir. Çıldır,Bingöl'de dağ; Çıldır-Oba, Kilis Gaziantep.109 M. Eröz, Hristiyanlaşan TürkIer,4~kara, 1983; A.M. Doğru, a.g.e. s. 6-24

Damal (Damala) Posof, Ağ-Damal, Revan; Gir-Damal, Göle; Kinzo-Damal, Ardahan110

Davali, mevki, ölçek, Ardahan; Taveli, Kırım; Duvali, Kıpçak adı Dikan (Baştoklu), Hanak; Dikan, Tepe Bingöl;111

Dokuzpınar Dağları, Hanak, Posof; Tokuz Bulak, Doğu Türkistan, Dokuz Türk İnanç Kültüründe kutsal bir sayıdır.112

Erince, Ahıska-Gürcistan; Erince-Çıldır; Genç, Hanak; Genç, Kırım; Genç; Özbek Türkçesi'nde kireç. Gence, Kafkasya; Gence Mezrası, Zara, Sivas; Kencek, Divani Lugatı Türk'de, bir Türk oymağının adıdır. Kazak Türkçesi'nde kence, küçük kardeş demektir.113

Göle, (Merdinlik) Kars; Göle, Baykan-Siirt; Göle-Macaristan114

Hanak, Kars, Hanak-Atam, Doğu Türkistan; Hanakın, Kerkük-Irak; Kayak, Şarkışla Sivas; Kayak, Samsun115

Heve, Hazar Denizi'nin kuzey doğusunda bir kasaba; Heve, (Derindere), Ardahan; Heve (Sürügüden), Göle; Heve (Erdal), Tutak-Ağırdı; Heve, Batı Türkistan; Heve, Çuvaşcata koyun; Hive, Türkistan'da Yomut Türkmenlerinin bir kolu.116

İmirhev, Şavşat; İmir, Tiflis; İmir Terekemesi, Kars dolaylarında bir Terekeme boyu117

Irak, Göle; Irak, Mutki, Bitlis.118

Karatavuk, Göle; Karatavuk, Kırım; Karatavuk, Gence-Kafkasya.

Kars, Bulgar Türklerinin Vanad boyundan bir urug; Karsa, Kırım; Karslar, Kırım.

Kaz Dağı, Orta Asya, Kazben Doğu Türkistan; Kaz-aul, Maykop-Kırım; Kaz, Türk mitolojisinde kutsal hayvan, Kamara, Kırım; Kamaran, Memeran, Bingöl119

Kertene, (Akkiraz), Kurtkale-Çıldır.
Kert, köy Çekoslovakya, Kert kürt demektir. Kert, Pülümür-Erzincan.120

Kiknet, Ahıska- Gürcistan: Kikine, köy Kırım121

Kirman (Güzçimen) Ardahan; Kirman çayın, Erzincan; Kerman (Kalei-k), Kırım; Kerman, (Sarı-k) krım; Kerman-Hey, Kırım; Kermancak, Kırım; Kerman (Sah-k), Kırım.122

Kora, Hoçuvan-Ardahan; Kora, Kafkasya; Koran, Diyadin-Ağrı; Koran, Tutak-Ağrı;
Koran, Malazgirt-Tunceli; Koran, Çatak-Can; Koradan, Kırım.123

Kosar Ayvalı; Göle-Kiçi Kosur, Dağıstan; Ulu-Kosur, Dağıstan-Kosar, Kıpçak Türkleri'nden bir boyun adıdır

Kotan-Gülü, Akçadağ-Malatya; Kotan-düzü, Pasinler, Erzurum; Kotan, Kangal-Sivas, Kocanlı Sarıkamış-Kars; Kotan, Doğu Türkistan; Kotan, Doğu Anadolu'da pulluk demektir.

Kür (nehir), Ardahan, Gence; Kür, (nehir) Doğu Türkistan, Kür, (dağ), Kazakistan;
Kür mezraa, Pülümür-Tunceli; Kür, (köy), Bingöl, Kür, (köy) Tebriz.

Küre-veran (virane küre), Çıldır; Küre, Orta Asya; Küre, Demirtapı-Azerbaycan; Küre, Ardanuç-Çoruh; Küreçur, Posof; Küre, Yakut Türkçesinde Tanrı demektir124 Bu bir ilahi esma da olabilir.125

Lori (Yokuş dibi), Ardahan; Lori çay, Çoruhun kolu; Lori, şehir Gürcistan; Lori, Doğu Tür-kistan; Lori-Kon, Keban-Elazığ; Lori Kan, Diyarbakır; Lor (lur), bir Türk oymağının adıdır.

Manas, Ahırkelek; Manas, (dağ) Kafkasya; Manas-i, Bayburt-Gümüşhane.

Manyok (Uzunova), Ardahan; Monyak (Munyak) Kırım.

Okra-Kotan (köy) Meşeardahan; Okraya, Kırım; Divan-i Lügati Türk'de Okra, yem zamani kişneyen at anlamındadır.

Oş-Ora, Ahıska, Gürcistan; Oş, Kırgızistan; Oş, Kırım.

Panik (Tunçoluk), Ardahan; Panik, Iğdır; Panik, Çermik-Diyarbakır; Pağnik, Kemah,
Erzincan; Pağnik, Malazgirt-Tunceli; Panak-akın; Doğu Türkistan, Bişhozgom (Kazlıköy), Ardahan; Pişarga, Kırım; Purut (Eşmepınar), Çıldır; Burut, Çermiş-Diyarbakır; Burut, Tiflis; Purut, Kıpçak Türklerinden bir oymağın adı.

Sabadur Kuzukaya), Çıldır; Saba-ga, Kırım

Salot (Dereyolu), Göle; Balut, Sarıkamış; Salut, Azerbaycan; Salut, Kemaliye
Erzincan; Solu, bir Kıpçak adı.
Sarıkamış, Tiflis; Sarıkamış, Kars; Sarıkamış, Batı Türkistan; Sarıkamış, Doğu Türkistan.

Senger-tabya, Ardahan; Senger-mezraa, Kahta-Malatya; Singir, Pötürge-Malatya; Sengir, Batı Türkistan; Sengir, Uygurca da dağ eteği demektir.126

Sivin (Filizli), Göle; Sivin (Zivin), Sarıkamış-Kars; Sivin, Kozan bölgesi, Zivin-çin elik, Midyat, Mardin; Zivin-göl, Şırnak.

Tara, Tuzluca-Kars; Tura, Doğu Türkistan

Türke-Şen (Yiğitkonağı), Gölü; Türkeşen, Tiflis; Türkeşen, Kerkük; Türkeşin, Gevaş,
Van; Türkmenşen, Digor-Kars; Tirkeşin, Oğuzeli-Gaziantep.127 ~ ~ ~ ~

Uğuz, dağ Hanak; Uğuz, dağ Kafkasya; Uğuzlu, Arpaçay, Kars; Uğuz-tepe,Kırım.128

Vale, köy Ahıska-Gürcistan; Vale, Porje, Gagauz köyü, Basarabya.129

Vel, (Sevimli).Hanak; Vel (cırıtdüzü), Şavşat; Vel, Hazar denizi kenarında; Vel,
Volga nehrinin kolu.

Zeg, Çıldır; Zek, Sarıkamış; Zak, Doğu Türkistan130

Gürcistan Cumhuriyeti'nin güneydoğusunda, Ermenistan Cumhuriyeti'nin Kuzeybatısında yer alan Borçalı Bölgesi toponimlerine dair R.A.Hacaloğlu geniş bilgi vermektedir.131 Biz bu açıklamamızla büyük ölçüde Hacaloğlu'na sadık kaldık.

Abdallı; Bolnisi rayonundaki Abdalli köyünün adı Avdal / Abdal etnonimi ile ilgilidir. Azerbaycan'da Ağdam ve Tavuz rayonlarında Abdal, Oğuz rayonunda Abdallı, Hanlar rayonunda Çoban Abdallı köyleri vardır. Abdal eski Türk tayfalarından biridir. Nahçıvan'da Avdal dağı, Azerbaycan'da Avdal Yurdu,Avdal Ocağı adı kaydedilmiştir. Türkiye, Afganistan, Karaçay-Balkar ve Irak'da, Abdal / Avdal isimli köyler vardır. Aydal sözünün anlamı avı koruyan ve ava destek olan iken,Türk mitolojisinde muhtemelen av in piri, iyesi idi. Halk sufizminde Abdal, bir mevki, statüdür. Türkiye de Andırın çevresi Abdalları bilinmektedir.

Ağsag Gal'ası; Dede Korkut'da geçen Agsak Gel'esi çevresidir. Ak/Ağ sözü batı sak/sağ ise göçeri Türk aşiretlerindendir.

Aglala/Ahtale ; Gürcistan'ın doğusundadır. Azerbaycan'ın Sabirabad rayonunda ise Ahtacı köyü vardır.

Ağ Tekle, Kara Tekle; Gürcistan'dan doğusunda karayazı reyonundaki köylerden biri Ağ Tekle, diğeri Kara Tekle'dir.

Ahu Mahmutlu; Maznueli reyonundadır.
Akbulak; Borçalı'nın batı bölgesindedir.

Alazan ve Ahmediten; kaybolup sonra birbirlerini bulan iki çoban kardeşin efsanelerinden bu ismi almışlardır. Doğu Gürcistandadır.

Arıklı/Arıklı; eski Borçalı'nın merkez bölgesindedir.

Aşağı Karabulak, Yukarı Karabulak, Borçalı'nın batısındaki dağların eteğindedir.

Aşağı Köprülü;

Azgeyliyen:Asıl adı Azganlıdır.

Başgeçit: Eski Borçalı topraklarında bulunur köylerden birisi Boydar, diğeri ise
Boydarlı köyüdür. . .

Beyteker Bolnisi rayonun dağ köylerinden birinin adıdır.

Balnis Kefenekçi

Bolus: Şimdiki Bolnisi rayonu

Borçalı; Etimoloji itibariyle, Boş Çala/Çıkır Çökeklik, Borcah; Borçalar veya B orçveren Ali . . . B or-Bori =kurt ...,

Borçalı Kazası; bugünkü Gürcistan'ın yaklaşık Mazneuli, Bolnisi, Dmanist, Tetriskaro, Zalgo; Ermenistan'ın Noyemberyan, Stepanavan, Taşır reyonları topraklarını kapsamaktaydı.

Bozabdal Dağı; Bazum Silsilesi
Büyük Şülever, Şavnıyan
Caferli; Bolnisi rayonunda köy
Celaloğlu; Stepanavan
Cücekend; Talvarik, yakın dönemet kadar Kızıl Sefeg
Çıraqlı; Cıraraq
Deller; Bolnisi ve Başkecid rayonlarında
Demirciler; Goravan
Demirli, Demirciler, Demircikesenli; Gürcistan'ın Bolnisi rayonunda Demirli, Başkeçid
rayonunda büyük Demircikesenli (halen Kızılkilse) Küçük demirçi-Hesenli (halen şindiler) adlı köyler vardır.

Ercivan Sarvanı; Gürcistan'ın Zalgo (Basmaksız) reyonunda köy adı.
Evli; Dzoramut
Eyrigaz Dağı; Açkasar dağı
Gombari/Gombari; Gürcistan'da Gazlıg (Kafkas) dağının eteğinde Gambori adlı
yerleşim birimi ve dağ vardır. Dede Korkut Destanı'nda Beyrek'in babasının adı Gamburadır.
Kam/Gam Gök Tanrı inanç sisteminde din görevlisidir. Bari-Börü, Kurt, Kom-.Gam Börü: Mukaddes Kurt

Gorark/Gararh: Eski Borçalı'nın doğusunda bulunan uluslardan biri de Gorarhı'dır.
Göyce Gölü: Sevan gölü
Göydağ, Göybulak
Gümrü; Kumrayri
Hamamlı: Sipitak, Sarıkamışta bir köy
İmir, Imirkesenli; Eski Borçalı'da İmiz (şimdiki Marneli rayonu) ve İmirkesen (Balnisi rayonu) isimli köyler vardır.
İnceoğlu; Bolnisi rayonunda köy
Kalinino; Taşir
Karacalar; Telavi rayonunda köyadı
Karaçala; Karaçılı rayonunda yerleşim birimi adı.
Karaisa; Megvaovit
Karakale;Noramut
Karakilise ; Kirovakon
Karamanlı Kışlağı; Borçalı'ya orta asırlarda yerleşmiş Teke/Tekeli aşiretine bağlı
olan cemaat yerleşim yerleri,
Karayazı; Gürcistan'ın doğu bölgesinde geniş bir arazinin adC
Kaspı; Gürcistan'ın doğu bölgesinde idari toprak parçası,
Kemenk Çayı; Dzoraget Çayı
Kepenekci; Eski Borçalı'nın en büyük it/uluslarından biri de Kepenekci ulusu idi.
Kırıklı; Eski Borçalı köylerinden birinin adıdır.
Kızılkilse Kızılhacılı; Kızıl eski Türkçe güney demektir köyün halkı Azeri Türkleridir.
Kızıl Şafak; Cücekent
Kiçik Şulever; Şülever
Kolagiren; Dzoraget

Kuller, Akkula, Taşlıkullar, Taştepe, Karataş; Eski Borcalı'nın doğu bölgesinde Sınıg köprü (kırmızı köprü) yakınlarında Azerbaycan Türklerin köylerinden biri
Kurucay; Ptgavan
Kuşcu; Tekeli Türkmen federasyonunu meydana getiren aşiretlerden birinin adı kuşcu aşiretidir.
Lek Candar; Dmanist rayonunda dağ ve köy adı. Cek sözü eski Türk tayfalarından birinin adıdır.
Lembeli, Bagrataşen
Loru Nahiyesi (Borçalı Kazası); Ermenistan'ın bugünkü Noyemberyan, tumanyan, Steponovan, Tasır rayonları topraklarını kapsamaktadır.
Mamey, Kirovka
Marneuli; Eski Borçalı Mahalı'nın köylerinden biri bu adı taşımaktaydı.
Muganlı; Gürcistan'ın Bolnisi rayonunda Bala Muganlı, Marnaeli rayonunda Büyük Ulugarlı, Kaş Uluganlı, Başgecit rayonunda, Kireç Uluganlı, Başgecit rayonunda Dağ Muganlı (1990 yılında buradan Azerbaycan Türkleri çıkarılmış buraya Gürcüler yerleştirilmiştir) Sagoreco reyonunda Yar Muganlı, Karayazı reyonunda Sartçala Muganlı isimli köyler vardır. Muganlı etno-yerleşim birimi adı Azerbaycan'da da yaygındır.
Ormaşen: Başkeçid rayonunda Orman/meşe içerisine yerleşmiş olan Ormaşen köyü adını tabiattan almıştır.
Ozanlar: Odzun
Saatlı; Guquti
Saatlı: Başgecit rayonunda köy Azerbaycan'da bu isimli çok sayıda yerleşim yeri vardır.
Sadaklı; Borçalı'nın tarihi bir köydür.Sara, Macar yeradı, Ömerli Mardin132
Salyer; Gürcistan'ın Bolnisi rayonunun Darvaz köyünde ovalık bölge
Sartçala, Karayazı rayonunda köy
Sarvan; Eski Borçalı köylerinden biri
Senain; tumanyan
Senebi; Bolnisi rayonunda köy
Sınık; Noyemberyan
Soyugbulağ; Pagahpyur
Şahbuz; Bolnisi köylerinden birinin adı
Şırak; Dede Korkut dünyası ile ilgili toponimlerden biri. Hacaloğlu, hocamız Kırzıoğlu'ndan naklen, şirakların Hazar tayfalarından olduğunu, M.Ö III .11. yy .larda Kuzey Kafkasya da Don ve Terek nehir vadilerinde yaşayan Şaman Türkler olduğunu belirtiyor.
Tapan; Bolnisi rayonunda yerleşim birimi,
Tekeli, Eski Borçalı'ya yerleşen en büyük tayfalardan biri de Tekeli'lerdir. İsmini buradan almaktadır.
Tumanın; Borçalı'nın bölgesinde yerleşim birimi adı.
Tüller; Gürcistan'ın Sagoreco rayonunda köy.
Voronsovka; Taşır (Yakın zamana kadar Kalinino).
Yavuglu; Başgecit rayonunda yerleşim biriminin adı.
Yekatarinen feld; Bolnisi
Yelizavetpol; Gencekenti
Yukarı Köprülü; Oktomber

Toponimler bir bölgenin kültür kimliği ile doğrudan ilgili oldukları gibi etimoloji ve ad alış biçimleri itibariyle halk inançları ile de ilgilidirler.

Halk inançları incelemeye çalıştığımız bölgenin geneli itibariyle Kafkasya ne derece önemli ise, Borçalı'da Kafkasya'da bize göre özel önem taşımaktadır. Borçalı Türk mezar taşlarına dair Fahrettin Kırzıoğlu geniş bilgi vermektedir. 133

D. DİNİ TARİHİ

Araştırmaya aldığımız bölgenin dinî tarihi itibariyle yer verdiğimiz dinler; Türklerin bu bölgeye taşıdıkları Gök Tanrı inanç sistemi gibi dinler ile bu bölgede taraftar bulmuş olan Yahudilik ve Hıristiyanlıktır.

1. GÖK TANRI İNANÇ SİSTEMİNDE DİNİ HAYAT

İslamiyet öncesi Türk hayatı üzerinde araştırma yapan bilim adamları,Türk inançları ve dinleri üzerinde de durmuşlardır.134 Tarihi kaynaklardan, etnoğrafik malzemeden gelen bilgilerin ışığı altında yapılan değerlendirmelerde de, Türklerin hayat tarzlarına bağlı olarak tarihi süreç içinde muhtelif din inançlar içinde yaşayışlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.135 Farklı zamanlarda oluşan ve hayata karışan bu inançları, yaşadıkları ve hayata geçirdikleri biçimleriyle ifade etmek, yazıya alınmamış olmalarından dolayı, mümkün değildir. Bundan dolayı, biz onları, ancak elimize geçen bilgiler çerçevesinde sadece tarif ve tasvir etmeye çalışabiliriz. Semavi dinlerden önceki devreye ait Türk inançlarını, bugünkü görüntülerine bakarak, biz, bir "İnanç Yumağı" şeklinde ifade etmek istiyoruz. Farklı zamanların farklı inançlarından oluşan bu inanç yumağı, tarihin bilinmeyen devirlerinden itibaren Orta Asya Türkleri'nin, atalarımızın hayatında örülmeye, oluşmaya başlamıştır. Bu inançlar günümüzde de varlıklarını korumaktadırlar.

Türk dünyasının bütününe baktığımız zaman, semavi dinler içinde büyük çoğunluğun İslam dinîne intisap ettiğini görürüz. Ancak, tarihi seyri içinde Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa intisap eden ve bugün de hayatlarını bu dinlere bağlı olarak sürdüren Türk toplulukları mevcuttur.136 Bunların dışında yaşayan dinlerden Budizim'e, Maniheizm'e intisap etmiş Türk kitleleri mevcut olmuştur.137Ancak günümüzde, bu dinlere mensup Türkler, çok küçük gurupları oluşturmaktadır. Ayrıca, Türk inançlarını, günümüze ulaşan biçimleri ile devam ettiren ve yaşayan Orta Asya ve Sibirya Türk kavimlerine çağımız tanıktır.138 Şüphesiz, bu inançların, çeşitli faktörlere rağmen kendilerini korumaları, ancak, yeni dinlerin inanç sistemiyle imtizac etmiş olmaları ve bu yeni hayat içinde kendilerine yaşama alanı bulmalarıyla açıklanabilir. Bu yüzden onların, asil vasıflarını korusalar bile, değişikliklere uğradıklarını da kabul etmemiz gerekir.139

Batılı araştırmacılar Orta Asya ve Sibirya Türkleri arasında tespit edilen ve kısmen Tarihi kaynaklarla beslenen Türk dinî inançlarını, bu topluluk içinde temsil eden din adamlarını nispetle ifade etmeyi tercih etmişlerdir.

Avrupalı etnoğraflar, Tunguz Kavimleri'nde benzer inançları temsil eden Şaman'ı
dikkate alarak, Türk inançlarını da bu ad altında incelemeyi adet haline getirmişlerdir.140 Bu kavram daha sonra Şamanizm biçimine dönüştürülerek sadece Orta Asya ve Sibirya Türklerinin semavi dinlerle tanışıncaya kadarki dinî inançlarını değil, yer yüzünde görülen benzerlerini de ifade eden umumi bir muhteva kazanmıştır. Türkler ise, kendi dinî inançlarını temsil eden tipleri Kam, Baksı, Ozan, Oyun gibi adlarla çağırmıştır.141 Dolayısıyla, eski Türk inançlarını Şamanizm adı altında toplayıp incelemenin doğru olamayacağı düşüncesindeyiz.

Başlangıçtan bu yana Türk hayatına ait inançlar, tarihi kaynakların ve günümüz etnoğrafik malzemesinin verdiği bilgiler çerçevesinde incelendiğinde onların, merkezinde Tanrı olan inanç yumağı halinde karşımıza çıktığını görürüz. Türklerin yaşadığı bugünkü coğrafi sahanın vüsatı dikkate alınırsa, yumağın çok geniş bir sahaya yayıldığını ve hatta dağıldığını söyleyebiliriz.

Türkler'in inanç yumağını gözden geçirir ve ana hatlarıyla ifade etmek istersek, bu inancın merkezinde Tengri vardır. Bunu yardımcı ve koruyucu iyeler, gök ve yer iyeleri, kara iyeler ve ata ruhu / arvaklar ile tamamlamak mümkündür. Türk hayatında bu olağan üstü güç sahibi varlıklarla, insan hayatı arasında aracılık yapan din adamına Kam adı verilmektedir. Türk hayatında pek çok fonksiyonu üstlenen Kam, dinî otoriteyi temsil eder. Türkler, iyiliklerin ve kötülüklerin iyelerden ve arvaklardan geldiğine inanırlardı. Bu yüzden onları kızdırmamaya, onların yardımlarını kazanmaya, onları memnun etmeye çalışırlardı. Bu yüzden atalarımız Türkler, yılın belirli zamanlarında, Tengri, iyeler ve arvaklar için ayinler düzenler ve ayinlerde kurbanlar kesip şükranlarını onlara sunarlardı. Her varlığın bir üyesi olduğuna inanan Türkler, onları kurban ve saçı ile kazanmaya çalışırdı.142 Hun Türkleri, yılın ilk ayı içinde Kağan'ın sarayında ve Haziran ayında mukaddes ırmak yöresinde, Tengri, iyeler ve arvaklara, ayinle, at ve koyun kurban ederlerdi.

Hunlarda görülen bu ayin, aynı şekilde Köktürk, Uygurlar zamanında da Tamir Irmağı'nın kaynağında sürdürülmüştür. Bu ayinlerde, Kağan, saygı ve baş eğme işareti olarak gündüz, güneşe, gece dolunaya yüzünü dönerdi.143

Türkler, herhangi bir işe karar vermeden önce durumların ayın ve yıldızların hareketlerine bakarak tayin etmeye çalışırlardı.144 Hun, Köktürk ve Uygur Türkleri arasında rastlanılan kurban sunma merasimlerini diğer Türk kavimlerinde de görmekteyiz.

Mesela, Tabgaç Türkleri arasında ilkbahar ve sonbahar aylarında ata ruhlarına kurbanlar kesilirdi. Kurban sunuluşunda at ve koyunların kesiminden sonra, çevreye kutlu sayılan kayın ağaçları dikilirdi.145

Köktürk çağında od'a ateşe, ocağa karşı da saygı gösterildiğini görüyoruz. Oda ve Ocağa karşı Türkler'in gösterdiği saygı ve inancın köklerini tespit etmek güç olmakla beraber, 1. Kafesoğlu, bunun Zerdüşt dinî tesiriyle Batı Türklüğüne geçmiş olacağı ihtimali üzerinde durur.146 Buna delil olarak, bu inancın Doğu Türkleri arasında bulunmamasını gösterir. Ancak, biz Ergenekon efsanesini dikkate alarak,147 bu inancın Türkler arasında daha eski zamanlara uzadığı ve kendilerine mahsus olduğu ihtimalinin de yabana atılmayacağı kanaatindeyiz. 148 Köktürk çağı Bengü Taş yazıtlarında Tanrı adına Tengri, Türk Tengrisi koruyucu iyelere ise, Umay ve Yir-Sub şeklinde işaret edilmektedir.149 Uygur Türkleri de dağ iyesine/ruhuna bereket ve huzur verici iye diye inanmıştır.150Kütlü dağ efsanesinde bu husus açıkça görülmektedir.151

SÜMERLERDE DİNİ HAYAT

M.Ö 2100'lü yıllarla tarihlendirilen kil üzerine çivi yazısı ile yazılmış Sümer kitabelerinden Bilgamış (Gılgamış) destanın halk inançları itibariyle incelendiğinde, Kadim Türkçe ile büyük ölçüde ortaklığı izah edilmiş olan Sümerlerin halk inançları bakımından da ortaklar arzettiği görülmektedir. Hacı Kadir Kadirzade Sümer ve Azerbaycan halk inançlarını karşılaştırırken Türk Dünyası'nın diğer bölgelerinden de örneklemeler yapmıştır.152 Biz bu önemli tespiti incelemesini yaptığımız bölgenin halk inançları itibariyle tekrar ele almak istiyoruz.

Bilgamış'da gelecekten haber verebilen, keşif sahibi bir kimsedir. Felaketleri olmadan evvel bilir ve halkını uyarır. Nitekim Nuh Tufanını bilmiş ve haktını uyarmıştır. Korkud Ata'nın Oğuz'un bilicisi olduğunu gaibden haber verdiğini Hakteala'nın onun gönlüne olacakları ilham ettiğini biliyoruz.153 Bilgamış Destanı'nın 12 levhada yazılmış oluşu ile Kitabi Dede Korkud'un 12 boyun destanı oluşu arasında da ilişki aranılmıştır.154

Her iki destanın kahramanında da ölümsüzlük arayışı vardır. Her ikisinin de ölümleri yılandan olur ve ölümü yenemezler.155 Sibirya ve Altay Türkleri halk inançlarına göre insan ölürken yılan onu Kut'unu (ruhu) çalar.156 Her iki destanın kahramanı da olabilecekleri rüyalarında görmektedirler. Dede Korkud'da ve Bilgamış ta uyku süresi 7 gündür.

Bilgamış Humbaba'yı öldürmeye giderken, dağ'dan kendisine hayırlı bir rüya vermesini talep eder. Dağ Kültü'nün Dede Korkud'da da olduğunu biliyoruz. Dağ Kültü incelediğimiz bölgenin her kesiminde var iken, rüya görerek geleceği yorumlamak "iştiareye yatmak"da oldukça yaygın olan bir halk inancıdır.

Bilgamış ve Dede Korkud destanlarında etkili bir çoban motifi vardır. Türk Halk Sufizminde çoban, yöneten yönlendiren koruyan, kendisini saklı tutarak hizmet veren karşılığındadır. Birçok çoban mucize göstermiştir. Birçok Evliya aynı zamanda Çoban'dır. Nebilerde Çobanlık dönemi olmayan hemen hemen yoktur.157

Bilgamış Destanı ile Dede Korkud Destanı arasındaki bir diğer müşterek motif ve bununla ilgili inanç da Beşik Kertme (Göbek Kesme) ile ilgilidir. Beşik Kertme inancı incelediğimiz bölgenin Türk Halk İnançlarında tarihi etkinliğini yitirmiş olsa da yaşamaktadır. Göbek kesimine bağlı olarak insanlar bazı hukuku haklar elde edebiliyorlardı. Göbek kesme - Göbek Kertme-Beşik Kertme bir nevi nikahlanmadır. Bilgamış'da "Haramhanaya serbest girişim hakkı veriyordu" Kitab-ı Dede Korkud'da Baydur'un oğlu Bamsi Beyrek boyundan Baybican "Beyler Allahu Taala bana bir kız verecek olursa, siz tanık olun, benim kızım Baybura beyin oğluna beşik kertme yavuklusu olsun" deniliyordu. 158 günümüz de beşik kertmenin bir şekli de aynı gün veya günlerde dünyaya gelen yakın ailelerin kız ve erkek çocukları arasında olur. Bu tür söz kesiminde nişan olmak üzere, bebeklerin beşiklerine bir kertek yapılır. Çocuklar büyüyünce bu akide uymak zorundadırlar. Halk sufizmine göre Beşik Kertme'nin derinliklerinde, bir beyin veya hakanın oğlu dünyaya geldiği zaman, aynı gün dünyaya gelmiş kız çocuklarının bu erkek çocuğunun beşik kertmesi nişanlısı olduğu, beyin balasının bunlardan birisi ile evlenme hakkı olduğu şeklindedir.

Göbek, göbeyi kesen ana, göbeyin kesildiği bıçak ve göbeyin kesilen parçası ile ilgili halk inançları Kırım , K.Kafkasya, V. Azerbaycan, Anadolu ve K.Mezopotamya Türk halk inançlarında yaşamaktadır. Göbek bağının temiz ve çiğnenmeyecek bir yere, tercihen su kenarına gömülmesi istenir. Bu parçanın evlerin mütana yerlerinde saklanıldığı olur. Gömülecek yerin , okul cami bahçesi gibi çevrelerin bu parçanın sahibinin ileride seçeceği mesleği tayin edeceğine inanılır. Bu parçayı çeyiz sandığına koyan, damadın yastığının içine koymak için saklayanlar olur. Göbeğe kesen ebe Ana - Kindik Ana, itibarlıdır. Doğum yaptırdığı çocuk sayısı arttığı nispette itibarı da artar. Kesimde kullanılan bıçak temiz su ile yıkanıp özenle saklanır.159 bu parçanın bağlayıcı, tutkunluk yaratıcı olduğuna inanılır. Çocuğun ileride evine bağlı olacağı inancı vardır.

Bilgamış Destanındaki kardeş edinme ve bu türden edinîlmiş kardeşi özkardeşi ile eş tutma inanç ve uygulaması, incelediğimiz bölgede hala yaşamaktadır. Keza diğer halk destanlarında Köroğlu'nda yoldaşı kardeşten oyır etmeme motifini görmekteyiz. Ayrıca Bilgamış'daki yolcunun ardı sıra su serpmenin hayırlara vesile olacağı inancı araştırma yaptığımız bölgede yaşamaktadır. Su Kültü, suya kutsiyat inancını içerir. Bu kült Türk halk inançlarında çeşitli şekillerde tezahür etmektedir.160

Kadir Kadızade, Bilgamış ile Dede Korkud Destanlarını muhtevalarındaki alkış ve gargışlar itibariyle karşılaştırırken, bunların müştereklerini Azerbaycan Türk halk inançlarında yaşayan mumasili sözlerle benzerliklerini de göstermektedir.

Bilgamış ve Dede Korkud Destanlarından her ikisinde de ele alınan tipler ölümleri zamanının geldiği hissetmektedir. Ölüm gelmeden onun emmarelerini görülüp hissedilmektedir. Ölüm önüne geçilmeyecek bir gerçek olarak kabullenilmektedir. Dünya fanidir. İnsanlar gelip gidicidir. Dünya kimseye kalmamıştır. "Hani dediyim bey erenler, dünya benim diyenler, ecel aldı er gizledi" zihniyeti hakimdir. İnsanların öleceklerini bir takım halk inançlarından hareketle hissettikleri konusu Anadolu Türklerinde ayrıntılı incelenmiştir.161 Biz bu inançların benzerlerini Suriye, Irak,V.Azerbaycan ve K.Kafkasya'dan tespit ettik.162

Her iki Destan'da da Yer Kültü vardır. Bilgamış'da, "Yerin Malaikesi Eraşkigul Yaşıyor" şeklinde geçerken Dede Korkut'da "Yer Gizledi" şeklinde geçen Yer İyesi Azerbaycan'da "Yer Apardı" Anadolu'da "Toprağa emanet ettik" veya "Kara yere gelesin" şeklinde yaşamaktadır. Yer İyise Sümerlerde "Ereşkigal" iken Türk Dünyasında bu iye "Erlik" olarak bilinmekte ve yerin altında yaşayan bu melek, Kut'u canı almaktadır.

Her iki Destan'da ağıt geleneğini görüyoruz. Ölümün ardından "söz çekib" ağlanılmaktadır. Saç yanulup, yaka yırtılmaktadır. Sümerler ile eski Oğuzlar ve yaşayan Türk halkları arasındaki bir diğer halk inancı ortaklığı da Yas ile ilgilidir. Bilgamış'da merhum, vefatından 7 gün sonra defnediliyordu. Yas süresi 7 gündür. Altay ve Sibirya Türk Halklarında merhum defin edilmeden evvel 7 gün hususi bir yerde muhafaza edildikten sonra defnedilmektedir. Bu uygulama Azerbaycan'da görülmüştür.163Anadolu'da bu tür bir uygulama muhtemelen çok nadir olmuştur. İncelediğimiz bölgede meftanın 3.7 .4O . 5 2 . senei devriyesi yapılırken Kırım Türklerinin bir kısmı ölümün 9 unda özel hayır işlerlerken çoğunluk 3.7.40.52. senei devriyesini yapmamaktadır.164

Milattan önce 668'de yazılmış olan Gılgamış Destanı, Azerbaycan Nağılı Melikmemmed, Kars Masalı Üç Gardaş'ta yer alan "Dünya ağacı", "Karanlık Dünya" "Işıklı Dünya" "Mukaddes Kuş" gibi esas unsurlarda büyük benzerlik ve paralellikler vardır. 165

Sümerler yazılacak konuya göre yumuşak kile şekil vermiş üzerine ucu üçgen şeklinde yontulan kamış kalemle çivi yazısı olarak bilinen yazıyı kullanmış sonra bu yazıları güneşte veya fırında kurutmuşlardır. Bu yazı stili 3000 yıl kullanıldıktan sonra 2000 yıl kadar evvel kullanımdan kalkmıştır. Bu arşiv ve kütüphane İstanbul Arkeoloji Müzesi "Çiviyazılı Belgeler Arşivi"nde korunmaktadır. Çiviyazısı tekniğini Asya topraklarından göçüp Mezopotamya'ya yerleşen Sümerler icat etmişlerdir.Geçen yüzyılda yazıları ve dilleri çözülmüştür. Bu belgeler Türk diline benzeyen Sümerce, İbrani diline benzeyen Akadça ve Hint-Avrupa diline benzeyen Hititçe olmak üzere birbirinden çok farklı üç dille yazılmıştır. Bu metinler içerisinde Tevrat, İncil ve Kuran'da anlatılanlar da yer almıştır. Bu tabletlerdeki atasözleri arasında "Tatlı söz herkesin dostudur" "Şimdi bir yalan söyle/sonradan doğru söylesen de yalan sayılır." "Şimdi toplama, sonra meyvesini yersin" "Bekçi köpeği olmayan şehirde/ Tilki müfettiş olur" "Biliyorsan neden başkalarına öğretmiyorsun?" "Yazı, konuşmanın annesi öğrenmenin babasıdır. "Anneni Tanrı gibi say" sözler vardır. Sümerlerin kullandıkları bu atasözleri Anadolu Türk kültüründe aynen yaşamaktadırlar.

Bal'ın Türk halk inançlarında besleyici özelliğinin yanı sıra taklı hayat muhtevalı bir mesajı da vıardır. Birçok yerde gelin yeni evinin eşiğinden girmeden evvel kayınvalidesi gelinin ağzına bir parmak bal çalar. Bazı yörelerde gelinin parmağı bala sürülür. Bu ballı parmak yeni evin kapısına sürülür. Bazı hallerde bir tabağa bir miktar bal konur, yenge veya gün görmüş bir hanım bu baldan gelin ve görümceye tattırılır. İç Anadolu'da kına gecesinde veya gerdekten önce yapılmış bal şerbetinin bir miktar gelin içtikten sonra bardaktaki şerbetin kalan kısmını damada içtirirler. Böylece gelinin yeni evine tatlılık getireceğine ev halkı ile bal gibi tatlı olacağına uyumlu bir gelecekleri olacağına inanılır. Doğu Anadolu'nun Muş gibi bazı yörelerinde kayınvalide yeni geline bir s üre " kızım,balım" diye hitap eder. Kars yöresinde gerdek gecesi damadın yastığının altına şeker konulur ise gelinin, damada tatlı geleceğine inanılır.

Sümer kil tabletlerinde Kutsal İnana ile Kutsal Çoban Dumuzi arasında geçen aşk, şiirle anlatılırken Dumuz;
"Ey yüce hanımım
Ey benim şahane inannam
Ey benim kutsal mücevherim
Ben süreceğim senin tarlanı
Ben süreceğim nemli toprağını"

İnanna;
"Sür tarlamı bal adam
Beni tatlandıran bal adamım
Beyim, tanrıların bal adamı
Elleri bal, ayakları bal
Beni hep ballandıran adam"
denilmektedir.166 Bal, bütün halklarda tatlıdır. Madde olarak tat içeren besin doğal olarak tatlığın simgesi olacaktır. Ancak Sümer halk inançlarının şiirleşmiş formunda bal yer alıyor ise günümüzde bölgede gözlenen bu tespit Sümer Türk ilişkisine dair yapılmış dil aynılığını gösteren benzeri tespitlerle birlikte düşünülebilir.

HUNLARDA DİNİ HAYAT :

Hun dilinde "gök" kelimesi ile "Tanrı" kelimesi eş anlamda idi . Hunların kutsal tanrı dağları ve bu dağlara yaktıkları ağıtları vardı.167

Kır, boz, ala büyük ölçüde eş anlamda idiler ve bu renk açık maviyi andırıyordu. Kır At, Boz Kurt, Ala Geyikde ki Kır, boz, ala siyah ile beyaz "buta" da olduğu gibi bir karışımı oluşturuyordu.

Hun atlı birliklerinden beyaz atların hepsi, batı yönünde Mavi (yani Kır) atların hepsi doğu yönünde siyah atların hepsi Kuzey Kırmızı (yani doru) otların hepsi de güneyde yer almışlardı.168

Hunlar, gelişmiş bir baba ailesine sahiptiler. Bir kardeşi eşi ve çocuklarının sahipsiz kalarak yoksulluk içinde yaşamalarına töre gereğince izin verilmiyordu.Yetimler ailenin vazgeçilmez çocuğu idiler. Türklerde babaya "Kang" aynı babanın oğullarına "Konğdaş" üvey kardeşlere "Konğsık" deniyordu. Anadolu'da ise babaya /ece, iç, ede, eye de denirdi. "Baba Hakkı" yani eski Türklerin dilince "Atalık" Türklerde sonsuz değildi. Kızın babası gelin alma sırasında kızın üzerindeki "velayet" yani "babalık hakkını"damada verirdi. Babaanne ve anneanne arasında fark gözetilmemiştir. Ebeveynden söz edilirken ana-ata denirdi. Anaç soylu kız demekti. "Süt anne" akraba sayılırdı bekaret çok önemli idi. Evin sahibi kadındı. Kadın için "evci" "eş" "evdeş" "evlik" denirdi. Anadolu'da zevce için; "başı, baş yoldaşı, bike, evşenliği, yanışık" denilir. İyi kadın "Uz hatun"dur. "evin dayağıdır" Erkek "al durağın iyesi"dir. Evlenmek "kavuşmak, "duman kurmaktır" "Ocak" yuvanın sembolüdür. 15 yaşındaki çocuklara "ocak umud" denirdi. Kalın ve cehiz kutludurlar. Evlilikte araç Dede Korkut'da görüldüğü gibi "beşik kertme"de oluyordu. Kalın taksitle ödenir ancak kız kaçırınca kalan peşin ödenirdi. Kalın kız ailesine verilen aile malı idi. Kız, çeyizini alır gider ve koca evinin kütüğüne yazılırdı. Oğlunu evlendirmek babanın kaçınılmaz bir vazifesi idi. Kalın için kız soyundan bir kişi,koptuğu için kalın "kemik hak" deyenler de olurdu. Dede Korkuda da gördüğümüz gibi kız almak için hüner göstermek gerekiyordu. Cehiz Dede Korkud'a gördüğümüz gibi baba malından kıza düşen paydı, Mal- davar ve hizmet edici insan da çeyiz olabiliyordu.Evlilikte at üzerinde "söz kesilmesi" önemsenirdi. Evlilikte rızası alınırdı. Rızalık olarak çevre, yağlık veya mendil verilir. "Şerbet içmek" bir nevi ant içmek di. Dede Korkut da da gördüğümüz gibi nişan, evlenme için bir "vaad" "ön akid" idi. Nişanlı "Adaklı" olarak bilinirdi. Gelin Başlığı, kızlığın bitip kadınlığın başlama nişanesidir. Gelin ayrılırken, baba ocağına ve ateşe saygı gösterir. 7 atadan; müslüman Türklerde de 7 evliyadan izin iter ve dua edilir. Saçının kökleri Gök Tanrı inancına dayanmaktadır. "Saçuv" veya "çaçılama" da denirdi. Ulu Yüz Türkleri eskiden gelini atının yele ve kuyruğuna kımız saçarlarmış İslamiyetten sonra un saçma, para, çörek, şeker saçma görülmeye başlanmış, sacıya "Gelin Uğru" denir, Kurban kesmeye "uğur kesme" denir. Eşik Türklerde kutludur. Gelinin eşiğe basmaması için halı veya kumaş serilir. Türkler de nikah rağmen, gerdeğe kadar gelinin yüzü tabu idi. Göktürk'de düğün için "törün" deniyordu. Eski Türklerde çeşitli toylar vardı. Dede Korkut'dan "Gelin Toyu"nu biliyoruz. Düğün aşı ve aç doyurma, Dede Korkut'da gördüğümüz Düğün yağmasının tezahürüdür. Rahmetli B.Ögel ve Rahmetli Cahit Öztelli bu geleneğin Anadolu uzantılarına yermişlerdir. "Gerdek Çadırı" ve "terek ev" özel hazırlanıyordu. Gelin odasının ocağı da kutludur. Yakut Türkleri bu ocağa kımız, müslüman Türkler şeker serperler. "Sağdıç" Göktürklerde de vardı. Ulu Yüz Türklerinde sağdıça "yıldaş" deniyordu. Anadoluda sağdıç'a "eci" "ecilek" denildiği de olur. Yengelerin diğer adı olarak "yüz yazıcı"deniliyordu. Dede Korkud'da Banu Çiçek'in mahiyetine "Kırk Kız" gitmişti.169

Cıyın, Kırım Türklerinde bir araya gelmek toplanmak anlamında olmakta beraber daha ziyade evlenecek olan nişanlı kız adına veya gezmek için gelen genç kız adına olur. Erkekler için ise, askere gidecekler için yapılır. Gençleri evliliğe ve hayata hazırlamak maksatlıdır.170

Avar Kültürünün menşeine dair bilgi verirken Bahaeddin Ögel, Avrupa'daki Hun devletinin yıkılmasından bir asır sonra Orta Avrupa'ya gelip yerleşen Avşarlar Macaristan da yeni bir kültürün doğmasına sebep oldular, bu sanatın Hun sanatının da birçok özelliklerini de taşıdıklarını görmekteyiz. Altay dağlarında Göktürk çağına ait Katanda buluntuları, Macaristan'da bazı Avar mezarlarından çıkan eserlere çok çok benzerlik gösteriyorlardı. Göktürk çağına ait Tanrı Dağlarındaki Koçkar mezarlarında bulunan Kuşak terniyatları da bize Avar sanatının Orta Asya menşeyleri hakkında bir fikir vermektedir.171

Hazar devletinin nüfuz sahası, Sarkel şehrinden Kafkasya'nın kuzey kısımlarındaki Kuban bölgesine kadar uzanıyordu. Hazarlardan evvelki Onogur- Bulgar Devleti, onlardan sonra buraya gelerek yerleşen göçebe Türkler bu bölgeyi hem siyasi ve hem de kültür bakımından tesirleri altıma tutmuşlardı. Goliat buluntuları Kuzey Kafkasya'nın Saltovo'daki Hazar Kültürü ile akraba bir merkezdi. Vorobyevi Hazar Devleti içindeki Türk halklarının kültürünü temsil eden en önemli merkezlerden birisi idi.172

Göktürklerde, Hunlarda, Avarlarda, Hazarlarda dinî hayatın esasları büyük ölçüde aynı idi. Bu aynılık Sakalar ve muhtemelen Kimmerlerde de aynı idi.

2.HAZARLARDA DİNİ HAYAT

Hazar Türlerinde dinî hayat bir hayli karışıktır. Hazar Türklerinde bir çok dinî bir arada görmekteyiz. Ayrıca dinî hayattaki, dinlerin gösterdiği dağılım ve etkinlik, dönemlere göre farklılık arzetmiştir.

İbni Rusteh, Hazar yöneticilerinin Yahudi dinî'nden olduklarını halkın ise, eski Türk dinîne benzeyen inançlar taşıdığını belirtmektedir.173 Bize göre sözü edilen din, Gök Tanrı dinîdir. Hazar Türklerinin yönetimindeki bazı Slav kabilelerinin Putperest olmaları,Hazarların da Putperest olarak yansımalarına yol açmıştır.174Hikmet Tanyu, Hazarların eski dinlerinin Tek Tanrılı bir din olduğunu belirtirken; Altay ve Yakut manevi inançlarının da bütün Türkleri temsil edemeyeceğini açıklamaktadır. O, Gök Tanrı dinîndeki "Gök" kelimesinin, "Yüce, Ulu" anlamına gelen bir sıfat olduğunu, Bunun "Ulu Tanrı Dinî" olarak anlaşılması gerektiğini vurgulamaktadır.175

Ş. Kuzgun, Türk dinînin, dolayısıyla Hazar Türklerinin eski dinînin, ilahi bir din olduğu ve Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen Zülkarneyn'in Türklere uğradığı ve onları da uyardığı konusuna inananların varlığını açıklamaktadır.

Hazarlar, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyete girmeden önce de yine tek Tanrı'ya inanırlardı. Hazarların daha sonra bu üç semavi dine girmelerine rağmen bir kısım Hazarların eski dinlerini yaşattıklarını kaynaklardan görmekteyiz.176

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamdan evvel Hazarların dinî, bazı yazarlara göre Gök Tanrı inancı veya bir başka inançtı.177Bize göre bu din, Gök Tanrı dinî idi.

Gök Tanrı inancının, bazen Şamanizm ve bazen da Putperestlik olarak kabul edilmiş olması, Gök-Tanrı dinînin iyi bilinmeyişinden kaynaklanmıştır. Gök-Tanrı inancındaki kutsal unsurlar Tanrı olarak algılanmış, böylece onun çok Tanrılı bir din olarak algılanmasına yol açmıştır. Gök Tanrı inancındaki kutsal, Yir-Sub, dağ, kaya, ağaç vb. kültler bazılarınca Putperestlik olarak yorumlanmıştır. Bu teşhise, Gök Tanrı inancına hurafe olarak katılan dinî pratikler de yardımcı olmuştur.

Hazar Kağanı, Bulan Kağan, Tanrı'ya halkını hak dinîne döndürmesi için yakınırken, Tanrının, halkının Putperest kafa yapısını bırakması için yardımcı olmasını da diler.178 Bury, Hazarları anlatırken "Hazarların başkanı Yahudi inancının bütün katılığını, sünnet dahil, kabul etmiş değildi. Bir yandan halkının inançlarını sürdürmesine, eski putlarına tapınmasına izin vermekten kaçınmadı"demektedir.179 Bu kaynaklar eski Gök Tanrı inancını Putperestlik olarak kabul etmektedirler.

İbn Fadlan, Bakşirtlerin oniki Tanrısını tesbit eifiiğİni açıklar. O'na göre bu Tanrılar; Kış Tanrısı, Yaz Tanrısı, Yağmur Tanrısı, Rüzgar Tanrısı, Ağaç Tanrısı, Gündüz Tanrısı, Ölüm Tanrısı ve Oturan Tanrı'dır.180 Sıralanan bu isimler Gök Tanrı inancında, ya bazı iyeler veya sistemin kutsiyet affettiği unsurlardır. Gökte oturan Tanrı ise, Gök Tanrı'dır. İslamiyet de Rüzgarları, rahmetin müjdesi olarak tanımlamıştır. Yağmur veya Rüzgar, İslamiyete göre Tanrı değil, Tanrı'nın emrindeki rahmetlerdir. Tasavvuf da dört mevsim meleği vardır. Bunlar dört mevsim kuvvesi olarak bilinir. Yağmur, Rüzgar, v.s.nin kuvveleri ve ayrı ayrı isimleri vardır. Cemadat, nebatat, hayvanat melekleri de vardır. Gökte oturan bir melek ise, Meleği Ala olabilir. Bu çevrelerin izahına göre Tengri de kutsal ruhtur. Alemlerin Rabbi olan değildir.

Karai, kutsal Kenasa'da Tanrının huzuruna, manen aklanmadan çıkmayacağı için yıkanmak ihtiyacı duyması aynı inancın farklı pratiği olabilir.

Karaim kelimesi, İbranice okumak manasına gelen karadan veya Arapça K.R.A. kökünden, kraat kelimesinden gelmektedir.205 Bize göre eski Türk inancındaki "Kara" ile bağlantısı aranabilir. B. Ögel'in izahına göre "kara yer", "Kara Gün" gibi ifadelerdeki "Kara","Siyah" ile ilişkisi olmayan bir muhtevanın yansımasıdır.206

Karay Türklerinde ilk Tevrat tercümeleri XI. yy.da yapılmış, elde bulunanlar ise XIII. yy.da yapılmıştır. Dili Codex Cumanicus'a çok yakındır. Karay Türkleri, Tevrat'ın İbranicesini ellerinde tutar, bunu okumazlar. Bu metine bakarak Türkçesini okurlar.207

3. SAKA VE İSKİTLERDE DİNİ HAYAT

Sakaların menşeinin Orta Asya olduğu bilinmektedir. Atlı kavimler medeniyetinin bu temsilcilerinin incelediğimiz bölgede izlerini, dinî inançlar itibariyle de takip edebiliyoruz. Saka/ İskitler'de de ruhlara / İyelere ve bunların "iyi" ve "kötü" alanlarına inanıldığını biliyoruz. Bunlardan iyi olanlar insanlara yardım etmekte, kötü olanlar ise işlerini bozmaktadır. İskit/Saka dinînde Şamanizme ait öğeler bulan araştırmacılar çıkmıştır. Ancak bu büyücü sihirbaz anlamına gelen Şaman'dan türemiş Şamanizm daha ziyade kuzey Asya halklarının arasında yaygındır.181

İskit/Sakalar'da Tabiat Ana, Tanrıçadır. Aynı zamanda "Ocak Tanrıçadır" Çadırın koruyucusu kutsal ateşidir. "Sülale veya aile Tanrıçası", "Akarsu ve Deniz Tanrıçası", "Kılıç Tanrısı", "At Tanrısı" gibi tanrılar vardı. Kaynakların isimlendirdiği bu kutsiyetler, Tanrı mı yoksa Tanrısal kavramlar mıydı? Bunu bilemiyoruz. Ancak Gök Tanrı inanç sisteminde; Ocak'ın, Çadır'ın, Sular'ın, Bereket'in, Gök'ün, lşık'ın, Ayın, Kılıç/Demir, At'ın iyeleri olduğu bilinmektedir. İncelenilen bölgede bu unsurlara dair tespiti yapılmış dinî pratikler vardır.182

Kurban İskitlerde daha ziyade At'lardan oluyordu ve ölülerinin ruhuna da kurban kesiyorlardı. Kurbanın önce ayakları bağlanır, kurbanı yapacak kimse kurbanın arkasında yer alır ve elinde tuttuğu ipi çekerek hayvanı yere yatırır, sonra hayvanın boynu iple sıkılarak boğulması sağlanır. İskitlerin kurban etmedikleri hayvan domuzdur. Onu memleketlerinde yetiştirmek de istemezlerdi.183

Saka / İskitlerde Büyü, Sihir ve Tılsım çok yaygındır. Söğüt dallarına bakılarak büyü yapılırdı. Büyücülerin kehanetlerine göre gelecekten haber alınırdı. Söğüt, bilhassa hıdırellezde,
bugün de kısmet ve bereket sembolüdür.184

Saka / İskitlerde "kan kardeşliği" çok önemli idi. insanlar büyü ile birlikte yemin eder ve kan kardeşi olurlardı. Kan kardeşliği aşiretlerimizde hala yaşamaktadır.

İskit / Sakalar keyif verici içkilere çok düşkündürler. Kısrak sütü çok sevilirdi. Eyyübi ve Memlük Türk ordularında askerler, özellikle sultan ve komutanlar şölenlerde Kımız içiyor, at eti yiyor, Çuğan denilen sportif oyunlar oynuyorlardı.185 Bugün de Türkler arasında içilen kımız eski Türklerde Başkurt ve Kırgızların ananevi içkisidir. Ayrıca İskitlerde "Meth" denen baldan yapılmış keyif verici bir içki vardır. Bugün de incelediğimiz bölgede hayırlı işlerde bal veya şeker şerbeti içilir.186

İskit / Saka'larda, Devlet Başkanı ölünce, tebaları merasimler yapar, yüzünü kulağını keser, saçlarını yakarlardı. İtibarlı ölüler Dinyeper nehrinin başına gömülür, cenaze gömülmeden evvel kabileler arasında dolaştırılır, bu kabileler de yasa iştirak ederlerdi. İncelediğimiz bölgelerde bazı tespitlere göre cenaze defnedilmeden evvel kasabanın sokaklarında dolaştırılır, kapılarının önüne su dökmek gibi dinî pratikler yaparlardı.187

İskit / Sakalarda cenaze bir takım eşyalarla birlikte ve ahçı, saki, seyis gibi yardımcılarla birlikte gömüldükten sonra mezara toprak atılarak; onun tepe şeklinde olması sağlanırdı. İskit / Sakalar ölümden sonra tekrar hayatın olduğuna dirileceğine inanırlardı.

Bu yüzden "Ölüm Ziyafetleri"mezarın başında yapılırdı. Halktan bir kimse ölünce kırk gün akrabalarınca dolaştırılır ve her akraba ayrı ayrı yemek verir kırkıncı gün gömülürdü. "Kurgan" adı verilen tepe şeklindeki mezar, İskit çadırının adeta öbür dünya için hazırlanmış benzeri idi. Bu formu, Hun-Türk ve Selçuklu-Türk kültüründe de görmekteyiz.188


4 . KARAY TÜRKLERİNDE DİNİ HAYAT

Karailik inancının temelini Allah'a ve Musa'ya inanmak oluşturur. Anan ben David, bütün Karay inançlarını Allah'ın birliği ve Allah'ın adetleri esaslarına dayandırmaktadır. Karay inancında herşeyi yaratan Yüce Allah birdir. Onun birliği gibi hiç bir birlik yoktur. Allah herşeye kadirdir. Hiçbir şey ona benzemez. 0, bir cisim değildir. Onun maddi bir karakteri yoktur. Ezeli ve ebedidir. önceden var idi, şimdi de vardır. bundan sonra da varolmaya devam edecektir.189 Yüce Allah, Hz. Musa (a.s.) yı peygamber olarak göndermiş olup, bütün peygamberlerin başıdır. Ancak, Allah Musa'dan başka bir takım peygamberleri de göndermiştir. Bu peygamberler kendi kavimlerini doğru yola davet etmek için görevlendirilmişlerdir. Bu peygamberlerin isimleri Tanahta geçmektedir.190 Tanah'da geçen peygamber isimlerinden hangisinin akeidinden Türk mitolojisinde ne tür izleri kaldığı konusu üzerinde durulmalıdır. Karailiğe ait fikirler önceleri dağınık bir halde idi. Bu dağınık fikirleri, 760 - 770 yılları arasında Anan bir araya toplayarak, önceden var olan bu esaslara bir çeki düzen vermiş ve mezhebin esaslarını tespit ettiği "Seferha-Mişvot" (Farzlar kitabı) isimli eserinde açıklamıştır.191Dağınık iken toplanan bu inançlardan Gök Tanrı inancı ile ortak olanlar hangileridir?

Karailer Meleklere inanırlar. Allah'ın emir ve yasaklarını melekleri vasıtasıyla peygamberlere ulaştırdıklarını kabul ederlerdi.192 Ünlü Karai bilgini Daniel el Kumısi, meleklerin sadece tabiat kuvvetleri olduğu kanaatindedir193Tasavvuf ehlide bu görüştedir.

Karai mezhebinin Rabbarni Yahudilerinden ayrıldığı esas nokta kitap meselesidir. Karailer, sadece yazılı TORA'yla beraber Hz. Musa'dan sonra gelen peygamberlerin sözlerini de kabul ederler. Ancak onlar sözlü TORA'yı kabul etmezler.194

Karailer'de günde iki defa namaz, sabah ve akşam namazı farzdır. Oruç tutulur, zekat vardır ve Kudüs ziyaret edilir, hacı olunur. Karailikle kutsal kitabı okumadan önce yıkandığı leğen de kutsaldır.195 Şarap içen bir kimsenin Kenasa'ya girmesi yasaktır.196 Karailikte güvercin ve geyik etiyle bütün kuşların etlerinin, balık etinin, çekirgenin yenmesi yasaktır. Diğer yenilecek hayvanların kafalarının kesilmesi esastır.197

Yaşayan halk inançlarımızda bebeğin ve annenin kırkının ve yarı kırkının çıkmasında "kırklan"dıklarını ve temizlenmesi istenilen kapkacağın'da "kırklan"dığını biliyoruz. Kırklama, özel birileri tarafından usulünce yapılan bir yıkamadır. Adeta suyun kudsiyetinden istifade ile, manevi pisliklerden de arınmaktadır.198

Karay atasözlerinde Börü / Kurt ile ilgili mesajlar vardı. " Börü - börü, ana - baba yolunda yürü" "kurt, ana - baba yolundan gider" " Adat dinîn yarısıdır.199 Afyon yöresinde "Böcü işi gece işi, Gece işi Böcü işi" diye bir deyiş vardır. Böcü, kurt anlamında kullanılır ve " gece- Kurt tekin değildir" anlamındadır.

İskit / Saka mumyalarında dikkati çeken bir husus da mezardaki cesetlerin üzerindeki dövmelerin bulunmasıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da genç kızlar nişanlandıktan sonra adeta bir sahiplik işareti olarak "hal" denilen dövmeler yapmaktadırlar.200

Pelasakalar Saka Türleri idi. Etrüskler Saka Türkleri'nin bir koludur. Etrüsk- Saka - Bask İlişkisi yeni çalışmalarla şekillenmeye gebe bir konudur. Bu bağlantı incelendikçe Türk halk inançları tarihi derinlik itibariyle yeni boyutlar kazanacaktır.201

W. Mcmordie (English Idıoms And How To Use Them Oxford 1909) isimli araştırmaca Türkçeyi İskit Dil Grubu'nda gösterirken, İspanyaca ve Fransa'da yaşamakta olan Baskların dili ile Güney Amerika Kızılderililerinin dilini Pasifik Okyanusu dil grubu içerisinde Turan dil grubundan göstermektedir. Cherokee Kızılderililerinde "Kartal yükseklerden uçmayı" Kurt ise " özel olma" yı temsil eder.

M.Ö. 8. yüzyılda İtalya'da tarih sahnesine çıkan Etrüklerin Adile Ayla202 ve Palat Kaya203 Uluğ Türkistan'dan bu bölgeye gelmiş Türk soylu bir toplum oldukları, bazı batılı tarihi araştırmacıların siyasi muhafazalarla Etrüsk uygarlığını Türklüğe İlişkilendirmemiş olmak için Etrüsklerin Ortadoğu halklarından olduklarında ısrar ettiklerini belirtmektedir. Daha ziyade Etrüsk dilinden hareketle Etrüsklerin Turanlı bir Türk Kavmi olduğunu anlatırken " Turan kelimesi Etrüskçeden gelmektedir. Bu kelime batı edebiyatında Venüs olarak bilinen Etrüsk sevgi Tanrıçasının isminin tanrıçalara verilmesi çok uygundur. Ayrıca eski Yunanlılar Etrüskleri Turanlı olarak bilirler ve Etrüsklere Tyrken derlerdi" demektedir.

Etrüsklerin Türk olabileceğine değinerek bu konunun araştırılmasını Atatürk'ünde istediği bilinmektedir.

Adile ayda ise Etrüsklerin Türklüğünü izah ederken konuyu karşı tezleri irdeledikten sonra; dil arkeoloji ve din açısından ele almaktadır. Etrüsklerle Türklerin din müşterekliği üzerinde dururken; Türklerdeki Tengri veya Tingri'nin Etrüsk inançlarında Tinia olarak geçtiğini açıklamaktadır.Eski Türk inançlarındaki doğum üzerinde etkili olan ve çocuk ile anneyi koruyan Tanrının Aeset iken, Etrüsk dilinde Aesez'in Tanrıça olduğunu ifade etmektedir.

Ayrıca,Türk Mezarları üzerindeki höyük ve balbal'ların Etrüskleri'de de görüldüğü belirtilmektedir. Eski Türklerde Kazlara mukaddes varlık gözü ile bakıldığını Etrüskler Kaz ilahisinin bulunduğunu bu ilahenin ismi Ani iken, Uluğ Türkistan'da bazı Türk kesimleri Anne'ye Eni'de dediklerini izah etmektedir. Eski Türk inançlarında din görevlilerinin ismi kam iken, Rama'daki genç rahiplerin ismi Camillus (Kam - illus) idi. Eski Türk dinî ve Etrüsklerin inanç hayatının ölüm döneminde bir takım cin ve perilerin bulunduğunuda belirtmektedir.

20 Haziran 451 yılında 200.000 kişilik ordusu ile 24 sene savaşarak aynı miktardaki Rama ordusunu yenen ve Papa'nın ricası üzerine savaşı durduran Atilla'nın Doğu Ordusunun komutanı Kursık ve batı ordusunun komutanı ise Basık idi. Basık bugünkü Bask bölgesine ordusu ile birlikte çekilmişti. Bask, Baskın, Basık, Basan, Başkan Öz Türkçe kelime idi. 204

Atilla'nın Bask veya Basık isimli komutanın ismi, Türk halk inançları itibariyle ilginçtir. Halk inançlarında Kırkları çıkmamış iki çocuk bir araya gelmişlerse, birisi diğerini basar. Bu olaya "basmak" denir. Çocuklardan birine "basık" diğerine "basan" denir. Bu hali önlemek için tedbirler alınır. Basık olayını gidermek için de bazı uygulamalar yapılır.

5.GAGAUZLARDA DİNİ HAYAT

İslam'dan önce Türklerin mensubu bulundukları dinlerin arasında Hıristiyanlığı da görmekteyiz. Ortodoks Hıristiyanlık, Türkler itibariyle bize Gagauzları düşündürmektedir. Gagauzlar'ın bir kısmı Gök tanrı inancı veya başka eski Asya dinlerinden birine mensup iken Ortodoks olmuşlar, bir kısmı hala-Ortotoks bir kısım ise İslam dinîne girmişlerdir.

Ortodoks inançlı Gagauz Türkleri, incelediğimiz; Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Azerbaycan'da ve Gürcistan'da yaşamamaktadırlar. Ancak bu dönem, hakim unsur ve yöneten sınıf olmasalar dahi incelemeye aldığımız bölgede Ortodoks Türkler ve Gagauzlar da bulunmuşlardır. Konunun bu safhasına geçmeden evvel, Gagauzlar'ın tarihi ve şimdiki coğrafyalarına dair kısa açıklamalar yapalım.

VII. yüzyılın ortalarında batı Göktürk devletinin çözülmesi sonucu batıya Peçeneklerle başlayan Türk göçü ile Gök Oğuz (Gagauz) izlerini görebiliyoruz. Esasen Balkanlar ve Anadolu'da Peçenek, Kuman-Kıpçak izlerine rastladığımız her bölgede Gök-Oğuz (Gagauz)'u bulmak mümkündür.

Gagauzların bir bölümü ise, 1909-1910 yıllarında Orta Asya'ya göç ederek Turfan Bölgesine; 1925 yılında da Orta Asya'ya göç edip Taşkent civarına yerleşmişlerdir.

Ortodoks Gagauz Türklerinin Karapapah Türklerinin bir kolu oldukları görüşünü esas alır isek; Müslüman Karakalpak Türkleri, tarihte Karakalpakistan ve Özbekistan'da Karapapahlar ise, Azerbaycan Dagıstan, Kars, Iğdır ve Ardahan yöresinde, yakın tarihte ise; Muş, Bulanık, Ağrı, Taşlıçay ve Amasya yöresinde yaşamışlardır. Müslüman Karakalpak Türklerinde tespiti yapılabilen eski Türk inancının izlerini Ortodoks Gagauz Türklerinde de görmek mümkündür.

Ortodoks Gagauz Türkleri'nin Uzlar ve Kırmançların bir boyu oldukları görüşü ise, bizi Uz ve Kırmanç Türklerinin incelemeye aldığımız bölgedeki varlığını irdelemeye götürür. Bu iki Türk toplumun Azerbaycan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey lrak'da mevcudiyetlerini İslamiyette, Bizans yönetiminde ve İslamiyetten sonra Müslüman Türkler kapsamında görebilmekteyiz. Bu noktada Kırmanç ve Uz Türkleri itibariyle de bölgede Gagauz izlerinin aranılması tabiidir.

Gagauzlar günümüzde; Moldavya, Rusya'nın muhtelif yerleri, Aktyubinsk Semiplatinks,
Frunze ve Taşkent civarı, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan'da yaşamaktadırlar.208

Gagauz Türklerinin menşei hakkında görüşler; onların; Uzlar'dan Karapapah'lardan Kırmançlar'dan, Selçuklular'dan, Bulgar Türkleri'nden oldukları şeklindedir.

Gagauz kelimesinin etimolojisi ise; kara+Oğuz, Gök+Uz, Gaga+Oğuz, şeklinde yapılabilmekte ve Keykavuz ile de irtibatlandırılmaktadır Bazı araştırmacılar da kelimeyi Gök-Oğuz şeklinde izah etmektedir.209
Gagauzlar XIV. yüzyılın başlarında Balık Bey liderliğinde bir devlet kurmuş bugünkü Bulgaristan sınırlarını da içine alan bu devlete, Balcık şehrini başkent yapmışlardır. Bu devlet 1417 yılında Osmanlı İmparatorluğuna katılmış, bir kısım Gagauz Türkleri bu dönemde İslamiyete geçmiştir.

Gagauz kelimesinin Keykavuz ile bağlantısından hareketle, bu Türklerin II. İzzeddin Keykavuz'u takiben Rumeli'ye geçtikleri tezinin doğrulanabilmesi halinde, Selçuklular döneminde Müslüman veya bir kısmi Müslüman iken, diğer bir kısmı Hıristiyan olan Gagauz Türklerinin, Rumeli'de Ortodoks mezhebine girmiş olabilecekleri hatıra gelmektedir.

Gök-Oğuzların (Gagauz) Bulgar Türklerinin bir boyu oldukları görüşünden de hareket edildiği takdirde; İdil Bulgarlarının Kafkaslar üzerinden gelip Doğu Anadolu'ya yerleştiklerini biliyoruz.

Günümüze kadar gelen bu bölgede yaşayan yer, aile ve aşiret isimleri bu görüşe tanıklık yapmaktadır.210 577 yılında İmparator Justin II'nin Avar Türklerini toplu halde Doğu Anadolu'ya yerleştirdiği211 bilinirken, Avaduri (Midyat), Avakent (Kulp-Diyarbakır)Aval (Eruh-Siirt), Avan (Şirvan-Siirt), Avanuşağı (Pazarcık-Kahramanmaraş), Averek (Van), Avarik (Eğin) Asarik (Erciş-Van) Avasor (Muradiye-Van) gibi yer isimleri, Avar Türklerinin hatıraları olarak bölgede yaşamaktadır.212

Adıyaman'ın Tube mezrasında Gavuz Aşireti vardır. Bu isim Gagauz ismine çağrışım yapmaktadır. Gökoğuzların hatırası olabilirler. Ayrıca Adıyaman'da da Balcılar köyünün eski ismi Kontara veya Kontaro'dır. Bu isim de bize Türk mitolojisinden Kantura'yı hatırlatmaktadır.

1049 yılında Kostantin Manomack Rumeli'den Anadolu'ya geçirdiği Ortodoks Peçenek Türklerini, Doğu Anadolu'yu fethe başlayan Müslüman Türklerden Selçuklular'ın üzerine sevk ediyordu.213

M. Eröz, Kuman'lar hakkında bilgi verirken, Moğollar'a yenilen Kumanların bir kısmının Kafkasya çevresine ve Gürcistan alındığını bir kısmının da Böneke,Macaristan'a inip Hıristiyan olduklarını belirtiyor.214 Rasonyi Hıristiyanlaşan (muhtemelen Ortodoks mezhebine giren) kumanların "Şamanlıktan bir türlü ayrılamadıklarını" belirtiyor215 Bönek gece çadırından çıkarak kurt gibi uludu, kurtlar buna cevap verdi. Buradan düşmanı yeneceğini anladı"216 diyerek Gök Tanrı inançlı Kumanların Ortodoksluğa geçişini anlatıyor.

1071'de Malazgirt Meydan Muharebesi'nde, Türklük Şuuru üstün gelen. Hıristiyan Uz ve Peçenek'lerin Müslüman Oğuz Türkleri'nin safhalarına katıldığını biliyoruz.217 Gürcistan üzerinden elen Hıristiyan Kuman'lar Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz yerleşmiştir. Bizans'ın Balkanlardan getirip Anadolu'nun muhtelif yerlerine yerleştirdiği Hıristiyan Kumanların Trabzon, Rize ve Artvin gibi illerimizde toponomileri yaşamaktadır.218

Gagauz Konusu çalışmamızın kapsamına, bölgedeki dinî tabakalaşmayı izah ederken Hıristiyan Türkler münasebeti ile girmiştir. Bu münasebetle de Türk ortodoksisi ve onun konumuzu ilgilendiren bölümü olan Ortodoks Türklerde Halk inançlar üzerinde durulmuştur. Basarabya Gagauzları 1998'de yayın hazırlanmış.219 Ayrıca Gagauzların Ortodoks oluşları ile ilgili yayınlarda iman esasları, kutsal ayinler ve törenler, yortular, Folklorik, ayet, birtakım Cadı,Peri, Obur, Tılsım gibi "iye" Karekteri olağanüstü varlıklar, tabiatla ilgili mesela, Gök, Güneş, ay, yer vs. Kültlerle ilgili bilgiler verilmiştir. Biz, Gagauzların halk inançlarına dair bizzat derlediğimiz yeni bilgileri220 bu çalışmamıza almayı uygun bulmadık. Bize göre, Gagauzların halk yeni inançtan geniş kapsamlı olarak Hıristiyan Bulgarlar, Macarlar, Çuvaşlarla birlikte ele alınmalıdır.

GREGORYAN TÜRKLERDE DİNİ HAYAT

Hristiyanlık, Hz. İsa ile başlayıp giderek Anadolu'da yayılırken 252 - 325 tarihlerinde Doğu Anadolu'da taraftar bulur. Hristiyan dinîne girenler arasında, Anadolu'nun ve Doğu Anadolu'nun çeşitli ulusları ve bunların uyrukları da vardır. Bölgede yaşayan etnik unsurların büyük bir bölümü bu dine girerken, bölgenin otoktan halkı ve bölgeye İslamiyetten evvel gelmiş Sakalar, Arşaklar (M.Ö. 250 - M.S. 227). Avarlar, Hazarlar, Bulgarlar gibi çeşitli Türk oba ve oymakları da kiliseye tabi oldular.

Küçük Arşaklı Oğuzhan soyundan, Kök-Alp Han kolundan Bayındır Han, Horasan'dan Kars'a geldiğinde Roma idaresindeki Armenya'nın başkenti Iğdır'dı. Bunlar M.S.52'de Gürcüleri yenip Tiflis'i daha sonra da Derben'i alırlar. Destana göre O tarihte İsa Aleyhisselam göğe çekilir. Hz. Muhammed'den henüz nişan yoktur. Bu dönemde 90 bin asker çıkarabilen Oğuz için kaynaklar Din Mezhep bilmez, ancak hakka inanan Oğuz Taifesi" tabirini kullanmaktadır.221

Arşaklar Türk soyundan olup Kaşgar bölgesinde III. asırda gelip Armenya'ya yerleşmiştir. Arpaçay boylarında 310 yılında gelip yerleşen Kamsarakan Hanedanı ve Armenyaya Hıristiyanlığı yayıp yerleştiren Partlı Aziz Gregor (252 - 325) Türktürler.222

Bölgede, Türklerin yanısıra birçok etnik unsur daha vardı. Partlı Gregor Miladi 301 yılında, farklı ırk ve kültürlerden meydana gelen bu gurubu Hıristiyanlaştırmış ve Hıristiyanlık ortak paydası altında "Cemaat" hüviyetine kavuşturmuştur.223

803 yılında İstanbul'da Bizans tahtına geçirilen Tur Kos lakaplı imparator da Mamıkonlu Türklerinin bir kolundandır.224bu dönemde Hıristiyanlık, mezhepler itibariyle büyük ölçüde homojendir ve mensupları milliyet gözetilmeksizin Hz. İsa'nın cemaatı kabul edilmişlerdir.

451 yılında yapılan Kadıköy Konsili'ne kadar bugünkü anlamda Gregoryan Ermenilik yoktur. İsa'nın insan kimliğinin ruhani kimliğinde eridiğini savunan "Monofizit düşüncesi" Hıristiyan cemaatini böler. Oluşan yeni kesim de bir Hristiyan cemaattir. Bu dönemde hala bir "Ermeni milliyeti" ortada yoktur.


Diğer taraftan Diyarbakır, Mardin, Erzincan, Erzurum, Bayburt, Oltu, Gençe ve havalisi Oğuz-Elleri olarak bilinmektedir. Bu dönemde Armenya hep, Yukarı el/yüksek-ülke anlamına gelmektedir. Günümüzde Ermeni kavmini tanımlayanların da kastetikleri kavmin kökü semitik olup, Ermeni tabirini kullanmazlar. 406'larda icad edilen Ermeni yazısı ile yazılmış kroniklerde ve Küçük Arşaklı (52-428) dönemi kroniklerinde Ermeni kelimesi geçmez. Bunların halkı Askenoz olarak geçer ve bunlar Türkmen/Partlı diye bilinir.225

1054 yıllarında Gregoryan Kilisesi ve Gregoryanlar da olduğu gibi Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlarda da doğal olarak farklı etnik köken ve milliyetlerden unsurlar vardı.

1461 yılında İstanbul Ermeni Patrikliği ile Süryani, Keldani, Kıpti, Habeş gibi farklı etnik menşeden toplumlar, Gregoryan Kilisesine bağlanırlar. Ermenilik hala bir milliyet değil, çeşitli ırki unsurların bağlanabildikleri bir Hıristiyan Kilisesidir.

XVIII. yüzyılda Gregoryan Ermeniler arasında Katolikliğe meyletme eğilimleri başlar. Roma ve Fransa'dan Katolik Kilisesine bağlı Hıristiyan misyonerler, Osmanlı Hıristiyan tebasından Ermenilere el atarlar. Bu dönemde de Ermeni milliyeti henüz söz konusu değildir.

Katolik misyonerlerinin Osmanlı tebası olan Hıristiyanlara yönelik faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Zira İstanbul'dan yola çıkan Katolik misyonerler Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu'da etkin faaliyetler sürdürmektedir. Gregoryanları Katolikleştirme faaliyetleri Ermeniler arasında huzursuzluğa yol açmıştır. Sivaslı rahip Mekhitor'da Osmanlı Devleti içindeki gelişmelerden rahatsızlık duymaktadır. Osmanlı imparatorluğu içerisindeki Ermenilerin zamanla eriyeceği endişesi vardı. Bu endişe Ermeni rahipleri arasında "Milli" şuuru uyandırma gayreti doğurmuş ve bu gaye ile Ermeni rahipler 1709 yılından itibaren Anadolu'yu dolaşmaya başlamışlardır.226

Bu genel açıklamaya göre, ilerde Ermeni cemaatı olarak ayrılacak Hıristiyan cemaatın İsevi olmadan evvelki durumu gündeme gelmektedir. Şüphesiz bizim inceleme alanımıza Kıpti veya Arap etnik unsurlardan insanların oluşturduğu Ermeni Hıristiyan cemaatı girmiyor. Biz inceleme alanı olarak seçtiğimiz coğrafya itibarıyla Doğu Anadolu merkez olmak üzere yöre Ermenileri ile ilgiliyiz. Bizim gündemimizde Doğu Anadolu'da Hıristiyanlığa girmiş ve giderek Ermeni Kilisesi etrafında cemaatleşmiş İsevi'ler vardır. Bunlar yukarıda da belirtildiği gibi bölgenin bir kısım kadim otoktan halkları ile, çeşitli demografik olaylar sonucu bölgede tabakalaşarak oluşmuş farklı halk unsurlarıdır. Bunların arasında, Ari, Turani ve Sami ırklarına mensup çeşitli insan toplulukları vardı. Şu halde denilebilir ki, 451 yılında Ermeni kilisesi olarak sahneye çıkacak olan Hıristiyan mezhebini, bu bölgedeki cemaatini Hıristiyanlıktan evvelki dinleri hangi dinler ise, Doğu Anadolu Ermenileri'nin Hıristiyanlıktan evvelki dinleri de o dinler idi. Bu dinler; Musevilik ve onun mezhepleri, bu arada Karaimlik ve Zerdüştiliktir. Orta ve Uzak doğu dinlerinden Maniheizm ve Budizim de olabilir. Büyük ihtimalle Gök-Tanrı inancı da olabilir.

1847'de İstanbul'da Protestan Ermeni Kilisesi resmen teşekkül etmiştir. 1830'lu yıllara kadar tek mezhep ve tek görüş olarak Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Ermeni'lerin arasında; bundan sonra çeşitli Hıristiyan mezhepleri ve tarikatları ile değişik görüşler getirmiştir. M.F. Kırzıoğlu, a.g.e., s. 917, Grego~an Tü~Iede Müslüman Tü~İe~n i/k Temas/an için B~. M.F. Kı~ıoğIu, Kars Tarih4 /stan-bul, 1953, s. 169 - 173; Ani Tarihi, Ankara, 1982.

Özetlemek gerekir ise denilebilir ki, Hıristiyanlık öncesinde Ermenistan diye bilinen coğrafya'da yaşayan toplum, değişik din? ve etnik cemiyetlere ait tanrılarında içinde yer aldığı bir panteona sahipti.

Ermenistan coğrafya tabiri; bir ırkı, bir milleti değil, çeşitli ırk ve kültürlere mensup insan topluluğunun bulunduğu bir bölgeyi ifade etmekte, o bölgede yaşayanların da bu isimle anılmasına yol açmaktadır.

Günümüzde Ermeni denilen topluluğun buraya gelmesinden önce de, o bölgenin Ermeni ismiyle bilindiği ve Ermeni kelimesinin Türkçe olabileceği üzerinde durulmaktadır.227

İçlerinde bizzat Ermeni yazarların da yer aldığı araştırmacılar, "Ermenistan'ı coğrafi bir mefhum olarak kabul etmektedir. Bu coğrafyanın insan unsuru arasında Türkler ve doğal olarak yaşayan din kültürde dönemin Türk inançları da vardır."228

M.S.52 yılında yukarı-El/Yüksek-Ülke anlamına gelen ve menşe itibariyle milliyet anlamında Ermenilikle hiç bir ilgisi olmayan Armanya'ya "Din mezhep bilmez, ancak hakk'a inanan Oğuz Taifesi'nden 90.000 Türk yerleştirildiğinin açıklanması", Arşaklılar'ın bir kolunun Zerdüşlük döneminde yaşamış veya bu dinîn tesirinde kalmış olması; Kitab-ı Diyarbekiriyye adlı Akkoyunlular Tarihinde Bayındurlular'ın İslam'dan önce Hz.İsa dinînde iken, Hz. Muhammed geldikten sonra Müslüman olduklarının anlatılmış olması onların menşeine dair bir fikir verir. Ayrıca yer adlarından hareketle de açıklamalar yapan Kırzıoğlu bir kısım Ermeni cemaatinin Türk menşeli olabileceğini belirtiyor.229

Anadolu'nun özellikle Sis (Kozan) çevresinde bulunan Ermenilerin Türkçeden başka dil bilmemesi, örf ve adetleri bakımından Türklere benzer olması, Türk halkının tesirine bağlandığı gibi, Türk soyundan gelmiş ve Hıristiyanlaşmış Türk olmalarına da bağlanmaktadır. Bu özellikler bizi hepsi için değil, fakat Türkçeden başka dil bilmeyen, dinî ayinlerini Türkçe yapan, Türkçe İncilleri bulunan ve kendilerini Türk hisseden bir kısım Gregoryanların, etnik kimlik itibarı ile Türk olabilecekleri, Türk kökenli bu insanların Hıristiyanlaşmış Türkleri oluşturabilecekleri hükmüne götürmektedir.

Bizim bu incelememizde ortaya çıkarmak istediğimiz şey, mitolojik malzeme itibariyle yöre halkının Hıristiyan Kilisesi'ne Ermeni cemaat olarak girmeden evvelki inançlarından, Türklerin eski dinî olan Gök Tanrı inancının izlerinin tespitidir.230 Gregoryan Arşaklar'da görülen eski Türk gelenekleri dikkat çekicidir. Arşaklı bayrağındaki Kartal/Karakuş, vaftiz edilerek Kilisenin timsali yapılmıştır. Eski Türklerde, Tuğ ve Bayrak önemli ve kutsaldır. Tuğ daha çok resimi iken, Bayrak ise; köklerini dinden ve sihirden alırdı. Türkler başlarına sorguç ve otoğa Kartal gibi kuşlarının tüylerini takarlardı. Tuğlar da kutsal tüylerden yapılmış devlet sembolleri idi.231Türk devletlerinin askeri kesiminin bayrağında çeşitli kuş resimleri vardır.232

Gregoryan olmak, Ermeni milliyetli Gregoryan olmak ve Türk Soylu Gregoryan olmak itibariyle bu konu daha çok irdelemelere muhtaçtır. Gregoryan mezhebinin kurucusu ifade edildiğine göre Albandır. Yani Gregoryan Kilisesini Albanlar kurmuşlardır. Albanlar kiliselerini Ermenilere devretmişlerdir. Daha sonra Ermeniler kilise metinlerini Ermenice yazdılar. Böylece Ermenice Grogoryon inançlarının dili oldu. İnsanlık tarihinde dilinin morfolojisi değişen tek toplum Ermenilerdir. İlk Ermenice Gropardı. Daha sonra bu toplumun dili modern Ermenice oldu. Yani Türkçe'de olduğu gibi "sondan ekli" dil oldu. Bu gelişme ve şekillenme Alban ve çevrenin diğer, Türk toplumlarının etkisi ile oldu. Günümüzde Ermeni tarihçisi olarak bilinen geçmişteki tarihçilerin çoğunluğu Albandırlar. Ermeni ve Alban kilise mimarileri farklıdırlar. Ermeniler ilaveler ve tadilatlar yaparak Alban kiliselerine Ermeni eseri intibası vermek istemişlerdir. Kars Kalesi'ndeki 12 Hayvan Takvimli Kilise Alban Kilisesidir. Alban kiliselerinde Ermeni Aziz heykelleri yoktur. Bu aziz heykellerini Ermeniler sonradan ilave etmişlerdir. 233


ZERDÜŞTİLERDE DİNİ HAYAT:

Zerdüştilik adını kurucu olan Zerdüşt'ten olan dayandığı tek tanrı Ahura Mazdah'a nispeten Mazdeizm adını da alan bir dindir. İyilik ve kötülüğü temsil eden ve alemde mücadele eden iki asli ruh üzerine inşa olunmuştur.234

Ahura Mazda dinînde,Hama, Yazata, Yezdan Tanrı anlamındadır. Avesta, Avesta'nın geldiği peygamberin ismidir. Gathanlar, bu dinîn dinî metinleri ayetleridir. Yasna ise Avesta'nın bölümleridir. 72 Yasna'dan oluşan Avesta'nın 17 Yasna'sı günümüze gelebilmiş. Tanrı Ahura Mazda tarafından Zarathuştra'ya indirilen Avesta ilahi kitapları Dinkorda Zerdüşlerin dinî kitaplarından birisidir. Zand ise Avestanın bir yorumudur. Dostur, dinodomi, Tarsar'da dostur'ların dosturudur. Mazda dinî ise, Zerdüşizmin yeniden düzenlenişidir Ahura Mazda, Aryan Mitolojisindeki diğer adı Mazdaka olan Tanrılardan birisidir. M.Ö. 1000 yılına kadar uzanan Ahura Mazda inancının hakim olduğu ülke, Medya iken, Zerdüşizman ülkesi bu günkü Azerbaycan'dır. Ahura-Asura; iyi Tanrı Efendi, sahip ulu, imtiyaz anlamında bir sıfattır. Ahura simgesi kanatlı güneş, mazda; akıl hikmet anlamına gelirken Gökterin 7 iyi ruhu igigi ve 7 kötü ruhun karşılığı yerlerin 7 kötü ruhu Anunnaki'dir. Zarathuştracıhk, Peygamberin kendisine ait olan fikirler ve Zerdüştilik ise peygambere mal edilen fikirlerdir. Sistemde Ak ve Kara iyi ve kötü iyeler, ruhlar vardı. Sistemde bir takım yardımcı Tanrılar veya Tanrıların yardımcıları, yerin altı ve üstü vardır. Cennet ve Cehennem mümasili bir yapılanma mevcuttur. Sırak köprüsü olgusu vardır. Ölüm ve ölümden sonraki hayata inanılıyordu. Aryon mitolojisinde ışıktan başlanılarak evrenin yaradılışına izah ediliyordu, iyi ve kötü arasında cereyan eden savaş "kıyamet"e kadar sürecektir. Eski Aryan Felsefesinde doğanın şaşmaz kurallarını koyan Gök Tanrı'dır. Gök Tanrı, Güneş, Ay ve Yıldızlar vasıtasıyla her şeyi görür ve izler. Bu Tanrı Asura (Ahura) yada Varana olarak adlandırılırdı. Varona'nın "vücudu tüm evreni kapsayan" anlamına gelmektedir. Ahura iyi olan bir Tanrı tipidir. Bu mitolojik mekanda iki vayu (iyi vayu ve kötü vayu) vardır. Homa kayıplara karışan kutsal "çalı"dır. Bu ilahi bitki melek Göksel Rahip olarak önemini korur. Tankı sonsuz ışıktan ibarettir. Zerdüştler'i insanlarla hayvanların tohumunu ateşin tohumu olarak gördüklerini belirtiliyor.

Ölen kimsenin cesedinîn basından üç gün boyunca ayrılmazlar. Üç gün boyunca oruç tutar kurban keser Kurban'ı tören eşliğinde kutsal ateşe ikram ederler.

İnanca göre, önceleri bir taraflarda sonsuz bir karanlık, kötünün mekanı olan cehennem vardı. Bu karanlığın ateşinde ise, sonsuz Işık'dan ibaret olan Tanrı'nın mekanı uzanıyordu. İyinin içinde yer aldığı, Ahma Mazda'nın Mekanı'nı oluşturan sonsuz ışık, Tanrı'nın kendisidir. Nuh tufanı özel tanımı ile dinî metinlerde geçmektedir. Ölülerin gömülerek defnedilme dönemlerinden sonra, ölüleri açığa terketme dönemi başlar ölüler dağ tepelerine terkedilir. Etsiz kalan kemikler daha sonra gömülürdü.

Zarathuşla inancında olduğu gibi, Zerdüştlilik'e göre de, ruh ölünün başucundan üçgün ayrılmaz ölü, Zarathuştarıcı gelenekte; yıkanır, beyaz elbise giydirilir beyaz elbise giydirilir ve evinin kapısının eşiğinde; başı kuzeye, ayakları güneye doğru yüzü ise Güneş'e dönük olmak üzere düz bir taşın üzerine konur.

İnanca göre insanların vücutlarına onları günaha teşvik etmek için içsel bir ateş yerleştirilmişti. Günahkar insanın günahından temizlenmek için, kötünün ektiği o "ateş"ten kurtulmalıydı. Eski Aryan Mitolojisinde Yolların Efendisi karşılığı bir kutsal ruh da vardı.

İslam bilgini Abu Yusuf Yakub "Kitab Ul Yarac" adlı kitabında şu bilgiyi vermektedir. "Hz.Ömer bir gün Zerdüştiler'i kastederek çevresindekilere; (ben ateşe tapan bir halk tanıyorum. Bunlar ne Yahudi ne Hıristiyan ne de Ehli Kitap'dır. Onlara ne yapacağımı bilemiyorum" demişti. Bunun üzerine orada hazır bulunanlardan Abdurrahman bin Auf yerinden doğrularak;(Ben Peygamber'in onlar Ehli Kitab'dır. Onlara öyle muamele edinîz, dediğine şahit oldum" demişti.

Zerdüştilerin itikat dedikleri kendilerini tanımlama biçimlerinde (Ben kendimi, Mazda'nın tapılır ve Zarafhuştra'nın takipçisi olarak açıklıyorum.Kötü Güç'lerin düşmanı, İyi Güçlerin dostuyum ve Ahuranın kurallarına bağlıyım) denilmektedir. İfade edildiğine göre Zerdüştiler Kalp ateşine adanmış büyük Athar mabedlerine düzenli haç seferleri yapıyorlardı. Onlar başta Athar Vereşraspa ve Athar Kavatakan olmak üzere, kendi yerleşim birimlerine yakın önemli ateş mabetlerini günlerinde ziyaret eder biribirleri ile görüşürlerdi.

Zerdüştilikte mabedler önemlerine göre üçe ayrılmaktadır. Bütün mabedlerin yönü aydınlığa bakardı. Herkeste, mutlaka genel olarak ateşi özel olarak da kalp ateşi'ni temsil eden bir aydınlatma aracı bulunurdu. Bu ateş Verethraghna'nın insanın kalbine yerleştiği dürüstlük Ateşi'ni temsil ederdi. Ataxş Behram birinci grup mabetlerdir. Ateşin kuruduğu bu mabedlere eğri odun girmeyeceği inancı vardır. Ataxş Adaran mabedleri ikinci gruba girerler. Dar-i Meher (athra kapsı) mabetleri üçüncü gruba girerler. Günlük ibadet yapıldığı her mabedde kalp ateşini temsil eden muhakkak bir ateş bulunurdu; Bu ateş gerçek ateş olabileceği gibi, bir çıra, lamba, bir aydınlatma aracı da olabilirdi.

Zerdüştilerde 5 vakit ibadet vardır. 15 yaşından itibaren günde 5 vakit ibadet farzdır. Vakit ibadetlerine Gök diyorlardı. Bu aynı zamanda Uzay'ın da adıdır. Zerdüştilerin Çarx-ı felek dedikleri uzay, Zarahıştralar'ın inancına göre dünyanın etrafında döner. Sabah ibadeti, orta dönem ibadeti ikindi ibadeti, akşam ibadeti, yatsı ibadeti vardır. İbadetten evvel ayaklar eller ve yüzler yıkanır. Bu Zerdüştilik ibadetidir. Ayhali devam eden kadınlar günlük ibadete katılmazlar. Dişi tavşanların ay hali görmeleri sebebiyle etleri yenilmez. Karadut'un yenilmeme sebebi de bu meyvanın suyunun aybaşı kanını renk itibariyle andırmasındandır.

Zerdüştiler kolay kolay saç traşı olmazlar, tırnaklarını sık kesmezler. Traş saçlarını ve kesilen tırnakların su ile temasa gelmeyecek derecede derine gömerler. İnanca göre vücutlarından kopan her parça şeytanı güçlerce kirletilmiştir. Bu kirli kabul edilen parçalar

Zerdüştiler yılda iki defa,birisi üç ve diğeri 5 gün olmak üzere oruç tutarlar. Birinci oruçta et, balık, tereyağı ve yumurta gibi hayvanı gıda maddelerinden uzak durulur.ikinci tür oruç gün boyu sürer, yenilmez ve içilmez.

Zerdüştiler de Ay ve güneşin tutulması bazı şeytani Güçler'in saldırısı olarak kabul edilir. Teneke çalar, dualar okur, gürültü çıkarır, silah sıkarlar. Ay'ın ilk göründüğü anda yüzlerini Ay'a çevirerek okurlar hoş geldin, diyerek sevinç belirtirler.

Zerdüştilerde doğum kontrolu yasaktır. Tasarlayarak adam öldürme olarak kabul edilir. Ebe, "yaşlı kadın" olarak bilinir. Zina da yasaktır.

Zerdüştilerde besmele "Yaradan'ın adıyla" "Yaradan hörmezd'in (Ahura Mazda) adıyla "Yazadlar (Yazatalar) ve Ameşaspendler'in kutsal Yediler) adıyla "Tanrı ve İyi Yarattıkları'nın adıyla" "Esirgenen bağışlayan Tanrı adıyla" şeklindedir. Yaradanın İradesi kutsallığın konumudur.

Kustık veya Kamara Zerdüştilerin 7 yada 9 yaşından itibaren kuşanmak zorunda oldukları kutsal bir kemerdi. Kamera 72 iplikten örülmüştü. 72 Nask'u temsil ediyordu. Beher iplik 12'şer tane kısa iplikten oluşmuştu. Bunlarda kısa altışar iplikten oluşurdu. Kemere dört düğüm atılırdı, bunlar ateşi, havayı, suyu ve toprağı temsil ederdi. Kemerin diğer adı dindi.

Yüce dağlar Hama'nın yerleşim yeri olarak kabul edildiği için övgüye layıktı. Yükseklikten daha yüksek tepelere sahip olan dağlara dağ geçitlerine, uçurumlara, en yüksek tepelere geçit yollarına ve her zaman karla kaplı olan doruklara kutsiyet serpilmişti.

Toplu kutlanan Zerdüştilerin bayramlarında para ödenmesi mecburidir. Her türlü hazırlık bittiğinde Semah eşliğinde yemek yenir.

Zerdüştilerin tüm dünya için gerçekleştirmeye çalıştıkları şey, "Kendi ruhsal bölgelerine yerleşmiş olan şeytani gücü tecrit ederek, ona karşı kendi ruhunu sürekli temizlemek suretiyle mücadele etmek ve Ahuro Mazda ile maddi evren yaratıldığından beri bozulan birliklerini yeniden ve bu kez ebediyen tesis etmek"dir.


Zerdüştilikte Hama, Tanrı'dır. Hama, Yazata'dır. Hama, Peygamber'dir. Efor ve şifa verici etkisi olan bir bitkidir. Dinsel nitelemedir. Çok tohumlu Ay'dan indirilmiş boğa da kutsaldır. Ayrıca suya Homa adağında bulunmak bir ibadettir. Kurban yüksek sesle okunan dualar eşliğinde eli çok hızlı olan birisi tarafından kesilmeliydi. Özel hazırlanmış adaklara " goşadağ" denirdi. Kesilen kurbanın belirli parçaları Homa'ya adanmış bu kutsal parçaları kimse yiyemez.

Nyberg bazı diğer araştırmacılar gibi Zarathuştranlık çok çok eskiden yaşamış ve O'nun yaşadığı coğrafyanın çok kuzeyindeki bir tür şamanizmdi, demektedir.

Zerdüştiliğin Uluğ Türkistan'a ne zaman girdiğini kesin bir biçimde tespit etmek mümkün olmamakla beraber kültürel geçiş alanı üzerinde bulunan Türk ülkelerinde de etkili olduğunu söylemek mümkündür. Türkler arasında Zerdüştlüğün etkilerinin Horasan ve Maveraünnehr bölgelerini aşarak daha geniş alana yayıldığı anlaşılmaktadır. Sadece Horasan ve Maveraünnehr yöresinde değil, fakat aynı zamanda Hazar kıyılarında da Zerdüştlüğe giren Türklerin olduğu bulunduğu anlaşılmaktadır.235

Zerdüşizmin; M.Ö.8.yüzyılda Uluğ Türkistan'dan İran ve Anadolu'ya doğru göç eden Aryon kavimlerinin dinî olduğu görüşünde olanlar da vardır.236 Biz Özbekistan da Zerdüşizmin Tacikler arasında geliştiğini savunan bilim adamları tanıdık. Karakalpakistan'da geçmişte Zerdüşt mabedlerinin bulunduğu kaleleri ve İran da bu inanca ait halen faal olmayan mabet kalıntılarını görme imkanı bulduk. Azerbaycan da ise halen faal olan ibadethanelerini gezdik.237 Zerdüşt'ün Azeri Türkü olduğunu savunan eser sahibi araştırmacılarla tanıştık.238 M.S. Bilgin Tur-Tura-Turan ilişkisini kurarken M.Ö.ki Turanlılar ile M.S.ki Turanlıları farklı mütalaa etmektedir. Yazar; Alevi, Ehl-i Hak ve Yezidi inançları Kürtlerin inançlarının Zerdüşizmden şekillendiğini ileri sürüyor. Ancak bu inançları taşıyıp anılan etnik kesimden olmayan inanç zümrelerinin de oluşuna bir açıklık getirmemektedir. Yezidi Kürtlerin dinînin Zerdüştlükten ayaklandığını izah ederken de Yezidi kelimesinin "tanrı" anlamında "Yazata"dan kaynaklandığını, Mithra'nın en büyük ateş olan güneşi temsil ettiğini, Ocak, Hızır gibi kültlerin bu dinden kaynaklandığını, "Aji Dahaka" (omuzlarında iki yılan bulunan üç başlı kutsal heykel) nin heykeli üzerinde çalıştıklarını, ellerinde Zerdüştün kimliğini belirleyecek arkeolojik malzeme olmamakla beraber, bu dinîn İslam, Hıristiyan ve Yahudi dinlerini etkilediğini bildiklerini belirtmektedir.239

Sasani Hükümdarı II.Yezdegirt, M.Ö.V.de bir emir yayınlayarak, Kız'ın erkek kardeşi, babası ile evlenebileceğini duyurur. Azerbaycan'daki "Kız Kalesi Efsanesi"ne rağmen, Türk Destanlarında Kızına aşık olan Kızı ile evlenen baba motifi yoktur.Marife Hacıyeva'ya göre efsanelerdeki Kız Kuleleri yüksek aşkı anlatıyordu. Sadettin Kocatürk'ün ifadesine göre; Zerdüşizmdeki "Baga" Allah anlamında idi. Baga/Bak, Orta Asya'da Bek/ Anadolu'da Bey, itibar ünvanı ile ilişkili olabilir.

Kanaatimizce 52.günde ölünün etinin kemikten ayrılmış olduğu inancı ile, etleri yenildikten sonra kemiklerine okunarak hayvanın tekrar canlanması inancı farklı inancın ürünleri değillerdir. 52'si yapılması, etin kemikten ayrılması, meftanın dünya ile ilgisinin kesilmesi olayıdır.

Çeşitli kültürlerde ateşin kaynağı ile ilgili tespiti yapılan düşünceler; "Ateş tanrılar tarafından insanlara verilmiştir" "İnsan ateş tanrılardan çalmıştır". "Ateşin kendisi tanrı veya tanrıçadır". "Ateş tanrının gücünü gösteren bir işarettir." "Ateş kendisine bir mahsus bir ruhdur" "Ateş bir devdir veya Helios adlı Güneş devinin yeryüzüne inmiş bir yavrusudur" Eski Türklerde gökten inen ateş Gök Tanrısının oğlu idi. Altaylı kavimlerin hepsi ateşi kutsal sayarlardı. Altay efsanelerine göre ateşi Tanrı ülkenin gökteki üç kızı bulmuştur. Yakut Türkleri de ateşin gökten indiğine inanırlar. Bütün Orta Asya ve Sibirya mitolojileri ateşin gökten indiğine inanırlar. Altaylıların ateşe karşı söyledikleri dualarda ateşe " güneş ve aydan ayrılmışsın" derler. Karagas Türklerinin inancına göre ateş ıslık çalarsa, uzaktan bir yolcu gelecektir. Ateşin gece ıslık çalması şeytan gelmesine emaredir. İyi sayılmaz.240

Türk adlı Ata Ateşi buldu.. Yafes'in oğlu Türk, tuz, çadır gibi gerekli şeyleri bulmuş ve yapmıştır. Türk öldü 10 anneden doğan erkek çocuklar kendi aralarında birini başkan yapmak istediler. Nuh Peygamber Yeryüzünü oğulları arasında bölüştürdüğü zaman büyük oğlu Yafes'e Doğu İlleri ile Türkistan'ı ve oraların çevrelerini vermişti. Yafes ölürken büyük oğlu Türk'ü kendi yerine koydu. Afrasıyab'ın asıl Türk adı Tonga Alp Er'dir. Zulkarnayın Türkmenlere, Türk'e benzer demişti.241


YEZİDİLERDE DİNİ HAYAT

Yezidilik inancı, incelediğimiz bölgenin kuzey Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu halk inançları itibariyle Yezidi inançlı Türkler bu bölgede yaşadıkları için önem arzetmektedir. Yezidilik inancının sistematize edicisi olarak bakılan Şeyh Adiy bin Müşafir'in yaşatılmakta olan Yezidiyimk inancı ile hiç ilgili yoktur. Öyle ki, Abdülkadir Geylani Şeyh Adiy bin Musafir için " Eğer Peygamberlik çalışmakla elde edilen bir şey olsaydı, onu mutlaka, Şeyh Adiy bin Müsafir elde ederdi..." demektedir. Misafir'in kurduğu "Adiyviyye"veya " Sohbetiyye" tarikatından ve Misafir'in Beka alemine göçünden çok sonra kurulmuştur. İncelediğimiz bölgenin bu kısmı Hz.Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Eyyüb,Hz.Davut, Hz. Yunus, Hz. Yakub, Hz. Zülküf, Zülkarneyn, Hızır, Ebhab-ı Kenf'in anılarının yaşadığına inanılan bir bölgedir. Kutsal kitaplar muhtevalı olaylara bölge halkı çok aşinadır.

Şeyh Adiy bin Misafir 1072 yılında tasavvuf düşüncesinin olgunlaşmaya yüz tuttuğu bir dönemde Akar Türk aşireti mensubu olarak dünyaya gelmiş, dönemin islam evliyalarından, bir mağarada 40 yıl ibadet eden İsmailoğlu Misafir'in oğludur. Habur ve yukarı Zab dolaylarında göçebe hayat süren Akar aşireti Hakar - Hakkariyye vilayetimize ismini vermiştir. Şeyh Adiy bin Misafir de el Hakari lakabını almıştır. Çocukluğundan itibaren kerametleri olmuştur. Tekkesini Hakkari-Laleş de kurup, Sultan-ı Evliya, Evliyaların Sultanı ünvanını almıştı.

Şeyh Adiy'in tarikatına bağlanan topluluk Türkistan'dan gelen Türkmen ve Kırmanç türklerinden meydana geliyordu. Asırlar sonra Yezidi adıyla sahneye çıkan bu Türk topluluğunun, temeli İslamiyetten önceki eski Türk inançlarına dayana ve diğer bazı dinlerin tesiriyle de oldukza karmaşık bir görüntü sergileyen bir dinî yapısı vardır.

Yezidiler'in Kitab-ı Celve(=vahiy Kitabı) ve Mushafı Reş (=Kara Kitah) adlarını taşıyan ve mezheplerinin dinî temelini teşkil eden iki kutsal kitapları vardır. Yezidilerin ibadet dili Kurmançadır. Esas dua "sabah duası", "vaftiz"ve "Sünnet Duası" ölüler için okunan "telkin duası" "senak duası"=Horoz heykelciliğinin gelişini müödeleyen dua" gibi ibadetledi vardır.

Yezidilerin kainatı yaradılışına dair muhtelif nazariyeleri vardır. Yezidilik konusunu ayrıntılı inceleyen ve eski Türk inançları ile tarşılaştıran Hayri Başbuğ şu açıklamayı yapmaktadır.

"Allah (C.C) kainatı yalnız başına yaratmıştır. Başlangıçta beyaz bir inci yaratıp bunu, Enfer veya Anfar (birçok yazma nüshalarda;Angar)adlı kendi yarattığı kuşun sırtına koydu. 40.000 yıl onun üzerinde oturdu. Sonra, sufi şeyher ile aynı tutulan 7 ilahi meleği yarattı.

Allah Pazar günü yedi meleğin en büyüğü olan Azrail'i yarattı ki bu, Melek Tavus'tur. Pazartesi günü Melek Derdail'i yarattı ki bu, Şeyh Hasan'dır(bazı yazarlar bu adı "Şeyh Sin"şeklinde yazarak kadim inançlarındaki ay ilahi "Sin "ile mukayese edip hüküm çıkarmakta iseler de,bu düşünce yanlıştır). Salı günü melek İsrail'i yarattı ki bu, Şeyh Ebü Bekir'dir. Perşembe günü Melek Cebrail'i yarattı ki bu, Seccadeddin'dir. Cuma günü melek Şemnail'i yarattı ki bu da Fahreddin'dir.

Sonra yedi kat göğü, yeri, güneşi ve ayı yarattı. Daha sonra, son yaratılan Melek Fahreddin, insan ve hayvanları yarattı ve onları hırkasının yakasına koydu. Allah (C.C) o zaman meleklere birlikte inciden çıktı ve inciye öyle bir bağırdı ki, inci derhal dört parçaya ayrıldı. İnciden akan sularla deniz meydana geldi. Dünya'da deliksiz deşiksiz yusyuvarlak oldu ve Allah (C.C) , Cebrail (Seccadeddin)i bir kuş şeklinde yarattı ve salıverdi. O da incinin parçalarından güneşi; ayı ve yıldızları, dağları, bitkileri, meyve ağaçlarını ve arşı yarattı. Allah (C.C) ın kendisi de bir gemi yaratarak içinde 30.000 yıl seyahat etti. Sonra gelip Laleş'de oturdu.

Başka bir rivayete göre; Allah(C.C), yer ve gök yaratılmadan önce karanlık bir feza halindeki buharlar üzerinde dolaşırdı. Sonra bir papağan yarattı ve 40 yıl ona hükmetti. Sonunda kızdı ve onu öldürdü. Tüylerinden dağlar ve ovalar , nefesinden hava, dumanından gök meydana geldi. Gökyüzünü direksiz diktikten ve kendisi de oraya çıktıktan sonra, kendi nur ve cevherinden güneş, ay, fecir, şafak, sabah yıldızı ve diğer yıldızları yarattı. Arkasından yedi meleği yarattı. Bunlardan birincisi olan Şeytan, kibre düşünce cehenneme atıldı. Orada yedi bin yıl kaldı; ama yaptığı işten pişmanlık duyarak öyle ağladı ki, göz yaşlarından yedi büyük küp doldu. Tanrı onun pişmanlığını görerek bağışladı. Diğer meleklere üstün kıldı. Göz yaşları ile dolu olan yedi küp, Şeyh adiy'nin yeryüzünden dönüşüne kadar cehennem ateşini söndürmek üzere orada saklıdır...

Diğer bir rivayete göre; önce dünya su ile kaplıydı, kimse yoktu. İnsan yaratılmamıştı. Tanrı'nın emri üzerine bir ağaç yükseldi. Kökleri yere gömülüydü, dalları göğe, yükseliyordu. Tanrı bir kuş şeklinde bu ağaca konmuştu. Melek Tavus da bir kuş şeklinde dünyada dolaşıyordu, yorgundu, konacak yer yoktu, ağaca yaklaştı, Tanrı konmasına engel oldu. Sonra Tanrı'nın kedisiyle karşılaştı. Tanrı sordu: "Dünyada bir şey gördün mü?" Melek Tavus: "Hayır her yer su ile kaplı, bir ağaç ile üstünde bir kuş var, konmama razı olmadı"dedi. Bunu üzerine Allah:"Git ve ona "sen halk edensin, ben halk edilenim de" deyince, Melek Tavus aynısı yaptı ve böylelikle ağaca konabildi.

Musaf-ı Reş'te şu bilgiler de yer almaktadır. "...Sonra Tanrı Karadağ'a indi, haykırdı ve 30.000 melek yarattı ve onları göğe çıkardı. Meleklerin kendisine 40.000 yıl ibadet etmesinden sonra, Tanrı Cebrail'e dünyanın dört köşesinden toprak, hava, ateş ve su getirmesinin emretti. Bunların cümlesinden Adem'i yarattı ve Cebrail'e Adem'i cennete yerleştirmesini söyledi ve Allah , Adem'e buğdaydan başka ( bir Yezidi Efsanesine göre, üzüm yemek men erilmiş idi) bütün meyvaları yemesini emretti. 100 sene sonra Melek Tavus, Adem'in neslinin çoğalamayacağını Tanrı'ya söyleyince, Tanrı ona tam bir hareket serbestliği verdi. Melek Tavus Adem'i yasaklanmış buğdayı yemeğe ikna etti; bunun neticesinde henüz karnında bir açıklık bulunmayan Adem, cennetten kovuldu ve Allah bir kuş gagası ile karnını yardırıncaya kadar, müthiş ızdıraplar çekti. Yeniden geçen bir yüz sene daha sonra, Tanrı, Cebrail vasıtası ile Adem'in sol koltuk boşluğunun aşağı parçasından Havva'yı yarattı... bunlardan yeryüzünde bir millet oluştu. Bu melek Tavus'da hürmet edecektir ve Yezidi diye anılacaktır.

Eski Türkler'deki bu düşünceler, Yezidi İnançları ile aynıdır. Mushaf'ı Reş'te de; " (Tanrı), gök yüzünü direksiz diktikten sonra ve kendisi de oraya çıktıktan sonra ; kendi nur ve cevherinden güneş, ay, fecir , şafak, sabah yıldızı ve diğer yıldızları yarattı...." denilmektedir.

Aynı inanç Altay Türklerinde de vardır. Bazı efsanelere göre; "Tanrı Ülgen, ay ile güneşin daha da ötelerinde idi. Onun tahtı, çok uzaklardaki yıldızlar üzerinde kurulmuştu. Esasen, ay ve güneşi yaratan da , yine Tanrı Ülgen idi242..."

Mushaf'ı Reş'te ayrıca; göğün " yedi kat" olduğun da işaret edilmektedir.

Göğün katmanlarını sayısı; Batı Türkleri'ne göre "yedi" ve Doğu Türklerine göre ise de , "dokuz" idi. Kaşgarlı Mahmud bile, "yedi kat gök" ten söz açıyordu. Anadolu'da da " yedi kat gök" inanışı yaygındır.243

Gerek Mushaf'ı Reş'in asıl metninde ve gerekse Yezidiler'in konuştukları lehçede, "Allah " sözü yerine "Hüda" kelimesi kullanılmaktadır.

Güneyde Altay Şamanist Türkleri'nin inançlarında da en büyük Tanrı, "KUDAY" adını taşımaktadır.243 Diğer Altaylılar buna "Ülgen" derler. Kuday, Musaf'ı Reş'teki Hüda gibi gökte yaşar. Bütün varlıkları yaratan odur. Ayı ve güneşi hareket ettiren, beyaz bulutları bir ülkeden diğer bir ülkeye aşıran odur. Ezeli ve ebedidir.

Günümüze Kazak Türkleri de tek olan Allah'a "Kuday" derler.244

Şamanist Altay Türklerinin inancına göre; Kuday'ın yedi tane oğlu vardır. Bunlar Kuday'ın vücudundan ayrılmış olup, birer "ruh" veya "melek" tirler. Gökte bulunurlar. Her birinin ayrı ayrı görevleri vardır. Birinin adı "Karakuş" (=Kartal)tur.245

Yezidilik inancında da Hüda'nı yarattığı yedi melek vardır ve bunlardan biri " Tavus" (=Tavus Kuşu) adı ile anılmaktadır.

Altay Türkleri'ndeki diğer bir rivayete göre; "Yedi aziz kardeş vardı. Bu kardeşlerin birine ülgen denirdi. Ülgen ilahi kudret sahibi olup "nomçı"(kitap ehli ) adını almıştı. Ülgen insan vücudunu yarattıktan sonra, Kuday'a ("Tanrı"ya) yüksek uluhiyetin huzuruna can istemek için kuzgunu gönderdi. Kuzgun semaya uçtu. Kuday (Tanrı), Ülgen'in istediğini verdi...Kuday'ın buyruğuyla- Ülgen'in yarattığı insan vücutları, yeryüzünde bir sarayın içinde bulunuyordu. 245

Başka bir rivayete göre de; "ülgen insanların ve hayvanların başını, kirpik ve göbeğini yoktan var etmiş"246

Altay Türklerine ait bu inanışların bir varyantı Yezidiler'de de bulunmaktadır. Musaf'ı Reş'teki bir rivayete göre; Hüda (Tanrı) nın yarattığı yedi melekten biri olan Fahreddin, O'nun emriyle insan ve hayvanları yaratıyor ve onları hırkasının yakasına koyuyor."

Mushafı Reş'teki "Karadağ" motifinin de ilk insanın yaradılışını konu alan çok eski bir Türk efsanesine dayandığı söylenebilir.247Dede Korkud destanlarında da "kara dağ" motifine oldukça geniş bir yer verilmektedir.248

Mushaf'ı Reş'te "yedi" ve "kırk" sayılarına sık sık yer verilişi önemli bir husustur. Eski Türklerde de 7 sayısı kutsal bir rakamdı. Aynı zamanda,bir hafta da yedi gündü.249 Yezidilerde de bu inanç vardır ve 7 meleğin yaratılışı da haftanın günlerine göre olup, her biri bir günde halk edilmiştir.

Göktürkler arasında da 7 sayısının gelenek halinde özel bir anlam taşıdığını Orhun Yazıtları'ndaki sözlerden anlıyoruz. Bilge Kağan, Költiğin abidesinde barkın yapılışını anlatırken bazı olayların hep 7'inci günde yapıldığını belirtir: Költiğin Koyun Yılında 17'nci günde uçtu. 9'uncu ay 27'nci günde yuğ yaptık. Türbesini, resmini(heykelini), kitabesini Maymun yılında 7'nci günde hep bitirdik.250 Aynı inancın izlerini Dede Korkut destanlarında da görüyoruz.

"Kırk" (40) sayısının da Türk kültür tarihinde ehemmiyetli bir yeri vardır.251 Dede Korkut'da da bu motife pek çok yerde rastlamaktayız.

Görüldüğü gibi, Yezidilik inancındaki soydaşlarımızın "yaratılış" nazariyeleri ile eski Türkler'in yaradılış nazariyeleri arasında yüz yıllar geçmesine rağmen, pek çok hususlarda aynı motiflerin işlendiği gözden kaçmamaktadır. Bu kadar, benzerlik, bir "tesadüf" eseri olamaz. Ortaya sermaye çalıştığımız ortak noktalar ve benzerlikler hiç şüphesiz aynı kültür ve kaynaktan neşet etmişlerdir.

Diğer milletlerin "yaradılış" nazariyeleri de malümumuzdur. Bunlar Türk mitolojisindeki, hem de günümüzdeki Yezidi soydaşlarımızın "Mushaf'ı Reş"denilen kitaplarındaki "yaradılış" nazariyelerinden çok çok farklıdırlar. Şöyle ki: Halk ozanlarımızın bir çoğunda özellikle tasavvufla ilgili şiirler vardır. Kağızmanlı Cemal hoca "Yaş Destanı"ında:

Mevcudattan hiçbir eser yok iken
Emroldu huzur- ı rahman göründü orda ruhlar hep oldular kamekan
Vahdet aynasında seyran göründü.252 demektedir. K. Cemal Hoca da kainat yaratılmadan evvel, yaratandan sözetmektedir.

Halk sufizminde, Dünya ilk Tanrı zatında yaratılınca, kaplumbağa şeklinde bir taş, bunun üzerinde sütun gibi taşlar, sütunların üzerinde öküz biçiminde bir taş, bir taşın üzerinde deniz, denizin üzerinde tekrar bir taş varmış. Bu yapılanma 1000 yıl böylece devam etmiş. Sonra Allah dünyayı yuvarlak yapmıştır. Dağları çivi gibi çakarak , toprağın kaymasını önlemiş sonra yağmurları yağdırmıştır.253

Yezidilik inancı ile Gök tengri inancı arasındaki ilişkilerin irdeleyen H.Başbuğ " Dağ Küttü" münasebeti ile Sincar Dağı'nın Şeyh Adiy'in türbesinin bulunduğu Yezidilerin her yıl ziyaret ettiği kutsal bir dağ olduğunu belirtiyor. Burasını ziyaret eden hacı olarak bilinmektedir. Yezidilerde ağaç/orman, ateş/ocak, atalar ve su vasıtasıyla aile efradını korumaya devam ediyorlardı. Şeyh Adiy için ise, "Allah'la beraber bulunduğu rızkları onunu dağıttığı, ahirette himaye edeceğine"inanılmaktadır. O ve yerine gelen halefleri de kutsallaştırılmıştır. Bunların canlı olduklarına inanılır kendilerinden yardım istenir, demektedir.

Yezidiler eti yenmesi haram kılınan hayvanlardan geyiğin Türk inanç dünyasında önemli bir yeri vardır. Hunlar'a Maeotis geçitinde sihirli geyik yol göstermiştir. Pazırık kurgunlarında tahtadan yapılmış geyik heyşkelleri çıkmıştır. Anadolu'da Ala Geyik efsanelerindeki ala, kara ve kara iyelerinden oluşur. Kutimaral(=mukaddes dişi geyik)ve Alan Kova(=Altın Geyik) Türk efsanelerinin önemli unsurlarıdırlar. Türk halk sufizminde geyik, donuna en kolay girilenve menkabelerde sık rastlanan bir motiftir.

Yezidi inancı ile eski Türk inancı arasındaki diğer köprü mavi renkle ilgilidir. Mavi'nin Türklerde kutsiyel yüklü olduğu bilinirken mavi saygı duyulan çekinilen bir renktir. Mavi Gök kutsaldır. Mavi gözlü insan kemin değildir. Mavi, Dede Korkut'ta yas alameti idi. "Beyreğin babasına anasına haber oldu. Ak evinin eşiğinde feryat koptu. Ak boz atının kuyruğunu kestiler. Kırk elli yiğit kara giyip mavi sarındılar254 denilmektedir. Biz Semerkant'da mavi giyinen yaslı bir ailenin fertlerine rastladık.

S. Bilgin anılan kitaplarında Yezidi kelimesinin izahını yaparken Yazata'dan yola çıkmaktadır. H.Başbuğ ise, adı geçen eserinde Yezidi dilinde Sultan Yezid değil, "Sultan Ezi" "Sultan İzi" şeklinde geçtiğinden bahisle Yezidilerin kendilerine "Ezidi / İzidi" dediklerini belirtip "Ezi" ve "İzi"iye karşılığında kullanıldığını belirtiyor. Bu ruhlar Altay ve Yakut Türklerinde birleşik bir ruh halinde gelerek "Ayızıt" (Ayzıt) şeklinde bilindiğini belirtmektedir. Bizimde katıldığımız bu görüşte iye bahsine tekrar dönmeyeceğiz. Ayızıtlar, yaratıcı bereket ve refah sağlayıcı dişi ruhlar iken, "kut"da yapalardı.255

"İye" Türkçe'de sahip anlamında hala kutlanılmaktadır. Erbil Türkmen Türkçesinde evin hanımı, evin sahibi, söz sahiplisi anlamında hanımlar için "evin iyesi"denir. Azerbaycan Türkçesinden iyesiz ev, sahipsiz anlamandadır. Nitekim,

"Düşmerem bir özge arzuya sensiz
Geceler getmerem yuhuya sensiz
Yiyesiz bir evdir bu dünya sensiz
Yaman darıhmışam seninçün,ana"256

"Melek Tavus" kavramı ve Yezidilikte ibadet konusunda H.Başbuğ adı geçen eserinde bilgi vermektedir.

Yezidiler'deki "Tavus" (-Tavus kuşu) insancı, aslında başlı başına bir incelemeye konu olacak kadar ehemmiyetlidir. Biz şimdilik bir özel vermeyi kafi görüyoruz.

Yezidiler, Mushaf'ı Reş'te de belirtiğine göre; Allah (C.C)ın ilk olarak "Tavus"u (=Tavus Kuşu) "Melek Tavus" yarattığına, dünyada hiçbir varlık yok iken bu kuşun var olduğuna ve Allah (C.C) ın bunu diğer mahlüklara "reis"yaptığına inanılır. Mushaf'ı Reş'teki diğer "yaradılış" rivayetlerinde de ilk yaratılan varlığın "kuş" olduğunu görmekte ve bunun diğer varlıklardan daha üstün tutulduğunu anlamaktayız.

Diyarbakırlı Molla Ahmedi'l Hasi Efendi'nin Zazaca ile kaleme aldığı "Tevellütname" adlı kitabının; "Peygamberimiz (0Hz. Muhammed (S.A.V) in ve Varlıkların Yaradılışı" başlığını taşıyan bölümünde, Yüce Allah (C.C) in en evvel, kendi nurundan Hz.Muhammed (S.A.V.)in ruhunu yarattığını, bilahare bu ruhun bir "Tavus Kuşu" şeklinin de bu horoza bir kutsilik atfederek saygı ve hürmete layık görmeleri anlayışı, yukarıdaki hadis'i şerifleri n ışığı altında daha da önem kazanır.

Molla Ahmedü'l-Hasi Efendi daha sonra bu tavus kuşunun(Hz. Muhammed (s.a.v) in ruhu bir ağacın üzerine konarak, Allah (C.C) a kalemle izah edilmeyecek derecede "zikir" yaptığına işaret etmekte ve diğer gelişmeleri sırasıyla anlatmaktadır. 257

İşte bir "muamma" gibi görünen ve ilim adamlarını da hayli meşgül eden Yezidiler'deki "Melek Tavus" kavramının sırrı ve kaynağı konusunda, Molla Ahmedü'l -Hasi Efendi'nin açıklaması, bir ipucu olarak değerlendirilebilir.

Çağdaş Yezidiler'de, tunçtan yapılmış dört adet "Melek Tavus" heykeli bulunmaktadır. "Sencık"adı verilen ve Şeyh Adiy tarafından yapıldığına inanılan bu heykeller, "horoz" şeklindedir. Bir kaide üzerine oturtulan horozların ayakları yoktur. "Kavval" ve "Küçek"adı verilen Yezidi din adamları tarafından her yıl Yezidi köylerinde dolaştırılan bu Melek Tavus heykelleri, köylüler tarafından öpülerek tavaf edilmektedir.

Yezidiler'de mukaddes sayılan"Tavus Kuşu"nun tasvirinin(heykelinin) "horoz" biçiminde yapmıştır. Mutasavvıf Şeyh Ömer El Kabisi'nin anlatımına göre, konu Arş Horozu'nun okuduğu ezanla ilgilidir. Hz. Muhammed (S.A.V) in bu konuda Hadis'i Şerifleri vardır. Hadis, "horozların öttüğünü işittiğinizde (dileklerinizi) Allah (c.c) in fazu kereminden isteyiniz. Zira horozlar melek görmüşler (de öyle ötmüşler)dir" şeklindedir.

Sa'lebi'nin rivayetine göre, HPz. Peygamber (S.A.V), " üç sene Allah (C.C)la muhabbet eder; Horoz sesi, Kuran okuyan kişinin sesi, bir de seher vakti Allah (C.C) a istiğfar edenlerin sesi "buyurmuştur. İbn-i Hibban'dan "Sahih"inde Resülullah (S.A.V) in " horoza sövmeyiniz. Ona sebbetmeyiniz, o, sizi namaza davet eder" buyruğunu tahriç etmiştir.

Sünni ve Alevi -Bektaşi cemaatlarca da horozun pek makbül sayıldığı bilinmektedir. Aslında İslamiyet'ten çokönce de, Türk zümreleri arasında horoz, saygı gösterilen bir "totem" durumundaydı. Bilhassa Yakutlar'da horozun ehemmiyeti büyüktü. Hatta yaz mevsiminin üç ayında "semanın oğlu"(= göğün oğlu) diye adlandırılan hükümdara horoz kurban edilirdi.258

Aynı gelenek Anadolu'ya da getirilmiş, bu arada İslami düşünce ile de yoğrularak yaşatılmaya devam edilmiştir. Mesela, Tokat'ta mezar taşlarından biri üzerinde çift başlı horoz figürünün bulunduğu görülmüştür. 259 Çift horoz motifine Pazırık buluntularında rastlamaktayız, Köktürk kurganlarında çıkan eşya arasında da bu motif dikkati çekmektedir.260 Orta Asya Türkleri'nin dinî merasimlerinde dört mevsimde kesilen dört kurbandan biri horozdur. Bu hal aleviler arasında hala devam etmektedir. 261Edirne7de Hızır Baba'ya kurbarn olarak horoz adanmakta, horozun kursağından alınan taşın susuzluğu gidermek ve kadınları güzelleştirmek gibi hassaları olduğuna inanılmaktadır.262 Bektaşilerce horoz'un mübarek bir hayvan sayılışının başta gelen sebeplerinden biri de Hacı Bektaş Veli'nin bir horoz üzerinde Kırşehir'e gelmiş ve keramet göstermiş olmasıdır.263 Türk yazı sanatında horoz şeklinde "Besmele"ninin ve "Kevser Suresi" nin yazılışı264, tarikatların bilhassa Bektaşiliğin tesiri olarak yorumlanmalıdır. Ankara Etnoğrafya müzesinde bulunan , yazı ile tertiplenmiş horoz tasviri müzeye Hacı Bektaş'taki Pir evinden getirilmiştir. Aleviler horoza "Cebrail "derler. Cem ayininde horoz kurban ederler.265 Orta Asya geleneklerine ile İslamiyet'i kendisinde mezceden Sünni, Alevi - Bektaşi ve Yezidiler'de horoz aynı derecede saygı duyulan mukaddes bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bütün bunlar, aslında Türk Kültür ve düşünce hayatında yer alan ananevi "kuş"motifinin tezahürleridir. Bilhassa Eski Türkler'de "kuş"motifinin büyük bir yer tuttuğu şüphesizdir. Mesela "Kartal" Altayların en eski Türk topluluklarında güneş ve Gök Tanrı sembolü sayılmıştır. 266

Altaylar'da, M.Ö. 3.000 sonları olarak tarihlenen Kurot kurganı içinde bir kartal pençesi bulunmuştur. 267 yine Altaylarda M.Ö. 4-3 yüzyıldan kalma Başadar kurganında bir kartal işareti ele geçmiş, Peçenek Türkleri'ne ait (X.yüzyıl başları) altın kaplar üzerinde kartal motifine rastlanmıştır. 268 1958 yılında Orhun abideleri bölgesinde yapılan arkeolojik kazıda bulunmuş olar Köl Tigin'in mermer büstünde serpuşun ön tarafını kaplayan, kanatları açık kartal tasviri dikkat çekicidir.269 Türkler arasında "ruh"un kuşa benzetilmesinden Köl Tigin'in ruhu ile kartal motifi arasında bir bağlılığın olabileceği ihtimal dahilindedir.270 Abakan kıyılarında oturan Beltirler de bir tören için kartal öldürülür ki, bu kartal ruhlar tarafından gönderilmiştir. Kazak- Kırgızlar'da da benzer telakkiler vardır.271 Yakutlar'da en çok sayılan kuş, kartal'dır. ilkbahar ve güz mevsimleri, kartalın temsil ettiği ruhun iradesine bağlıdır. Kartal kanatlarını bir defa sallarsa buzlar erimeye başlar, ikinci bir defa sallarsa ilkbahar gelir.272

Yezidilerde Tavas Kuşu (veya horoz biçimindeki ) heykeli, bir kaide üzerinde durmaktadır Yakut Türkleri de, sırıklar üzerine ağaçtan yapılmış çift başlı kartal heykelcikleri "kaidesi" olan "sırık" sembolik olarak "Göğün direği" oluyor ve göğün direğinin üzerine de, Gök Tanrı'nın sembolü olan Kartal oturturuluyor. Bu düşünce düzeni, Çin denizinden ta İzlanda'ya kadar uzanan, bütün Altay kültüründe yer almıştı. Bu sebeple geniş bölgelere yayılmış olan bu fikir, yer yer ufak değişikliklere de uğramıştı.273 Yezidiler'deki heykelcikler de bu eski Türk İnancının günümüzde de yaşayan izleri olsa gerektir.

"Kuş"gibi tasvir edilen ruhlar hemen hemen bütün Türk boylarında bulunur. Dede Korkud Oğuznameleri'nde de bir takım kuşların mübarek sayıldığı göze çarpar. İbni Fazlan da "Seyahatname" sinde; Başkırtlar'dan bir kabilenin "turna kuşu" na saygı gösterdiklerini yazar.274

Şunu önemle belirtmeliyiz ki Yezidiler, hiç bir zaman güneşe tapmazlar, sadece ona saygı gösterirler.

Yezidiler'in sabah ve akşam yani güneşin doğuşu ve batışı esnasında, güneşe yönelerek yaptıkları bu ibadetin kaynağının da Hun Türkleri'ne kadar dayandığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Hatta Saka Türkleri'nde de bu inancın bulunduğu, tarihi kayıtlarında tespit edilmiştir.

Çin kaynaklarının ve diğer tarihi kayıtların verdikleri bilgilere göre; eski Türkler'de en önemli ve kutsal şey "GÜNEŞ" idi. Güneşin kendisi, doğuşu ve batışı Türkler'in önemle üzerinde durdukları olaylardı.

Yezidilerde; Mir, Baba Şeyh (İhtiyar) Fakir, Kaval, Şeyh, Pir, Kuçek, Molla, Murid gibi dinî statüler vardı. Doğu aşiretlerimizde, güneşin "Tanrı'nın nuru" olduğu inancı vardır.275 Hatta halk arasında pek meşhur olan bazı destanlar da da bu inanç yerleşim bulunmaktadır. Mesela Mem'i Alan Destanı'nda, Güneşin Tanrı'nın evinden çıktığına işaret edilmektedir.276

Yezidiler'de olduğu gibi, eski Türkler de, doğan güneşi üç veya dokuz defa selamlarlardı. Günün başka zamanlarında ise, sadece doğuya selam vermek, yine güneşi selamlamak anlamına geliyordu. 277

Hun Türkleri'nde de"güneş" kültü önemli rol oynamaktadır. Hun hükümdarı her sabah doğan güneşi ve gece de yeni ayı eğilerek selamlardı. Türk hakanlarının çadırının kapısı da doğuya açılırdı. Çin kaynaklarına göre bu " göğün" bu yönüne saygı nişanesidir, zira güneş oradan doğar.278

Yezidiler'de oruç; özel ve genel olmak üzere iki çeşittir. Özel orucu din adamları tutarlar. Bunlar, yirmi gün Aralık, yirmi gün de Temmuz aylarında oruç tutarlar. Genel oruç, her Yezidi'nin Aralık ayının başından itibaren üç gün süreyle oruç tutmasıdır. Oruç, sabahleyin güneşin sarılığının görülmesiyle başlar ve akşam gün battıktan sonra sona erer. Gün boyu yemek içmek yasaktır. Ancak her hangi bir oruçluya bir şey ikram edilirse geri çevrilmez, yenir veya içilir. Ayrıca Hızır -İlyas için üç gün oruç tutmak adeti de vardır.

Alevi Türkmenler'de de aralık ayının başından itibaren üç gün oruç tutma geleneği vardır. Bu üç günlük orucun hemen arkasından bayram yapılır.

Yezidiler'in en alt tabakasını meydana getiren müritler, gelirlerin %10 unu Şeyh'e, %5'ini Pir'e, %2,5 unu da Fakir'e vermek zorundadırlar.

Yezidi geleneğinde Şeyh Adiy bin Müsafir'in türbesinin bulunduğu Laleş kutsal bir yerdir ve burayı ziyaret, "hac" demektir. Bu ziyaret, 23-30 Eylül tarihleri arasında yapılır. Eskiden Hakkari ilimizin sınırları içinde olan Laleş köyü, Musul'un elimizden çıkmasından sonra da bugünkü Irak sınırları içinde kaldı. Bu köy, Musul yakınlarındaki Sincar dağında bulunmaktadır. Eski Türk inançlarında, dağ kutsallığı önemli bir unsurdur. Bu kutsallığı Yezidi Türkler, günümüzde Sincar dağına binaen sürdürmektedirler. "Sincar"adının Selçuklu Sultanı "SANCAR"ın adına izafeten verildiğini bazı kaynaklar yazar.279


İKİNCİ BÖLÜM
MİTOLOJİK MALZEMENİN TAHLİLİ

A. TANRI/TENGRI

Bu bölümde, Eski Türk İnanç sistemindeki; Tanrı, Yeryüzü iyeleri, Gökyüzü iyeleri, Ev, Ateş ve Ağıl iyeleri ile, Kişioğlu, Ata Ruhu ve Kam'a dair bilgi verilmektedir. bu konu başlıkları kapsamına giren ve incelediğimiz bögleden tesbit edilmiş, inanç ve uygulama-lar anlatılmaktadır.

Dinleri, kendi sistematikleri içerisinde inceleyenler, Tek Tanrılı dinlerdeki sistematiğin tepesinde, tek ve her bakımdan güçlü olan hakim bir kuvvetin varlığını görürler. Türklerin, geniş anlamda Anadolu'da girdikleri Musevilik ve İsevilikte Tanrı kavramı, büyük ölçüde İslamiyetteki Allah inancına tekabül ederken, Gök Tanrı İnancındaki Tengri de, birçok vasfı itibariyle Allah'ı düşündürmektedir.

Gök Tanrı Dinînin, İnanç sistemleri içerisinde yeri çok tartışılmıştır.1 Lozslo Rasonyi2 Özkan İzgi,3Nihat Nirun,4 Osman Turan,5A. Altay Köymen6 S. Hayri Bolay,7 ve Ziya Gökalp; konuyu incelerken Türklerde Totemciliğin varlığını ileri sür-müşlerdi. 0. Turan, M.A. Köymen ve başlangıçta A. İnan8 Eski Türk Dinînin Şamanizm olduğunu belirtmişlerdir. Ziya Gökalp9 ise Şamanizmin din değil, büyücülük olduğunu belirtirken, H. Tanyu, I. Kafesoğlu, B.Ögel, M.Eröz, D. Yıldırım gibi araştırmacılar.10 Eski Türk dinînin tek Tanrılı olduğunu açıklamıştır. V. Ecer11 bu konudaki iddiaları karşılaştırmış, Osman Turan daha sonra tamamen H. Tanyu'nun fikirleri doğrultusunda Türklerin semavi bir dinlerinin olduğunu açıklamıştır.12 E. Kaydu ise teşhisini "Eski Türk dinî Monoteizm değil, Henoteizm idi. Ulu ve ezeli Tanrının kendi dışında pek çok Tanrılar yarattığını kısmen uluhiyet cevheri taşıyan tanrısal varlıkların mevcudiyetine inanılırdı"13 şeklide koymaktadır. Biz de eski Türk dinînin tek Tanrılı olduğu kanaatini taşıyoruz.

Şamanizm meselesi konusunda İ. Kafesoğlu; "……Türklerin kendi düşünce mahsulu olmayıp çeşitli dinlerden gelen tesirlerin birbirine karışmasından meydana çıkmış bir tasavvurlar örgüsüdür…….. dinden ziyade bir sihir karakteri ortaya koyan ve esasen bir Bozkır-Türk inajıç sistemi olmayan Şamanlığın tarihi, Türk topluluklarındaki Tanrı ve Yer-Su inançları ile bir ilgisi mevcut değildir"14demektedir.

Şüphesiz İncelediğimiz bölgede Göktanrı inancının olduğu gibi Şamanizm'in de izleri vardır. Karakoçan kazasının Çan nahiyesinin bir köyünün isminin Şaman15 oluşu manidardır.

Geniş alanlara yayılmış olmasına ve Türkler arasında da ortam bulabilmiş olmasına rağmen Şamanizm'in bir din olmadığı kesinlik kazanmıştır. Saha Türklerinin "Kut Sür"olarak isimlendirdiği ve Türkçe literatürde Gök Tanrı Dinî olarak geçen inancın sistematiğini Saha Türkleri Bölgesinde Şamanizm'in bozamadığını görüyoruz. Gök Tanrı Dinî ve Şamanizmi ayrı ayrı halde yaşatmakta olan Saha Türklerinin bir çok tören ve adetlerinde Şamana iş düşmemektedir. Şamanizm Tanrı öğretisinin gücünü istismar edip, bütün ruh alemini belirli bir kudro (Oyun ve Udagan) almayı başararak adeta bir din sağlamlığını kazanmıştır.16

Kök Türk İnanç sisteminde yaratıcı, Kılıcı, kut ve bilik verici yüce varlık Tengri, her şeyin üstündedir. Kök Tengri (gökyüzü, yahut mavigök) ve yağız yir (kara yer veya toprak, yahut yeraltı), Yir-sub (yer ve sular, yani yer yüzü) Tengri tarafından kılındığı yaratıldığı için ıduk kabul edilir ve kutsaldır.

İslam'a girmeden evvel de Türklerde Tanrı; Kadim (bayat), Baki (Mengül), Vahit (Bir), kendi kendine mevcut ve sıkıntılardan uzak (Müngsuz), Hayy (diri), iradesi (erki) ve kudreti (ogan) olan, Halik (törütgen) ve yarattıklarına hitap eden (deyici) vacibül-Vücud bir varlık idi.17

Çin kaynaklarına göre, Asya Hun imparatorluğu Hakanı'nın bilinen en eski ünvanı (Şan-Yü) ya da (Tan-Hu) dur.18 Tan, Tanrı'ya, Hu ise, Huda ya çağırım yapmaktadır. Bu çağırım Hunlarda Hakan'ın Tanrı ile eş anlamda kabul edildiği anlamına gelmez. Allah'ın adlarından dolayı Allah adamlarının bazı lakablar aldığı bilinmektedir. Mesela; hastalık iyileştirici hocalar için çok şafi (Şifalı/Şifa verici) denildiği gibi. Bu o hocanın Allah olduğunu göstermez. Allah'ın Şafi adının tecellisine mazhar olduğunu gösterir.19

Tanrı ile Tanrısal veya kutsal olanın karıştırılmış olması; çeşitli Türk boylarındaki kutsal isimlerin veya kutsal varlıkların çeşitli şekilde isimlendirilmelerinin bir sonucu olarak yanlış anlamlar doğmuştur. Tek Tanrılı olan Gök Tanrı dinînde birden fazla Tanrı ismi zikredilmiştir. Türklerin farklı boylarından, çeşitli coğrafi bölgelerde ve farklı devirlerde zikredilen kutsal veya Tanrısal işimler şunlardır; Adad, Adakutay, Adar, Ağaç Han, Ağada, Ağalim, Ak Han, Ak Toyun, Alasbatır, Ammun, Ank, Anşar, Anu, Arunas, Ayata, Ay Han, Dağ Har' Demir Han, Deniz Han, Kumarbi, Ligal, Narada, Manyas, Mumnü Nergal, Oğan, Şamas, Ana Maykıl, Anatu, Andarkon, Anunnı, Arinna, Aryna, Aruru, Gatümtüğ, Hepat, Istar, Kadi, Kamruşsaba, Kırişişa, Luu, Mezulla, Nalboyay, Nina, Harsağ, Nisaba Siduri, Targun, Neme, Tramat, Tiran, Umay.20 Bunlar, muhtemelen tek olan Tanrı'nın muhtelif isimleri veya bir kısmıbüyük meleklerdi.

Bilge Kağan, Tanrı'da Tanrı olmuştur. Orhun Abidelerinde Bilge Kağan'ın, (Tengri
teg Tengri'de Kut bolmuş Türk Bilge Kagan) ifadesi hatırlanmalıdır.21 Bu aynı zamanda "Enel Hak mi" ve "Bir ben vardı benden, içeru"nun farklı bir izahı mı?

Şaban Kuzgun, Eski Türk inancındaki Allah'ın "Tengri teg Tenri" tanımından hareketle, Allah'ın "Vacibu'l-Vucud" oluşu hususunun, eskiden beri Türkler tarafından bilindiğini, Türklerde var olan inancin zamanla dinleyenlerin kavrayamayışı sonucu bozulmuş olabileceği üzerinde durmuştur.22

Hun hükümdarları bilinmeyen Tanrı önünde yere kapanarak kokular yakarlarken23 Tasavvuf, Allah'ı "kainatın bütünü olarak"24 tanımlıyor. Burada Hun hükümdarlarının yaptığı secdedir/yükünmedir.

Nan,Karay Türklerinde, "Gök Ekmeği" olarak da tanınıyor ve kutsal sayılıyor.25 Doğu Anadolu'da ise, Nan ekmek anlamındadır. Gök'ün kutsallığı ile ekmeğin kudsiyeti "Gök Ekmeği" şeklinde birleşmiştir. Erzurum ve Erzincan'da Doğu Anadolu'nun daha bir çok yerinde yemin edilirken; "Ekmek çarpsın", "Ekmek Kuran Çarpsın", "Kur'an Çarpsın" denir. Kur'an-ı Kerim'in Allah kelamı; ekmeğin, Allah'ın nimeti olduğu bilinir. Ekmek ile Kur'an arasında zımni bir ortaklık, yakınlık kurulur. Tasavvuf da ay ve güneş, bölüşülen bir nimete somuna benzetilmiştir.25/1

Malatya, Sivas ve Tunceli Bektaşileri ikrar verirlerken;
"Gök Babamız
Yer Anamız
Sağımız Cennet
Solumuz Cehennem
Önümüz Kabe-i Beytullah
Arkamızı Göremiyoruz.
Gayba hükmeden bir AlIah"26 demektedirler.

Miraç olayında Hz. Muhammed'in göklere çıktığı ve Allah'la konuştuğu bilinmektedir. Gök, İslami inançlarda da kutsal kabul edilirken Kars'ta ve Van'da haksızlık yaparak küçük menfaatler elde edenler için, "Başı göye ulaştı" veya "başın göye ulaştı" denir. Bu yüceldin mi, en yüksek olanamı ulaştın? anlamındadır. Tarık Buğra, Osmancık isimli eserinde, "Yarın güneş daha bir göklü doğacaktır." ifadesini kullanmaktadır. Göklü doğmak, daha bir ulu doğmaktır. Gök kelimesi burada sıfat olarak güneşin önüne geçmiştir.

Kerkük Türkmenleri arasında "Adamın kendi burada yoksa, Allah'ı buradadır"
tarzında ifade edilen bir inanç vardır.27 Bu inanç Anadolu'da bir kimsenin haklılığını ortaya koymak için, 'kendisi yok Allah'ı var" denilir. İslamiyette Allah bir tanedir ve o her yerde hazır nazırdır. Bütün kainatın Tanrısıdır. Yukarıdaki iki misal bize, her korunan kişi, cisminin olmadığı yerde olabilen adeta "kişi ruhu" şeklindeki bir inancın İslamileştiğini düşündürmektedir.
Eski Türk inancına göre, Tengri kişioğlunu yarattığı zaman Türk'ü yaratmıştı. Türk'e göre bu Tanrı yukarıdadır ve Türk'ü koruyucudur. Bu yüzden bir sıfatı da Türk Tengri'sidir. Çünkü O Türk milleti yok olmasın diye onlara Kağan göndermiştir. Kağanlara, halkı nasıl yönetmeleri gerektiği konusunda göğe çekilip buyruk, kut, ülük, küçük ve birlik verip geri göndermiş ve onları korumuştur. Ancak, koruyan Tengri, azan milleti ve beyleri de gerektiğinde cezalandırmıştır da.28Azerbaycan Türkleri arasında da Allah'ı gökte düşünme temayülü vardır. Tanrı'ya şükredilirken, şükreden kimse güneşe döner veya şükredilen nimet güneşe, çevrilir. Güneş'de ilahi bir hikmet varmış"29 gibi kabul edilir.

Kars'da ve Aşkale'de "Mağrurlanma Padişahım senden büyük Allah var" tabiri, insafsız ve büyük konuşan kimseler için kullanılır ve çok kere de bunu söylerken kişi kafasını yukarı kaldırır veya gök yüzünü parmağı ile işaret eder. Keza Kars'da "Merhamet et insafa gel" anlamında "Allah'a bak, bu kadar da olmaz" denilirken, yüzünü gayri ihtiyarı ve belirli belirsiz yukarıya döndürür. Böylece Allah'ın yukarıda olduğuna inandığı intibaını bırakır. Adeta insanın eli kendi semasında Rabbini gösteremeyeceği için onun zahiri sema olarak gösteriliyor.

Yahya Kemal Beyatlı'nın "Kendi Gök kubbemiz"i vurgulamış oluşu da, Türklerde kişi oğlu ile gökyüzü arasında, adeta özel bölge tesis olduğu anlamını veriyor.

"Kendi Gök kubbemiz altında bu bayram saati-Dokuz asrında bütün halkı bütün memleketi"30 ifadesi Gök Kubbenin Türklüğün çadırı olduğu intibaını veriyor. Bu inancın temelinde, belki de Türk töresini yürütmeleri için Türk Kağan'Iarını tahta çıkaran Tanrının 31 Gök'de düşünülmüş olması fikri vardır.

Tasavvufa göre, Allah her yerde olmasına rağmen göğe dönmek/ bakmak/el açmak doğrudur. İnsanın bedeni, Yeryüzü/Arzi, Rabbi ise, o arzın semasında olan nurdan bir vucuddur. Rahmet Gökten iner. Zahiri bedeni besleyen Hz. Muhammed'in Nuru, Güneşten, Gökten iner.


İYELER

Türk inanç yumağını açıkça Tengri merkez olmak üzere, çereyi onun yarattığı yardımcı ve koruyucu İyelerin aldığı görülmektedir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamlık Meleklerin, Cinlerin ve Şeytanın bulunuşu, bunlarla ilgili inançlar ve fonksiyonları başlangıçtan beri Tanrı ve etrafının değişmediği fikrini vermektedir.

1. AK VE KARAİYELER


Gök Tanrı inanç sisteminde Ak ve Kara iyeler olarak bilinen güçlerin kapsamına girebilen iyeler, Gagauz Türklerinde olduğu gibi bölgede Peri genel ismi ile tanımlanmakta ve bazan özel isimler alabilmektedir. Thomson ve Radlof, "Türk Iduk, Yer-sub" ifadesinde mukadde geçen "Iduk" kelimesini önce gene yani mübarek, Peri ve melek yahut Türkün mukaddes Yir Suları diye tercüme etmiştir.32

Eski Türk inançlarındaki "Kara İyelerin mesala İslamiyet terimle ile denesek belki de onlara "Cin" denilebilir. Cinlerin de kendi aralarında müslüman olan ve olmayanların bulunduğu ifade edilmektedur. Bu orada cinlerden yardım alınabildiği inancı da vardır. Cinler yalan söylemek suretiyle yardım isteyenleri yanıltabilirler. Bu yanılgının giderilmesi içın yarasa kanı mürekkep olarak kullanılmak suretiyle işlem yapılır.

Divriği'nin Zınzın köyü yakınlarındaki Yedi baba Dağı üzerindeki Yedi adet kayanın "7 Perili kız" olduğu inancı vardır.33

Karailiğin temelini oluşturan fikirler; Anan'dan önce mevcut olmakla beraber dağınık bir halde idi. Bu dağınık fikirleri, 760 - 770 yılları arasında Anan bir araya toplayarak, önceden var olan bu esaslara bir çeki-düzen vermiş ve mezhebin esaslarını tesbit ettiği "Sefer ha-Mişvot" (Farzlar kitabı)nı yazmıştır.34 Dağınık iken toplanılan bu inanclardan Gök Tanrı inancı ile ortak olanlar hangileridir?

Karayiler, Allah'ın ilahi bilgileri Melekleri vasıtasıyla peygamberlere ulaştırdıklarını kabul ederler.35 Ünlü Karai bilginin Dainel el Kumisi, meleklerin sadece tabiat kuvetleri olduğuna inanılır.36

Ermeni'ler, genel olarak görünmeyen ruhlara ve onların insan üzerindeki etkilerine inanmaktadırlar. İyiler, Kalchk (Kaçlar), Kötüler Ays (Aiss)ler diye isimlendirilmiştir. Onlar insan üstü varlıklara, yerde veya gökte görünen varlıklara ait vücutlar ait etmişlerdir. Bu yüce varlıklara Ermeniler nazarında, tabiat üstü iyi veya kötü varlıkların fiilleri olan, tabiata ait fenomenlerde kendinî gösterir."37

Gök-Tanrı inancında Ak iye ve Kara iyelerin bulunduğu bunların da tabiat üstü güçlere sahip oldukları bilinmektedir.38


Gregoryen Hıristiyanların, Hıristiyanlık öncesi inançları arasında, Arlez'lerin (köpek başlı varlıklar) savaş alanlarında ölenlerin yaralarını yalayarak iyi ettiklerini; nehirlerin ve göllerin diplerinde korkunç varlıkların bulunduğuna inanılmaktadırlar.39

Gök Tanrı inancında olağan üstü varlıklardan Umay, Ana Maykıl, Akana, Erlik gibi etkin ruhların varlığı bilinmektedir. Erlik, yeraltı dünyasının güçlerini temsil etmektedir. Bölgede Karakura, Kivot, Gibilik, Karakoçan, Kepoz, Kapoz, Haftar, Obur, Mayıs, Baldır, Cangulaz, Üzüt, Cin, Sıbıla gibi isimlerle halk inançlarında çeşitli varlıklar yaşamaktadır.40 Ana Maykıl, Eski Türk inançlarında savaşan Türklere yardım eden bir ruh olarak bilinirken, günümüzde de halk inançlarında savaşan Türklere yardım için cepheye giden kutsal balıklar veya bilinmeyen ulu kimseler yeşil sarıkları ile görülebilmektedir.

Oğuz Kağan destanında köpek başlı insanların ülkesine yapılan akınlardan söz edilmektedir. Köpek başlı insanlara Avrupa ve Hint mitolojilerin de rastlanılmaktadır41 kanatlı Köpek Noğay Türk Mitolojisinde de önemli yer tutar.

Yer altı aleminin hakimi olarak kabul edilen Erlik Han F. Bayat'a göre ilk Şamandı ve Şamanizm'in diğer ismi "Kara inanç"tı. Erlik Han'ın mücadelesi arsan Duolay ile geçmekte idi.42 acaba "Kara Büyü" Şaman büyüsünden mi ismini alıyordu? Afyon bölgesinde mezara "Karayer" denildiği bilinmektedir.

Kendilerine kötü ruhların temas edenlere Gagauzlarda "cadı" denir. Kadın ve erkek cadı olabilirler daha ziyade kadınlar cadı olur. Doğu ve Güneydoğuda ve Anadolu'nun sair yerlerinde "cadı"ifadesi her türlü fenalık yapabilecek kötü yürekli kadınlar için kullanılır.

Peri, Gagauzlarda Rusali ismi ile bilinir ve insanda çeşitli şekiller altında temasta bulunabilen kötü ruhlar olarak tanınır. Rusali'ler insanlardan; güçsüz, akılsız, dinî zayıf kimselere görünürler. Rusali ile kimse karşılaşmak istemez. Rusaliler hem kadın ve hem de erkek şeklinde görünebilirler. Kadın Rusalilerin saçları uzundur.

Taun (Mencikli) insanlar arasında ölüm saçan kambur bir kocakarı şeklinde düşünülür. Gagauzlar taundan Allah(ın bile korktuğuna inanırlar.43

Gregoryan Cemaatininin Hıristiyanlık öncesi döneminde; bir adam hastalandığı zaman vücuduna bir Aiss(kötü ruh) veya şeytanın girmiş olduğu kabul edilmektedir. Delilik veya Sara'lık aynı şekilde, kötü ruh veya şeytanla, izah edilmektedir. Hastayı iyileştirmek için şeytan veya kötü ruhun vücuttan çıkarılması gerekmektedir. Bunun için dua edilmekte ve ayinler düzenlenmektedir.44

Erbil'de, Türkmen ve Kırmançların Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bölge halkının ruh hastalıkları için gittikleri yatır, mezar ve Ocaklarda hasta özel bölümlerde yatırılır çok kere titreyerek kendisine gelen hastanın ruhundaki kötü güçten kurtularak sağlığına kavuştuğuna inanılır. Bu bize Gök Tanrı inanç sistemindeki Kam'ın ruhlarla temas seanslarını bilhassa hasta tedavisindeki "titreme" halini hatırlatıyor.

Gök-Tanrı inanç sisteminde hastalanan kişinin ruhunu kötü ruhların işgal ettiğine, hasta ruhun kurtulması için kötü ruhların kovulması gerektiğine, bu amaçla Kam'ların bir takım ayinler yaptıklarına şahit oluyoruz. Günümüzde de bir kısım ruhi rahatsızlıklar ve sara türünden hastalıkların bazı yatırlarda tedavi edilmek istendikleri, hastaların ziyaretlerde bir titreme sonucu kendilerine geldiklerini, sağlığına kavuşan hasta için "ruhu kurtuldu" denildiğini biliyoruz. Umay; Göktürk çağı Bedü Taş yazıtlarında da ismi geçen ak iyelerden birisidir.45 Çocukların koruyucusu olarak bilinen but iye, doğum sırasında, doğumdan sonra ve çocuklar "Er" ünvanı kazanıncaya kadar onları korur. Umay'ın Yakut Türklerindeki ismi Ayısıt iken46 but iyenin hayvan yavrularını da koruduğuna inanılmaktadır. Avarlar döneminden beri bilinen47 Umay'ı, Kaşgarlı Mahmut kadının doğumundan sonraki "Son" olarak tanımlıyor ev ona kutsiyet atfettiğini belirtiyor.48

Osman Turan, Umay ve diğer iyeleri Tanrı değil, her dinde mevcut bulunan melek ve mukaddes varlıklar olduğunu, "Umay gibi anam Hatun" veya "Umay tek öğem Hatun" ibarelerinin Umay'ın Tanrı yerine konulmadığını açıkça gösterdiğini ileri sürmektedir. Nitekim Kaşgarlı Mahmut Umay'ın bir Tanrıça değil, bir ruh veya melek olduğunu kaydetmiştir.49 Umay Türk mitolojisinin kaynağı olan ülkelerin hepsinde bilinmektedir.50

…Umay'ın Kudırge Kayası'ndaki tasviri; üç boynuzlu süslü başlı kadın tasvirinin, çocukların ve savaşçıların koruyucusu, bereketin tanrıçası tanrıça Umay'ın tasviridir… Üç Müstü Bay Onı (üç boynuzlu kutsal Onı) Teleutylardaki May, Umay adına tekabül etmekte Orhon kitabelerindeki kutsal Ana, Umay, üç boynuzlu kutsal ana, anlamını içermektedir. Umay'ın semavi ruhlardan biri olduğu düşüncesi Teleut ve Şorlarda büyük semavi ruh Ülgen hakkındaki düşüncelerle de bağlantılıdır. Umay Teleutlarda insanların çağrısına ay ve güneşe benzeyen gökkuşağındaki beyaz Ülgenden gelir. Şorlarda ise, Ülgen diyarından gelen bir koruyucu gibidir. Çarga ulusunun teleutları Umay'dan, genel ve üzeri beyaz, ipek giysili dalgalı saçları güzel taze genç bir kadın olarak bahsederler. Şaman törenlerindeki dağ ruhların biri Üç Müstü Kara- Kaya diyebilinir.51

İncelediğimiz bölgelerden Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan Muş, Erzurum, Kars ve Ağrı'da "eş" veya "son", ıssız ve temiz yerlere gömülür. İnsanların onu çiğnemesinin engellenmesi amaçlanır.

Ayrıca doğum münasebetiyle yapılan pratikler anlatılırken belirtildiği gibi kanlı ve kansız kurban verilir. "Doğum Aşı" dökülür. Günümüzde, sağlıklı doğumlar bilhassa çocuğu olmayan ve erkek çocuğu olmayan ailelerin kurbanları şükür için, Allah rızası için kesilirken, bunların özellikle adak kategorisinde onların bir dönem Umay iyesine adandıkları düşünülmektedir.

Ana Maykıl; "Bodın Inli" diye de anılan bu iye, Ötüken Yış'da mevcut olan bir iye idi.52 Fonksiyonları yir-sub iyeleri ile birleşmiş gibidir.

İncelediğiniz bölgede biz but iye'yi , yatırlarla ilgili anlatımlarda ve efsanelerde izleyebiliyoruz. Daha ziyade dardan kalan bölge insanına, savaşta ve benzeri felaketlerde yardımcı olmaktadır.

Balıkesir'in Pamukçu köyündeki Dede Balıkları'nın istiklal harbinde katılıp bir kısmının yaralı döndüğü,53 Darende Somuncu Baba Camii önünde Balıklı Göl'ün kutsal balıklarının Kıbrıs'ta Mehmetçiğin yanında savaştığı, savaş günleri kaybolup sonradan göründükleri, Bergama'daki Gazi Balıkların aynı şekilde Kıbrıs savaşında Türk askerine yardım ettiği54 Ağrı'daki üç şehitler efsanesinde bölgede daha evvel şehit olmuş üç kardeşin, bölgenin Ruslar tarafından işgal edildiği sırada Mehmetçikle birlikte Rus'lara karşı savaştığı şeklinde inançlar, bu inancın canlı örnekleridir.55

Ana Maykıl bize göre Türklerdeki Veli Kültü, Kam bağlantısı ile karıştırılmaması gerekir. Misallerini verdiğimiz yardımcı iyelerdeki güçlerin belirli bir mekanı yoktur. Ana Maykıl'a İslamiyetten evvelki Türk inancında da yeri olan Tenasüh İnancı objektifinden bakılabilir mi? Bize göre aynı sistem unsurlarından oluşları itibariyle şüphesiz ortak yanları vardır. ancak aynılıklarını söylemek kolay değildir. Veli'de kendisinden yardım isteyen dardaki insanlara yardım etmektedir ve Veli'nin yakın muhiti kutsaldır. Ancak Maykıl bulunduğu ili ve ilin insanlarını kötülüklerden korumakta ve o ili kutsal kılmaktadır.56

Eski Türk inancında, Yer ve Su Tanrı olarak kabul edilmemiş Türk iduk yer-sub ifadesinde geçen "Iduk" kelimesi "mübarek, peri ve melek" anlamında kullanılmıştır.57 Hal bu olunca evliyaya kut veren Tanrı'nın Coğrafya'ya kut vermiş olması doğaldır.

Sarıkamış'ın Bozat Köyüne Rus'lar 1915 de saldırdığında, Ağ Baba dağından inen "yeşil sarıklı" bir ordunun halkın imha edilmesini önlediğine inanılır. Ali İmran süresinin 146. ayetinde savaşlarda Peygamberlere Allah Erleri'nin yardımda bulundukları açıklanmaktadır.

İslamiyet Karaçay bölgesine XVIII.y.y da girmiş olmasına rağmen XVII.y.y. başlarında da Karaçay'lıların yurtlarını düşman istilasından korumak için "Marca" diye bilinen bir kutsal ruhun kendilerine yardım ettiğine inanılırdı.58 Marca'nın yılanla, Elik Han'la ilgisi olabilir mi?

Kayseri'nin Höbek köyünde halk, Ali Baba Türbesi'ne saygılı davranmaktadır. İnanca göre, Ali Baba ölümünden sonra çıkan bir harpte askerlerle birlikte düşmana karşı savaşmıştır. Bu efsaneye inanmayan askerlerin silahlarının yılana dönüşeceği inancı vardır.59

Ana Maykıl muhakkak harp halinde değil, sair zamanlarda da darda kalmış yöre halkına yardım edebilmektedir. Kayseri'de Orman köylüsünün hangi ağacı kesmesinin isabetli olacağını gösteren Pir efsanesi vardır.60 Tunceli'deki Dursun Dede efsanesine göre Dede, köyde olduğu zaman köye bereket yağmakta ve hiç sorun olmamaktadır.61

Isparta'da Serement Dede, İsimsiz Dede ve Kesik Baş'ın bölge halkı ile birlikte düşmana karşı harp ettiği inancı vardır. Bingöl'ün Sütlüce köyünde kurtuluş savaşında Rus askerlerine karşı savaşan ihtiyarların safında yer alarak dövüşen güvercin'in, konduğu yere halk bir türbe ve cami yaptırır ve adını "Şeker Baba" koyar.62 Ağrı'da Allah aşkı ile kendisini ateşe atan bir şahsın kurtuluş savaşı sırasında Rus'lara karşı Türk askerlerine yardım ettiği inancı vardır. Bu şahsın yattığı yerdeki havuz ve kaya halen ziyaretdir.63 Bu tür efsaneler Diyarbakır'dan da derlenmiştir.64

Bize göre Kesik Baş Kültür kotu kişioğlu veya Ata ruhu inanç başlığında ele alınmalıdır. Ruhun bedenden ayrılmasına rağmen kişideki kuvvenin etkinliğini gösterir. Bu kuvvenin hala devam ettiği ve kişiye göre değişen farklı dereceleri olduğunu gösterir. Muhtemelen halk inançlarında "yeşil sarıklılar" olarak geçen eski Türk inanç sisteminde Ana Maykıl olarak bilinen inançla ilgilidir. Ahmet Yaşar Ocak, Kesikbaşı destanları ile birlikte incelemiştir.65 Biz Kuzey Mezopotamya Türkleri arasında Kesikbaş hikayeleri dinlemiş ve türbelerini tespit etmiştik.66 Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaptırdığı türbeler çalışmasından67 Kesikbaş ismi ile bilinen birçok türbe tespit ettik. "Kesikbaş" halk sofizminde mertebe anlamında kullanılır. "Kesikbaş birgün gelecek" diye bir ümit kapısı vardır. Birçok evliya için bu tabir kullanılırken, halk birçok ihtiyaç için Kesikbaş'ı anar.68

Tasavvufa (Hz.Hüseyin'den sonra) Kesikbaş İmam-ı Kamil'i temsil eder. Eşrefoğlu Rumi, ölümünden 40-50 yıl sonra "Kellesi Koltuğunda" düşmanla dövüşmüştür inancı vardır.

Anlatımlara göre; Hz.Muhammet, Hz.Ali, Hz.Fadima, 5-6 kişi otururlarken bir Kesikbaş kapıyı çalar ve eşinin bir dev tarafından kaçırıldığını söyler. Hz.Ali devi yakalayıp öldürür, onun hanımını kurtarır ve Kesikbaşı yerine koyar.

Hz.Muhammed'in göreve gönderdiği 10 kişiden birisi şehit olmak arzusu ile Allah'a dua eder. "Beni düşmana canlı teslim etme"der. Şahsın vücudunu ve başını sel suları Peygamberimize getirir. Hz.Muhammed onu tedavi eder sağlığına kavuşur.

Hz.Ali, Hz.Muhammed'den dinlediklerine dayanamıyor, tahammül edemiyor, Hz.Ali kendisine anlatılanları Kuru Kuyu'ya anlatıyor. O kuyudan su ve kamış yükseliyor. Evvelce Şit Aleyisselamdan zurna sesi biliniyordu . Zurna ölümlerde çalınıyordu. Hz . Ali'nin anlatımı üzerine çıkan kamışlardan ney yapılmaya başlanıyor. Bu özel bir neydir. Buranın kamışını satın almak isteyen kimseye bakıcı kamışı satmaz. Alıcı bunun üzerine kuyuyu satın alır. Kamışı, kesip alır,"kuyu ve kulübe senin olsun'der şeklinde anlatılar vardır.69

Kuru Kafa, Kesik Baş değildir. Ancak, Azerbaycan'da "Guru heyvan kellesini haradan assan oraya göz deymez" şeklinde bir inanç vardır. Türk Dünyasının birçok yerinde bu arada Anadolu ve Kuzey Mezopotamya'da nazardan korunmak için öküz ve bilhassa at kuru kafası, tarla, ambar ve ahırda kullanılır.70

Ak Ana (Ak Ene): Altay Türkleri arasında yaşayan bu iye, inanca göre, Tengri Ülgen'e yaratma kudreti ve ilhamı vermiştir.71 Yaradılışı Türklerin nasıl değerlendirdiği hakkında hüküm verebilecek bilgi pek fazla değildir. Bengü Taş yazıtlarında, kainatın ve kişi oğlunun yaradılışı hakkındaki ibareye göre, Göktengri (Mavi Gök) ve yağız yir (Kara toprak), yaratıldıktan sonra, ikisi arasında/yer yüzünde insanoğlu yaratılmış denilmektedir. Radloff "Türk Mitolojisi"nde yaradılışı anlatırken, "Yer ve Gök yaratılmadan önce, her şey sudan ibarettir. Yer yoktu, Gök yoktu, Güneş ile Ay henüz yoktular.O zaman Tanrısal güçlerin en yükseği insanoğullarının Ata ve Anası Tengere Kayra Kan vardı" demektedir.72

Altay Türklerinde hala yaşayan yaradılış ile ilgili inançlar ve Taş Yazıtlarındaki ifadelerin büyük ölçüde ayniliği bize herşeyin yaratıcısı olan Tengri'nin bugünkü inançlarımızdan farklı olmadığını göstermektedir. Suyun bir yansıtıcı olduğunu düşünür isek, Ak Ana, ayna fonksiyonunu görüyordu. Bektaşi-Alevi inançlarında yer alan "Aynaya baktım Ali'yi gördüm" inancının altında belki yine bu yansıtıcılıktan kaynaklanan semboller vardır. Muhtemelen Ana/Ene/Ayna'nın etimolojik ilişkisi vardır.73

Ayna, aynı zamanda eski Türklerde Ay ile Güneşin de bir sembolü idi.74 İncelediğimiz bölgede yaşayan tasavvufta Allah'ın sır ve hikmetlerini aksettirdiği için Hz. Muhammed (a.s.) kalbi hakkında; Mir'at-ı Muhammed (Muhammed'in aynası), Mir'at-ı Muhabbet (Sevginin aynası) v.b. ifadeler kullanılır. Hz. Mevlana Allah'ın büyüklüğünü görmek isteyen, suyun yüzüne baksın, demiştir.75

Kuzey Irak, Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da insan hayatının her safhasında; bebek bekleyen hamile hanımlarda, cennet özleminde, gelecekten haber almada, semahlarda, Murat almada, cehizde, gerdekte, çocuğun cinsiyetinin tayininde, ölüm ve ölüm sonrasında ayna ile ilgili inançlar vardır. Ayna insan ismine, nazar ve mimariye yansımıştır. Ayna;Ak pak bir geleceği, uzağı yakın etmeye ve aydınlığa delalet eder.76

Gregoryen Hıristiyan cemaatinin Hıristiyanlık öncesinde, ulu ruhları arasında toprağın ürünlerini çalan ejderhalar olarak tahayyül edilen güçlere, Dragon'lar denilmektedir. Gök Tanrı inanç sisteminde Erlik Han'ın yer altı dünyasının hakimi olduğu, kötülükleri temsil etmesi yanında yılan, Evren, Ejder şeklinde tahayyül edildiği bilinmektedir.

Celmavuz, Karaçay-Malkar Türklerinde bir tür kötü ruhlu ejderha olup, ay ve güneşin tutulmasına yol açar. Ayı bu ruhtan koruyan iki çoban köpeğinin ismi "eger" dir. Kırgız Türklerinde bu iye'nin ismi (cemouz), Uygur Türklerinde "yerimagız", Altay Türklerinde "Yelbegen" Silvan'da Dev/Div"dir.

Gregoryanlar olağanüstü varlıklara, büyüye ve büyücülüğe inanmaktadır. Gregoryan Papazları halka sihir ve muska yapmaktadırlar. Onlar ruhların, bazen acayip varlıklar, dev ejderhalar, köpek insanlar şeklinde insanlara göründüklerini hayal etmektedirler.

Gagauzların inandıkları mitolojik varlıklardan biri de Dev'dir. Ancak dev ile birlikte Gagauzlarda bir de Tepegöz vardır. Dede Korkut'da ki Tepegöz'ün emsali olan Gagauz Tepegöz'ünün yanı sıra, Dev'ler ormanlarda ve geçit vermeyen yerlerde yaşarlar ve devler dişi ve erkek olabilirler. Dişi Deve (Dev-Ana) erkek Deve ise sadece (Dev) denilir.77 Doğu Anadolu efsanelerinde de bu devin yer aldığını görüyoruz.78"Kars'da çok iri yarı ve estetik olmayan kadınlara hakaret anlamında "Dev Ana" veya "Dev Anası" denir.

Sorgun'da tabiata ad olmuş bir isim de Büyük Ören köyündeki "Cinli Dere"dir.79 Burası bir cin yerleşim bölgesi olarak kabul edilebilir.

Cinle ilgili halk inançlarında folklorik malzeme çok kere "dev" olarak geçmektedir. Dev bilindiği gibi cin anlamına gelmektedir. Halk dilinde "Dev" zamanla Dev olmuştur. Azerbaycan halk masallarında da Dev'in cin karşılığında kullanıldığı olur.

Cin kavramı , dinî folklorde çeşitli isimler ve tezahürlerle sürdürmektedir. Tasavvuf ehli, cini ancak hayal gücüyle kavranabilen varlıklar olarak tanımlar. Şeyh Bedrettin "Ey kişi, için meleklerle ve şeytanlarla doludur; galip gelen kararı verir. Cinler ise ikisinin arasındadır80 demektedir.

Doğu Anadolu'da olduğu gibi81 Azerbaycan coğrafyasında da bir takım Ak ve kara iyeler coğrafyaya isim olmuşlardır. Bu arada Sorgun'un Ağcın koyu ismini yakınındaki "Aca in" adlı mağaradan almış olabilir.

Ağcin bize Akcin, iye çağırımını da yapmaktadır Zira cinlerin de iyi huylu ve kötü huylu diye tasnif edildiği bilinmektedir. Ancak Ak cin ile Ak iye aynı şeyler değildir.

Dev veya Div, cin karşılığıdır. Kars'da ıssız yollarda yolcuların karşısına tabut veya
hayvan şeklinde çıkan "Şahacın" diye bilinen bir varlık vardır. Urfa'da doğumdan sonra çocuğu cinlerden korumak için yastığına iğne batırılır.82 Anadolu'da "Aftar/Abitor,Mezar-ı Besi, Güney Han, Kral kızı Kalesi ile ilgili cinli efsaneler anlatılır.83 Necati Gazel'in de dişi cinlerin ateşe ve suya boyun eğmediklerini anlatır.84

Karaçay-Malkar Türkleri insan kılığına girebilen kırmızı gözlü uzun kuyruklu savurbek diye bilinen bir cinin varlığına inanırlar.85

Gagauzlar, Obur (Hobur) kelimesinden, ölen günahkar bir kimsenin mezarda yaşayan bir hayvan şekline dönüşmesini anlatmaktadırlar. Gagauzlara göre Obur, mezardan çıkarak geceleri dolaşır.86 Kars'da Kaftar Küskü olarak bilinen, daha ziyade yeni ölülerin mezarına musallat olan, mezarlık çevresinde yaşayan, gece görünebilen ve rastladığı insanlara zarar veren hayvan şeklindeki bir varlığın mevcudiyetine inanılırdı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da "Mecikli" türünden varlıkların mevcudiyetine inanılır.
Bunların isimleri çok kere bölgelere göre değişmektedir. Ayrıca onların özelliklerini anlatanlar onlara dair çok kere farklı şeyler söylemektedir.

Kapuz, Alkarısı veya Alkızı türünden bir varlıktır, firkete, çatallı iğne ve çuvaldız ile yakalanır ve su çevresinde yaşar. Yakalayanlar onu çalıştırırlar, onu yakalayabilene zarar vermez. Kapuz'u yakalayıp serbest bırakanlara, yakınlarına ve bunlara ait bir eşya taşıyanlara da Kapuz'un zarar veremeyeceği inancı Fırat havzasında yaygındır.87

Diyarbakır ve çevresinde "Kapuz", "Bizden iyiler", "Pirelik", "Pirabak" gibi unsurlar Karakura olarak bilinir.88

Malatya yöresindeki bir inanca göre "Hıbılık", Alkarası türünden bir varlıktır, o sadece kadınları değil, erkekleri de rahatsız eder. Hıbılık umumiyetle kadın olmakla beraber erkek şeklinde olanları da vardır. Yanına gittiği erkeğin göğsüne oturur ve boğazını öldürünceye kadar sıkar. Hıbılık'ı insanoğlu yakalayabilir ise ona bol altın getirir.89Çemizgezek'de Gıbılık diye bilinen varlık uykudaki insanları basan bir kara iyedir.

Gıbılığın bastığı kimsenin dili tutulur, kımıldayamaz, konuşamaz, ter içinde kalır. Gıbılık bastığı kişinin gözüne kedi şeklinde gözükür, başında bir külah vardır, bu külah sihirlidir ve onu kapan kişinin zengin olacağına inanılır.90

"Şivat" Al karısı gibi hayali bir varlıktır. Çemişgezek'te bilhassa kış gecelerinde Şivat'ın kişinin uyuduğu sırada sevdiği bir arkadaşının kılığına bürünerek onu çağırdığı ve tenha bir yere götürüp burada demir bir tarakla saçlarını taradığı ve uçurumdan aşağıya attığı kabul edilir.91

Sorgun'da kışın en şiddetli geçtiği aya Cangulaz/Koncaloz ayı denir. Bu ayda Cangulaz diye bilinen bir kara iyeden korunmak için halk, kapı ve pencerelerin önüne pancar koyar, pancar'ın kokusunu sevmediği için Cangulaz'ın evlerden içeri giremeyeceğine inanılır. Cangulaz, insanları, tanıdıkları bir sesle çağırır ve onların yataklarından uyanıp kalkmalarına sebep olur. Cangulaz aydınlıktan korkan ve gündüz görünmeyen bir varlıktır. 92Cangulaz'ı çeşitli isimler altında Doğu Anadolu ve Azerbaycan da da görmekteyiz. Kırmızı renkli bu kara iye, 15-20 m. olup Cangul-oz şeklinde de geçmektedir. O Cin ve Dev arası bir konumda olup Reşat Nuri Güntekin'in "Gul Yabani"sini hatırlatmaktadır.

Kara iyelerden biri olarak kabul edilen "Nazar" kişioğlu'nun bizzat kendisinden kaynaklanır. Gözler vasıtasıyla bakışlarla nazar edildiği kanaati yaygın ise de, kişioğlu görmeden de, duyarak veya tadarak da nazar edebilir. Hatta muhayyelesini kullanması da nazara sebep olabilir. Çok kaliteli bir gıda maddesi veya ambarı doldurduğu duyulan bir mahsül nazar olabilir. Nazar, canlı ve cansız varlıklara yönelik olabilirken, nazara karşı korunmaya en fazla muhtaç olan ise bebeklerdir. Anne ve bebeklerin uğrayacakları kara iyeler çok kere nazarla karıştırılır. Nazar ayrı bir bahis olarak ele alacağız. Fakat biz; doğum sırası ve sonrasında görülen inançlar münasebetiyle nazar bu bölümde de ele alacağız.

Gagauzlardaki "Obur", Karstaki "Kaftar küskü"ye benzemekten ziyade Anadolu'nun muhtelif yerlerinde halkın (Hortlak) dediği inanca tekabül etmektedir.93

Romanya'da Müslümanlar ölen kimsenin vampir-obur olmaması için cenazeyle mezara götürmeden evvel kuvvetli bir ateşin altından geçirirler.

Gagauzlardaki mitolojik varlıklardan birisi de "Tılsım"dır. Tılsımlar çeşitli şekillerde görünebilirlerse de daha ziyade uzun gömlekleri ile görünürler. Tılsımlar virane yerlerde köprü altlarında ve çeşme başlarında otururlar. Tılsım bazen canlı ve bazen de cansız varlıklar şeklinde görünebilir.

Tılsımın hükmü altında olan yerlerde ateş yandığına inanırlar. Define arayıcıları o yerin tılsımının var olup olmadığını bilmek zorundadırlar. Tılsımdan korunulması için kurban kesilir.94

Tılsımlı ve büyülü yerler, bu yerlerden korunmak inancı Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da olduğu gibi Anadolu'nun diğer yerlerinde de vardır. "Sahipli yerler" in sakinlerinin onayı alınmadan o yerlerde rahat hareket edilmez. İnsanlar o yerin sahibi tarafından çarpılabilir. Aranılan definenin sahibi defineyle kaçırıp saklayabilir veya definenin içerisindeki kıymetli eşyaları taş, toprak, yılan, çıyan şekline dönüştürebilir. Defineciye zarar vermemesi için arama yapılan yerde, kurban kesmek ve o yere kurban kanı akıtmak gerekebilir.

Gagauzlarda olduğu gibi binanın temeli atılırken, temele kurban kanı akıtılması inancı Anadolu'nun her tarafında vardır. Kurban kesilmesi suretiyle, muhtemelen ev sahibi icazet alarak yeni evin sahibi olabilmektedir.

Azeri Türklerinde mezarların yanından geçenleri "Kara"nın basacağı inancı vardır. Bu gün Türkiye'de olduğu gibi Kara ve Akkoyunlularda, Selçuklular ve Osmanlılar'da yas giysisi kara idi. Gagauzlarda yaşlılar kırk gün kara gömlek giyer. Muş'da böyle insanlara "Karalı" denir. Doğuda yas bayramına "Kara bayram" denir. Azeri Türklerinde cephede bir ferdinî kaybeden aile evin çatısına kara, "Yas bayrağı" asar. Tasavvuf bilginlerine göre, siyah ile kara'nın farkı, Kara'nın nur da olabilmesidir. Bitlis'de kara çarşamba inancından hareketle "karaçarşambaya gelesin" denilir.

Al karısından korunmak için yapılan dinî pratikler ile "Kırk basması" veya "Kırklama" pratiklerini ayırmak zordur. Zira "Kırklama" albasmasını önlemek için yapıldığından, "Kırk" ve "Yarı kırk" uygulamaları "Al basması" ile iç içedir. Ağırnas'da bebek, Çeyreş Yöresinden getirilen su ve kırk adet ufak taşla kırklanır, daha sonra annesi kırklanır.

Eski kavimlerin çoğunun sihire inanmış olmaları dine karışmasına ve sihirbazların halkı kandırabilmelerine yol açmıştı. Mardin ilimiz ve güneyinde hala kalıntıları bulunan keldaniler, İrşad için gönderilen Hz. İbrahim'den evvel yıldızlara tapıyorlardı. Bunlarda gruplara ayrılmışlardı. Ayrıca ruh gücüne dayanılarak ortaya konular sihir ruhani varlıklar yararlanılarak yapılan sihir ve göz boyamak suretiyle yapılan sihirler vardır. Sihir ilmi bilmek ile onu kötülükler için kullanmak farklı şeylerdir. Birinci ve ikinci tür büyülere, itibar etmek kişiyi kafir yapar inancı vardır, yaratıcının Allah olduğuna inanılarak sihir ilmi öğrenilebilir.

Kırklama ile bebek ve annesi "habis ruhlar" dan korunmuş olur. Bebek ve anne kırk'ları çıkıncaya kadar yalnız bırakılmaz aksi halde onları "Al" basar. Al; gür, kızıl saçlı, iri yarı korkunç bir kadındır. Onun anne ve çocuğu delirtmemesi veya öldürmemesi için yanları na bıçak bayat ekmek ve Kur'an konulur.95

B.Ögel, Albastı tasnifine dair bilgi verirken; "Kara Albastı, ciddi ve ağırbaşlı","Sarı Albastı" hopba ve şarlatan, "Kırmızı Albastı" ise insanlığın anası olan bir "Ruh"olarak kabul edilir" demektir.96

Adıyaman'daki bir inanca göre, "Al karısı" lohusanın odasına hem kapıdan hem bacadan girer.97 Çıldır'da Al Karısı değirmenlerin çarkında oturur ve sarı saçını suya doğru tarar.98 Çemişgezek'de Al Karısı hasta tarafından çirkin, ihtiyar kocakarı olarak görünür.99

Karaçay-Malkar Türklerinde, bebeği annesinin ayak ucuna yatırırlar ve bebeği "Al-mastı" denilen kötü cinlerden korunmak için etrafına kama, makas gibi demir eşyalar asarlar.100 Anadolu'nun bir çok yerinde hususiyle Doğu Anadolu ve Azerbaycan da, Al Karısı, Al Kızı ve Al olarak görülen şeyler "Almastı" ile aynı olabilir. Demirin koruyucu fonksiyonu olduğu bilinmektedir.101

Azerbaycan'da hamile kadının doğumunun kolay olması için ihtiyar "Bilici Kadın"yedi gün hamilenin karnının üzerine bıçak sıvazlar. Bilici kadının buyruğu üzerine doğum esnasında, çadırda kadınlar, dışarıda erkekler bıçak bilerler. Doğum olunca bileme işleme durur.102 Demirin kötü ruhlara kara'iyelere karşı koruyucu fonksiyonu Doğu Anadolu'da yaygındır.103

Bu bileme işlemi biley taşında yapılırsa ve küçük ateş kıymıkları etrafa sıçrarsa o zaman cinlere etki edildiğine inanılır.

Albastı Gagauzların dev şeklinde tasavvur ettikleri ve lohusalara zarar veren kötü bir ruhtur. Gagauzlarda Albastının şerrinden korunmak için lohusaya doğumdan üç gün önce ve üç gün sonra su verilmez rakı verilir. Ayrıca lohusanın kapısının önüne kor halinde ateş konur. Kötü ruhların eşikten içeri girmesini ateşin önlediğine inanılır.

Albastıyı, Kırgız ve Kazaklar tilki veya keçi şeklinde, Kazan Türkleri kötü bir ruh olarak, Özbek Türkleri ise pejmürde, dağınık bir kocakarı şeklinde düşünürler. Karaçay, Malkar Türklerinde bebeği kötü ruhlardan korumak için ona kötü isimler verilir. Ayücük (Ayıcık), Karababuş (Siyah Ördek), Küçük Köpek yavrusu gibi. Karaçay-Malkarlarda genç kızlar bir hafta her gece sabaha kadar anneyi (Almastı)ya karşı korumak için yalnız bırakmaz, bebeği (Almastı)ya karşı korumak için yanına kama, demir, makas gibi şeyler koyarlardı.104 Kazaklar lohusa kadını "kötü ruhlar"a karşı korumak için ellerine bir demir parçası alır "demirci geldi, demirci geldi" diye bağırırlar.105

Urfa'da seyrek olmakla beraber yeni gelin'in üç gün yıkanmadığı yerler vardır. Diyarbakır'ın bazı yörelerinde gerdekten sonra damat üç gün camiye gitmez ve çiftler yıkanmazlar. Gaziantep de bu süre yedi gün olarak da uygulanır. Aksi taktirde uğursuzluk getireceğine inanılır. Tunceli de bazı yörelerinde kaza orucu tutanların bu süre zarfında yıkandıkları taktirde oruçlarının bozulacağına inanılır. Halk inançlarının koku bahsi ile ilgili olduğunu düşündüğümüz bu husus, kırk çıkmamış çocuklara yapılan bazı uygulamaları hatırlatmaktadır. Bazı yörelerimizde çocuğun "Kırk gömleyi" onun kırkı çıkıncaya kadar değiştirilmez. 106

Kuzey Irak'da107 kırkı çıkmamış kadın ve çocuk, evden çıkarılmaz, çocuğa başka koku almasın diye, kolonya dökülür, böylece çarpmasından veya basmasından korkulan kötü ruh (Kara iye) un kırklının kokusunu alıp zarar vermesinin önleneceğine inanılır. Kırkı çıkmış çocuğu korumak için bir ipe sarmısak geçirilir ve kırklı çocuğun boynuna asılır.108 böylece büyük çocuklardan kırklı çocuğun kokusunun saklandığına inanılır. Kırk çıkması inancı ve kırk basması ile ilgili pratikler Doğu Anadolu'da da yapılmaktadır.109 Al basması inancı eski Türk dinî hayatın da da vardı.110 Kerkük'de erkek çocuklar için dilek dilenirken, değinilen hususlar bize halk inancının derinliklerinden ilginç mesajlar verir.

"Şerr-i Şetannan
Kurru bühtenen
Hayasız Arvattan
At Şerinnen
Ot Şerinnen
Yıkılmış Duvardan
Kudurmuş Köpekten
Bekliyesen, Saklıyasan
Oğlum, Ey Allah'ım"111

Dua eden anne, oğlu için; Şeytanın, Atın, Otun, Arzın ve Azman (Gök) ın şerrini tehlikeli buluyor ve bu şerlerden Allah'ın korumasına sığınıyor.

Kara iyelerden, Al karısı , Erbil- Kerkük'de Kırmanç ve Türkmenler arasında "Al aparma" olarak bilinmektedir. Al karısından, anneyi ve çocuğu korumak için, kırmızı bir bant annenin alın kısmına bağlanmaktadır.

Atmalı aşiretinde kırkıncı gününü tamamlayan lohusa kadın ve çocuğa "Çellini" veya "kırklık" denir. Kırkıncı günden sonra bir kabın içine kırk kaşık su konur. Çıplak olarak ananın kucağına alınmış çocuğa yaşlı bir kadın, bu suyu kalbur tutarak çocuğun üzerine döker, su dökerken bazen "Çile mışka, çile mera, çile beğa"bazen de aynı anlama gelen "Farenin Kırkı, Yılanın Kırkı, Kurbağa'nın Kırkı"der. Bu uygulamadan amaç, çocuğun kırklı döneminde dünyaya gelmiş başka çocuk ve hayvan yavrularının kırkının onu basmasını önlemektir.112

Azerbaycan Türklerinde, Kırka uğramış kimselerin tedavisi için, ahır çarşamba günü erkenden akarsudan alınan su Kırk açar (Kırk anahtar) dan geçirilir. Kırk düşmüş hastanın bu su üzerine dökülür. Nazara uğrayan helas (tedavi) olması izin de bu uygulama yapılır. Nazardan korumak için Nevruza iki gün kala gün doğmadan önce ayva dalı, kesilir üzerine göz boncuğu dizilir ve çocukların boynuna takılır.

Çemizgezek'te doğum sırasında Al karısı gören kadın kendisinden geçerek bayılır. Bu halde iken hasta kadın yatağıyla birlikte evin dış eşiğine götürülür, yavrusu olan bir at getirilerek
hastanın başında bekletilir, o anda havaya ateş edilir ve orada bulunanlar çeşitli sesler çıkarırlar. Böylece Al karısının hastayı terkedeceğine inanılır.113Buradakflnanca göre at bazı kara iyelere
karşı koruyucu vazifesi görür. Gürültü ise kötü ruhların kovulmasını, korkutulmasını sağlar.

Malatya-Arguvan ilçesi Bazan köyünde ki inanca göre Al karısı sırrını insanoğluna
söylerse "Cin Taifesi" o Al karısını öldürür.114

Al karısı at binmesini çok sever, geceleri ahırlarda bağlı atları çözüp sabaha kadar, onlara biner.115 Zara'daki bir inanca göre Al karısı insan kılığına girer ve lohusa kadına "Annen sana yiyecek getirdi, aç ağzını koyayım" diyerek kadının ağzını açtırır ve onun ciğerini söker.116

Çıldır da Al karısının diğer adları Hal Karısı, Alkızı, Al ve Karakuradır.117 Kerkük, Kırmanç ve Türkmenleri, Al karısına "Al Apar" derler.118 Diyabakır'da ise ismi "Şubat Karısıdır."119 Buralarda Al Karısından korunmada istifade edilen şeyler; Ateş, Işık, Kur'an-ı Kerim, Demir gibi şeylerdir.

2. GÖKYÜZÜ İYELERİ

Gökle ilgili inançlar, hemen hemen bütün dinlerde vardır ve bununla ilgili inanç ve pratikler çok kere gök'deki Ay, Güneş ve Yıldızla ilgili olanlarla birleşmiş veya karışmıştır. incelediğimiz dinlerde Gök Tengri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'da da olduğu gibi; Gök, Güneş, Ay ve Yıldızlar Tanrı olarak kabul edilmemişler, ancak onlara bazı kudsiyetler izafe edilmiştir

a). Gök, Güneş ve Ay

Gök/Kök Tengri; Türk inanç sisteminde (Mavi gök) mühim bir yer tutar. Kişioğlu, göğün Örttüğü, yağız yir (kara yer)'in taşıdığı ve yir-Subların bulunduğu yeryüzünde kılınmıştır. Köktürk çağından önce ve sonra, Gök bu koruyucu vasfı ile kutsanmış, ıduk kabul edilmiştir.120 Göktengri / ulutanrı anlamına kullanılıyordu. İslamiyet'de Hayy ve Kayyum olan Allah'tan başka ilah yoktur.

Güneş ve Ay Tutulması, onların kötü ruhlarla savaşmaları kabul edilir. Altaylılar'da
Gök gürültüsü Tanrı'nın arabasının teker sesi, şimşek ise, Tanrının şeytanlara attığı şamar olarak yorumlanır.121 İnanca göre, Kut Dağını yabancı ellere veren Yuluğ Tegin, Şimşek Tanrısı Ancazi'nin, yıldırımdan kırbaçları altında inleye inleye can verir.122 Tasavvufa göre bazı velier söz duyar gibi, Gök gürültüsünün anlamını anlayabilirler.

Güneş ve yer Kültleri arasında yakın ilişki vardır. Güneş batıp hava kararınca birçok yerde defin yapılmaz. "Yer Mühürlendi" denilir. Bu saatlerde dikilen fidanın çürüyeceğine inanılır. Uyuyanlar uyandırılır. "Günün kaflet vaktidir" denilir. İzmir Bayındır ilçesi Turan ve Yakapınar köylerinde kızın cehizine konacak eşyaların işlenilmesi güneş batarken yapılmaz.

Tunceli'de yıkanmak üzere getirilen cenazeyi "selat-ü selam" larla üç kere havaya kaldırmak yere dindirmek dördüncü defada teneşüre koyma işlemi yapılır. Bu uygulama Urfa- Hilvan'da da vardır. Haymana- Ankara'da cenaze namazı için musalla taşına konulduğunda üç defa cenaze Salı yukarıya kaldırılır indirilir. Muğla'da cenaze namazı kılınırken başın her tekbirde yukarıya gökyüzüne doğru kaldırılması lüzumuna inanılır.

Karaylar, yıldızlara bakıp gelecekten haber verirlerken, Gök gürlemesinden de mana çıkarırlar.123 Doğu Anadolu'da Gök gürleyince; niyet tutulur. İlk şimşek çakınca Sarıkamış yöresinde dişe demir vurulur. Şimşek çakınca ayrıca Kelime-i Şahadet getirilir.

Azeri Türklerinde, Gök, Allah'ın bir nimeti olarak kabul edilir. "Gök yüzü ile yer yüzü,
Tanrının iki meyvasıdır".124 Eski bir Türk efsanesine göre Türk, gökyüzünden yeryüzüne atla inmiştir.125 Bu efsane bize Gök ile birlikte Türk'ün kutsallığı mesajını vermektedir.

Sivas, Tokat ve Amasya'da olduğu gibi.126 Bakü'de de Gök Medrese'lerin olduğu
bilinmektedir. Ayrıca Anadolu ve Azerbaycan'da bir çok mescit'in ismi "Gök Mescit"tir.

Erzurum, Erzincan ve Bayburt'da göğün kandil geceleri açıldığı, bunu görmenin
herkese nasip olmadığı, göğün sair zamanlarda gündüz de açılabildiği ve daha ziyade Allah'ın iyi kullarına bu açılışın görünebildiği inancı vardır. Açılışı gören kimsenin bunu olur olmaz kimselere anlatmaması gerektiği, aksi halde bir daha göremeyeceği, göğün açılışını gören insanın cennetlik olduğu ve o anda kişinin Allah'tan dileğinin, Allah tarafından kendisine verileceği inancı vardır.

Doğu Anadolu'da Sarıkamış yöresinde ilk gök gürültüsünü duyan kimse, bu esnada Allah'a yapılan duaların kabul edileceği inancından hareketle dilekler diler.

Gagauzlar'da kışın gök gürültüsü işitilirse, o yılın bereketli ve hayvanların sağlıklı olacağına inanılır.127 Uygurlar gök gürlediği zaman, haykırarak göğe ok atarlar.128 Yakutlar, Yıldırımdan korunmak için madeni şeylerle gürültü yapıp gök gürültüsünü uzaklaştırmaya çalışırlar, Tunguzlar, Gök gürültüsünü Gökteki büyük bir kuşun kanat çırpmasına benzetirler.129

Zara'da Gök gürleyince veya şimşek çakınca bir balta ağzı yukarı gelecek şekilde konulur ve böyle yapılınca gök gürlemesi ve yıldırımın kesileceğine inanılır.130 Anadolu'nun bir çok yerinde gök gürlediği ve şimşekler çakıp yıldırımlar düştüğü sırada muayyen dualar okunur.131

Gagauzlar, şimşeğe "Çimşirik" de demektedirler. Şimşek, Gagauzlara göre Aziz İlyas'ın şeytana attığı oktur. Kıştan sonra gök gürültüsü ilk defa işitilince, bir demir ve taş alınarak vücudun değişik yerlerine vurulur. İnsanın böylece taş ve demir gibi sağlam olacağına inanılır.132

Doğu Anadolu'da Şimşek çakınca demir ısırılır. Böylece dişlerin sağlam vücudun dinç ve zinde olacağına inanılır.

Orduda kırkı çıkmamış bebeği loğusa kadın ziyaret edecek olsa, lohusanın bebeği basmaması için, bebek yukarıya gökyüzüne doğru kaldırılır. Sinop'da cemaat cenazeden gelince evdekiler ayağa kalkarlar ayrıca cenaze çıkan evdeki bebek beşikleri havaya yukarı kaldırılır. Bilecik'de günahların affı ümidiyle ip atlanır yukarıya doğru her atlayışta günahlardan arındığına inanılır. Tunceli'de mezar kaldırma uygulamasında üstü açılan mezar yukarı kaldırılınca Kefaletinden bir kısmını ödediğine inanılır.

Türk İnanç Sisteminde güneş, koruyucu vasfı itibariyle gök, ay ve yıldızlar gibi bir iye mevkiindedir. Hun çağından itibaren ataların güneşi, "Kün" diye adlandırdığı bilinmektedir.135
Kün'ün kutsanması, Çin kaynaklarının verdiği bilgilere göre Hun çağına kadar geriye gitmektedir.136

Karay Türklerinde Gök'le ilgili inançlar da vardır. "Man", Karayların Gök Ekmeği gibi, kutsal saydıkları bir ekmektir.137 Karaylar yıldızlara bakarak gelecekten haber verirler gök gürlemesinden mana çıkarırlar.138 Karay masallarında kahraman daima ayın ondördüne benzetilir.139 Karay türküleri gibi şarkıları da Türk kültür motifi taşır. Türk folklorünün bir ürünü olan ninni, Karaylarda bir şarkı ismidir. Bu türkü; buz, güneş, ay, yağmur,dağ ve benzeri Türk mitolojik malzemeleri ile işlenmiştir"140
Karay Türklerinde ay isimleri de ilginçtir.

1 . Artarıhay: Mart-Nisan Mahsülsüz ay
2. Kuralay Nisan-Mayıs Dişi karaca ayı
3. Başkuskanay: Mayıs-Haziran Olgunlaşma ayı
4. Yazay: Haziran-Temmuz Yaz ayı
5. Ulahay Temmuz-Ağustos Kuzu ayı
6. Çirikay Ağustos-Eylül Çürük ay
7. Ayrıkay Eylül-Ekim Kutsal ay
8. Küzay Ekim-Kasım Güz ayı
9. Sohumay Kasım-Aralık Yiyecek Hazırlama ayı
10. Kişay Aralık-Ocak Kış ayı
11. Karakişay Ocak-Şubat Karakış ayı
12. Süvünçay Şubat-Mart Keyif ayı
13.Artıhay Atlama Yılında
ikinci Şubat Fazla ay141

Karay Türklerinde; Gök, Güneş, Yıldızlar gibi Ay da kutsaldır. Aya saygı duyuluyor.
"Celmavuz" Karaçay-Malkar Türklerinde bir tür kötü ruhlu ejderha olup, ay ve güneşin tutulmasına yol açar. Ay'ı koruyan ve ismi "eğer" olan iki çoban köpeği vardır. Bu köpekler uyuyunca celmavuz, Ayı kenarından yemeğe başlar. Karaçaylı'lar koruyucuları uyandırıp, Ay'ı kurtarmak için silah atıp davul çalar gürültü yaparlar.142 Celmavuz eski Uygur metinlerinde "Yelimagız" ve Kırgız Türkçesinde "celmooz" şeklinde geçer. Kars'ın ilçelerinden Susuzun eski ismi Cılavuzdu.

Altay Türklerine göre Ay'ı ve onunla birlikte Güneşi Tanrı gökyüzüne sonradan koymuştur. Başlangıçta yoktular. Tanrının gönderdiği bir varlık, göğe madeni iki ayna koyarak dünyayı aydınlatmıştır.143


Altay Türklerine göre ay tutulması Yelbgen denilen bir canavarın Ay'ı yemesinden ileri gelir. Bu korkunç mahluku koymak için havaya taş, silah atılır. Teneke çalınarak gürültü yapılır.144

Silvanda ay tutulunca, ayın büyük bir Dev/Div tarafından tutulduğuna inanılır.Dev/ Div'i korkutup ay'ı kurtarmak için silah atılır, teneke çalınır, yaşlılar dua ederler.145 Altay Kamı göğe çıkarken 6. katta "ay ada" (ay baba)yı ve 7. katta ise küneneyi (güneş ana) selamlar. Azerbaycan'da, Doğu Anadolu'nun Kars, Ağrı ve kısmen Van, Sivas yörelerinde, Ay baba ve Güneş de Ana olarak tasavvur edilir. Buralarda insan ismi ve hitap şekli olarak "Ay" vardır. "Ay ana", Ay ata", "Ay kardeş", Ay baba", "Ay kişi", "Ay gözüm nuru", "Ay bey"bunlardandır.146

Eski Türklerde ay ve gün tutulunca halk evinde ayakta bekler ve hiç kimse dışarı çıkmazdı. Tutulma hadisesi sona erince de, halk içki ve müziğe başlar, eğlenirdi.147 Eskiden, Kars da ay tutulmaktan kurtulunca çocuklar şarkı söyler, sevinç gösterileri yaparlardı. Büyükleri onları neşeli olmaya teşvik ederlerdi.

Gregoryanların Kudsiyetleri arasında Güneş ve Ay vardı.148 Gök Tanrı inanç sisteminde Güneş ve Ay, Tanrı olmamakla beraber kutsaldırlar. Günümüzde, incelediğimiz bölgede de, Güneş ve Aya dinî saygı gösterilmektedir. Bu bağın muhakkak Gök Tanrı inancından kaynaklandığını iddia etmesek bile göz ardı da edemeyiz. 149

Gagauz Türkleri, Hıristiyan Bulgarlar ve Yunanlıların tesirinde kalmadan evvel, Gök Tanrı dinîni Od'a, Aya, Güneşe Sitayiş ediyorlardı.150

Tunguzlar, savaşta kazanmak için dolun ayı bekler, Hiangnular, sefere ay büyüdüğü zaman çıkar, küçüldüğü zaman geri çekilirlerdi.151

Moğol mezarlarında, mezar taşına; ay, güneş ve ateşten ibaret şekiller kompleksi çizilir. Bu kompozisyon ölümsüzlüğü temsil eder. Kazak mezarlarının üzeri tümsektir ve üzerinde bir direğe tespit edilmiş ay bulunur. Moğol mezarlarında ay, taşa kazılırdı.152

Asya Türklerinde "Tork" diye bilinen bir takı vardı. Boğaza takılan bu takı, madenden, kemikten, ağaçtan yapılabilmekte ve yarım ay biçimindedir. Kabileler bir birlerini tanıyabilmeleri için bazen yanlarında bir ay motifi bulundururdu. Tork Asya Türklerden başka, Sümerler ve Kızılderililerde de görünebilen bir takıdır.153

Tunceli'de Alevi inancındaki Zaza'larda yeni ay doğunca O'na karşı ayakta durulur ve ibadet, tazim edilir. Bu esnada ibadet eden kimse, birisini görürse, yüzünü çevirir ve yeri öper. Dua esnasında "Allahümme Salli" ve "Alahümme Barekte"yi okur. Daha sonra dileklerini Allah'dan ister. Bu esnada Aya bakmaktadır, ama dilediğini Allah'tan diler. Aynı yörenin insanları güneşi Hz. Ali'ye teşmil ederler. Bunlar sabahleyin güneşe yüzünü dönerek ibadet tazim ederler. Ayakta yapılan bu ibadette, ibadet, tazim eden ağlamakta ve göz yaşı dökmektedir. Güneşe dönmesine rağmen, niyaz Allah'adır. Allah'a"Hz. Muhammed yüzü suyu hürmetine onun ruhu için bizi bağışla (..........) dileklerimizi ver" diye dua edilir. Kıyamdan sonra ruküye gitmeden secdeye gidilir. İbadet tazim bir rekat olup bu ibadet genellikle abdest alınarak yapılır.154

Tunceli'nin Alevi inançlı Zaza Türkleri Ayın ilk doğuşunu da sevinç ve heyecanla karşılarlar. Güneşin doğuşu ile yeryüzünde beliren aydınlığı Hz. Ali'nin yüzünün nuru olarak bilir, Aya bakarak dua ederler.155

Tunceli'de halk, Ay hilal şeklinde iken, fidan dikmez. Ay hilal şeklinde iken dikilen fidanın kurtlanacağına inanır. Dolunayda bir şey kesilmez, bereketsiz ve hayırsız olacağı inancı vardır.

Ali Rıza Önder ise, "Şemmaz Geleneği" ni anlatırken Şemsin güneş anlamına geldiğinden hareketle, Şemmas baba ile Şaman ve bu gelenek arasında bir bağın mevcudiyetini tartışmaktadır.156 Şaman / Kam'ın Gök Tanrı inanç sistemindeki yeri ve fonksiyonu düşünülünce,Şaman/Kam'ın Gök Tanrı adına veya Gök Tanrı tarafından vazifelendirilmiş olacağı düşüncesi ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca Şems, Arapça'da güneş anlamına gelen bir kelime olup, güneş şeklindeki süsleme motiflerine de bu ismin verildiği bilinmektedir.157

Moğolistan bölgesinde yaşayan Türklerin İnancına göre, sabah kutsaldır. Çünkü bütün hayat günle başlar, güneşin doğma saatlerinde kurban kesilmez.158 Azerbaycan halk inançlarında da güneş "Ulu"dur.159

Azerbaycan'da sürekli yağan yağmurdan sonra, güneşin çıkması isteniyor ise, Baba Dağı'ndan getirilmiş taş, Ocak'ta küle bastırılır. Bu Ocak da haşıl pişirilir. Pişirilen haşılı, annenin ilk çocuğu çalkalar. Efsuncu bastırılan taşın üstüne közleri yığa yığa efsunun sihir bölümünü okur ve

"Godu
Od daşı
Godu Kessin
Yağışı"160 der.

Bu pratikte, güneş iyesine ulaşmak için, Dağ, Taş ve Ocak kütleri devreye girmiştir. Pişirilen haşıl,"saçı" durumundadır. Efsuncu ise, Kam'ın güncelleştirilmiş örneğidir. "Godu"nun sadece yağmurun yağmasında değil, durmasında da etkili olduğu kabul edilmektedir.

Çıldır'da, yeni doğan aya bakıp dilek tutarlar ve dileği bir ihlas okunduktan sonra kabul olacağına inanılır. 161 Kars ve Ardahan'da yeni doğan ayı görenler; "Ay gördüm Allah, Amennah, neki günahım varsa affet beni Allah Lailaheillah"derler. 162

Sarıkamış'da genç kızlar geleceklerini bilebilmek için, dolunay var iken, önlerine su ile, Ocaktan henüz alınmış kül ve bir erkek yüzüyü koyarlar. Ellerindeki aynayı aya doğru tutar, aynada gördükleri şekilleri manalandırırlar.

Ay'ın kutsal kabul edilişi Gök Tanrı inancı ile tanışan bütün Türk boylarında görülmektedir. Nitekim Karaim Türklerinde de aya kutsiyet atfedilmektedir.

Gregoryanlar, Güneşe, Ay'a, Ateş'e, Rüzgar'a, Toprağa, Suya, bazı dağlara, çeşitli
hayvanlara ve varlıklara saygı duymuş, olağan üstü vasıflar atfetmiş ve nehirlerde olağan üstü güçlerin varlığına inanmışlardır.163 Gök-Tanrı dinînde kutsal Yer-Su, Dağ kültü, Ateş kültü ve hayvanların varlığı bilinmektedir. Kutsal göl ve nehirlerin, inanç sisteminde önemli bir yer tutuğunu biliyoruz. Bu kültlere dair inançlar incelediğimiz bölgede de yaşamaktadır.164

Erzurum ve çevresinde Ay'ın o gece sönük görünmesi halinde, ertesi gün yağmur yağacağına inanılır. Adeta ayın bereketle ilgili geleceği haber verebilen bir özelliğinin olduğuna inanılır.

Azerbaycan'da Ay, üç günlük olunca, kalbinde bir niyeti olan kimse herkes yattıktan sonra eyvana çıkıp niyet tutar ve aya bakar, bilahare uzanıp yatar, bunu üç gün tekrar eder. Böylece onun üçüncü günü rüyasında evleneceği kimseyi göreceğine inanılır.165Doğu Anadolu'da da ayin ilk doğuşu ve hilal durumu ile ilgili olarak, geleceğe dair haber veren inançlar vardır.166

Azeri Türkleri'nde ürün toplama mevsimi başladığı gün tan yeri ağarmadan ve güneş çıkmadan toplanan ilk elmanın insana "Ebedi Hayatı" verdiğine inanılır. Kışın dokuzuncu günü gece yarısından sonra ay ışığında ayaz vurmuş elmayı yiyen çocuksuz kadın Azerilere göre çocuk sahibi olabilir.167 Sultan Velet, Hz. Muhammed'in verdiği ebedi hayat kaynağı elmaları anlatmaktadır.

Iğdır, Kars ve Erzurum'da günün her saatinde rüya anlatılmaz. Bu inanç çok yaygındır. Akşam olup güneş battıktan sonra, rüyanın anlatılmasına uygun bir zaman değildir. "Akşamdır, Dar vakittir" denilir. Anlatılmak için ısrar var ise, rüyayı dinleyen "gün kuşluk yerine" der. Böylece, günün gündüz saati tercih edilmiş ve onda, bir hikmet aranmış olur.

Güneşin ve Ayın kutsal kabul edildiğini diğer Türk boylarında da görüyoruz. Gök Tanrı inanç sisteminde Güneş ye Ay sistemde kutsal kültler durumundadır. N. Diyarbekirli "En önemli din adamının veya baş rahibin yine Başbuğ olduğunu, O'na göğün oğlu manasını taşıyan Tanrı Kut da denildiğini öğreniyoruz", dedikten sonra "Hakan, her sabah çadırından çıkınca, eğilerek güneşi selamlar, akşam da aynı hareketi ay'a karşı yapar. Dinî törenlerde ise, yüzünü daima kuzeye çevirirdi. Avul'daki çadırda bir tapınak bulunur ve her yıl başında,. en önemli yirmi dört topluluğun Başbuğlarının iştiraki ile, burada büyük , 'bir ayin yapılır" demektedir.168

"Herkesin gönlünde vardır bir kemal endişesi
Vardır erbabı Kemal'in de zeval endişesi
Mah'i gayret eder de bedr-i Kemal olmaya
Zannedersin yokmudur Bedrin hilal endişesi" dörtlüğü bu inancın şiirleşmiş şeklidir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da halk Güneş ve Aya bir takım kutsiyetler atfetmektedir. Alevi Dedesi Gündüz Cevahir'den aldığımız bilgilere göre, Tunceli'de bazı sabahlar erkenden güneşe karşı ibadet edilir. Erken uyanan Tunceli'li güneşe karşı durur ve dua etmeye başlar. İbadet tazim dışarıda ayak üstü veya diz çökülerek yapılır. İbadetle günahların affı için dua edilir. Zara'da ise güneşin doğuşu ve batışının seyredilmemesi gerektiği inancı vardır.169 Karakoçan'da güneş batarken çocuğa ad verilmesi iyi sayılmaz.170

Kars da güneşli günün güzelliğini inkar eden kimseye, "bu güneş sana gaim olur, gözüne dizine durur" denilerek, güneşin bir nimet olduğu açıklanmış olur. Alevi ve Bektaşi Türklerindeki bir inanca göre ise, Güneş Hz. Muhammed, ay ise Hz. Ali veya Güneş Hz. Ali, Ay da Hz. Muhammed'dir.

Gagauzlar, güneşi anası ve babası olan canlı varlık olarak düşünür. Güneş ve ay'ı gök kubbenin fenerleri olarak kabul ederler.171

Gagauzlar, yeni doğmuş ayı gördükleri zaman bereket olması için bakarlar, servet olsun diye, ellerinde altın tutarlar.172Doğu ve Güneydoğuda, yeni doğan ay'ı gören kimse, uğurlu olduğuna inandığı kimsenin, yüzüne bakar veya var ise, parmağındaki yüzüğe bakar ona dokunur. Böylece işlerinin o ay içinde, iyi ve bereketli olacağına inanır. Yüzüne bakıldığı halde, o ay uğur getirmeyen kişi adeta bundan mesul tutulur. Bu esnada "Aya baktım Amenna Amentübilla, ne güzel Ay Maşallah" denir. Bazan da, uygun kişinin yüzüne bakılınca, "tu-tu-tu" tekerlemesi eklenir.

Bu uygulamada Ay'a kutsiyet atfetmenin yanı sıra, kişi oğlunun özünde, kişi ruhunda, bir gücün varlığına inanıldığı mesajı vardır. Ayrıca (tu-tu-tu) üçlemesi ile de, muhtemelen kötü ruhlardan korunmak istenilmiştir.

Tunceli'de, Ay hilal şeklinde iken dikilen fidanın tohumunun çürüyeceğine ve Ay dolun iken de yapılan hasatın bereketsiz olup kurtlanacağına inanılır. Çıldır'da yeni doğan Ay'a bakıp dilek tutan insanın, bir ihlas duası okuması halinde dileğinin kabul olacağına inanılır.

Ayla ilgili inançlar Türk halk kültürünün her döneminde vardır. Bebekler için "aylık" kesilerek rahatsızlıkları tedavi edilir. "Demirov" diye bilinen cilt hastalığı ayın özel dönemlerinde tedavi edilir. Aya bakılarak kısmet falları açılır. Mezar taşları ay- ve ay yıldız ile süslenir. Cami türbe gibi kutsal mekanların şerefesi ayla süslenir. Dinî muhtevalı bayraklar hilal şeklindeki ayla sembolize edilir. Türbe bayrakları ay-yıldızlıdır.

Kamer süresinin 1,2 ve 3 ayetlerinde belirtildiği gibi 618 yılında Mekkeli müşriklerin Hz. Muhammed'den (SAV) peygamberliğinin ispatı için mucize istemeleri üzerine peygamber Efendimiz parmağı ile ayı işaret etmiş ay, ikiye ayrılıp sonra birleşmiştir.

Birçok Türk sanatçısı tarafından madenler üzerine ay içerisine (Bismillahirahmanirahim) Yıldız içerisine (Lailahe illallah Muhammeden Resulullah) kazılmıştır.

Zirai takvimde ayın şeklinden hareketle havanın durumu tahmin edilir. Irak Türkmenlerinde ay etrafında ayla (havuz yaparsa)olursa aylanın etrafındaki yıldızların sayısı kadar gün sonra yağmur yağacağına inanılır. Gökyüzünde ak bulutların birikmesi kar yağacağına işaret eder. Yeni ay çıkarken kılıç şeklinde ise, o ay boyunca günler bereketli ve hayırlı geçer, ay arkası üzerine yatırsa, kuraklık ve bereketsiz geçeceğine inanılır.

Gökyüzünde her yıldız bir insana tekabül ettiği geldiği parlak ve büyük yıldızları zengin ve ünlü kimselere sönük ve ufak yıldızların yoksul ve garip insanlara dalalet ettiğine inanılır. Parlak yıldızların kayması, Şeytan'ın göğe tırmanmış iken melekler tarafından önlenilmesi üzerine düşüşü şeklinde inanılmaktadır.

Irak Türkmenleri halk inançlarına göre, güneşin bir gözünün kör olduğuna inanılır ve Güneş "Bir gözüm kör olmasaydı yer de yumurtayı pişirirdim" dermiş. Ayın da bir gözünün kör olduğunu inanç vardır. Ay da "bir gözüm kör olmasaydı geceyi gündüze çevirirdim" dermiş.

Erbil ve Kerkük Türkmenlerinin halk inançlarına göre, Leyla ile Mecnun adı verilen iki parlak yıldız, yılda bir defa kavuşurlar, o zaman herkes dilek ve hacet'lerini istemeye başlar. Bazan da bu iki yıldız birbiri ile yer değiştirirler, yaz mevsimi gelince Mecnun Leyla'ya serin ilan yerini terk eder. 173

Türk bayrağının rengi ve üzerindeki Hilal ile Yıldız Türk inançlarından kaynaklanmaktadır. Türk bayrağının rengini şehitlerin kanından aldığı, savaş alanındaki kan gölüne yansıyan gökteki ay ve yıldızın da sonradan bayrağa konulduğunu biliyoruz. Gök'e kutsiyet atfeden eski Türk inancı, gökle ilgili bazı sembollerini bayrağına almak istedi. Yıldızlardan bir yıldızın ayın hilal döneminde onunun önüne gelmiş biçimi ile resmedilmiş olmasının muhakkak bir izahı vardı. Kutsalı yukarıda tasavvur etmenin bir sonucu mu? Mushaf evlerde yukarı asılmasının, kütüphanelerin en üst rafına konulmasının, ezanın yüksek bir yerden okumanızın, bayrağı yüksek bir yere çekişimiz manevi anlamdaki yükseklik ile ilişkili olduğu şeklinde izah edilmektedir. Zira bayrak kutsal değerlerin tümünün sembolüdür. Müslüman halklardaki hilal Hıristiyan halklarda yerini haca bırakmıştır. Türk bayrağındaki ay'ın hilal oluşu izah edilirken 2Hilal şekli dolayısıyla değil ismi dolayısıyla sembol olmuştur. Bu anlamı da (Allah) isminden alınmıştır. Arapça aslında hilal kelimesinde bir "he" bir "lam" bir "elif" ve yine bir "lam"harfi bulunmaktadır. Bu harflerin ebced hesabıyla rakkam değeri toplam 66'dır. Allah kelimesinin harflerinin toplamı da 66'dır.174

B. YILDIZLAR

Yıldızlar da ay ve Gün gibi birer koruyucu iye idi. Onlar da Gün'ün çekildiği anda, yeryüzüne, Tanrı'nın insanoğluna gönderdiği işi bildirmekteydi.175 O yüzden çadırın ortası, tepe noktasında delik bırakılır ve karanlıkların içinde iyiliği taşıyan ışık, Tendük adı verilen bu yerden içerdi dolardı. Ay gibi, yıldızlar da kişi oğlu için aynı rolü oynayan varlıklardı. Güneybatı Anadolu'nun Tombak ev olarak bilinen çadırların tepe noktasında yuvarlak bir ayna var iken, Tuva Türklerinde Yıldız Taşı ile yağmur yağdırıldı.

Azerbaycan'da "Batı Yıldızı" ını gören şahıs şanslı kabul edilir. 176 Doğu Anadolu'da yıldızı kayan kimsenin, öleceğine inanılır ve kayan yıldızı gören kimse "Yıldız'ın yerinde"der. Bu inanç, Azerbaycan'da da vardır. Yıldızı kayanın ömrünün biteceğine inanılır.177


Gagauzlar da her insanın bir yıldızının olduğuna, insan öldüğü zaman, yıldızının yere düştüğüne inanılır.178 İnsanların yıldızlarının olduğuna, yıldızın kaymasına şahit olan kişinin o anda bir kimsenin öldüğüne inandığına, ölen kimsenin kendisi olmaması için "Yıldızım Yerinde" diye tekrarlandığına ve bazen de "tu-tu-tu" dediğine Azerbaycan Doğu Anadolu'da da şahit olmaktayız.179 Azerbaycan'da "Baht Yıldızı"nı görenin şanslı olacağına inanılır.180 Silvan'da Yıldız sayısının insan sayısına eşit olduğu inancı vardır.181

Gagauzlar'da gök gürlemesi Aziz İlyas'ın arabasının gürültüsüdür.182Kuzey Irak'da; Güneşe Ay'a, ve Yıldız'lara küfredilmez, hakaret edilmez.183 Gagauzlar aya karşı işemezler.184 Kars yöresinde de aya karşı işenilmez.185

3. YERYÜZÜ İYELERİ

Yeryüzü iyeleri konu başlığımız münasebeti ile; Dağ, Kaya-Taş, Yer, Su iyeleri ile Ağaç/Orman/Bitki iyeleri'nin tanımlamaları üzerinde duracağız. Türk inanç yumağındaki yerlerini belirtmeye çalışacağız. İncelediğimiz bölgeden yaptığımız tespitlerin, İnanç sistemindeki yerlerini belirtirken, Türk Dünyası'nın muhtelif kesimlerinden de karşılaştırmalar yapacağız.

a.Dağ İyesi:

Dağ, yüksekliği itibariyle, Türkler tarafından, yeryüzünde Tanrı'ya en yakın nokta olarak tasavvur edilir. Dağın zirvesinde insan, kendinî Tanrı'ya daha yakın hisseder ve öyle olduğuna inanır. Zira Türkler, Tanrı'yı yukarıda tasavvur eder. Bunun için de dağlar yükseklikleri nispetinde "ulu" dur. Ululuğu erişilmezliği ile dikkati çeken ve Orta Asya Coğrafyasında, hayat tarzı üzerinde mühim rol oynayan dağlar, Türklerin saygı gösterdiği tabiat unsurlarından biridir.186

Anadolu'daki "Göz Dağı vermek" tabiri Süleymaniye ve Kerkük'de de vardır.187 Korkutmak anlamındaki bu tabir içinde geçen "Dağ" kelimesi sadece cismani büyüklüğü anlatmıyor. Bize göre, dağda sıradan olmayan bir güç, göze hitap eden ve korku da verebilen
bir sırrın olduğu anlaşılıyor Ululuğu, erişilmezliği ile dikkati çeken dağlar, Türklerin büyük saygı gösterdiği tabiat unsurlarından biridir.188 incelediğimiz bölgenin, yüksek dağları, literatüre bu isimle geçmemiş olsalar da, halk dilinde "ulu"durlar.189 Bununla birlikte "dağ"ın her iki anlamdaki kullanımının aynı mahiyette olduğu konusunda ısrarlı değiliz.

Karaçay-Malkar Türkleri Elburus Dağına "Ebedilik" sıfatını yakıştırmıştır. Bu dağın himayesinde yaşayanlar da kutsanmış kabul edilirler. Tavbolat, Tovaslan,Tavbatur, Tavkul, Tassoltan gibi şahıs isimleri bu kutsiyetten kaynaklanmaktadır.190 Doğu Anadolu'da Dağdaş, Dağlı, Dağhan gibi şahıs ve aile isimleri vardır.

Türk boyları arasındaki, Dağ'a atfedilen kutsiyet, Karaim Türklerinde olduğu gibi,Doğu ve Güneydoğuda da yaşamaktadır. Tunceli'de Alevi Zaza Türkler, Düzgün Dağı'na dönerek ona yükünür,dilekte bulunurlar.191 Divriği yöresinde, Fıdıl Dağı'na, çocuk isteyen anneler ziyarete giderler.192 Ovacık'da Munzur Baba,YeI Baba, Kandil Baba gibi dağlar kutsal kabul edilmiş dağlardır.193

Karay masallarında, hikayelerinde, şarkı ve türkülerinde, çoğu kez yiğit ve gürbüz pehlivanlar övülür, Türük adlı yedi başlı ejderhaya karşı, onların savaşları anlatılır. Kahraman, ejderin altı başını keser, yedinci başını kesmekten imtina eder. 194Türük kelimesinin Türk karşılığı da kullanıldığı bilinmektedir. 195 Türk'ün kutsal bir tepeye isim olabildiği izah edilmişti. Bu izahtan sonra bize göre Türk; dinî bir cemaatin ismi, yaşanan bir şeriat türü, kutsallığı kabul edilmiş bir zümre, bir takım hasletler içeren bir varlıktır.

Karaimler, yemek,yemeden ve su içmeden önce ve sonra ezbere bazı dualar okurlarken
yüzlerini Siyon Dağı'na döndürürler.196 Kaşgarlı'ya göre bütün Karaimlerin ölüm döşeğinde
tövbekar olmak için yaptıkları duaların hepsi Türkçedir. 197

Uygurların menşei efsanesinde, Tepegözün karnı şişen bir dağdan türediği anlatılmaktadır.198 Karağaslar'da, Dağ eri (Dağ sahibi) adında bir iye vardır. Bunun adı Boyanay veya Barallak'dır.199 Uygurlar'ın Kut Dağı'nı Çinliler hile ile parçalayınca kuraklık başlamıştır.200 Anadolu'nun bir çok yerinde Yağmur duası için su kenarları ve yüksek dağ tepeleri seçilir.

b.Taş ve Kaya İyesi:

Tabiatta mevcut şekiller arasında taş ve kayalar, Türklerin muhtelif fonksiyonlar kazandırmak suretiyle inanç yumağına kattığı unsurlardandır. Bunlar arasında, "Yada Taşı" diye adlandırılan bir cins taş, Türk hayatında uzun asırlar, olağanüstü nitelikleri ile yaşamıştır.201 Yada Taşı ile ilgili Kaşgarlı Mahmut, daha Xl. yüzyılda, şu malumatı vermektedir. "Ben, bunu Yağma ülkesinde gördüm, orada bir yangın olmuştu, mevsim yazdı. O sıcakta kar yağdırıldı ve Ulu Tanrı'nın izniyle yangın söndürüldü."202

Eski Türkler bu taş ile birçok iş yaparlardı. Yağmur ve kar yağdırmak, havayı değiştirmek gibi çeşitli işleri için bu taş kullanılmaktaydı.203

Musul ve Erbil arasında, Kırmanç ve Türkmenlerin sarılık tedavisi için gittikleri ziyaretlerden birisi de Eshabı Karadır. Burası halkın diğer dilekleri için de ziyaret edilir, muradı olanlar burada kurban keserlerdi. Burası ile ilgili bir anlatıma göre; karpuz çalan birisinin burada karpuzu ve bıçağı taş olmuştur.204 Doğu Anadolu' da da yasağı ihlal sonucu taş kesilme motifine sık rastlanılmaktadır. Bitlis'te ve Altan Kalbur denilen tepeden yuvarlanan taşların gazaba uğramış hayvanlar olduğuna inanılır. Taş kesilen bu hayvanlardan at'ın etrafında yedi defa dönülür, niyetliler but sırada yerden gelen bir ses duyarlarsa, niyetlerinin olacağına inanırlar.205
Taşlar ve taş kesilme ile ilgili inanma ve anlatımlar, Anadolu'nun bir çok yerinde var iken206 aynı şeyler Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmançları arasında da yaygındır. Halk, Erbil'deki Üzeyir Peygamberi, yel ve romatizmal hastalıkları için ziyaret etmektedir. Burada türbesinin kapısının önünde bir taş vardır. Hasta sırtını bu taşa dayar, muradı olunca kurban keser veya şeker dağıtır.207 Urfa'da Eyüp Nebinin Şifa taşı ve Sabır Taşı'nın şifa kaynağı olduğu inancı vardır. Ağırnas'da alkarısından bebek ve annesinin korunması için yapılan kırklamada kırk ufak taş toplanır ve kırklanır.208Çorum'da 3 kişinin 1000 ufak taş parçasına ihlas süresini okuyup bunların suyunun içirildiği hastaların şifa bulacağına inanılır.

C.Yer İyesi:

Türk inanç yapısında yer - yir yani yeryüzü mühim bir mevkii işgal eder. Tengri'nin yarattığı Kişioğlu, mavi gök ile yağız yir (kara yir) arasındadır. Yeryüzünde "kişioğlu" yaratılmıştır. Gök gibi, o da insanı koruyucu, besleyici bir karakter taşır, aslında Türk inancında, tüm yeryüzünde iduk değildir, fakat yeryüzünde iduk olan ve onlara hayat verdiğine, onları koruduğuna inanılan iduk yir ve sub'lar vardır. Koruyucu iye/ ige/ ıs kabul edilen sadece bunlardır. Köktürk yazıtlarındaki ifadelerden de bu durum açıkça anlaşılmaktadır.

Karai Mezhebinde; Kan insan pisliği, kadınların aybaşı kanı ve temiz olmayan bütün
cerahatlar mutlaka toprakla örtülmelidir. 209 toprağın örtücü ve pislikleri kapatıcı rolü bilinmektedir. Pislik ise, Kara iyelerin mekanı olarak izah edilmektedir.

Gregoryan Tanrıları arasında Dragon'lar, toprağın ürünlerini çalan Ejderhalar ve canavarlardır, çok kere yılan ile eşdeşleştirilir.210 Gök Tanrı inanç Sisteminde yeraltının karanlıklarını temsil eden Erlik Han kötü ruhlu fenalık yapan bir güçtür.211

İnsan hayatında, cinlerin de rolü olduğu inancı vardır. Kerkük'te Türkmenler ve Kırmaçlar'da gayri meskun yerlerin güvenli olmadığı inancı vardır.212 Bu inancın Doğu Anadolu'da da yaygın olduğunu biliyoruz.213 Bitlis'te, Hüsrev Paşa Çayı'nın üzerindeki Şeytan Pazarı Köprüsü için bir dönem bu tür bir inanç vardı.

Gagauzlar sahipli yerlerin tılsımından korunmak için orada kurban keserler. Sahipli yerlerin sahiplerin müşade almak için Anadolu'da o yerler için kurban kesilir. Mezarlıkların sahipli olduğu inanç vardır. Mezarlık anlamında "Karayer" tabiri kullanılırı. Mezarlıktan bir şey alınmaz. Bazı evlerin sahipli olduklarına inanılır. Bunlarda bir yatırın olduğu kabul edilir.

Kastamonu ve Bolu'da yağmur duası için 70.000 Çorum'da 4444, taş okunur suya atılır.
Ayaş-Ankara'da yağmur yağması için okunan taşlar yalanır. İstanbul - Fatih'de Mekke ve Medine'den getirilmiş toprağın uğur ve bereketine inanılır. Edirne'de hacc farizesini yerine getirip vatanına dönen kimseler giden kimselerin isimleri Hacı Taşı'na yazılır. Urfa'da hacının evinin kapısına özel dinî resimler yapılır.214

Doğu Anadolu'da, mezara defin esnasında kürekle toprak atılırken, kürek, yere konulmadan el değiştirilmez. Bu uygulamada adeta yerden icazet alınır. Azerbaycan'da ölen bir kimse için "Toprağa emanet ettik" denir. Toprak, ölü gibi kıymet verilen bir varlığın emanet edilebildiği önemsenen bir yerdir. Ölümün en günahkar insanı dahi "temizleyici" özelliği olduğuna inanılırken, bazı ölüler için "onu yer de kabul etmez" denilir. Kerkük'de Kırmanç ve Türkmenler defin esnasında orada bulunanların mezara üç avuç toprak atmalarının gerekli
olduğuna inanırlar. Doğu Anadolu'da da mezar kapatılırken toprak atmanın sevap olduğuna
inanılır. Ağrı'da yağmur dilenirken suya şehit mezar-larından alınmış toprak atılır, böylece
yağmurun yağacağı umulur.

Sorgun'da damda "kilit" ile yapılmış büyünün bozulması için anahtar toprağa gömülür, böylece toprağın yardımcı gücünden yararlanılması umulur. Höllük, Kuzey Irak Kırmanç ve Türkmenleri ile Doğu ve Güneydoğu'da bebeği pişikten korumak için kullanılan bir tür topraktır.

d.Yol İyesi

Türk inanç ve tasavvuruna göre, yeri kontrolleri altında tutan iyeler, daha çok geçilmesi güç olan sarp yollarda, dağ bellerinde ve geçitlerinde yaşardı.215 Yakut Türkleri, bunları "aul iççite" (yol iyesi) ve "attuk iççite" (geçit iyesi) gibi adlarla çağırır, onlara göre, bu iyeler, yolları ve geçitleri denetimleri altında tutardı. Dağ geçitlerinden ve dağ bellerinden geçen yolcular, buralarda bir kazaya, bir felakete uğramamak için, yol veya geçit iyelerinin gönüllerini hoş etmek amacıyla bir taş parçasını oraya bırakıp giderdi. Sibirya'da bu tür taşlardan oluşan kümeciklere rastlamak olağandır.216 Bu taş parçaları, oralardan geçenlerin, iyeler için bıraktıkları taşlardan başka bir şey değildir. Yolcu, bu saçıyı sunmakla yoldan veya geçitten, bir kazaya uğramadan, bir uğursuzlukla karşılaşmadan geçip gideceğine inanır.217

Türk inançlarında yer alan Boz/Atlı Yol Tengrisi, Yol iyesi, yolda sıkıntıya düşen darda kalanların yardımına koşan bir varlıktır.218 Bu varlık İslami devrede Hızır Nebi veya Hızır İlyas/Hıdırellez inancı ile de birleşmiş olarak yörede karşımıza çıkar.219

Erbil ve Kerkük'de Kırmanç ve Türkmen'ler yedi yol ağzına taş atmak suretiyle dileklerinin olup olmayacağını anlamaya çalışırlar. Cuma akşamından atılan taşlardan sonra cumadan çıkan cemaatin konuşmalarını dinler ve yorumlarlar.220 Yedi sayısının Türk inanç kültüründe belirgin bir yeri vardır. Yol kavşaklarına taş atılması yol iyesine verilen bir saçı olabilir. Doğu Anadolu'da da, yol kavşaklarında, büyü yapma ve büyü bozma ile ilgili pratiklerden yararlanılır.

Anadolu'da gelinin askerin ve gurbete çıkanını ardından su dökülür ayna tutulur. Böylece yollarının aydınlık olacağına inanılır.221
E. Su İyesi
Eski Türk inançlarında, yer gibi, su da bir iduk/mukaddes idi. Ancak bu kavramın içine coşkun akan bütün sular ve pınarlar dahil idi. Göktürk kitabelerinde "Yir-sub sahipsiz kalmasın diye, Türk Tengrisi Kağanı, gönderdi" denirken, kastedilen, idük Türk yurdu ve bütün ıduk sulardır.222 Sonsuz su motifini Türk mitolojisi ve destanlarında görebiliyoruz.223

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kutsal sulardan şifa umulmaktadır. Bu tür sular, çok kere bir yatır mezarı yanında olmaktadır. Bu su ve yatırların yanında aynı zamanda bir, üç, yedi veya dokuz ağaç bulunmaktadır. Halkın yapraklarına dahi dokunmadıkları bu ağaçlara, bazen niyet çaputları bağlanmaktadır.

Kuzey Irak Kırmanç ve Türkmenler ile Doğu Anadolu'da birçok yerde lohusalıkta bebeğin eşi suya atılır. Suyun koruyucu ve arındırıcı gücünün eşi pislikten koruyacağına inanılır.

Doğu Anadolu'nun Atmalı aşiretinde çocuğu kırklarken bir kabın içerisine her gün bir kaşık su konur. bu su kırk gün biriktirilir. Kırk gün biriken su annesinin kucağında çıplak halde duran çocuğun başına kırkıncı günü kalburdan dökülür.

Ağırnas'da anne ve çocuğunun Alkarısından korunması için yapılan kırklamada Çeyrek Çayından getirilmiş su kullanılır.

Yağmur duası için suya atılan şey, su iyesine verilmiş sembolik bir saçıdır. Keza yağmur duası için Çepce Gelin dolaştıran çocuklara verilen para, yiyecekler Gök Tanrı'ya. çocukların üzerine dökülen su ise, su iyesi için düşünülmüş saçı'lardır. Ağrı'da yağmur yağması için suya atılan şehit toprağı keza bir saçıdır.

Hazarlar ölülerini başlangıçta su yataklarına gömerlerdi, ölülerini pınar başlarına gömen Türk boyları da vardı. Gagauzlarda ölen defnedildikten sonra mezara şarap dökülür, şarap: yoksa su dökülür. Mezara kabir ateşini söndüreceği inancından hareketle su dökülmesi Doğu Anadolu'da da vardır. Adıyaman'da ikinci evliliğini yapan erkek zifaf gecesi ilk eşinin mezarını ziyaret edip mezara su döker, böylece onun ruhunun muzdarip olmayacağına inanılır. Bitlis'te cenaze çıktıktan sonra evdeki bütün sular dökülür. Elazığ da cenaze evinde su kaynatılır ve dumanının eve dağılması sağlanır. Bitlis'de akan suların kazayı, belayı alıp götürdüğüne inanılır. Kuzey Irak Kırmanç ve Türkmenlerinde cenaze evinin önünden geçen aile, evin eşiğinin önüne su döker. Erzurum'da kısmetinin açılmasını isteyen kız kıbleye karşı akan suyun borusuna güneş doğmadan önce bir çubuk sokar. Sorgunda damatı kitleyerek ona büyü yapmak istenince anahtar suya atılır veya toprağa gömülür. Ayrıca suyun veya toprağın büyüye karşı insanı koruyacağına inanılır. Azeri Türklerinde bekarlar Hıdırellezde bir tas suyun içine yüzüklerini atarak kısmetlerini tahmin ederler.

"Gelin Hamamları"nda dua ve ilahilerle gelinin başına dökülen sular, "kudret hamamları" ve "tekin olmayan hamamlar" su-iye ilişkileri itibariyle anlamlı kabul edilebilir. Kerkük'de gelin, baba evinden çıkarken yanında su da bulundurur ve bu yörede suyun yeni eve bereket getireceğine inanılır.

Karaim Türk düğünlerinde Horon oynanırken gelinin ayağı ile vurması için bir tas su
getirilir. Devrilen tas kapaklanır ise, gelinin ilk çocuğunun erkek olacağına inanılır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da gelin oğlan evinin eşiğinden girerken su dolu bir kabı devirmesi istenir böylece geleceklerinin aydınlık olacağına inanılır.

Değirmen, inanç-düşünce ilişkileri dünyamız itibariyle mitoloji-medeniyet çatışmasının kavşak noktalarındandır. Bir takım iyelerin Değirmende düşünülmüş olması su kültü ile ilgili iken, giderek köhneleşen/ değirmenin oluşturduğu harabe ortamı ve terkedilmişliği ile de Kara İyeler için uygun bir mekan oluşturmuştur. Zaman-mekan ilişkisi itibariyle tipik bir örnektir. Değirmenin Ak iyelerin mekanı olduğu dönem onun su yeşillik ağartma dönemi ile ilgiliydi. Orada güçlü akan sular ve ulu ağaçlar, meyvalı ağaçlar vardı. (Arif Emrahoğlu)

Amasya'nın bazı yörelerinde muharrem ayında tutulan oruçta iftarda su içilmez. Ordu'da mübarek gün ve gecelerde cami çıkışına bir kap su konur. Cemaat şifa için bu suya üfler. Denizli ve G.Antep'de Hıdırıllez'de yazılmış "Dilek kağıdı" deniz veya akan suya atılır. Kastamonu'da hayvanların veriminin artması için onlara okunmuş su verilir.224

f.Ağaç/ Orman/ Bitki İyesi

Eski Türk inancında ağaç ve orman, insan hayatı üzerinde tesiri olan mukaddes varlıklardır.225 İnsanların onların iyelerini memnun ettikçe, daha mesut olacaklarına, bolluk ve berekete ulaşıp daha huzurlu yaşayacaklarına inanılırdı. Türklerin bu inancı Göktürk Çağı kitabelerinde kazınmıştır. Bu kitabelerde, Türkler'in Ötüken Yış'dan uzaklaşmaları halinde, başlarına türlü belaların geldiğine ve geleceğine, burada yaşarlarsa, huzur içinde ömür süreceklerine, sıkıntıya düşmeyeceklerine işaret edilir.226

Kırım Türklerinin bu ormanları "Balta Tıymez" kabul edip kutsal saymaları, Kırımda ulu çınarlara yükünmenin XIX. y.y.a kadar devam etmiş olması, uzun süren kuraklık dönemlerinde yağmur duası için ulu ağaçların altının seçilmiş olması, ayrıca Ishak Sangari ve eşinin mezarının Kırım'da saygı toplaması bize Karaim Türklerinde; Ağaç, Ata, Yağmur ve ölümle ilgili inançların eski Türk inançlarının izleri olarak yaşadıklarını göstermektedir. Bu tür pratiklere incelediğimiz bölgede de rastlamaktayız. Çorum'da ellerinde sihil (siğil) olan kimseler sihil (siğil) ağacından siğil sayısı kadar dal keserler. Ankara - Kızılcıhamam'da Karaağaç dalı dört köşe kesilir, bununla hayvanların ve çocukların boynuna nazarlık yapılır.

Kuzey Irak'taki kutsal su muhtevalı inançlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki benzerlerinden farksızdır. Süleymaniye'deki Şeyh İsa-Musa suyu, çocuğu olmayan ailelerin, suyundan içtikleri kutsal bir mezardır. Bu mezarın önündeki büyük ağaçlara Kırmanç ve Türkmenler kutsiyet atfetmektedirler. Dalları dahi korunan bu ağaçların dallarına çaput bağlanmakta dileklerde bulunulmaktadır. Suyu kutsal kabul edilen Kerkük'deki Baba Gulgul mezarında Türkmen ve Kırmançlar daha ziyade cilt hastalıkları için şifa ararlar. Bu tür ziyaretlerde dallarına dahi dokunulmayan kutsal ağaçların "sahipli" olduğuna inanılır. Bu ağaçların dallarına bağlanan çaputlar ise, ziyarete yapılmış birer "saçı" dırlar. Nahçıvan'da da ağaç kültü ve Azerbaycan'ın diğer kesimlerinde olduğu gibi yaşamaktadır.227

Kuzey Irak Türkmen ve Kırmançları arasında eski Türk inanç sistemi Gök Tanrı dinînin, kültlerinden olan Ağaç kültü'nün de izlerini görüyoruz. Selahattin kazası ile Saklaun arasında dağlık bölgede bir ağaç vardır. Sere Süvare adı ile bilinen bu ağaç yöreye de adını vermiştir. Ağaç' ın içinde bir delik vardır. Ağacın içinden geçen ve çocuğu olmayanların çocuğunun olacağına inanılır. Çocuğu olanlar bu ağaca yeşil bir çaput bağlarlar ve kurban keserler. Şere süvare'nin suyu şifa için içilir ve suyunda yıkanılır. Ağaç kovuğundan çıkmanın Türk Mitolojisindeki yeri bilinirken, Doğu Anadolu da da bu tür ağaç ve taşların varlığı tespit edilmiştir. Bitlis Hizan'daki niyet taşı bunlardan biridir.

Kırım Karaylarında, kaledeki Karay Mezarlığında "Balta Tıymez" adı ile bilinen kutsal ulu ağaçlara halk elleyerek, alnını sürerek dua eder. Karaylar; güneş doğarken ağaçlar aydınlanırken, güneşin doğduğu yerlere yüzlerini sürerek özel şarkılı dualar okurlar. Bu ayinlerde daire çizecek tarzda hareket ederler.

Gregoryanlar "Sos" (Gümüşlü Kavak) diye adlandırılan ağacın dallarının hareketinden, yapraklarının hışırtısından anlamlar çıkarmaktadırlar. Armavir'de Sos Ağacı ile ilgili bir kült oluşmuştur. Gök Tanrı İnanç sisteminde Ağaç kültü önemli bir yer tutmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yılın muayyen zamanlarında belirli kutsal gecelerde bütün tabiatın ibadet ettiğine bu arada gövdeleri ile yere eğilen ağaçların da secde ettiğine inanılır.

Denizli'de yağmur duasına çıkanlar asma dalına 41 yasin okurlar. Balıkesir'de arife günü yaş ağaç kesilmez. Denizli'de Ramazan ve Kurban bayramları ile arife günü kabir ziyaretlerinde "Mersin dalı" dikilir. Artvin'de arife günü evine odun getirenin evine yılan gireceğine inanılır.228

Karaim Türkleri'nde gelin oğlan evine gelmeden evvel damadın evinin eşiğine bir meşe ağacı dalı konulur. Kırım ve Karaim Türkleri meşe ağacını uğurlu sayarlar, Çift Kale Mezarlığı'ndaki ağaçları kutsal kabul ederler. Azerbaycan Türkleri zifaftan evvel yedi veya dokuz dallı bir ağacı şeker ve meyvelerle süslerler. Zara'da mezar tahtası veya mezar ağacı suya atılır ise yağmurun yağacağına inanılır. Azeri Türkleri yedi taşı ipe bağlayıp suya atarlar ve bu yedi taşın ipini sahildeki karaağaç veya fındık ağacına bağlarlar.

4.EV-OCAK-OD/ATEŞ-AĞIL İYELERİ

Eski Türk inanç sisteminde, Ev, Ocak/Ateş ve Ağıl/Ahırın da iyeleri olduğuna inanılıyordu. Bu iyeleri, saçılar saçarak memnun etmek gibi birtakım dinî uygulamalar yapılıyordu. Sistemde yerlerini belirlemeye çalıştığımız bu inançların, incelemeye aldığımız bölgede hala izleri devam etmektedir.

a.Ev İyesi

Türkler arasında, içinde yaşadıkları, yatıp kalktıkları çadırın da iyesi olduğuna inanıldığına dair tespitler vardır. Bu iyenin orada yaşayanları koruduğuna inanılır.229 Yakut Türkleri çadır iyesi için kurban keser, kanını çadırın direğine sürerek ev iyesinin rızasını kazanırlardı.230

Karaiyeler'de, helaların evlerin içinde yapılması caiz değildir. Helalar mutlaka meskenlerin dışında olmalıdır.231 Bu husus bize göre ev iyesi ile ilgili olmalıdır. Kara iyelerin pis koku ve pis yerlerde olduğu ve bunların tekin sayılmadığı bilinmektedir. Ev iyesinin ise, ev halkını koruyan bir Ak iye olduğu, Ocağın/Hanenin kutsallığı ile de ilişkili olduğu bilinmektedir. Helaların evin dışında olması, iki iyenin bir arada olmamasının istenilmesinden midir? Helaların, evlerin dışında olması incelenilen bölgede bilhassa Doğu Anadolu'da adeta genel kaide iken, giderek kırsal kesimdeki yeni evlerde tuvaletler de evin içine girmeye başlamıştır.

Hazar Hakanı sefere çıkınca, çadırın tepesine altın bir nar takılırdı.232Bu inanç"Kızıl elma" inancının233 bir izahı olabilir. Bu ocağın kutsallığını gösteren ve ocağın uzağındaki Ata'nın ulaşmak istediği, en yüce hedef olarak gösterilmiştir. Elma aynı zamanda Türk şölenlerinde saçı karakteri arzeder.

Ayrıca; "Kızın komşu evinde yatmasın, oğlan bazar aşı tatmasın" atasözü Türk Göçebe töresindeki, bize göre ahlak anlayışını yansıtır. Bazar, aşiret Türkçesinde şehir demektir.

Gregoryanlar'da Sivri-Türk çadırı biçiminde kümbetli manastır ve kiliselerin yapılması234 Türk mimari tarzının izlerini yansıtmaktadır. Dinî mimaride sivri kubbe bir Türk stilidir.235 Bu stilin gelişmesini bütün dönemleri itibariyle Anadolu'da gözleyebiliyoruz.236

Hazarlar'ın toprak altında bulunan bina temelleri, onların yapılarının çember biçiminde kurulmuş olduklarını göstermektedir. Sovyet arkeologlarına göre, böyle yuvarlak yapılara ait temeller, Hazarların yaşadıkları toprakların her yanında ortaya çıkarılmıştır. Daha sonraki tarihlere ait temeller, dörtgenleşmiştir.237

Sorgun'da, Canfulaz/Koncaloz diye bilinen Kara İyenin evlere girmemesi için kapı ve pencere eşiklerine pancar konur, pancar kokusunun bu iye'den evleri koruduğuna inanılır.

Kuzey lrak'da Kırmanç ve Türkmenler kırkı çıkmamış çocuğu kara iyelerin zararından korumak için evin eşiğinden dışarı çıkarmazlar. Bu uygulama Anadolu'nun birçok yerinde vardır.

Çemişgezek'de doğum esnasında Alkarı'sına rastlayan kadını Alkarısının fenalığından korumak için evin eşiğinin dışına çıkarırlar tayı olan bir at getirerek hastanın baş ucunda bekletirler.

Gagauzlar'da olduğu gibi Anadolu'nun birçok yerinde, inşaatların bilhassa ev inşaatlarının temeline kurban kanı akıtılır. Temele pislemek en büyük hakarettir. Felaket getireceğine inanılır ve muhakkak temizlettirilir.

Kaşgarlı 'nın yaptığı aktarmaya göre, Tevrat'ın Tesniye bölümünde "Bu sözleri, eline bağladığın bir diğer işaretle simgeleyeceksin. Evinin kapısının üstüne kent kapılarına da koyacaksın bu işareti" (Tesniye, 4: 8-9) şeklinde geçen ayetler Talmut'a göre uygulandığında, ayin esnasında Yahudi erkeklerinin alınlarına astıkları muska (Parşömen üzerine yazılmış Tevrattan alınmış ayetler) ve Yahudi evlerinin kapılarında görünen "El" kabartmalarının meydana getirmiştir. Bu tür işaretler tılsım, muska ve el niteliğindeki maddesel simgeler "zazumalar" Karailikte kesinlikle yasaktır. Karaylar bu töreleri fetişizm (Putculuk), batıl itikad, büyücülük olarak kabul ederler.238

Büyük kervansarayların, iş yerlerinin, evlerin kapı başlarında iyilikleri sağlamak, kötülükleri kovmak için ayetler asıldığı, yazıldığı bilinmektedir. Ayrıca insanlar için de muska yapıldığı muhtelif yerlere asıldığı görülmektedir. Kars'da, Erzurum'da, G.Antep'de kapılara takılı tek ve çift madeni "el" şeklinde kabartmalara sıkça rastlamaktayız. Bunlara din farkı gözetmeden bütün halk tarafından kullanılan tokmak gözü ile bakılmaktadır.

Ömerhanlı köyü'nde gelinin attan inmesi evin eşiğinin önünde yapılır. Anadolu'da evlenmek isteyen delikanlı babasının ayakkabılarını evin eşiğine çiviler. Bunun anlamı "Ben de kendi ocağımı, eşiğimi istiyorum", demektir.

b.Ocak, Od/Ateş İyesi

Od,'ocak iye veya iyeleri, Türk hayatında önemli bir mevki işgal eder. Ergenekon'dan çıkmak için ateş yakıp demiri eriterek yeryüzüne çıkan Türkler,239 Kökü Gök Tanrı inancına dayanan bu mistik hatırayı günümüze kadar yaşata gelmişlerdir.

Kuzey Irak Kırmanç ve Türkmenlerin de Ocak kutsaldır.240ocak bütün Türk dünyasında olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da kutsaldır.241 Gagauzlarda da aile ocağı kutsal kabul edilir ve ailenin reisi erkektir.242

Od-Ocak ilişkisi, Ocak-Ev ilişkileri ve Ocak-Şifa ilişkileri kendi içerisinde bir bütün
oluşturur. Azerbaycan'da, Dardağan (dağ dağan) Ocağına çocuklar götürülür. Kara koyunun yünü ile çilek yaprağının tozu karıştırılıp ocağa atılarak şifa umulur.243 Anadolu ve Doğu Anadolu'da, şifasına inanılan binlerce Ocak vardır.244 Sorgun'un Ocaklı köyünde şeyhin ocağı vardır.245

Bayrak egemenlik sembolü iken, düğün alayında bayrağın olması yeni kurulacak"Ocak"la, yeni bir egemenlik alanı mesajı vermektedir.

Türklerde mukaddes kabul edilen "Ocağın" devamlılığının sağlanması küçük kardeşe görev olarak verilmiştir.

Erbil'in içerisindeki Sultan Muzaffer, her türlü dilek ve istekçi Türkmen ve Kırmançlar tarafından ziyaret edilir, mezara taş yapıştırılır.246 Keza, halk Erbil'deki Şeyh Muhammed Çuli'yi, çocuk isteği için ziyaret eder, mezara taş yapıştırır ve para bağlarlar.247

Şimdi pek görülmemekle beraber, Kars'da, Van'da ve Erzurum'da yatır mezarlarına niyet
tutulup, taş yapıştırıldığını, taşın yapışması halinde niyetin olacağına inanıldığını bizzat
gözledik. Eski Türklerde, çocuk sahibi olmak isteyenlerin, elmalı yerlerde, kutlu pınar
başlarında, ata mezarlarında yatması gerektiğine inanılır.248

Tercan da249 çocuk için Kara Yakup250 Divriği'de, Hasan Paşa Ocağı ile Fadıl Baba
Ocağına Tortum'da, Güvit Ocağına gidilir.251

Hazar Türklerinde Ata, ocak içerisinde, Hakan'ın millet içerisindeki kutsanmış halinin küçük boyutlu bir örneğidir. Dereköy düğünlerinde, düğünün disiplinini sağlayan seçkin kimseye "Ocak Başı"denir.252

Bayburt'ta, 1930'larda vefat eden Alay Müftüsü Mehmet Hülusi Efendi Sarılık Ocağı olarak bilinir. Sağlığında müftü, özel tasla sarılık hastalarına aç karnına üç defa su verirdi ve bu yolla hastanın iyileşeceğine inanılırdı. Müftü öldükten sonra halk, onun mezarını ziyaret yeri yapmıştır. Yakın zamana kadar mezarın etrafında annelerin hasta çocuklarını üç veya yedi defa dolaştırdıkları ve niyet sahiplerinin mezara mum yaktıkları ifade edilmektedir.

Kuzey Irak'da, Türkmen ve Kırmançlar, sağlıklarına kavuşmak için, eski Türk inançlarının bir devamı niteliğinde olan ocaklara da gitmektedir. Kerkük'deki Pasavan ailesi Sarılık Ocağı'dır. Şuan ailede Fikret ismindeki zat Ocağı temsil etmektedir. Etkinlik Baba'nın oğluna el vermesi ile geçmiştir. Hasta ocağa iki çuvaldız ve bir tasla gelir. Ocak'ta, tasa su konur. Ocaklı, suya yedi defa Yasin okur, aileden birisi çuvaldızı suya sokar, çıkarır çuvaldızın suyunu hastanın amma "tu-tu-tu" diyerek sürer. Bu tasın suyu, hastanın evinin 'etrafına "tu-tu-tu" diyerek dökülür, hastanın iyileşeceğine inanılır.253 Kuzey lrak'da Türkmen ve Kırmançlar Al Karısı/Al Aparlar'dan korunmak için ateş yakarlar. Havan döverler, yatağın altına Kur'an-ı Kerim ve bıçak koyarlar, kırklı kadının boynuna siyah boncuk takarlar.254 Ocak'dan koruyucu muska alırlar.

Ateş'in ve demirin eski Türk inancındaki yerini biliyoruz.255Ayrıca Gök Tanrı inancındaki kara iyeleri koymak için ürkütücü sesler çıkarıldığı da Doğu Anadolu'da görülmektedir. Bölgede Güneş tutulduğu zaman halk, bilhassa çocuklar teneke çalar, erkekler havaya ateş ederler.256

Kuzey lrak'da, Türkmen ve Kırmançların çekindikleri diğer bir iye de Feriştah'dır. Feriştah bir tür "Pir" dir. Veya bir kılığında görünür. Feriştah, belirli evlerde görülür. Daha ziyade, halkı mütedeyyin olan hanelerde rastlanır. Evin halkına dokunmaz. Ancak bu insanlar sarhoş, veya gusülsüz dolaşırlarsa onları çarpabilir. Daha ziyade eski tip tarihi evlerde görülür.257

Berzenci-Süleymaniye arasında Erbad'ın çıkışında "Ferisde-Ecinde" diye bilinen bir iye vardır. Bunu gören kimse besmele okur ve üç defa "tu-tu-tu"der.258 Sistematiğimizde kara iyeler arasında yer verebileceğimiz ferişde-i Ecinde'nin (muhtemel cinlerin Feriştahı) benzerlerini, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da tespit edip fonksiyonlarını belirlemekteyiz.259

Erbil'deki Türkmen ve Kırmançların ziyaret ettikleri Keko / Kaka Berzinci, delilerin
bağlandığı bir Şeyh Ocağı'dır. Ziyaretçilerin armağan getirdikleri bu ocağa, deli hastalar bağlanır. Bu Ocak'dan icazet alan müritler keramet sahibi olurlar. Ocak'ta Şeyhin mezarı vardır.260 Anadolu nun birçok yerinde özellikle Doğu Anadolu da yatıra hasta bağlamak suretiyle tedavi yöntemi vardır. Bilhassa yaramaz çocuklara, bu dinî pratik uygulanır.261 Bize göre kişioğlu hasta olan ruhunu, güçlü olduğuna inanılan yatıra bağlayarak, teslim etmektedir. Benzeri tedavi şeklini İslam Öncesi Türk inançlarında da görmekteyiz.262 Bitlis'te uzun yıllardır süregelen bir inanç var; halk akli dengesi yerinde olmayan,veya yaramazlıklarından şikayet ettikleri çocuklarını "Şeyhül-Garip" yatırına getirip zincirliyor ve çocuğun iyileşeceğine inanıyorlar.

Altaylar ve Yakutlarda olduğu gibi Gagauzlar'da da iki çeşit ateş vardı. Altaylar ve
Yakutlar mukaddes ateşe "ayiout", Rus Ateşine "nuçça eteş" demektedirler. Gagauzlar
ateşi canlı ve cansız ateş diye ayırmaktadırlar. Cansız ateşle oynamak doğru değildir. Oynayan çocuklar sidikli olurlar, cansız ateş kötü ruhları koymak için kullanılır. Gün battıktan sonra hiç kimse evden ateş vermez. Yukarıda belirtildiği gibi lohusa odasının eşiğinin önüne ateş konur, eşiği geçecek kişinin ateşten atlaması istenir.263 Ateşle oynayan çocuğun gece altını ıslatacağı inancı Doğu Anadolu'da da vardır.264 Al karısından korunmak için Ateş'in koruyucu gücünden yararlanma inancı Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da vardır. Keza gün battıktan sonra evin eşiğinden dışarıya Ateşin çıkarılmayacağı inancı Doğu Anadolu'da da yaygındır.265

Kara ve Ak İyelerin etkin oldukları alanlar (evde, ağılda) ve fonksiyonları (çocuğu, anneyi veya aileyi koruma gibi) kesin sınırlarla ayrılmış görülmemektedir. Bu sebeple irdelenmelerinde de alan kaymaları olabilmektedir.

Su, Taş, Yol iyeleri ile olduğu gibi, ateş iyesi ile ilgili inançları da Kuzey Irak'ta tespit ettik. Kerkük'deki İmam Ebun ile Eb Ölük'ün mezarından geceleri nur çıktığına inanılır. Buraya; çocuğu olmayanlar gelmekte ve üç taşı üst üste koyup parmaklarını bu taşlara basmaktadırlar. Ateş Babası diye bilinen bu yatırda, taşlar dönerse, niyetlerinin olacağına inanılır.266

V.Azerbaycan Kuzey Mezopotamya ve Anadolu'da tamamen aynılık arzeden bir inanç alanı da Ateş/Od'dur.267 Azerbeycan'da da odun üstüne su dökülmez Odun söndüren özünde söndürür. Suya ve çöreye olduğu gibi oda da and içerler. "Bu od haggı" "Bu Ocag haggı" "Çırag haggı" denilir. Piri Ocak hesap ederler. Pir'e imamzadeye gidene "Ocağa gedip diyerler. Ere verilen gızı ve sefere giden adamı ocağın başında dolandırırlar.268

İçerisinde ateş olan ocak, şifa kaynağı olan ocak ve hane, yuva ev anlamındaki ocak arasındaki batıni müşterekliği bu örnekle de görüyoruz. İmamzadelerin kutsal anlamda "Pir" kabul edilmeleri daha ziyade Caferi inançlı Türklerle onlarla aynı coğrafi mekanı paylaşan Türkler de görmekteyiz.269 Ateşin etrafında dönmek ateşi Tanrı olarak kabul etmemiş olunsa da bir yükünme onun kutsiyetine bir itibarın ifadesidir. Yüceltilen ve sakınılan değerlerin etrafında dönülmektedir.

Türk mitolojisinde, yatır mezarlarından ışık çıkışı ve ışıktan meydana gelmiş olma motifi bilinirken, Ateş Babası ismi de anlamlıdır. Baba isminin yatır isimleri ile birlikte geçmesi Türk kültüründe bir kot olarak kabul edilebilir.270

Karaim Türkleri'nde olduğu gibi Elazığ'da da düğünde tepsi üzerinde mumlar yakılır. Doğu Anadolu'da bilhassa Erzurum'da çeyiz sandığına mum da koyarlar. Karay Türklerinde düğün güzergahı üzerinde meşaleler yakılır.

Elazığ'da Tavşan bacağı ile sobanın külünün temizlenmesine mecbur edilen temizlikçi kadın, tepki gösterir. O'nun inancına göre, kutsal olan ateşe, o hayvanın ayağı yaklaştırılmamalıdır.

Gregoryan inançlarında da tavşan uğursuzdur.271 Tunceli de Alevi inancı Tavşan'ı hayırsız ve vefasız bir hayvan olarak nitelendirir.272 Orta Asya Şamanistleri Tavşan'a koza derler ve onunla ilgili onguna da "Kozan Töz" derler. Sibirya 273Şamanlarının inancında Tavşan "Koşucu" olarak nitelendirilir.274 Tavşan Bektaşiler'de dokunulmayan hayvanlardandır.275

Bitlis'te "Hatre Gecelerinde damlarda ateş yakılarak sağlık ve bereket dilenir.276 Gagauzlar da ateş dumanı Ocaktan dosdoğru çıkar ise, yağmur yağacağına inanılır. Zamda ocağın külü ocağın dışına taşarsa yağmurun yağacağı inancı vardır.277 Gagauz Türkleri, Ortodoks olmadan evvel ateşe sitayiş ederlerdi. Hala Gagauzlarda ateşe saygılı davranılmaktadır.278

Sarıkamış'ta, genç kızlar kısmetlerini belirlemek için fal baktırırlarken, su ve nişan yüzüğünün yanı sıra Ocaktan yeni alınmış kül kullanırlar.279

Orta Kafkasya'da defini takip eden üç gece mezarda ateş yakılır. Bu uygulama Aras Vadisinde de vardır. Kuzey Irak'daki bazı aşiretlerde kullanılan eşyalar yas sonunda, temizlenir veya yakılır. Yakma bir anlamda temizlemedir.

Gagauzlarda, Albastı'nın zararından lohusayı korumak için evin eşiğinin önüne kor halinde ateş konur. Gagauzlarda ölen kimsenin hortlayarak Vampir olmaması için, mezara
götürülmeden evvel kuvvetli bir ateşin altından geçirilir. Ayrıca Gagauzlarda Tılsımlı tabir ettikleri sahipli, tekin olmayan yerlerde geceleri kendiliğinden ateş yanabildiğine inanılır. Bu tespit bize Doğu Anadolu'nun birçok yerinde mezarından ışık veya nur saçan yatırları hatırlatıyor.

Pir türünden bazı şahısların, şifa verici özelliklerinden kaynaklanan "Sarılık Ocağı" türünden Ocaklar ile, ateşin, paklayıcılık ve koruyuculuk gibi fonksiyonlarından şifa vericiliği kaynaklanan ocak iyesi, bazı ortak yanları olmalarına rağmen, aynı şeyler değillerdir. Ayrıca; kutsal kabul edilen bazı ocak türünden mekanların ışık saçmaları ile, ocak ateşinin; külü, dumanı, alevleri, isi gibi, çıkarmakta olduğu ışığında da hikmetlerin aranılması, yatır ışıklarından farklı şeylerdir.

C.Ağıl İyesi

Kişioğlunun nazarındaki Kara İyeler insana zarar verebildiği gibi, eve ambara, hayvanları ile birlikte ağıla da zarar verebilir. Al Karısı at binmesini çok sever. Geceleri ahırlarda bağlı atları çözüp, sabaha kadar ağılda onlara biner. Bu konuda Al Karısı anlatılırken geniş bilgi verilmiştir. Ev ve ambarı olduğu gibi, ağılları da kara iyelerden koruyan, bir kısım Ak iyeleri celbeden kuvveler ve dinî yaptırımlar vardır.

Eski Türk hayatında, koyun ve at besleme önemli bir yer tutardı. Çobanların ve sürülerinin de koruyucu iyelerinin olduğuna inanılıyordu. Günümüze kadar sürüp gelen bu inançların, incelediğimiz bölgeden; Nahçıvan, Tebriz, Doğu Anadolu ve Irak Türkleri arasında izlerini bulabildik. Volga Türkleri arasında, bu iyenin adı Abzar Öyesi idi. Evin sahibi, yapacağı bir takım saçılarla bu iyeyi memnun ederek, sürülerinin korunduğuna inanırdı.

Doğu Anadolu'da sürünün korunması, malın hayrı ve bereketi için kurban kesilir, fitre ve zekatın dışında, sadakasının da verildiği olurdu. Eskiden 60-70 yıl evvel ise, süt saçı edilerek, ateşe ve toprağa süt serpilirdi. Ayrıca her evin olduğu gibi Doğu Anadolu ve lrak Türkleri arasında, ahırların da koruyucu Taçlı Yılanları olduğuna inanılırdı. Diyarbakır'da bağları koruyan yılanların varlığına hala inanılmaktadır.

5.KİŞİOĞLU APA/ATA-ARVAK/ARBAK(RUH)

Eski Türk İnanç sisteminde kişioğlunun ruhundan güç alan bir kuvvesi vardı. Kişiye, yaşa ve cinsiyete göre değişen bu güç, ölümden sonra da devam ediyordu. Bu, Atalarda Ata Ruhu olarak biliniyor ve taşıdığı kuvvenin gücü ve mahiyeti de değişiyorlardı.

a.Kişioğlu

Karaylarda ruhla temas kurulabileceğine ve normal halde elde edilmeyen bazı şeylerin büyü yolu ile elde edilebileceğine inanılır Gerek ruh çağırma ve gerekse büyü için Karayların pek çok sihirli formülleri vardır.280Karilikte,ruhun ölümsüzlüğü ve tenasüh inancının da iddiaları vardır. Ölen birinin ruhunun yeni doğan birine geçebileceğine inanılır.281 İncelediğimiz bölgede fazla sık rastlamamakla hayatta iken istenmeyen davranışları olan insanların karakterlerine uygun bir hayvanını şeklinde tekrar biçimlenerek hayata geldikleri inancı vardır.

Tunceli'de Allah adından ziyade halkın kutsal kabul ettiği bazı ulu kişiler adına yemin edilir. "Hızır Hakkı için" 12 İmam hakkı için" "Munzur Baba Hakkı için", "Düzgün Baba Hakkı için", denilir. Bu tür yemin Azerbaycan ve Kuzey Mezopotamya Türklerinde de vardır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, çocuklara dedelerinin isimlerinin verilmesi sadece hatıralarının devam etmesi İsteğinden değildir. Dedenin veya ismi verilen şahsın, seçkin kabul edilen vasıflarının da, bu yeni bebekte yaşayacağına inanılır. Nitekim Hakan, Komutan ve Bilginlerin isimlerinin çocuklara verilmesi ile çocukların da öyle olabileceklerine inanılırdı. Ay Doğdu, Ay Kutlug, Ayas, Budak, Cüneyt oğlu Kurt Hasan,Uygur Alp, Timur Taş, Teke oğlu Osman, Sungur, Şeytan Kulu, Teke282 gibi isimler tarihimizde Paşa, Bey veya seçkin insan isimleri iken, bunların büyük bir kısmı Doğu ve Güneydoğu'da çocuklarda yaşamaktadır.

Yatırların isminin çocuklara verilmesi, onların ruhlarının çocuklarda yaşayacakları anlamına gelmez. Bu uygulama daha ziyade, çocuğun kazanılmasında yatırın yardımcı olması içindir. Bununla beraber Adana'da Bulut Dede yatırına davalılar duruşmadan evvel bir giysilerini götürürler, türbede bir süre kalır, duruşmaya bu giysiyi giyerek giderler. Böylece davayı kazanacaklarına inanırlar. Bu uygulamada yatırın ruhunun giysi ile birlikte duruşma salonuna girebileceği inancı vardır.283

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da çok yaygın olan Hıdır/Hızır, geçmişte yaşamış iken, hala zaman zaman halk arasında görünüp bereket dağıtan bir velidir.284

Yukarıda belirtildiği gibi XVII.Yüzyılın başlarında, Karaçay Türkleri vatanlarını korumak için "Marca" adlı kutsal ruhun, düşmana karşı kendilerine güç verdiğine inanırlardı. Karaçaylar islamiyete XVIII. Yüzyılda girmişlerken, 1915'de Sarıkamış'ın Hozat köyündeki kutsal kabul edilen Ağ baba tepesinden inen yeşil sarıklıların Rus saldırısı karşısında Müslüman Türk halkına yardım ettiğine inanılır. Bu tespitlerde de görüldüğü gibi halk, ölmeyen ruhun tekrar gelebildiğine inanmaktadır. Karaylar'da olduğu gibi bütün inanışlar ruhun yeni cesetlere girişine misal teşkil etmemekle beraber ruhun ölümsüzlüğü ve tekrar bu dünyaya dönebileceğini göstermektedir.

Karay masallarının başında bulunan ve Karay'ca "Yumak Başı" denilen tekerleme vardır. Bu tekerleme şöyledir: "Zaman zaman ekeçde, Pire berber ekeçde, devede leke ekeçde, Susgar natır iken de, men on yaşında iken, babam beşikte bala iken de, men babamın beşşiğini tıngır mıngır tepretkende."285 Anadolu masallarındaki "Ben Dedemin beşşiğini tıngır mıngır sallar iken" tekerlemesinde olduğu gibi torunun dedenin beşiğini sallayabilmesi, dedenin ruhunun torunun cismine girmesi ile mi mümkündür? Bu tekerleme olmayacak şeyi gösterir.

Karaylar vücudun bazı uzuvlarının titremesinden, gelecek ile ilgili haber çıkarırlar. Bu tür bilgilerin toplandığı "Sekirme Yoraları" isimli kehanet kitapları vardır. Buna göre bir insanın sol ayağının budu titrerse, o insanın iyi bir yolculuk yapacağına, sağ ayağının budu titrerse O insanın sevindirici bir şey ile karşılaşacağına inanılır.286

Bu tür inançlar Doğu Anadolu'da da vardır. Sağ elinin avuç içi kaşınan kimseye para geleceğine, sol elinin ki kaşınırsa para gideceğine inanılır. Kipriğine bir şey yapışan insan ile, tırnağına beyaz leke düşen insana, hediye geleceğine inanılır. Yüzünün sağ tarafı yanan kimsenin lehinde sol tarafı bu şekilde olanın aleyhinde konuşulduğuna inanılır. Gözleri dalgın dalgın bakan kimsenin yolculuğa çıkaracağına yorumlanır. Kişioğlunun bizzat kendisinden kaynaklanan bu hallerin hangi inancın tezahürü olduğunu henüz yorumlayamıyoruz.


Sarıkamış'ta anne, çocuklarına yemek verirken, bir çocuğunun tabağına yemek koymayı unutur ise, anne "Hastalık unutsun seni" der. Böylece çocuğuna sağlık dilemiş olur ve onun hastalanmayacağına inanır.

Kars'da kafaları birbirine çarpan kimseler, tekrar kafalarını birbirine tokuşturmazlarsa, saçlarının döküleceğine inanırlar. Anadolu'da topluluk halinde kapalı yerlerdeki insanların sayılması halinde, sayılanlardan başını kaşımayanın saçlarının döküleceğini inancı vardır.

Köktürk çağı Bengü tay yazıtlarında, Kişioğlunun yaradılışı ile ilgili kayıtlar mevcuttun. Kül Tiğin Doğu cephesindeki ifadeye göre, yer ve gök kılındıktan sonra kişioğlu'nun yaratıldığı inancı açıkça vurgulanmaktadır.287 Türklerde, kişioğlu Tengri tarafından yaratılmıştır. Türklerdeki insanın tanrı tarafından yaratıldığı, gücün ve talihin onun tarafından verildiği inancı, İslamiyetle uyum içinde görülmektedir.288 Hatta, güç ve kut ile beliren Türk kader kavramı, İslami kader inancı ile bir anlamda buluşmaktadır.289

Yaşayan Türk Halk inançları arasında kişioğlu ile ilgili tespitleri, Alevi- Bektaşi Türk kültürü içinde görebilmek çok daha kolaydır.

Anadolu Aleviliğin de bazı insanlar herhangi bir kutsal kitaba değil, "yaşayan imam"a veya "yaşayan kamil insana" yönelmelidirler. Yaşayan imam ve kamil insan Hz. Ali'nin bilgisini taşıyan insan görünüşü vardır.290

Kut, bir manada insanın aynı zamanda kainatın da ruhu olan merkezi kudret ile kendi varlığında temasa geçmesi demektir.291 A.J. Dierl, Alevi inancında kişi- kut ilişkisini kurarken; "O bizzat insanın kendisini yeryüzünün tanrısı yapar."292demektedir.

Kişioğlu'nun cinsiyeti yaşı, bakire oluşu, uyku halinde oluşu, annesinin ilk çocuğu oluşu, kadınların hamile veya regil oluşu, ayrıca insanların deli olmaları, kişioğlu faktörü itibariyle farklı dinî kişilikleri sergilemelerine yol açabilmektedir.

Azeri Türklerinde, bir kadının, saçı namusudur. Onunu üzerine yemin edilir, en kutsal varlığıdır, düşmanına "saçlarıma bağışla" diyerek onun merhametini ve adaletini celbedebilir.293 düşman aile gelinin saçının kesilmesi, büyük hakarettir.

Azeri Türklerinde bir kadının diz çökmesi, yazmasının yere atması, kan davalı, tüfekli düşmanları bile engelleyebilir. Doğu Anadolu'da bir kadının yazmasını düşmanın ayakları önüne atması düşman saldırısını durması izin yeterlidir. Evinin kapısını açıp kadının kapının eşiğinde durması, düşmanın saldırısını önler.294

Türklerde, kişioğlunun, aynı zamanda bir iye gibi, bir bedene, bir dona girdi inancının, yaşa bağlı örneklerini Kars yöresinde çeşitli biçimleri ile görüyoruz. Kars gelecekten haber verebilen bir kız çocuğu vardır.295 Azerbaycan'da bazı sembollerin rüyalarda görülmesinin işaret olduğuna, bazı kimselere sır verildiğine bunların rüyalarında ne görülür ise, hakikat olacaklarına inanılır.296 Bu Hak vergisi özellikler münferit bir kişiye değil, bazı soyların bütün fertlerine verilmiştir. Bunlar için "rüyada bade içmişler"denilir. Bu tür ailelerin bütün fertleri kızlı erkekli belli bir yaşa gelince, bunlarda özel haller görülür. Aşıklık geleneği Türk Halk kültürünün ortak özelliklerindendir.297

Buta, Türk yaradılış felsefesinin sembolüdür. Türk mitolojisinin adeta mistik muhtevasının sırrı buta'da saklıdır. Türk mitolojik tefekkürünün üstün seviyesini gösterir. Azerbaycan da mahiyetine dair ilk açıklamalar yapılınca Türk Kültürünün yüksek seviyesinden rahatsızlık duyan çevreler büyük tepki gösterdiler. Kırgızistan da damga ve kaya resimlerinde Buta şeklinin çeşitli kompozisyonlarına rastlanıldı. Karakalpakistan'da inceleme imkanı bulduğumuz etnografya müzesinde Karakalpak, Kazak ve Kırgız Türk giysilerindeki madeni takılarda kemer, boyunluk, bilezik gibi süs eşyalarında stilize edilmiş Butalar gördük. Anadolu ve Balkanlar Türk tasavvufunu bilenlerden Buta'nın şekli ile, ilk insanın Ana rahmindeki şeklinin aynı olduğu ve Ayrıca Türk defin geleneklerinden birisinin de meftanın küpün içerisine konularak defnedildiğini,bu türden definde meftanın ana karnında olduğu gibi Buta tarzında yumrulandığını dinlemiştik. Adeta ilk geliş yolculuğu ile son gidiş yolculuğu aynı formasyonla olmuştur. Buta kandaki cevherin damlaları biçimindedir. Bu Türk tasavvurunda insanın yaradılış sembolü olarak tanımlanabilir. Buda Ag/Ak'dır. Buta'yı yumurta biçiminde beyzi bir şekle tamamlayan yarısı "Kara"dır. Bu Ak ve Kara bütünleşmesi, şekillenerek Türk cihan hakimiyeti mefküresinin sembolik şeklini almıştır. Bu Kara-Ak bütünleşmesidir ki "Alaca" ya "Boz"u "kır"ı oluşturmuştur. "Bozkurt" "Kır at" "Ala Geyik" " Ak Sakal" ın izahı burada saklıdır. Buta sadece kanda değil sparmada canlı olan herşeyde ilkin şekillenniş biçimidir. (M.R.)

Kişioğlu'nun cismi kimliğinin dışında da bir kimliğinin oluşu fikrini veren başka tespitler de yaptık. İç Anadolu'da "Göz Hakkı" olarak bilinen inanç, Doğu Anadolu'da "Göz Kirası" olarak bilinmektedir. Kerkük Türkmenleri ve Kırmançlarında bu İnanç "Göz Payı" olarak geçmektedir. Bu inanca göre, kişi kendisine ait olmayan bir yiyecek veya maldan bir kısım alabilir.

Adeta o metalı görmüş olması, o şahsın, o şeyin üzerinde hak sahibi olmasını sağlar. İstemesi veya verilince alması doğaldır. Bu ilişkiye malın gerçek sahibi de katlanır. Göz Hakkı, Göz Kirası veya Göz Payı uygulamasına riayet edilmediği takdirde, göz hakkını alamayanın gözü, inanca göre o şeyin içinde kalır. Gerçek sahibine de hayır etmez. Mesela, Süt ise dökülür, yemek ise bozulur. Bunları korunmak için, göz hakkına riayet edilmelidir. Daha ziyade fakir insanların çocuklarına "Gözü içinde kalır" denilir ve bunları gözünün payının verilmesi bir başka önem arzeder.298

Kişioğlu'nun güçlü veya güçsüz, hayırlı veya hayırsız olmasını belirleyen özel dönemler ve özel haller de vardır. İç Anadolu'da adetli hanımın mayalayacağı hamurun tutmayacağı inancı vardır. Bu dönemdeki hanımlar hamur mayalayamazlar.299 Hatay'da abdestsiz ezan okunan yeri farelerin basacağına inanılır. Ezan okunurken selam verilmez. Doğu Anadolu'da koç katımından sonra döl tutmuş koyunun, sütünden kırk gün yoğurt yapılmaz. yapılması halinde bu sütün maya tutmayacağı inancı vardır. Erbil'de kışlık erişte kesiminde veya aylık ekmek için hamur yoğurulacağı zaman, adetli hanım, hanımlar grubunun içine alınmaz.300 Bu tespitler kişinin bedenindeki irade dışı bazı farklılaşmaların onun görünmeyen güçlerden etkilendiğini düşündürmektedir.

İnsan hayatının belirli sosyal dönemlerinde kişioğlunun müessiriyeti artabilmektedir. İç Anadolu'da genç kızlar kısmetlerinin açılması için gelinin duvağının telinden bir tel alır saklarlar. Doğu Anadolu'da gelinin başına atılan şeker ve bozuk paradan alınır ve saklanır. Bazı yerlerde de gelinin papucunun altına kısmeti açılması istenen kızların isimlerini yazarlar.301Erbil'de Kırmanç ve Türkmenler evde kalan kızların kısmetinin açılması için, gelinin ayağına giderler, gelini karşılar, onu gerdeğe girmeden ziyaret ederler. Bu tür evde kalan kızlara Türkmen ve Kırmanç'lar kalıp demektedir.302 Bu uygulamada ayağı uğurlu olan "Kişioğlu"ndan yararlanma vardır. Evlenmesi çok gecikmiş kızlara Kars yöresi, Aras vadisi ve Güney Azerbaycan'da "kalığ" denir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bazı ilçelerde kız ve oğlan kına geceleri ayrı ayrı yapılabilirken 303 Kuzey lrak'da Türkmen ve Kırmançlarda sadece kız evinde yapılır. Aydınlık ve bahtlı olsun diye, gelinin ayağının suya konulduğu bu gecede, gelin bereketli olsun diye kınayı geline, kısmeti bol olduğuna inanılan bir kimse yakar.304 Bu pratikle izlenen yöntem bize kişioğlundan kısmetli olanın bereket sağlayabildiğini düşündürüyor.

Gagauz Türklerinde perşembe günü öğleden sonra tutulan iki kadın, gelinle beraber kız ve dostları için ev ev dolaşarak tanıdık kadınları gelin evine "Kınaya" davet eder. Bu
geceye "Kına gecesi" denir.305 Bu pratikde de uğurlu olduğu denenmiş bir kadın kişinin
hikmeti vardır. Kınayı, dula, evde kalmışa, kısır ve çocuğu olmayana yaktırmazlar.

Kişioğlu'nun bedeni gücünün dışında kaynaklanan etkileyici fonksiyonlarından birisi de "Nazar"dır. Nazar için Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi306 Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmançları arasında da, içinde göz bulunan bir el resminin etkili olduğu inancı vardır. Bu resmin üzerinde bir ayet vardır. Ayrıca mazı ağacının tohumundan yapılan nazarlık, çocuğun beşiğine asılır. Nazardan korunmak ve nazarın kötü tesirini atlatmak için, Kırmanç ve Türkmenlerin Betük tabir ettikleri muskalar kullanılır. Bunlar, yatırların yeşil örtüsünden kesilerek üzerine ayetler yazılan ve mektup gibi katlanılan, kişilerin üzerende taşdıkları muskalardır.307 Muskaya veya yazılı küçük kağıt parçasına, bazen de mektuba "Betük" denildiğini Doğu Anadolu'da da görmekteyiz.

Gagauzlar'da nazara (Göz değmesi) inanırlar. Nazardan korunmak için muska takarlar. Muska haçla beraber takılır. Ayrıca şapka ve gömleğe de dikilir.308 Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da nazarlıklar bazen özellikle görünen yerlere; çocuğun omuzuna beşiğin üzerine, atın boynuna, binanın üzerine, bazen görünmeyen yerlere, boyuna, gömleğin içine konur, asılır ve dikilir. Gagauzlardaki haç, Müslüman Türklerde yerini ayetlere, yazılara bırakmıştır. Nazar, yani tekin olmayan insanların bakışları ile zarar verdikleri inancı, Türklerde İslamiyetten evvel de vardı.309

Nazardan korunmak için üzerlik yakılması uygulaması, Doğu Anadolu ve Güney Azerbaycan'da olduğu gibi, Kuzey lrak'da da vardır. Kerkük yöresinde yapılmış bir tespit Anadolu'daki benzerlerinin aynıdır.

" Üzerliksen havasan
Yedi derde devasan
Allah'tan istemişem
Bu derdi sen kovasan."310 ~ ~ ~

Kişioğlunun görünmeyen gücü, bazı hallerde yaşıtları için zararlı olabilmektedir. Kerkük'teki Türkmen ve Kırmançların korkan çocuklar İmam Ahmet Türbesi'ne götürülmektedir. Adak olarak yakılan mumun isleri korkan çocuğun yüzüne ve muayyen yerlerine sürülmektedir.311

İnsanı nefsine uyduran şeytan'dır. Şeytan insana nefsine göre vesvese verir. Kişi hangi günahı istemeye müsait ise şeytan ilkin o kanalı dener. Böylece 5 kişiyi kendisi ve uydurması kolay olur, inancı vardır. birisinin hakkını gasbetmek, nefse uyularak yapılmış bir haksızlıktır. Hakkı yenilen hakkını savunamaz ise, mağdur Allah indinde hak sahibi maktul ise borçlu durumundadır. Bu veya öbür dünyada borcunu ödeyecektir. Allah en iyi haklayandır. Dünyevi hayatı düzenleyen ve kendilerini saklayan gerçek valiler Allah'ın veli kullarıdır. Bu Konya'nın valisidir. Gerçek yönetimi perde arkasında bu veli valiler yaparlar, inancı vardır.

İnsan ölürken ruhu ağzından çıkar ruh gırtlak boğumuna gelince o şahsın nefsi ile aralarında bir mücadele başlar. Ruh çıkıp gitmek isterken, Dünya nimetlerine doymayan nefs gitmek istemez. Ölmek üzere olan şahısta bir hırlama başlar. Bu tür ölümlere imamlar "çarşaf yırtan" derler.

Aynı kaptan yemek yemek bir nefs ıslahı meselesidir. Allah'ın verdiği rızkı paylaşma, kibirlenmeme, tevazu olayıdır. Bir İngiliz Konya'daki bir aileyi aşağılamak ister ve "Siz inek gibi bir kaptan yiyorsunuz"der. Aile de verdiği cevapta "Biz de köpekler hırlaşmasınlar diye ayrı kaplarda yedirilir"der.

Halk sufizminde yaradan ile yaradılan arasında ilahi bir muhasebe vardır. bu inanç "Allah bilir kulunu, ona göre verir çulunu" şeklinde özetlenmiştir. Allah'ın bir kuluna az vermiş olması çok kere onun hayrınadır. İnançlı halk azmalarına yol açacak ise kendilerine daha fazla dünya varlığı verilmesini istemez, hayırlara vesile olabilecek varlıklara talip olunur, onlar için dilekte bulunulur.

Allah'ın vereceği nimetlerin hayırlara vesile olmasında ölçü doğruluktur. Halk bu inançlarını;

"Doğru ol doğru kalem gibi"
Eğilme kemiksiz dil gibi
Eğileceksen mevlaya eğil
Elif Lam, Mim gibi" şeklinde ifade etmiştir.

Halk sufizminin temelinde nefs olgusu vardır. yüksek tasavvufta bağlantısı bir tarafa, bu inanç dünyası adeta toplumu ayakta tutmaktadır. Haktan yana olmak, çözümü Allah'a bırakabilmeyi bilmek, ilahi adalete inanmak halkın yaşama gücünü, tahammülünü ve sabrını artırır. İnsanları doğruluğa zorlukları yenmeğe sevk eder. Halk inançlarına göre insanlar sadece dilleri ile değil vücutlarının diğer organları ile de yalan söylerler. Çolak ve saralı taklidi yaparak dilenen bir kimseye Hak, vücudu sakat edilerek ders verebilir.

Halk inançlarında "yaş kesen baş keser" kurumamış ağacın kesilmesi onun öldürülmesidir. Zaruret yok ise kesilen ağaç cinayettir. Ağaç, "evlerin eşiği, çocukların beşiği sofraların kaşığıdır."

Tabiatta herşeyin canı vardır. Cennetten esen rüzgar ılık ve rahatlık vericidir. Çok sıcak ve yakıcı rüzgar cehennemden geldiği için sıcak ve öldürücüdür, inancı vardır.§

Sigara gibi öldürücü nesneler Kul'un ciğerlerine imha edip onun ölümüne yol açtıkları için, bu organlar o kişiden hak arayacaklardır.312

Kerkük'de bu dinî pratikten amaç çocuğu ziyaretin gücünden yararlanarak korumak ve islemek suretiyle kötü ruha, kara iye'ye çocuğu çirkin göstermektir. Bu uygulamanın icaplarından birisi de, ziyarette hasta bir çocuk var iken, başka bir hasta çocuğun ziyarete alınmamasıdır. Amaç; ikinci çocuğu birincinin kişi ruhu veya ruhuna musallat olan kötü ruh/kara iyeden korumaktır.

Korkan çocukların yatırlara götürülerek sağlıklarına kavuşmaları için yatırlardan yardım isteme inancı Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygındır.313Keza Kars yöresinde çocuğun nazardan korunması için yüzüne is sürmek suretiyle onun çirkinleşmesi sağlanır. Ağrı yöresinde kırklı çocuğun bulunduğu eve başka kırklı çocuk getirilmez. Aksi halde büyük çocuğun kırkının küçüğü basacağına inanılır.314

Kişi ruhunun, ölümden sonra da, bu dünyada görülebileceği inancı vardır. Erbil'de gece köyden geçen bir şoför, yolun kenarında duran beyaz elbiseli kızı arabasına alır, üşüyen kıza paltosunu verir. Bir köyden geçerlerken kız arabayı durdurur ve şoföre parası için beklemesini söyler, kız geriye dönmeyince; şoför aynı eve girer ve arabasına aldığı kızın 10 yıl evvel öldüğünü öğrenir. Aynı gece kızın yaşlı babası ile kızın mezarına giderler. Mezarın üzerinde şoförün paltosu ve taksi ücretini bulurlar.

Eski inançlarda Türkler, insanı "beden" ve "tin" şeklinde düşünüyorlardı. İnsanın bedeni ölünce tin, yani ata ruhu sonsuza kadar yaşıyordu. O çoğu zaman aile üyelerinin yardımına yeni biçimiyle de koşuyordu Bu sebeple eski Türkler hayatta olduğu gibi, ölümden sonra da onları kızdırmamaya özen gösterirlerdi.315Kars'da ölmüş insanların bilhassa büyük ve sevgili ölülerin ruhu üzerine yemin edilir.Kabirleri üzerine ant verilir.316

İnanca göre kişioğlunun ruhu ile bazı ulu kişilerin ruhu arasında özel bir iletişim vardır. Erbil'deki Baba Gulgul yatırına götürülen kişi mezarın üzerine uzatılır. Buraya her türlü murat dilemeler için çarşamba günleri gidilir. Ziyaretçinin muradı olacak ise, ziyaretçiyi bir titreme tutar. Böylece Baba Gulgul ile ziyaretçinin ruhunun temasa geçtiğine inanılır.317 Bu eski Türk inancındaki Kam-hasta ilişkilerini düşündürüyor.318 Bu tür pratiklere doğu illerimizde de rastlamaktayız.319 Kars'da, Erzurum'da, Ağrı'da, Van'da ve daha birçok yerde, kötü niyetle yapılmış muskayı bozacak olan ehliyetli falcı veya hocanın kendinden geçtiği olur. Çarpılmış ve büyü yapılmış kimselere yardımcı olmak isteyen ehil kimselerin, işlem anında titreyerek kendilerinden geçtikleri görülür. Gregoryan kadının yabancı erkeği görünce yaşmaklarını yüzlerine örtmeleri,320 Türk dünyasında da görülen bir uygulamadır. Bu uygulamada kadın kişinin, er kişinden korunması vardır.

Gagauzlar'da biri aksırırsa 6 kişiye hayırlı olsun demelidir. İnsanın ancak kendisi anıldığı zaman aksırdığına inanılır.321 Doğu Anadolu'da mesela, Kars, Ağrı, Bingöl, Malatya'da aksıran kişiye oradakiler "çok yaşa" derler. Aksıran da "siz de görün"der.

Sivas'ta aksırdığı için kendisine "çok yaşa" denilen kişi diğerlerine "torununun taşağını avuçla" der. Bu, erkek torunun olsun anlamına gelir. Aksıran ayrıca "Çok Şükür Elhamdülillah" der. Aksırmayı Tanrıya hamd için bir vesile yapar.

Halk inançlarımızda dikkat çeken bir nokta da Türkiye'nin batı veya kuzeyinde halk inançlarının doğu veya güney'inde yaşayanlardan farklı olmayışıdır. Halk inançları dağılımı itibariyle, Türkmen, Yörük, Zaza ve Kürtlerde de bir farklılık arzetmezler. Sunni, Şii veya alevi inançların, eski inançların uzantısı olma özelliği itibariyle de aralarında ayrılık göstermez.

b.Apa/Ata ve Arbak/Arvak

Eski Türklerde de, atalara karşı saygı duyulur, sözlerine kulak verilir ve tecrübelerine güvenilirdi. Aile düzenlerinde ata/baba, otoriteyle, gücü ve koruyuculuğu ile soyun çoğalmasını ve büyümesini sağlardı. Devlet hayatında babanın rolünü Kağan yüklenirdi.322

Karay efsanelerinde "Ulu Ata" (Lanet Han Baba) kelimesine rastlanılmaktadır. Ulu Ata iyiliği temsil eden ilahi bir kavram, Karga Uluğ Ata ise, kötülüğü temsil eden ilahi bir kavramdır. Ş. Kuzgun, Tevrat'a inanmalarına rağmen Karaylardaki bu iki inancın yaşamasını, Hazar Türklerine ve Türkler'in eski inanç sistemi olan Gök Tanrı İnancı'na bağlamaktadır.323 Karga Uluğ Ata'daki "Karga"acaba "Kara" mı? Eğer öyle ise, Kara yer, Kara yazı gibi tanımlarla 324 ortak yanı olabilir. Ayrıca Karga ile Kargamak arasında da münasebet aranıla bilinir.

Karaylarda büyüklere saygı ve küçüklere sevgi gibi ahlaki prensipler son derece kuvvetlidir. Misafire saygı en büyük seviyeye ulaşmıştır.325 Bu husus Türk Töresinin esaslarındandır. Karay Türklerinin bu karakterini Doğu Anadolu'da da görmekteyiz. Ova Bağı köyü 150 yıl önce Varto'dan Diyarbakır ili Çınar ilçesine göç etmiş, Şafli, Zaza Türkleri tarafından kurulmuştur. Köyde büyüklere saygıya büyük önem verilir. Kız devamlı olarak oğlan evine gider. "Ocağı tüttürme" inancı ve "ceddi kutsal sayma" zihniyeti hakimdir. Köyde evin reisi baba ve büyük ailelerde büyükbabadır. Kan kardeşliği, Ahiret kardeşliği, Süt kardeşliği gibi saygı ve sevgi bağlarını güçlendirici kavramlar yaşamaktadır. Köyde kaç-göç adeti olmadığı halde saygılı davranmanın bir sonucu olarak namzet gençler evleninceye kadar birbirlerini görmezler.326

Doğu ve Güneydoğu Anadolu toplumunu inanç itibariyle İran'a bağlamak bu yüzden imkansızdır. Çünkü Hazar Türkleri ile yerleşen ve daha sonra da Türkmen akınlarıyla daha da keşifleşen Türk, Gök Tanrı inanç ve töreleri, İran'ın geleneksel metafizik düzenine aykırıdır.

Karay Türk toplumunun Tevrat'ı kabullenirken, Yahudi inancındaki Tanrı Yahve'ye Ülgen demesi, Türklerin geleneksel din anlayışı olan Gök Tanrı dinîni yeni dine uydurma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Çünkü Karaim Türkü, Yahve'yi kendi iç aleminde yaşattığı Tengri olarak görür.327

Gagauzlarda birkaç kişinin aynı anda aynı yere işemeleri doğru bulunmaz. Zira kıyamet günü sidiklerinin birbirine karışacağına inanılır.328

Bu inanç Anadolu'da da yaygındır. Kars'da bir arada işeyen çocuklar kendi sidiklerinin bulunduğu yere adeta karışmamasını sağlamak için işaret koyarcasına taş parçası veya çöp atarlar.

Gagauzlar'da kişinin tırnaklarını kesip yere atması iyi sayılmaz, öbür dünyada aranıldığı zaman bulunabilmesi için kesilen tırnakların avuç içinde toplanıp üç kerede omuzdan arkaya fırlatılması gerekir.329 Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da tırnakları saçmak sakıncalı bulunur. Bunların toplanıp mümkünse bir şeye sarılıp, duvar kovuğu gibi bir yere sokulmasının hayırlı olacağı inancı vardır. Aksi halde öbür dünyada tırnak sahibi zor durumda kalacaktır.

Gagauzlar'da hırsızdan intikam almak isteyen kimse Kilisenin buhurdanına arpa tanesi bırakır, arpanın patlaması halinde, hırsızın da karnının patlayacağına inanılır.330 Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu ile Karadeniz bölgesinde hırsızın sidikliği bağlatılır. Hırsızın gıyabında büyücülerin yaptığı bu işlem sonucu, hırsız çaldığı eşyayı sahibine ulaştırmaz ise ve büyüyü yapan da büyüyü bozdurmaz ise, hırsızın çatlayacağına inanılır. Bu işlem yapılırken zanlının adı, anasının adı ile birlikte büyücüye verilir.

Gagauzlar'da bir beyaz gömlek ilk defa giyildiği zaman kötü ruhları kovmak için etrafa tükürülür.331 Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz de yeni bir şey ilk defa giyiliyor ise ve bilhassa bu gömlek türünden bir şey ise, mutlaka besmele çekilerek giyilir. Aksi halde şeytan veya cinlerin o giysiyi daha evvel giymiş olacağına, bunun da bazı aksiliklere yol açacağına inanılır. Ayrıca aynı bölgede anneler çocuklarına entari, gömlek gibi baştan geçirilerek bir şey giydiriyorlarsa ilk giydirişte çocuğun sağına ve soluna "tu-tu-tu" derler.332Yeni giysisini ilk defa giyen çocuk sırayla büyüklerinin ellerini öper, onların hayır duasını alır.

Gregoryanlar'da Rahipler imtiyazlı bir sınıf teşkil etmektedir. Bu sınıfın baş Rahibi veya Kermabedi her zaman Krallık ailesinin bir uzvu sayılmıştır.333 Gök Tanrı İnanç sisteminde de Kamın seçkin bir yeri vardır. Gerçi bütün dinlerde din adamlarının yöneticiler nezdinde seçkin bir yeri vardır. Ancak Kamların, Kağanların bazı kararlarında etkili oldukları bilinmektedir.334

Gregoryanlarda kilise Babaları, cemaati eski inanç ve ibadetlerinden vazgeçirmekte büyük sıkıntı çekmiştir Görünmeyen varlıklara inanç Hıristiyanlıktan sonra, halk arasında, uzun süre yaşamıştır.335 Eski Türk İnançlarındaki Baba kültü günümüze kadar uzanmaktadır.336

Gregoryan Rahipler, evlenir çocuk sahibi olurlar.337 Eski Türk inancı Gök-Tanrı dinînde
bazı Kam'lar evlenirken, İslamiyette de din adamları evlenebilirler. Gregoryanlardaki bu durum
önemli bir noktadır. Gregoryanlara bu inanç Gök-Tanrı inancından gelmiş olmalıdır.

Malkar-Karaçaylar'da baba soyu esas soy kabul edilir.338 Evlenme ve bir başka yere yerleşme konusunda baba töreye göre karar verir. Babaya karşı gelme ailenin şerefini lekelemektir. Babaya etin yumuşak tarafı, yatağın iyisi, evin baş köşesi verilir.339

Söğüt yöresi Karakeçililerinde büyüklere "beşe"340denilirken, Doğu Anadolu'da Kırmançca konuşan Türklerde de "beşe" veya "başe" denir. Baş; iyi, üstün, büyük öncelikli anlamına gelir. Karaçaylarda Dede, Akka, Appa, Kartata ve Nine, Amma, İnna, Kartana kelimeleri ile ifade edilir.341 Kırmançlarda Apo; bazen baba ve bazen de amca anlamındadır.

Bulgar kitabelerindeki ifadelerde, Devlet Hayatında Hakan'ın, aile hayatındaki Baba'nın yerini aldığını göstermektedir. "Doğduğu yerde Tanrı tarafından hükümdar edilen Büyük Omurtag-Han, Pliska Karargahında kaldığı Tica (suyu) boyunca bu avul'u (saray ) yaptırdım ve büyük kuvvetlerle Rumlara ve İslavlara karşı koydum"342 demektedir.

Türk töresindeki Ata'yı kutsal kabul eden bu zihniyet, oğul için de geçerlidir. Çelebi Sultan Mehmet Han "Tez Ulu oğlum Murat'a haber verin, o gelmeden hod ben bu döşekten kalkmazam343 demiştir.

Şeyh Bedrettin'e göre "Allah şöyle buyuruyor; "Allah'ı atalarınızı andığınız kadar anın.344 Çok eski bir atasözüne göre "Babanın yeri ve adı oğula kalır."

Karaçay-Malkarlar'da, evde büyüklere saygı gösterilir. Küçükler, büyüklerin yanında oturmazlar. Söze karışmazlar, beraber yemek yemezler, evde kadın ve erkeğin oturduğu yer ayrıdır.345

F.KAM I ŞAMAN I OYUN I OZAN

Türk inanç sisteminde Tanrı, iyeler, yer ve gök ile yeraltı iyeleri, arbak/ruhlar insanların hayatı üzerinde ve yaşayışlarında mühim rol oynarlar.

İnsanlarla bu olağanüstü varlıklar arasında köprü görevini yapan, onlardan haber getiren ve insanların onlarla arasını iyileştiren kişilere eski Türkler muhtelif adlar vermiştir. Kam, Ozan, Oyun, Baksı gibi adlar, bunlardan bir kısmıdır.346

Biz incelediğimiz bölgede; insan hayatının doğum, ad verme, kısmet açma, bereket, evlenme, ölüm vesair bölümlerinde bu fonksiyonu yerine getiren bazen gelecekten söz eden, bazen kötülükleri defeden ve bazen de iyilikleri celbeden ulu kişiler ve onların ölümünden sonra da yatırları hakkında bilgi verdiğimizden, tekerrürü önlemek itibariyle tekrar açıklama yapamıyoruz.

Kamlar, dünyanın oluşumu ile birlikte bulundukları toplumda Türklere bu hizmeti veriyorlardı. Başlangıçta yaradılışı Türklerin nasıl değerlendirdiğine dair yeterli bilgiye sahip değiliz. Altay Türklerinin inancına göre, yer ve gök yaratılmadan önce her şey sudan ibaretti. Ak Ana münasebetiyle yaradılışa değinilmiş iken, incelediğimiz alanda yaradılışla ilgili tespitlerimizi aksettirmek istiyoruz.

Doğu Anadolu'da da halk arasında dünyanın sarı öküzün boynuzunda olduğu şeklinde eskiden kalma bir inanç vardır. Kazaklar'da da dünyanın, öküzün boynuzunda durduğuna dair bir inanç bulunmaktadır. Öküz kuyruğunu sallayınca da yerin oynadığına inanılmaktadır.

Gagauzlar da, diğer Türk kavimlerinde olduğu gibi, dünyanın "Sarı Öküz"ün boynuzları arasında olduğuna ve bu öküz tarafından taşındığına inanırlar. Gagauzların bir kısmı ise, Yakut Türkleri'nde olduğu gibi, dünyanın balığın sırtında olduğuna inanmaktadırlar.

Öküz boynuzunu, balık kuyruğunu salladığı zaman zelzele olacağına inanılmış, yerin gözünün bulunduğuna, büyük ve dipsiz bataklıkların yerin gözü olduğuna inanan Gagauzlar, toprağı öper ve yerin merkezi olarak Kudüs'ü tanırlar. 347Dünyanın büyük ve kırmızı öküzün tek boynuzu üzerinde durduğu, öküzün bir boynuzu yorulunca, dünyayı öteki boynuzuna attığı, depremlerin de bundan olduğu348 kanaati çok yaygındır.

Gagauzlar, göğü yerin üzerinde kristal bir kubbe olarak düşünür, göğün üç katlı olduğuna, gök kubbede azizlerle birlikte Allah'ın yaşadığına inanırlar. Onlara göre yaşadığımız yer başka yerlerin kubbesidir. Allah İnsanoğlunun pisliğinden korumak İçin, kutsal göğü evvelce alçakta iken sonradan yükseltmiştir. Gagauzlar göğün paskalyada üç defa açılıp kapandığına ve bu sırada Allah'dan istenilen şeylerin verileceğine inanırlar.349 Kadir gecesi İle ilgili açıklamalarımız hatırlanmalı.

Türklerde, kişioğlunun, aynı zamanda bir iye gibi, bir bedene, bir dana girdi cinin, yaşa bağlı örneklerini Kars yöresinde çeşitli örnekler ile görüyoruz. Kars da gelecekten haber verebilen bir kız çocuğu vardır.295 Azerbaycan'da bazı sembollerin rüyalarda görülmesinin işaret olduğuna, bazı kimselere sır verildiğine bunlara rüyada ne görülür ise, hakikat olacaklarına inanılır.296 Bu Hak vergisi özellikle münferit bir kişiye değil, bazı soyların bütün fertlerine verilmiştir. Bunlar için "rüyada bade içmişler"denilir. Bu tür ailelerin bütün fertleri kızlı erkekli belli bir yaşa gelince, bunlarda özel haller görülür. Aşıklık geleneği Türk halk kültürünün ortak özelliklerindendir.297

Buta, Türk yaradılış felsefesinin sembolüdür. Türk mitolojisinin adeta mistik muhtevasının sırrı buta'da saklıdır. Türk mitolojik tefekkürünün üstün seviyesini gösterir. Azerbaycan'da mahiyetine dair ilk açıklamalar yapılınca Türk Kültürünün yüksek seviyesinden rahatsızlık duyan çevreler büyük tepki gösterdiler. Kırgızistan da damga ve kaya resimlerinde Buta şeklinin çeşitli kompozisyonlarına rastlanıldı. Karakalpakistan'da inceleme imkanı bulduğumuz etnografya müzesinde Karakalpak, Kazak ve Kırgız Türk giysilerindeki madeni takılarda kemer,boyunluk, bilezik gibi süs eşyalarında stilize edilmiş Butalar gördük. Anadolu ve Balkanlar Türk tasavvufunu bilenlerden Buta'nın şekli ile, ilk insanın Ana rahmindeki şeklinin aynı olduğu ve Ayrıca Türk defin geleneklerinden birisinin de meftanın küpü içerisine konularak defnedildiğini, bu türden definde meftanın ana karnında olduğu gibi Buta tarzında yumrulandığını dinlemiştik. Adeta ilk geliş yolculuğu ile son gidiş yolculuğu aynı formasyonla olmuştur. Buta kandaki cevherin damlaları biçimindedir. Bu Türk tasavvurunda insanın yaradılış sembolü olarak tanımlanabilir. Buda Ag/Ak'dır. Buta'yı yumurta biçiminde beyzi bir şekle tamamlayan yarısı "Kara"dır. Bu Ak ve Kara bütünleşmesi, şekillenerek Türk cihan hakimiyeti mefküresinin sembolik şeklini almıştır. Bu Kara-Ak bütünleşmesidir ki "Alaca" veya "Boz"u oluşturmuştur. "Bozkurt" "Kır at" "Ala Geyik" " Ak Sakal" ın izahı burada saklıdır. Buta sadece kanda değil sparmada canlı olan herşeyde ilkin şekillenmiş biçimidir.§

Kişioğlu'nun cismi kimliğinin dışında da bir kimliğinin oluşu fikrini veren başka tespitler de yaptık. İç Anadolu'da "Göz Hakkı" olarak bilinen inanç, Doğu Anadolu'da "Göz Kirası" olarak bilinmektedir. Kerkük Türkmenleri ve Kırmançlarında bu İnanç "Göz Payı" olarak geçmektedir. Bu inanca göre, kişi kendisine ait olmayan bir yiyecek veya maldan bir kısım alabilir.

Adeta o metahı görmüş olması, o şahsın, o şeyin üzerinde hak sahibi olmasını sağlar. İstemesi veya verilince alması doğaldır. Bu ilişkiye malın gerçek sahibi de katlanır. Göz Hakkı, Göz Kirası veya Göz Payı uygulamasına riayet edilmediği takdirde, göz hakkını alamayanın gözü, inanca göre o şeyin içinde kalır. Gerçek sahibine de hayır etmez. Mesela, Süt ise dökülür, yemek ise bozulur. Bunları korunmak için, göz hakkına riayet edilmelidir. Daha ziyade fakir insanların çocuklarına "Gözü içinde kalır" denilir ve bunları gözünün payının verilmesi bir başka önem arzeder.298

Kişioğlu'nun güçlü veya güçsüz, hayırlı veya hayırsız olmasını belirleyen özel dönemler ve özel haller de vardır. İç Anadolu'da adetli hanımın mayalayacağı hamurun tutmayacağı inancı vardır. Bu dönemdeki hanımlar hamur mayalayamazlar.299 Hatay'da abdestsiz ezan okunan yeri farelerin basacağına inanılır. Ezan okunurken selam verilmez. Doğu Anadolu'da koç katımından sonra döl tutmuş koyunun, sütünden kırk gün yoğurt yapılmaz. yapılması halinde bu sütün maya tutmayacağı inancı vardır. Erbil'de kışlık erişte kesiminde veya aylık ekmek için hamur yoğurulacağı zaman, adetli hanım, hanımlar grubunun içine alınmaz.300 Bu tespitler kişinin bedenindeki irade dışı bazı farklılaşmaların onun görünmeyen güçlerden etkilendiğini düşündürmektedir.

İnsan hayatının belirli sosyal dönemlerinde kişioğlunun müessiriyeti artabilmektedir. İç Anadolu'da genç kızlar kısmetlerinin açılması için gelinin duvağının telinden bir tel alır saklarlar. Doğu Anadolu'da gelinin başına atılan şeker ve bozuk paradan alınır ve saklanır. Bazı yerlerde de gelinin papucunun altına kısmeti açılması istenen kızların isimlerini yazarlar.301Erbil'de Kırmanç ve Türkmenler evde kalan kızların kısmetinin açılması için, gelinin ayağına giderler, gelini karşılar, onu gerdeğe girmeden ziyaret ederler. Bu tür evde kalan kızlara Türkmen ve Kırmanç'lar kalıp demektedir.302 Bu uygulamada ayağı uğurlu olan "Kişioğlu"ndan yararlanma vardır. Evlenmesi çok gecikmiş kızlara Kars yöresi, Aras vadisi ve Güney Azerbaycan'da "kalığ" denir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bazı ilçelerde kız ve oğlan kına geceleri ayrı ayrı yapılabilirken 303 Kuzey lrak'da Türkmen ve Kırmançlarda sadece kız evinde yapılır. Aydınlık ve bereketli olsun diye, gelinin ayağının suya konulduğu bu gecede, gelin bereketli olsun diye kınayı geline, kısmeti bol olduğuna inanılan bir kimse yakar.304 Bu pratikle izlenen yöntem bize kişioğlundan kısmetli olanın bereket sağlayabildiğini düşündürüyor.

Gagauz Türklerinde perşembe günü öğleden sonra tutulan iki kadın, gelinle beraber kız ve dostları için ev ev dolaşarak tanıdık kadınları gelin evine "Kınaya" davet eder. Bu
geceye "Kına gecesi" denir.305 Bu pratikde de uğurlu olduğu denenmiş bir kadın kişinin
hikmeti vardır. Kınayı, dula, evde kalmışa, kıza ve çocuğu olmayana yaktırmazlar.

Kişioğlu'nun bedeni gücünün dışında kaynaklanan etkileyici fonksiyonlarından birisi de "Nazar"dır. Nazar için Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi306 Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmançları arasında da, içinde göz bulunan bir el resminin etkili olduğu inancı vardır. Bu resmin üzerinde bir ayet vardır. Ayrıca mazı ağacının tohumundan yapılan nazarlık, çocuğun beşiğine asılır. Nazardan korunmak ve nazarın kötü tesirini atlatmak için, Kırmanç ve Türkmenlerin Betük tabir ettikleri muskalar kullanılır. Bunlar, yatırların yeşil örtüsünden kesilerek üzerine ayetler yazılan ve mektup gibi katlanılan, kişilerin üzerende taşdıkları muskalardır.307 Muskaya veya yazılı küçük kağıt parçasına, bazen de mektuba "Betük" denildiğini Doğu Anadolu'da da görmekteyiz.




ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
HAYATIN SAFHALARI

1. GEÇİŞ DÖNEMİ TÖREN VE İNANÇLARI

Geçiş törenleri, hayatın doğum evlilik ve ölüm gibi önemli dönemlerinde bir seri törenler olup, korunma, kurtulma, şükran, mutluluk, elem, Tanrı'nın merhametini celbetme gibi muhtevalar taşımaktadırlar. Bunlar, doğum ad verme, diş hediyi, üzerklik yakma, kurşun dökme, sünnet, görücülük, söz kesimi, nişan, kına, doğum, nikah-gerdek, büyü bozma, ölümden kaçınma, ölüm, ölünün ğgömülmesi, ölüm sonrası belirli günler, ölüm yemeği, yas, başsağlığı, ağıt gibi törenlerdir.

A.DOĞUM DÖNEMİ (Evveli-Esnası-Sonrası)

Göktürkler döneminde Türkler göğü ve yeri yaratan Tengri'nin yeyüzünden insanoğlunu da yarattığına inanınyorlardı. Ancak atalarımızın kurdu mübarek görmeleri, ona hürmet etmeleri, ana ve ata ruhu ile bağlı bir inançtan kaynaklanıyor olmalı1.Zira, erkek ve kadın kamların vecd haliende iken her çeşit hayvan donuna girdiklerini biliyoru. Umay gibi ananın da çocuğu korumak rolü olduğu düşünülürse, çocuğu kurtaran kadın kamın bir dişi kurt gibi tasavvur edilmesi akla gelebilir.

Türk halk inançlarnıda doğumlla ilgili olarlar doğum öncesinden başlar, doğum esnasında ve doğum sonrasında devam eder. Sorgun'un Karakışla köyündeki "Durak Abdal" yatırına çocuğu olmayan kadnılar gider ve dua ederler.2 aenhadolu'da çocuk istemek, çocukların erkek olması, çocukların yaşamaları ve huysuz çocukların yola gelmeleri için gidilen özel yatırlar vardır. Erzurum'daki Lala Baba, Mama Hatun, Seyit Ömer Ali, Huykesen Baba, Huykesen Tepe, Nazlı Baba, Karapınar ziyareti özellikle çocuklyarın götürüldükleri yatırlardır. Çocuğu olmayan aileler ise, Dumlu Baba, Şenyurt Ziyareti, Cilli Göl, Gürüşken Baba, Horasan Bsaba, Karsar, Köse Hasan, Güzel Baba, Huri Baba, Konciyon isimli yatırlara götürülür.3

DOĞUM EVVELİ

Anadolu'da doğum evveli inançlarında ilgili birçok uygulama yapılır. Kahraman maraş'ta çocuğu olmayan kadın, Malik Ejder'in türbesine gider, çocuğu oluncada bu türbeyi üst üste yedi yıol ziyadret eder. Amasya'da çocuksuz kadınlar çocuk sahibi olmak izin farklı uygulamaları yapılır. Bazı kaynak suların başında, uluağaçların altında veya türbelerde Allah'dan dilekte bulunurlar. Çocuk istelen kadının çocuğu buralara satılmaktadır. Bu yöntemle doğum yapmış kadının çocuğuna "satılmış" ismi verilmektedir. Bazen de çocuk isteyen anne namzedi, kutsal kabul edilen yerlere çocuk elbisesi bıraktıkları da olur. Böylece çocuk sahibi olabileceklerine bu tür yerlerin çocuk vereceği veya çocuk sahibi olunmasında yardımcı olacağına inanılır. Marmara Ereğlisi'nde çocuk isteği ile türbselere gidilir ve buralarda içine taş konulmuş beşik bırakılır. Ulu olduğu kabul edilen mekanlara sembolik beşik yaparak bırakmak Türk ellerinde oldukça yaygındır. Biz bu uygulamayı evvelce Bayburt ve Erbil'de de tespit etmiştik. Son çalışmalarımızda Gümüşlü Koyun Baba koyunda Koyun Baba Türbesinde de gözledik. Bu türbede yaptırılmış ve üst üste konulmuş niyet taşları ve adak bezleri de vardır. Bursa'da diğer dilyekler meanında çouk istemi ile de Tezveren Sultan Türbesine gidilir.

Aydın Yenişehir'de çocuğu olmayan kadınlarının sidik bulunan bir kabın içerisinden çakıl taşı almaları halinde hamile kalabileceklerine inanırlar. Çanakkale'de çocuğu olmayan kadınlar camii kuyusunun suyundan içerlerse, Trabzon'da ise Hıdırellez'de denize girerlerse çocuklarının olacağına inanılır. Bursa'daki bazı türbelerden çıkan solucanın yenilmesi halinde hamile kalınacağı inancı vardır.

Biz kısmı su, taş ve toprak kültü ile izah edilebilecek bu inançlar doğumun ve hayatın diğer dönemlerinde de görülmektedir. Kutsal mekanlara niyetci şahıslara ait eşyaların konulmaları bu mekanlarda olduğuna inanılan kuvveden güç olmak inancından kaynaklanmaktadır. Büyük ölçüde Veli kültü ile ilgili bir inançtır. İslamda dilekler Allah'dan yapılır.

Karaçay- Malkar Türkleri'nde doğum sırasında eve bir misafir gelir ise atının üzengisine havlu veya bir eşarp bağlanır. Onu görünce gelen misafir evde bir çocuk doğduğunu anlar."atlı mı, Yaya mı"diye sorar. Atlı, erkek bebeği, yaya ise kız bebeği tanımlamaktadır. Evdekiler "atlı" derlerse, misafir bebeğe bir tay hediye eder. "Yaya" derlerse bir dana hediye eder.4

Azerbaycan Türklerinde yeni doğan çocuk bir eve gidince gabağına (önüne) demir atarlar. Canı mühkem olsun uşağın başının altına çörek goyarlar," kısmetli olsun diye

Azerbaycan'da eski Türk inanç izlerine göre dünyada hiçbir şey müstakil değildir. herşey bir bütünün parçalarıdır. Cansız bilinenlerde canlıdırlar. "Ey su beni yu" seslenmesi "suya doğrama" inanç ve uygulamaları suyun canlı olarak kabul edildiğini düşündürür. Suyu doğrayan koca veya ailenin erkeği suyu kılıç veya büyük kama ile doğrar gibi suya vurur iken Hal Anasını doğramış korkutmuş olur. Zira inanca göre Hal anası su da yaşamaktadır.

Kars'da ve Erzurum da eskiden çocuğun cinsiyetini öğrenmek isteyen "atlı mı idi" diye sorardı veya yeni doğanı haber verecek kimse "bu da yaya geldi" diye cevap verirdi. "atla mı yaya mı" tabiri Kişioğlu'nun ayağının yeğin veya uğurlu olması halleri için de kullanılır. Bir el şi başlayan ev hanımı, işin üzerine gelen kişiye "atlı mı yaya mı"diye sorar. Gelen kişi de "atlı"der. Böylece o işin çabuk ve hayırlı olacağına inanılır.5 Karaçay ve Malkar Türklerinde atın üzengisine asılan havlu veya eşarp adeta bir adaktır.

Doğacak çocuğun cinsiyetinin belirlenmesinde yörelere göre değişen mahiyeti aynı inançlar vardır. çorum'da gelinin ilk çocuğunun erkek olması için gelinin yatağına erkek çocuk yatırarak gaip alemine erkek çocuk isteği mesajı verme inancı çok yaygındır. Balıkesir'de bir çeşmenin önüne bir tarak ve bir bıçak bırakılarak gerdek gecesi sabahı bunlar geline arattırılır. İlkin bıçağın bulunması halinde gelinin oğlunun olacağı yorumu yapılır.

Artvin'de yeni gelin evinin eşiğinden girmeden evvel kucağına erkek çocuk verilmesi halinde ilk çocuğunun erkek olacağına inanılır.

Çocuğa kalabilmek, sağlıklı doğum yapabilmek doğduktan sonra bebeğin yaşabilmesi için muska yapılabilecekken, İzmir'de hamile kadına korkusunun giderilebilmesi için "Sübyan muskası" yapılır. Çocuğun kız veya erkek olduğunu öğrendikten sonra verilen hediyeler ise, "saçı"olarak düşünülebilir. Doğu'da birçok yerde yatır ziyaretinde, ilkin yatıra çaput bağlanır, daha sonra dilek olunca kurban kesilir. Karaçay - Malkar Türklerinin ev sahibi ile bu diyaloğu kurmada at ve demirden mamul üzengiyi seçmiş olmaları da anlamlıdır.
Azeri Türklerinde Balağın-Malağın çanak kemiği iki parmağın arasından atılır. Kemik arkası üzerine düşerse kız, düz düşerse gelinin erkek evladı olacağına inanılır.6 Azeri Türklerinde hamile geline, "elin neden öyle olmuş" denir. Gelin elinin içini gösterirse oğlu, tersini gösterirse kızı olacağına inanılır.7

Halkımızın doğum evveli inançlarını; çocuklarının olması çocuklarının cinsiyetinin isteklerine uygun olması, ölmeyip yaşamaları tercih edilen bir mesleğe mensup olmaları arzusu gibi sıralamak mümkündür. Bu münasebetle yatırlardan, yatırların su ve topraklarından medet beklenilir. Bazen de yatır yerine camilerden medet umulur. Buradaki incelik kutsal makamların kutsiyetinden istifade edebilmek istenilmesindedir. İslamiyetteki Veli kültünün derinliklerinden Türklerin Türkistan'dan taşıdıkları inançların da izleri vardır. esasen, Veli türünden kutsal kabul edilen kimselerden hayatta oldukları ve ölmelerinden sonra yardım beklemek sadece doğum evvelinde değil, diğer bölümlerde de görülebileceği gibi hayatın muhtelif safhalarında ve farklı ihtiyaçlar içinde geçerlidir. K.Maraş'daki Malik Ejder gibi araştırma yaptığımız birçok türbeye bu maksatla gidilir. Kutsal kabul edilen toprak ve taşlardan, ulu ağaçlardan yardım ummak eski Türk inançlarındaki su, ağaç, toprak kutsal kültleri ile ilgilidir. Derinliklerinden muhtemelen anasır-ı erbaa yatmaktadır.

Türbeye çocuğun satılması türbenin çocuğu koruyacağı inancına dayanmaktadır.inanca göre satıldıktan sonra o çocuk türbedeki zata ait olmakta, çocuğa zarar verecek ölümcül güçlere karşı türbe korumuş olmaktadır. Bu tür uygulamaların Hıdırellez dönemine rastlatılması, o günlerin Hızır Nebi itibariyle onun hayrına inanılmasındandır.

İnceleme yaptığımız bölgede muskalar yaptırılması suretiyle dilekte bulunmak Musevi ve İsevi Türklerde de vardır.

Erkek çocuğun gelinin yatağına yatırılmaması ile, erkek evlat sahibi olma inancı eski Türk inançlarının bir hatırasıdır. Buna göre kişinin bizzat kendisinden kaynaklanan bir öz kuvvesi vardır. Bu kuvve yaşa, cinsiyete hayatın dönemlerine göre değişebilmektedir. Artıp eksilebilir, hayırlı ve hayırsız olabilir. Erkek çocuğun yatağa konulması ile gayp alemine erkek yavru istenildiği mesajı verilmiş olmaktadır.

Atalarının "din gerçeğinin kapsamına girmeyen ve dinî anlayamadıkları için uygulama ve inanç biçimi olarak" din adına taşıyıcılığını yaptıkları bazı yanlışları doğru yol olarak kabul edip savunmak İslamda şirktir. Bizim yapmaya çalıştığımız ise, şirkleri hurafeleri ve bid'adları tespit değildir, biz mistik folklorun tespit ve tahlilini yapmaya çalışıyoruz. Göklerin ve yerlerin sahibi Allah'ın izni olmadan hiç birşey olamaz. Tespiti yapılan inançların tashihleri ise apayrı bir işlemdir.

DOĞUM ESNASI:

Erkek çocuğun Doğu Anadolu'da olduğu gibi diğer Türk illerinde de itibarı fazladır. Erkek çocuk doğuran ana, ocağın devamlılığını sağlamış olur. Dedem Korkut'da da oğlu olanlar, kızı olanlar ve oğlu-kızı olmayanlar çadırları itibariyle farklı sosyal statüdedirler.8 Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmançlarında da erkek çocuğun ve erkek doğuran ananın itibarı fazladır.9 Gagauz Türklerinde de kadının erkek çocuk doğurması bütün ailenin arzusudur. 10

Aşerme annenin hamileliğinin belirli bir döneminde canının bazı gıdaları istemesi inancıdır. Hamilenin özlediği yiyeceğin temin edilmemesi halinde yavrusunda bir arazın olacağına inanılır. Aşeren veya yerikleyen anneyi, ihtiyaç duyduğu gıdanın alınmasının sevap olduğu inancı vardır. bu inancın Türk inan tarihinde önemli bir yeri vardır.11/1

Kuzey Irak'ta lohusanın dünyaya getirdiği çocuğun eşi suya atılır veya gömülür.11Gaziantep çevresinde eş, akar suya atılır. 12 Burada suyun temizleyici, arındırıcı ve koruyucu vasfı eski inançlarla bütünleşir.

Yerikleme ile ilgili halk edebiyatımızda birçok örnek vardır.

Yelelem hörükler ha hörükler
Yelelem tandır basın körükler
Yelelem bu ayamın gızları
Yelelem sit balıga yerikler
Yelelem halayı dönder bele

Azerbaycan Türklerinde Yazağzında (yaz başında) dünyaya ikiz kardeş olarak gelmiş atasının yüzünü görmeyen çocuk (dünyaya gelmeden evvel babasını kayıp eden) çocuğun sağ topuğunun "sancağı"na inanılır. Böyle çocukların (sağ topuğu görünmeyen) iç hastalıkların yerini belirleyip şifa verir, inancı vardır. bu tür insanlara "mühre" denir. "Mühreni bas" tedavi et demektir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da lohusanın odasında bilhassa geceleri ateş yakıldığını, bu ateşin hiç söndürülmediğini, ayrıca doğum esnasında da kapı eşiğinin önünde ateş yakıldığını biliyoruz. 13 Bu ateşle birlikte mümkün olması halinde lohusanın bulunduğu odanın ışıklarının söndürülmediğini de biliyoruz.14 Kuzey Irak, Türkmen ve Kırmançlarında da lohusa, odasında yalnız bırakılmaz ve odasındaki ateşin sürekli alevli olmasına çalışılır. Bu uygulamada maksat lohusanın kötü ruhlardan korunmasıdır. Gagauzlarda da lohusanın odasına gece kimse girmez. Zaruret hallerinde kapının önüne konan bir ateşin üzerinden atlandıktan sonra içeriye girilebilir.15 Gagauzlarda ayrıca lohusaya doğumdan üç gün önce ve üç gün sonra su verilmez, uzun müddet yıkanmasına müsaade edilmez.16

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da çocuklar ve anne kırkları çıkıncaya kadar imkan nispetinde yalnız bırakılmazlar.17 Bu uygulama Kuzey Irak'ın Kırmanç ve Türkmenlerinde de vardır.18Gagauz Türklerinde ise, çocuk vaftiz oluncaya kadar yalnız bırakılmaz. Yalnız bırakılmaları halinde kötü ruhların anneye kötülük yapacaklarına inanılır.19 Gagauzlarda da annenin korunması için kırkının çıktıktan sonra dışarıya çıkarılmasına dikkat edilir.

Doğum esnasında yapılan uygulamaları çeşitlemek mümkündür. İstanbul Avcılar'da çocuğun dünyaya geldiği gün " doğum selası" Çanakkale- Gelibolu'da lohusalar için mevlüt okutur, İzmir- Konak , Dikili, Aliağa, Foça'da bu mevlüde lohusa mevlüdü denir. Bu uygulama Çanakkale- Gelibolu'da da vardır. Giresun'da doğum ve ölüm yıl dönümlerinde mevlüt okutulur. Çankırı'da çocuk dünyaya gelince "üç ezan vakti" emzirilmez.

Adana'da yeni doğan çocuğun yastığının altına bıçak konur ise, çocuğun büyüyünce zeki ve cesur olacağına inanılır. Aydın'da loğusa kadının başucuna bıçak, demir parçası, veya süpürge konulur ise kadının ve bebeğinin cinlerden korunacağına inanılır. Manisa Köprübaşında yeni doğan çocuğun göbeğinin kızgın demirle dağlanmasının hayrına inanılır. Çorum'da loğusa kadının yanına süpürge, masa ve erkek ceketi konularak "al basması"nın önleneceği inancı vardır.

Adana'da loğusa bir kadının yanına hayız kadın veya loğusa başka bir kadının gelmesi halinde çocuğun hastalanacağına veya öleceğine inanılır. Kars'da yeni doğum yapmış kadının evine misafir gelmesi halinde ortakapı eşiğinde kor (köz) bırakılması halinde bu ateşin çocuk için koruyucu olacağı inancı vardır. K.Maraş'da kırkı çıkmamış anne ve çocuğu cenaze evine götürülmez. Kırkı çıkmamış çocuk veya anne hastalanır ise "Şeker Dere Suyu"ile yıkanır. Efsunlanmış su içirilir. Şeydihanlı Ocağına götürülüp muska yapılır. "Kırk basmış"çocuğun tedavisi için çocuk tezekle tartılır ve bu tezekler fakire verilir.

Giresun'da kayaların üzerinde birikmiş su ile yıkanan çocuğun tekrar hastalanmayacağına inanılır. İzmir Urla'da loğusa kadının banyo suyuna 40 adet taş konur.

İstanbul - Fatih'de Sadaka-ı Fıtr'ın doğumu yaptıran ebesinden başkamsına verilmesinin caiz olmadığına inanılır. Aydın'da yeni doğan çocuğa "Bismillahi Muskası" daha sonra nazarlık ve "Maşallah" takılır.

Balıkesir'de ve Aydın'da yeni doğmuş çocuğun göbek bağı ve sünnet parçası nereye gömülür ise, çocuğun büyüyünce meslek edinme itibariyle orayı meyledeceğine inanılır.

Doğum esnasında inanılan bazı dinî uygulamalar eski inançların bakiyeleri iken, bazılarına da halkımız islami giysiler giydirilmiştir. Bu uygulamaların bir kısmı doğum yapan anne ile bebeğin korunması ile ilgilidir. Bu tür dinî tatbikatlar doğumun ilk, üçüncü, yedinci dokuzuncu ve kırkıncı gününde yıldönümünde yapılır.

Korunmak için maden (demir, bıçak, maşa) bitki (süpürge), toprak (taş, Kaya), su ve ateşden medet umulur. Bunlar Türklerin ilk inanç sistemlerinden olan Gök Tanrı inanç sisteminde birer Kutsal Kültürler Korunma, alkarısı, karakura, cin gibi görünmeyen ve fenalık yapabileceklerine inanılan güçlere karşı yapılır. Kişioğlundan kaynaklanan ve zararlı olabileceklerine inanılan kuvve doğum sonrası için de söz konusudur. Haizli kadın gibi kimseler zararlı olabilmektedirler.

İslamiyetten sonra koruyucu unsurlar arasına "sela, mevlüt,ezan, muska" gibi unsurlar da katılmıştır. Görünmeyen güçlerden korunmak için sadaka mumasili davranışlarda bulunmak, eski Türk İnançlarında da vardır.


DOĞUM SONRASI:

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, loğusa hanımı geceleri genç kızlar, al karısına karşı korumak için dokuz veya kırk gün yalnız bırakmazlar.20 Karaçay- Malkar Türkelerinde ise " Genç kızlar sabaha kadar bebeği almastı adı veriler kötü cinden korumak için beklerler" 21 bebekle anne aynı odada olacağı için ve Albastı /Alkarısı anne ve çocuğa zarar verici olarak bilindiğinden her iki Türk kesiminde de dinî pratiğin mahiyeti aynıdır. B.Ögel, Al Karılarını tasnif edip, özelliklerini belirtip, Türk mitolojisindeki yerlerini vurgulamıştır.22

Karaçay- Malkar toplumunda bebeği kötü ruhlardan ve albastıdan korumak için ona kötü isimler verilir: Ayicük (ayıcık), Karababuş (siyah ördek), Köçük (Köpek yavrusu) gibi.23Bu uygulma aynı gerekçe ile Doğu ve Güneydoğu anadolu'da da ve Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmançlarında da vardır.

Tasavvuf ehline ğöre ilanhi bir işaret olmadıkça, bu tür isimlerin lakap olarak dahi kullanılması doğru değildir. kars'da ehil kimseler, Yıldıznameye bakarak bu konuda karar verirdi. Yatağan'dan yapılmış bu tür isim tespitleri arasında,Mıdık, Yıkık, Göçük, Gök, Memiş, Gökgöz gibi olanlar vardır.

Doğu Anadolu, Kuzey Irak ve Azerbaycan Türklerinde, çocukla ilgili ortak inançlardan birisi de, erkek çocuğun kötü ruhlardan korunması için kısa bir süre kız elbisesi giydirilmesidir. Azerbaycan'da erkek olduğu için korunması istenilen çocuğa 15 yaşına gelinceye kadar kız elbisesi giydirilir. Kuzey Irak'da bu uygulama daha ziyade yaşamayan erkek çocukları içindir. Bu uygulama öneri üzerine yapılmaktadır.

"Kırk" doğum da olduğu gibi, halk inançlarımızda ruh -beden ilişkisi itibariyle önemli bir yer tutar. Yaşayan halk inançlarımızda bebeğin ve annenin kırkının ve yarı kırkının çıkmasında kırklandıklarını ve temizlenmesi istenilen kap-kaçağın da kırklandığını biliyoruz. Kırklama, özel birileri tarafından usulünce yapılan bir yıkamadır. Adeta suyun kutsiyetinden istifade ile, manevi pisliklerden arınmaktır. Şarap İçen Karai'nin, kutsal Kenasa'da Tanrı'nın huzuruna, manen aklanmadan çıkamayacağı için lyıkanmat ihtiyacı duyması alynı inancın farklı pratiği olabilir.

Doğum sonrası, çocuklar için bebeklikle başlar, gençlik dönemine doğru uzanan bir süreçle devam eder. Bu dönemde bazı inanç ve bunlara bağlı uygulamalar vardır. K.Maraş'da sancılı çocukların tedavileri için, çocuklar Çınar Ağacı'nın kavuğundan geçirilir. Çocukların nazar olarak hastalanmamaları ve ölmemeleri için omuzlarına "nazar boncuğu" takılır. Denizli'de hasta olan çocukların "Ulu Çınar"ların altından geçirilmesi halinde tedavi olacaklarına inanılır. K.Maraş'da çeşitli çocuk hastalıkları güneş doğmadan evvel 7 pınardan su alınır. "Ziyaret Çınarı"ndan yaprak toplanır. Çınar yaprakları suda kaynatılıp suyundan çocuk banyo yaptırılır.

Adana'da çocuk doğmuş evden dışarıya 40 gün hiçbirşey çıkarılmaz. Adana'da küçük çocuğun tırnağı fakirliğe yol açacağı inancıyla kesilmez ve ayrıca çocuğun 30 ı çıktığı gün süzgeçten su geçirilerek çocuk kırklanır. Süzgeçte kırklama uygulaması Kars'da ve Amasya'da vardır. Ordu'da kırkı çıkmamış bebeği loğusa kadın ziyaret edince bebeği al basmaması için yukarı kaldırılır. Ancak bu uygulamada al basması değil kırkların karışması şeklinde izah daha makul olur.

Ankara- Altındağ'da sünnet olacak çocuklar şifa ve hayır niyetyle Hacı Bayram Veli türbesini ziyaret ederler. Balıkesir'de çocuk sünnet edilirken bardak türünden kırıldığı zaman ses çıkaran birşeyin kırılmasının hayrına inanılır. Adana'da Anadolu'nun bir çok yerinde olduğu gbi kirve aileler arasında çocuklar evlendirilmezler. Bu tür bir evliliğin haram olduğuna inanılır. Aydın'da sünnet merasimi esnasında evin eşiğinin dışında bir de horoz kesilir ve ayrıca "oklava çevrilir" sünnet yapılırken kanı akıtılan sünnetli çocuk tek kalmasın diye bir de horoz kesilmesi oldukça sık rastlanılır. Çanakkale -Bozcaada'da çocuklara sünnet elbiseleri camide giydirilir. Edirne'de sünnet yatağı kaldırırken "Yatak kaldırma mevlüdü" okutulur.

Çocuk hastalıklarının tedavisi ile ilgili başka inançlar da vardır.Ankara-Güdül'de altına çişini kaçıran çocuklara bazı yatırların toprağından yedirilir.Ankara- Kalecik 'de sürekli ağlayan çocukların kafası hafifçe caminin dört duvarına vurulur. Böylece rahatsız çocukların artık devamlı ağlamayacağına inanılır. Ayrıca kekeme çocukların dilinin açılması için, çocuğa caminin kapısı açtırılır. Denizli Balıkesir'de konuşmayan çocuğun konuşması için ismi Mehmet olan yedi Şahsın kurbanın dili toplanıp konuşmayan çocuğa yedirilir. Bu yörede ayrıca yaramazlık yapan çocukları, uslanmaları için türbelerde kısa süreli yalnız bırakılırken K.Maraş'da sahibinin ismi Mehmet olan Kırk evden para toplanır, bununla bal satın alınırı. Bu bal Cuma selasından önce minare şerefinde dolaştırılıp yemesi için kekeme çocuğa verilir.

Edirne'de kekeme çocukların dilinin açılması için Cuma selası ile ezan arasında kapalı kilit açılır. İstanbul- Fatih'de kekeme çocuklara hacc'da kesilmiş deve kurbanını eti yedirilir ise, dilinin açılacağına inanılır. Deve dilini alkoliklerin tedavilerinde yararlı olacağına inanılır. İzmir'de ise caminin kilidi kekeme çocuğun diline dokundurulur.

Denizli'de yürürken zorluk çeken çocukların birbirine bağlanmış ayaklarını ipi değirmenden gelmiş birisine kestirilir. Ankara-Kızılcahamam da yürüme çağındaki çocuğun ayakları bir iple bağlanır. Bu ip birisi tarafından kesilir ve çocuğa iki tokat atılır gibi dokunulur. Sonra o evin veya caminin etrafında 7 defa tavaf edilircesine dolanılır. Böylece çocuğun yürümesinin kolaylaşacağına inanılır. Buna "Köstek kesme" denir. Köstek kesme oldukça yaygın bir uygulama olup değişik uygulama biçimleri de vardır. rahatsız çocukların şifa bulmaları için Hıdırellez merasimlerinde Kırklar Tepesindeki yatırların etrafında tavaf edilir. Çeşitli dileklerde bulunulur.

K.Maraş'da çeşitli çocuk rahatsızlıkları için güneş doğmadan yedi pınardan su alınır. Ziyaret Çınarı'nın yaprakları bu suda kaynatılıp çocuk bu suda yıkanır.

Balıkesir'de yeni doğan çocuklara isimleri Cuma günü sela ile ezan arasında konulur. Çorum'da çocuğu olmayan kadınların, türbe ve tekkelere gitmeleri sonucu çocukları olur ise, kız çocuğuna Satı, erkek çocuğuna Satılmış ismi konulur, inanca göre bu çocuklara türbelere satılarak türbelerin korunması altına alınmışlardır.

K.Maraş'da kırkı çıkmamış çocuğun bulunduğu evdeki su kaplarının mutlaka ağzı kapalı tutulur. Aksi halde sulardan çıkacak bazı güçlerin çocukları hasta edebilecekleri inancı vardır. aynı yörede yılanın soktuğu çocuk ve büyüklerin tedavileri için "toprak efsunu" yapılır.

Evlilik bahsi münasebeti ile tekrar dönülecek olmamakla beraber kilit, daha ziyade,camide, minarede, sela okunurken imam veya cami görevlisi tarafından açılır. Cami ve çevresi kutsal mekanlar görevlileri de kutsal kimseler olarak kabul edilip İslamiyetten evvelki inanç islami bir kılıfa sokulmuştur. Mevlüt, okutulması Mehmet/ Muhammed isminden yararlanılmak istenilmesi, Hacc'da kesilmiş kurban keza İslami bir motifleme olayıdır.

Çocukların sünnet edilirken bardak türünden kırılınca ses çıkarabilecek bir şeylerin kırılması habis bazı ruhların şerrinden korunmak içindir. Nitekim sünnet esnasında horoz kesilmesi de hami ruhların koruyucu desteklerinin celbeledilmeleri içindir.

B.AD VERME

Türk hayatının hemen bütün safhalarında, tarihimiz boyunca ad alma, ad kazanma ve ad verme işlemleri mühim bir mevki işgal eder. Şartları içerisinde ortaya çıkan anlayışların,inançların davranış biçimlerinin yarattığı bu işlemlerin büyük bir kısmı, yakın zamanlara kadar hayatımızı yönlendirmiştir.

Kara iyelerden korunmanın yollarından birisi de onları yanıltmaktır. Türkmen ve Kırmanç inançlarından erkek çocuğu yaşamayan aile, erkek çocuğuna kız elbisesi giydirir. Böylece, erkek çocuğuna zarar verecek kara iye, şaşırtılıp ondan kurtulunmuş olunur. Aynı maksatla erkek çocuğun saçı uzatılarak ona kız süsü verilir. Kara iye, sadece o toplumun dilini biliyor kabul ediliyor olmalı ki, yaşamayan çocuğun ailesi Kara İyelerden korunmak için, çocuğa başka bir dilden isim koyar.

Erkek çocuğuna kız elbisesi giydirmek, küpe takıp kız intibası bıraktırmak, başka bir inançtan insan ismi koymak veya korkulan çekinilen varlıkların adını kaynak, halk inanç terminolojimizde "ölümü aldatmak" olarak geçmektedir. "Ölüp dirilmek" ise, başka cesede girmek, bizzat kendi cesedi ile dirilmiş olmak kutsal hayvan formuna girmek şekilleri ile Azerbaycan Türk Halk inançlarında masal edebiyatında görülebilmektedir.

Feriştah'tan veya cinlerden çocukların korunması için, onları çirkin isimler, köpek türünden hayvan isimleri, çör-çöp gibi isimler konulur. Çocuk dünyaya gelirken, o anda kapının önünden geçen hayvanın isminin konulduğu da olur. Çocuğu yaşamayan ailelerde, erkek çocuğa kız elbisesi giydirilmesi saç uzatılması tarzındaki bu uygulamayı ağrı yöresinde de görmekteyiz.

Kars'da da çocuğu görünmeyen kötülüklerden korumak için, ona belirli bir yaşa gelinceye kadar çirkin lakaplar takılır. Radloff, Kazak ve Kırgız Türklerinde de rastlanıldığı belirttiği "kel"
türünden çocuk isimlerinin çocuğu kötü ruhlardan korunmaya matuf olduğunu belirtmektedir.

Kuzey Irak'ta; eskiden çocuklara ismini babası koyardı, çok kere Ata'nın ismi konulurdu. Çocuğun kulağına üç vakit ezan okunur. Anne sütü daha sonra verilirdi.

Karaçay-Malkar Türklerinde, hiç erkek çocuğu olmayan ailelerde, bir erkek çocuk dünyaya gelince, ona tukum(Tohum-soy), Coşan (Hayat), Çaşarbek (çok yaşar) gibi isimler verilirdi. İncelediğimiz bölgenin Anadolu'ya tekabül eden bölümünde de benzer isimler vardır. Yaşar, Hayat, Kaya, Torun, Dursun gibi.

Moğalistan Kazaklarında, dağ ve insan ismi olarak 1990'larda Tengenre kelimesinin geçmesi, dağa ve kişioğluna, kutsiyet atfedilmesindendir. Zira 1990'larda da Tengenre kelimesi bu bölgede Gök anlamında kullanılmaktadır. Azeri Türklerinde de Allah ismini de içeren insan isimleri vardır. Allahverdi, Tanrı kulu, Kulukişi gibi. Doğu Anadolu'da Kars, Ağrı ve Van'da biz, Hüdaverdi Allahverdi isimlerine rastladık.

Türk isimlerindeki mistik muhteva çok kere ermiş kimselerin isimlerinin çocuklarda konulmasından da kaynaklanabilmektedir. Çok defa yanlış kullanılır "Saltuk" kelimesi "saltuk Buğra Han"da olduğu gibi, "Saltuk" olup, satılmış anlamındadır. Çocuk istemi ile gidilen yatırdan sonra, çocuk sahibi olan aile, çocuğuna ya yatırın ismini koyar veya saltuk adını verir. Bunun özellikle Güneydoğu olmak üzere, Doğu Anadolu'da da bir çok örneğini görmekteyiz. Keza tasavvufta "Miskin", mesajı olan bir kelimedir. Türkmen şairlerinden "Miskin Kılıç" ismini bu düşünceden hareketle almış olmalıdır. Miskin, yaratıcı beş hazretten birisidir. Sorgun'un Peynir Yemek Köyü'nü 200 yıl kadar evvel "Kara Deli"isimli bir kişi kurmuştur. Köroğlu'nun etrafında toplanmış yiğitler, "deli" olarak da isimlendirilirlerdi. Bunlar aynı zamanda cesur insanlardı.

Dedr Korkut'da da bir kısım kahramanlar "deli" lakabı ile anılırlar, Deli Dündar, Deli Karçar, Deli Dumrul gibi.

Arnavutluk'da Bektaşi Türk babalarından Seyyid Eli Sultan Timurtaş'ın lakabı, Kızıl Deli idi. Durbali Baba ise onun Turan tekkesinde görevlendirdiği babalardandı.

1883 yılında Elbistan'da doğan Ali Himmet Baba vardır. "Annem eğer oğlum olursa ismini Himmet koyarım diye niyet edip, Cenab-ı Hakka yalvarmış, Allah duasını ve niyetini kabul edince, benim adımı Ali Himmet koymuşlar" derken, Türk isim verme geleneğindeki inançlara güzel bir örnek vermektedir. Bize göre bu inanç ata ruhu kültünün İslamileşmesi veya Gök Tanrı inancındaki bir dinî pratiğin İslamiyette de görülmesidir. Türkmen ve Avşarlar'da ki ad verme gelenekleri incelediğimiz bölgedeki uygulamalardan farklı değildir. isimlere eklenen, abdal, Veli, Dede, Deli, Miskin türünden kelimelerin derinliklerindeki gerçek, eski Türk inançlarındaki Ata kültünden gelmektedir.

Azerbaycan'da, Dedeler torunlarına kendi isimlerine verirler. Bu uygulamayı, İbrahimarvasi Doğu Anadolu'dan tespit edip hatıratına almıştı. Biz Kars, Ağrı ve Muş'da Nezir ve Nezire diye insan ismi, Bulak, Adak ve Abak diye de soy isimleri tespit ettik. Abak nazarlık ve cin anlamınada gelebiliyor. Suriye, Devletinin kurucusu Tutuş'un emirlerinden birinin adı da Abak'tı. Şam Atabeklerinden sonuncusunun adı Abak, Eyyubi Türklerinden Eyüb'ün oğulları ise, Tuğ Tiğin ve Böri (Kurt) idi. Alp Kuş Selçuklu döneminde ünlü beylerin taşıdıkları isimlerdendi.

Camiü't- Tevarih'e göre, Çepni ve kardeşlerinden Bayındır, Peçenek, Çavundur gibi kardeş boyların "Ongun"ları da Sungur'dur. Sungur, doğan cinsinin en ünlü kuşudur. Bu kuşun adı ad eski Türkler tarafından şahıs adı olarak çok kullanılmıştır. Selçuklular devrinde, birçok Türk beyinin Ak Sunkur (sungur) Kara Sunkur (sungur) gibi adlar taşıdıklarını biliyoruz.

Kutsal hayvanların isimlerini Türklerde insan ismi olarak kullanılması bu kutsiyetten istifade edebilmek içindir. Hakan ve Beylerin isimlerini çocuklara verilmesi de keza bu mertebeye Tanrının yükselttiği kimselerde, bir mübareklik aranmış olması ve bundan yararlanılmak istenilmesi inancından kaynaklanmaktadır. Nitekim Dede Korkut'da, Oğuz beylerinin el açıp Tanrı'ya yakarmaları halinde, duaların Tanrı katında kabul edilme şansını artıracağına inanılırdı.

Anadolu ve Balkanlar Türk halk sufizmine göre,çocuklara çift isim konulması onları büyüden korumaktadır. Büyü yapılınca birinci isim büyü kapsamına giriyor. İkinci isim büyünün etkisini gideriyor. Büyüden korunmak için ismin ebcetinin yüksek olması gerekmektedir. İsmin ecbeti 500 ila 1500 arasında olmalıdır. İsim bir esmaya denk gelmeli. Fal münasebetiyle açıklandığı gibi büyü halk inançlarının araştırma alanına girmesine inanç muhtevalı olmasına rağmen, büyü din değildir. dinîn koruyucu ve şifa verici gücünden büyüye karşı ve büyünün tahribatlarına karşı istifade edilmektedir.

İsim koyma münasebeti ile yapılan ikramlar, hayır hasanattan olup, zengin fakir, her kesimden insanları sevindirmeye yöneliktir. İsmi "toy" olmasa da Kırım, Dağıstan V.Azerbaycan, Anadolu,Kuzey Mezopotamya Türklerinde çocuğa ad konulurken saçı karakterli uygulamalar yapılır.

Eski Türk inancında kişioğlunun adı da böylece kutsal bir muhteva kazanıyordu. Onu korumak ve ondan korunmak gerekiyordu. Karaçay-Malkarların sosyal hayatlarında ve aile ilişkilerinde yaşattıkları bazı geleneksel kurallar, yapılmaması gereken davranışlar vardır. bunu "Sakınma" terimi ile karşılamak mümkündür. Kadın hiçbir zaman kocasına adıyla hitap etmez. Ailenin diğer büyük fertlerine de isimleriyle hitap etmeyip "Ata", "Ana" der. Kocası için (O), (Er kişi), (Çocukların babası), (Çaşçıknı ata)diye hitap eder. Bu uygulama büyük ölçüde benzerlikler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da böyledir.

Azerbaycan'da ad koyma merasimi doğumun yedi veya kırkıncı günü yapılır. Kalan akrabalar bir salona yığışar (toplanır) çocuk rızklı olsun diye sofra donatılır. Çocuğa olmuş bir gelinin (yakınının ismini verir, helallık allınır, Kur'an okutulur. Uzun süre çocuğu olmamış aileler kurban keser, 7 komşuya dağıtırlar. Çocuğa ailenin yakını isim ve hediye verir. Kulağına kelime-i şahadet okunur. "Al uşağı ver uşağı Tanrı Saklısın bu uşağı" diye çocuk elden ele dolaştırılır. Kız çocuğunun kulağına Sırga (küpe) takılır. Küpe takana hediye verilir. İlk ismi atası koyar. Çocuğu hayır dua "adı ile böyüsün" "Büyük oğlan olsun", "Toyunu Görek" diyerek, şerbet dağıtılır. Yemekler hazırlanır.

Azerbaycan Türklerinde ad koyma toyunun adı Küçük Toy'dur. Bu toyu bütün hısım akraba ve dostlar davet edilir. Kirve, deleke (sünnetçi'ye) yardımcı olur. Kirveyi ailenin aksakallı (yaşlı saygın kimsesi)tayin eder. Kirve gabakcadan (önceden) uşağı (çocuğu) başa salar hazırlar.Meclise hususi aşhazlar (özel ahcılar) davet edilir. Bunlar helat (peşkeş) olmazdan "gazan ağzı açma"zlar caycı da helatsiz çay vermezler.

Karaçay - Malkar Türkleri'nde de koca karısına ol (o), üydeki (evdeki) der. İsmini vermeden eşlerin hitap şekli belirttiğimiz gibi incelediğimiz bölgede de aynıdır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kız çocuk istenmeyince, son kız çocuğa verilen isim ile adeta bilinmeyen aleme bazı mesajlar verilir. "Kız Tamam", "Kız Yeter" gibi. Azeri Türklerinde de aynı inanç vardır. Onlarda "Besti,"Durdu", "Kız Besti" gibi isimler koyarlar.

Karaçay - Malkar Türkleri'nde, kız çocuk istemeyince,Boldu (oldu), Burul (dön), Kız turma (Kız doğmasın) gibi isimler koyarlar.

Arşaklılar'daki (M.Ö. 250-M.S.227) unvan kullanma şekli, Türk ananelerine uygundur. Arşak ünvanı Türkçe olup, Pars ile ayı karması yırtıcı bir hayvan anlamındadır. Nitekim Alp-Er-tonga/Tönge, Alp,Er, Pars demektir. Karahanlılar'da Aslan ve Buğra türünden ünvanlara çok rastlanır. Kazak -Kırgızlarda, Kızılkurt, Akböri gibi insan isimleri totemcilikle ilgili değildir. Türk ad verme geleneğinde totemci hatıralara hemen hemen hiç rastlanmaz. Türklerde, güçlü hayvanlar, komutanların ismi veya ünvanı olabiliyordu.

Anılan bölgede, Kurt, Böri, Bozkurt,Aslan, Kaplan, Kartal, Doğan gibi isim ve soy isimlere rastlanılmaktadır.

Tunceli'nin Zaza Türkleri'nde eskiden çocuğa isim verilirken, Dede de orada bulunurdu. Gagauzlar'daki takma adlar Anadolu Türkleri ile ortaklıklar gösterir.

Türk Dünyası isim hazinesi yabancı dilden insan isimlerine lüzum göstermeyecek kadar zengindir. Ak Erkeç (Nazlı Beyaz), Akılay (Parlak Akıl), ak Kanış (Beyaz Kız), Ak Saykal (ince işlenmiş Beyaz taş) Altın ay (altın Ay), ayayım(ayeşim), ay Çörük veya Çürök (Ay Işığı Buday Bek (Sağlam Buğday) Çıırçı (izleyen), Kanıkey (Pis,Kirli Pasaklı) çocuğu yaşamayn çocukları kötü ruh ve büyüden korumak için Kara Börük (Kara Börk) kara Çaş ( Kara Saç), Kanım Can ( Kanım Can), Kazdığaç (Kırlangıç), Kişmiş (Kişmiş, Küçük Çekirdeksiz üzüm), Körpe Can (Taze Gençcan), Kubul Can (kubul değişmek, döndü, döne, artık kız olmasın)Orongo (Çıplak, yoksul), Ul Bike (ul, une=oğul, Oğul Hanım) örneklerinde olduğu gibi.

Totemistik görünümlü adlar, Ruhlara işaret veren adlar çocukların cinsiyeti veya ölmemeleri için verilen adlar, koruyucu adlar, hoş görülen hayvan adlar, erkeklere verilen kadın adları, çirkin adlar Kırgız Türklerinde de vardır.

Karakoçan'da güneş batarken çocuğa ad verilmez. Bu hal Gök Tanrı inancındaki güneşe atfedilen kutsiyetle izah edilebilir.

Kuzey Irak'da, Anadolu'da Gagauz Türkleirnde ve Azerbaycan'da erkek çocuğa dedenin veya babasının adı verilirdi. Gagauz Türklerinde bu adet halen devam etmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da erkek çocuğa babasının veya dedesinin ismi daha ziyade baba veya dede yeni ölmüş ise verilir. Böylece ölenin yaşatılacağına, anılmak suretiyle unutulmayacağına inanılır.

Sünnet, Türklerde İslamiyetten evvel'de var olan bir uygulama iken, İslamiyette yeni bir muhteva kazanmış, sünnet çevresinde de yeni sosyal ilişkiler ve müşterek inanç pratikleri geliştirmiştir. Halk inançlarımızda adı konulmamış çocuk sünnet edilmez. Çocuk doğarken göbek adı konulduğu için bir sorunda yaşanmaz.

Karaylar,çocuklarını 7 yaşından evvel muhakkak sünnet ederlerdi. Zaza Türkleri'nde sünnet köy halkının işbirliği ile yapılır. Pilav, etli pilav, sebze yemeği, tatlı, sütlaç ikram edilir. Kirvenin de çocuğun yeni doğacak kardeşlerine ad koymada hakkı vardır.

Kırım ve Hazar yöresinde Karay Türkleri çocuklarını 7 yaşından evvel muhakkak sünnet ederlerdi. Doğu ve Güneydoğu'da kirvelik çok yaygın iken., her nedense Kırmança konuşan Ömerhanlı Türk Köyünde kirvelik yoktur. Sünnet şöleninde kurban kesilir ve davul zurna çalınır. Doğu ve Güneydoğu'da kirve çocukları kan kardeşliği ve süt kardeşliği önemli iken, eski Karaçay - Malkar geleneğinden kan davasının kapatılması için "Emcek Ulan" denilen bir kardeşlik türü daha vardı. Öldürülen aileden, annenin veya yaşlı bir kadının memesinden emen suçlu taraf kardeş olurdu. Buna "emcek ulan" denilirdi. Anadolu masallarında dev anasından süt emen, devlerle kardeş olurdu.

Gregoryanlar'da vaftiz babası ailesiyle kız akrabalığı yasaktır.Münhasıran Azerbaycan ve Doğu Anadolu'da görülen kirvelik geleneğinde de böyledir. Sivas yöresinde kirvelik peygamber dostluğudur. Kirvenin oturduğu minder, peygamberin namaz postu sayılır. Kirvenin kucağı peygamber kucağıdır. Kirvenin çocuğu anneden babadan daha yakındır. Bu yakınlık ve dostluğun Hz. İbrahim'den geldiğine inanılır.

Sünnet sadece incelenilen bölgede değil, Kazaklarda ve diğer Türk boylarında da vardır. İslamiyette ise Kirvelik diye bir uygulama yoktur.

Bütün Türk boylarında görülen, Türk olmayan Müslüman toplumlarda görülmeyen kivelikte., kirveler arasında evlilik olmaması, Gregoryanlardaki vaftiz babası ailesi ile evliliğin olmayışını hatırlatmaktadır. Bu inanç Gregoryanlara kadim Türklerinden geçmiş veya onlara bir kısmının Türk boyları olduğunu gösterir. Dünyaya geldikten sonra isim alıp sünnet edilen çocuklar ergenlik dönemleri ve evlilik yaşlarına kadar farklı farklı inanç ve uygulamalardan geçerler.

Gagauzlarda çocuğun ilk çıkan dişini gören, çocuğa hediye vermeye mecburdur. Doğu Anadolu'da bu uygulama "Diş Hediği" şenlikleri ile yapılır. Komşular hedik yemeğe davet edilir ve çocuğa hediye alırlar. Adet çocuğun dişini ilk görene hediye alınması şeklindedir. Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmançları arasında da hedik geleneği vardır. Gagauzlarda yerinden çıkarılmış süt dişi ekmeğe batırılıp meydana bırakılırken, "garga garga al sana kemik diş ver bana demir diş"derler. Kars'ta çıkan süt dişi evin bacasına atılır e bu esnada "Kurtlar, kuşlar çürük dişimi alın, bana demir diş verin" denilir. Kazak Türklerinde de ilk dişleri çıkan çocuğa anası çiğnemesi için bir koyun kemiği verirdi. Gagauz inançlarında bir çoğunda Orta Asya Türk Kültürünün izleri vardır.

Erzurum'da yeni doğan çocuğun yaşaması konusunda bir tereddüt var ise, çocuğun çamaşırı bir mezara asılyır, mezara asılan çamaşır ters döner ise, çocuğun öleceğine, dönmez ise ölmeyeceğine inanılır. Bu pratik bize ölümden sonra hayatın devam ettiği inancının varlığını gösterir. Eski Türk dinî, Gök Tanrı inancında mezarlıklar özellikle ata mezarları kutsaldı. Onlar merasimlerle ziyaret ediliyor ve orada yatanların ruhları tanzimle anılıyordu. O atalar ki, bazan nebi yada velidirler. Ailenin büyüğü olan ataların konumu ise, daha farklıdır.

KişioğIu'nun tin'inin sadece öbür dünyada değil, bu dünyada da insanlara yardımcı olduğuna inanılmaktadır. Bir kimsenin nazar almaması için veya nazar olmuş bir kimsenin nazarın olumsuz tesirinden kurtulabilmesi için (bilhassa nazar olan kimse çocuk ise), onu okuyan kimsenin öpmemesi gerekir. "Öpen kişinin nefesi, tesirini yitirir" inancı vardır. Öpme olayı nefesdeki gücün etkisine mani olur. Bu inanç Ağrı ve Erzurum'da bazı köylerde vardır.

Kars, Bayburt ve Iğdır'da bir çocuk nazar almış olabileceği şüphesi ile okutulur ve nazardan okunmak suretiyle kurtulması isteniyor ise, nazar olup olmadığını anlamak için, okuyan kişiye dikkat edilir. Okuyan kişinin her üfleyişinde veya okumanın sonunda esnemesi üzerinde durulur. Okuyan esner ise okunan nazar olmuştur. Nazar olan okunduktan ve okuyan esnedikten sonra okunanın baş ağrısının hafiflediğine ve giderek geçtiğine inanılır. Okuyan kişi, göğe veya uzak dağlara bakıp, nazarı gözüyle uzağa atar.

Kuzey Irak'ta, Kırmanç ve Türkmenlerde, bir kişinin çocuğu olduğu zaman, hali vakti
yerinde ise kurban keser.

Karaçay-Malkar Türklerinde, bebeğin doğumundan bir hafta sonra kurban kesilir, bölen (toy) düzenlenir. Bebek törenle beşiğe yatırılır. Buna "Beşik bölgen" adeti denir.

Bu şölene bütün akraba ve komşular çağrılır. Erkek çocuk doğan evlerde "ıstım toy" adı verilen büyük şölen düzenlenir Gelen misafirler bebeğe "Kol Kerek" denilen küçük hediyeler getirirler. Çocuk doğumunda, erkek çocuk doğumunda ve uzun süre beklendikten sonra dünyaya gelen çocuk için Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da kutlama şölenleri yapılır. Bu şölenler, Gök Tanrı inanç sisteminde gördüğümüz "Aş dökte"lerin benzeri olup, bir nevi saçıdırlar.

Kırmançca konuşan Ömerhanlı Türk köyünde, ailede çocuk sayısı, bilhassa erkek çocuğu sayısı çok önemsenir. "Çocuksuz dam, askersiz ordu gibidir" denilir. Sadece çocuksuzluk boşanma sebebidir. Karaçay Malkar Türklerinde de, ilk doğan çocuğun erkek olması istenirdi. Kadın ilk çocuğunu kendi anne-babasının evinde doğururdu.

Karaçay Malkarlarda, bebeğin doğumunu, babasına müjdeleyenler, onun başından kalpağını kaparlar. Baba da para vererek kalpağını geri satın alır. Böylece müjde verenlere bir hediye vermiş olur. Bu tür saçı, çok yaygın olmamakla beraber, Doğu Anadolu'da da vardır. Moğol Kazaklarında olduğu gibi Kuzeydoğu Anadolu düğünlerinde gelin getirilirken yapılan at yarışına da "papağa gitmek" denir. Burada dereceye giren yarışçılara oğlan evi hediyeler verir. Papağ bilindiği gibi kuzu derisinden yapılmış özel şapkadır.

Karaçay-Malkar Türklerinde, "Beşik Bölegen" töreninde kesilen kurban'ın eti pişirilir ve misafirlere ikramedilir. Eğlence yapılır. Tören sırasında gelin bebeği ipek kumaşlara sarıp kaynanası da verir. O da bir yakını ile birlikte beşiği yıkar ve bebeği beşiğe yatırır. Bebek erkekse yastığının altına kama, bıçak; kız ise makas, kitap konur. Bu esnada gelin kaynanasına, kaynana da gelin ve damada hediye verir. Beşiğin örtü vesair malzemesini,gelinin annesi yapar.

Doğu Anadolu'da Malatya, Sivas, Erzurum ve Kars'da da, bebeğin, bilhassa ilk bebeğin kundak, zıbın, patik türünden ihtiyaçlarını gelin'in baba evi, bilhassa annesi yapar.

"Beşik Bögen" töreni sırasında genç delikanlı ve kızlar arasında çeşitli oyunlar oynanır. Bunlardan biri "Koz börk" ya da "börk takgan" adı verilen oyundur. Kalpak-Şapka asma anlamına gelen "Börk Takgan" oyununda kadınlar kalpağa benzeyen yuvarlak bir ekmek yaparlar. Bu ekmek tavana asılır ve döndürülür. Elini dokundurmadan ağzı ile bir parça kopararak yarışmacıya hediye verilir. Aynı uygulamayı biz Doğu Anadolu'da Adıyaman-Tunceli civarında da tespit etmiştik, şüphesiz bu da bir saçı saçma pratiğidir. Ekmeğin en ufak parçası dahi yere düşürülmemelidir.

Doğu Anadolu'da sık görülen "Diş Hediyi" şölenleri Karaçay-Malkar Türklerinde de görülür. Çocuk ilk dişini çıkaracağı zaman "Tiş Cırna" adeti yapılır. Büyük bir kazanda buğday, mısır, kuru fasülye ve nohut pişirilir. Sonra buna, kuru üzüm katılır. Bu karışma "Tiş Cırna" denilir. Akraba ve komşular eve davet edilir. Şölen-Toy düzenlenir. Kutlama yapılır. Çocuğun baba veya annesi bir avuç mısırı çocuğun başından döker. "Dişlerin de böyle çıksınlar" der ve davete gelenlere birer taş "Tiş Cırna" gönderir, ayrıca çocuklara hediyeler verir.

Karaçay-Malkar Türkleri'nde çocuğun çabuk yürümesi için; üzüm, şeker, yumurta, yoğurt, kıkırdak, yağ ve un katılarak ekmek şeklinde bir çörek hazırlanır. Buna "Cıl Gırgın" (Yaş Çöreği) adı verilir. Gelen akraba ve yakınlara yaşlı bir kadın bu çörekten ikram eder. Ev halkı da bu çörekten yer ve davete gelmeyenlerin payı gönderilir. Yapılan merasimde çocuk evin bir köşesine oturtulur ve yanına; ayna, makas, kalem, kama, mızıka gibi şeyler konur. Çocuk aynayı alır ise güzel, makası alır ise çalışkan, mızıkayı alırsa neşeli, kamayı alır ise yiğit olacağına yorumlanır. Bu inanç ve pratik Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da aynen yaşamaktadır.

İncelemesini yaptığımız Kuzey Irak, Doğu Anadolu ve Azerbaycan halk inançlarında çocukların tin'inden gelen bazı güçlerin var olduğuna inanılır.Kuzey Irak'da çocuk süpürge ile oynarsa ,evi süpürmeye kalkışırsa , Doğu Anadolu da çocuk bacaklarının arasından arkaya bakarsa eve misafir geleceğine inanılır. Azerbaycan'da bazı çocukların geleceği bildiğine, olacak olayları hissettiklerine inanılır.

Uğursuz ve gudumsuz olduğuna inanılan veya öyle tanımlanmak istenilen çocuklar atalarına atıf yapılarak zikredilirler. Azerbaycan'da "derin gitmişin çocukları" veya "derin gitsin" tabiri beddua için söylenir. Bu ifadede tekrar hayata dönmesi beklenen ölünün, dönüşü zorlaşsın anlamı saklıdır.

Kuzey Irak'da olduğu gibi Doğu Anadolu'da da çok yaygın olan bebeğin korunması için kullanılan "Höllük"diye bilinen bir toprak vardır. Elenilerek bebeğin altına konulan bu kırmızı toprak, sadece çocuk pudrası rolünü oynayıp, bebeği pişiklerden koruduğu için önemsenmiştir. Halkı Şıhbızınlı Türk aşiretinden olan Dereköy'de kadınlar höllük'ü bebek bir yaşına gelinceye kadar kullanırlar.

Öksürükten kurtarılması istenilen çocuklar,Türkmen ve Kırmançlar tarafından Erbil'deki Kendekoh ziyaretine götürülür. Türkiye'nin birçok yerinde, öksürük için özel yatırlar vardır. Erzurum'da Öksürük Baba Ziyaretine öksürüğü kesilmeyen çocuklar götürülür. Öksürük babanın diğer adı "Kah veya Gok-Gok Baba'dır.

Çocukların korkuları ve nazarlı halleri için Anadolu'da olduğu gibi Irak'ın Kırmanç ve Türkmenleri de kurşun dökerler. Çocuğun korktuğu ne ise kurşunun o şekli aldığına inanılır. Kurşun'un suyu, yedi komşu kapısına kıbleye dönülerek dökülür Kurşun dökme eski Türk inançlarında da vardır.

Ayağı basmayan çocuğu, Erbil'de Kırrnanç ve Türkmenler üç cuma günü, cuma namazından önce camiye götürürler. Annesi çocuğun iki ayağının başparmaklarını bağlar, cami'den çıkacak ilk kişiye bu ipleri "tu-tu-tu Bismillah" dedirterek kestirir. Böylece çocuğun ayağına basacağına inanılır. Kars'da bu uygulama, çocuğun ayak bileklerinden bağlanılarak yapılır. Ayrıca, Anadolu'nun bir çok yerinde, kuşlar sevişirlerse eve misafir geleceğine inanılır, misafir geleceği şeklinde yorumlanır.

Belirtildiği gibi Türkler'de ad kutsiyet taşıyordu ve kişinin gelecekteki hayati ile ilgili idi. Onun gelecekte korunması, başarılı ve hayırlı olması taşıdığı isimle ilgili idi. Seçilişi, seçiliş biçimi, seçilişine etki eden faktör ayrı ayrı önemli idi. İsimlerin zikredilmesi bile inançlarla bağlantılıydı.

Karaçay-Malkar Türkleri'nde, çocuğa isim "Beşik Bölgen" adetinin yapıldığı çocuğun beşiğe ilk konulduğu gün verilir. Çocuğun anne ve babası çocuğa isim vermezler. Kız çocuğunun ismini babaannesi, erkek çocuğun ismini dedesi koyar. İkinci çocuğun ismini ise çocuk olduktan sonra eve ilk giren koyar ve çocuğa at hediye eder. "İsim koyan at verir ata sözü buradan gelmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, çocuğa ismi, kulağına ezan ve sela okunarak konulur. Çocuğa ismini daha ziyade ailenin büyük erkekleri baba veya dede koyar.

İncelediğimiz, Kuzey Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak bölgesi ile, bu bölge
inançlarını karşılaştırdığımız Türk Dünyasının diğer hayatın önemli dönemlerinde Aş Dökme şölen ve törenlerinin yapıldığını gördük. Doğumun oluşu ile başlayan mutluluk, çok kere kurban kesilerek aş dökülmesi şeklinde tezahür ederken, evliliğin; nişan, düğün ve nikah gibi muhtelif safhalarında Aş Dökme'nin örneklerini görüyoruz. Ölümde ise, Üçü, Yedisi, Dokuzu, Kırkı ve Senesinde, keza farklı büyüklükte aş dökülür. Şüphesiz bunları saçı kapsamında mutaala ediyoruz.

Gregoryanlar, ölünün arkasından ekmek, üzüm dağıtırlar ve çokça içki içerler. Eski Türklerde yuğ törenleri olacak bilinen bu uygulama günümüzde incelediğimiz bölgede ölü aşı ve benzeri isimlerle anılmaktadır. Bu konuya evlilik ve bölümleri münasebeti ile tekrar dönülecektir.

EVLENME /DÜĞÜN DÖNEMİ (EVVELİ- ESNASI- SONRASI)

Türk toplum hayatında ev ve evlilik, çocuk sahibi olmak önemli kurallardandır. Ev-bark sahibi olarak başlatılan itibarlı dönem, çocuk sahibi olunarak daha da önem kazanır. Türk hayatının her safhasında yön veren inançlarımızın rolü devam etmektedir. evlilikte Ak ve Kara iyelerin, ev iyelerinin ata ruhlarının, eş bulmada, iyi bir ocak sahibi olmada etkili oldukları inancı günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Bu inançları evlilik öncesinde söz kesme, nişan, nikah dönemleri ile düğünde, zifaf ve evlilik sonrası dönemlerde de görmekteyiz.

Evlilik evveli inançlar büyük ölçüde gençlerin bilhassa genç kızların kısmetlerinin açılması ile ilgilidir. Amasya'da evlenmede geç kalmış kızlar için türbelere gidilir. Bu uygulama bütün Türk Dünyası'nda yaygındır. Türbelerde "Kilit açma" uygulaması yapılır. Böylece bu tür kızların kısmetlerinin açılacağına inanılır. Sövas'da ise kızların kısmetlerinin açılması için türbe duvarına çivi çakılır. (Birçok yerde Eshab-ı Kehf'in duvarına ağrının durması için çivi çakılır. Güney Türkistan'da Belh'de bazı ulu mezarlardaki göndere çeşitli dilekler için çivi çakılır.) Kilit açmayı biz Mekadonya -Üsküp -Erbil -Türkmenleri ve Batı Anadolu Türklerinde de tespit ettik. Bu uygulamada oldukça yaygındır. Marmara Ereğlisinde kismlet açılması için ağaçlara gelin teli ve çaput bağlanır. Ayrıca Türbelere ibrik, havlu, süpürge, takunya, Şamdan, halı ve yemeni bırakır. İstanbul'da Telli Baba'dan gelin teli alınır. Burçok yerde mesela Kars ve Erzurum'da gelin'in duvak teli alınıp saklanır veya geline yapılan saçıdan bozuk para alnıp saklanır. Gelinin pabucunun altına genç kızlar kendi isimlerini de yazarlar.

Sakarya-Çekerek'de kısmet açılması için tekkelere bez bağlanır, buralarda kurban kesilir, türbelere el-yüz sürülür, buralardan toprak alınır, Kayseri'de aynı amaçla türbelere iç çamaşırı asılır. Adana'da genç kızlara muska yazdırılır. Cuma günleri seladan önce camiye ilk giren kimseye minare veya caminin kapısı üç defa kilitlenip açtırılır. Böylece bekar kızların kısmetinin açılacağına inanılır. Ankara Altındağ'da genç kızlar iyi bir evlilik yapabilmek için Hacı Bayram Veli'nin türbesine mum yakarlar. Edirne'de genç kızlar, Cuma selasından önce havlu veya mendili ellerine alır, sela esnasında dinî görevliye doğru sallar ve sonra bunları saklarsa kısmetlerinin açılacağına inanırlar. Çorum'da kızların kısmetinin açılması için Cuma ezanı okunurkean mendil sallanır, makaranın ipi boşaltılır. Ankara Kalecik'te "Kısmeti Kalkan" kızlar için hoca caminin kapısını açarken de dua okur. Böylece o kızların kısmetinin açılacağına inanılır. Aydın'da nasibi olmayan kızların nasiplerinin açılması için dolu makaradan, boş makara'ya iplik aktarılır. Urfa'da "kısmeti kesik" kızlar, kısmetlerinin açılması için Fırat nehrine "Dilek Mektubu" atarlar. Balıkesir'de kısmetinin açılmasını isteyen kız, caminin sadece yarısını süpürür. Çanakkale'de çeşitli dilekler ve bu arada Kısmet açılması için Ecebat'da Kaşıkçı Baba'ya gidilip türbeye kaşık sokulur. Gelibolu'da çilehaneye ve Bayraklı Baba'ya gidilir ve türbeye barak asılır. Denizli'de çeşitli dilekler ve özellikle genç kızların kısmetlerinin açılması için "Gül Ağacı"na para bağlanır. K.Maraş'da kısmeti açılması istenilen kız için Malik Ejder makamı etrafındaki kutsal ağaçlara bez bağlanır. İstanbul - Fatih'de kısmetinin açılmasını isteyen, içi su dolu havuza para atar, ayrıca kale surlarına çıkar "bahtım bahtım" diye gökyüzüne doğru bağırır. İzmir'de kızların kısmetleri açılması için Susuz Dede'ye gidip makara açtırılır ve minbere çember taktırılır.

Malatya'da akşamdan sonra aynaya bakan kızların uzak yerlere gelin gideceklerine inanılır. K.Maraş-Afşin'de Ashab-ı Kehf Külliyesi'nde duvar kavuğunda taş atılır, taş yere düşmeyip ağaç kavuğunda kalır ise kısmetin açık olduğuna inanılır. Buradaki ağaçların dallarına kısmet açılması için çaput bağlanır. Ağaç dallarına, çalılara türbe parmaklıklarına, Yatır bayrağının gönderine çaput bağlamak Türk dünyasında çok yaygın bir uygulamadır. Keza türbe taşlarına niyet taşı yapıştırmakta çok yaygındır. Türkmenistan ve Karakalpakistan'da ise niyet taşları 3 veya 7 olacak şekil'de üste üste konuyor. Bunun bir benzeri biz Gümüşlük- Koyun Baba'da gözledik.

K.Maraş'da kocası ölüp, kayınbiraderi ile evlenen kadının saçlarının, yara tedavisinde merhem olduğuna inanılır.

Çorum'da gelin arabasına binilip hareket edilince arkasından su dökülür ve şişe türünden kırınca ses çıkartan bir nesne kırılır. Gelinin kucağına verilen koçu kaldırması halinde, yeni evine bereket getireceğine inanılır.

Bolu'da bekar adaylara askere gitmeden evvel yöre halkı tarafından içkili ve müzikli yemek verilir. Bu tür yemekler her zaman içkili olmamakla beraber bu şekilde emsalleri ile adeta hellaleşerek asker olan gencin salimen döneceğine inanılır.

Çorum'da askere gidecek gençler gitmeden evvel türbelerden üç taş alırlar. Birçok yerde asker adayları ulu kabirleri aile büyüklerinin mezarlarını ziyaret ederler.

Samsun- Ayvacık'da buluğa eren kızlar ilk yıl oruç tutmazlar.Halkı "Kırmanç"ca konuşan Ömerli Türk köyünde kızın sözü kesilince kaynanası kızı öper ve gelme hitap ederken kendi isminin yanına "kurbaney" kelimesini de ekler. Mesela; "Zalhey Kurbaney Kaçem: Saliha sana kurban olsun kızım"der.

Doğu Anadolu'nun birçok yerinde, candanlık göstergesi olarak isimlerin sonuna "kurban" kelimesi eklenir. "Ali, kurban" veya "Baba, kurban" gibi bu tespit de hitap eden, edilene "Kurban olayım" demiş olmaktadır. Acaba, bu örneklerdeki "kurban" kelimesinin hitap edilen şahsı korumaya matuf eski inançlarımızın bir yadigarı olduğu düşünülemez mi?

Kars ve Sarıkamış'da "Kubani" kelimesi sevgi ve şevkat belirtir, isimlerden önce veya sonra kullanılır. "Yasin, kubani" veya "Kubani Yasin" gibi. Bu "kurbanın olayım Yasin" anlamındadır.

Dereköy'de köyün gençlerinin düğün gecesi eğlendikleri "Muhabbet gecesi" yapılır. İçki içilip kadın oynatılan bu gecede, çirkin bir olay olmasını önlemek için "Ocak Başı" denilen saygın bir kişi seçilir. Geceye katılan yabancılar "Çaba" denilen para veya içki hediye ederler.

Erzurum'da kısmeti açılmamış kızlar, kısmetlerinin açılması için, kıbleye karşı akan suyun lülesine (borusuna) Hıdrellez mevsiminde bir çubuk sokarlar. Bu işlem sabah namazından evvel yapılır. Böylece kız kısmetinin açılacağına inanır. Bu pratik su kültü ile ilgilidir.

Sorgun'da, kullanılmamış kilit ve anahtar alınarak damat kilitlenir. Anahtar bir su kuyusuna atılır veya toprağa gömülür. Bu pratikle de su ve toprak kültleri yer almıştır.

Iğdır, Kars ve Ağrı yöresinde olduğu gibi Azerbaycan'da da "tuzlu çörek" yenilerek, kısmetler tahmin edilir. Bu çörekten yiyen kızın rüyasında, evleneceği kimseyi göreceğine inanılır.

Azeri Türkleri bahtlarını sınamak için tasa su koyup yüzüklerini atarlar ve mani okurlar;

"Çelen bir çay içinde
Oh oynar ay içinde
Allah muradım versin"
Bu gelen ay içinde

Kars yöresinde çay içtikten sonra çay kaşığını bardağın ağzına "artık içmiyorum" mesajı için koymak doğru değildir,evdeki bekar çocuğunun kısmeti kapanır inancı vardır.

Mendil ve Yazma/basmağ evlilik arifinde, özel sözleşme simgesidirler. Ehliman Ahondov'un bir tespitine göre;

"Döngemizde duran oğlan
Bığlarını buran oğlan
Mene kirpik vuran oğlan
Ver menim güllü basmağım
Dabanı pullu basmağım

Süpürge ile ilgili inançlarda oldukça yoğundur. Afyon ve Kars'da yolcunun ardından süpürge yapılmaz. Akşamdan sonra süpürge yapılır ise çöpün atılması ertesi güne bırakılır. Kars ve Erzurum'da üzerine süpürge dokunan insan süpürgeye tükürür gibi "tu-tu-tu"yapar. K.Maraş'da süpürge yakılınca hafif bir rüzgar çıkacağına inanılır.

Gelinin işsever olması için zifaf gecesi odasının önüne süpürge konur. Eskişehir'de gelinin koltuğunun altına "koltuk ekmeği" "gelin ekmeği" konur bu ekmeği yiyenler diş ağrısını önler gelin odasının önüne atılan kaşık kapalı düşerek gelin eve kapanak ,açık düşerse gelinin nasibi açık olacağına inanılır. Sivas yöresinde gelin tatlılık getirsin diye üst eşiğe tatlılık sürülür. İçel yöresinde gelin oğlan evinin önüne geldiğinde yemek kazanının etrafında 3 defa döndürülür. Kars'da gelin evin eşiğinde bardağa basıp kırar.

Azeri Türkleri'nde ahir çarşamba günü bekar genç kızlar elma yiyip içindeki tohumlardan on tanesini yastığın altına koyarlarsa rüyada sevgilileri göreceklerine inanırlar. Türk inançlarında yaşlı olmasına rağmen bir kimsenin elma yiyerek dere kenarında yatması sonucu çocuk sahibi olduğuna dair efsanelerin varlığını biliyoruz. Türk masallarında da elmada dileği kabul olmayı sağlayıcı bir meziyyet vardır.

Ömerhanlı köyünde, düğünlerde "Okuyucu" geleneği vardır. Gelin alayı oğlan evi tarafından köyün dışında karşılanır. Köyün dışında karşılama, evin eşiğinin dışında karşılama ile ilişkili olabilir. Kutsal mekan aile için ev iken, köy halkı için "Köyün eşiği" köyün sınırı mı?

Ömerhanlı köyünde, gelinin attan inmesine damat yardım eder ve bu işlem eşiğin önünde olur.

Gagauz Türkleri'nde de evlilik kızın babadan istenilmesi ile olur. Oğlan evi kız babasına "Baba Hakkı" olarak altın verir. Buna "söz" veya "küçük nişan" denir. Çıldır'da ise "Analık Hakkı" vardır. Analık Hakkı Karaim Türklerinde de rastlanmaktadır. Baba ve kardeşlere para, at tabanca verme uygulaması Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da var iken, bunun Kuzey Irak Kırmanç ve Türkmenlerinde de var olduğu tespit edilmiştir.

Anadolu'nun birçok yerinde söz kesiminde şerbet içildiği bilinmektedir. Gagalarda ise söz kesiminde şerbet, pekmez ile hamur işi, lokum ve şarap ikram edilir. Bulgaristan Gagauzları yapılan bu toplantıya "goda" demektedirler. Kars'da yağmur duasında çocukların gezdirdikleri çömçe gelme "Godi" denir. Azeri Türklerinde "gada almak" tabiri vardır. Bu "sıkıntı ve benzeri rahatsızlıkların bana gelsin" anlamındadır. Ayrıca Aras vadisi ve Sarıkamışta "Gada" Kardeş anlamına kullanılır. "Gadam" canımdan da yakın olanım anlamındadır. Afyon Karahisar çevresindeki bir özdeyişe göre, "Er dediğin elde bulunur, evlat dediğin belde olur, bulunmayan karındaşdır. Kardeş eşden ve evlattan önce tutulur."

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Kars, Erzurum, Malatya, Van, Gaziantep'de kız evi damat'a ve itibarlı yakınlarına "bohça" çıkarır. Kız evine erkek evi tarafından gönderilen "nişan bavulu"nda muhakkak çikolata türünden bir tatlı vardır. Adıyaman da gelin adayı baba evinden çıkmadan evvel, elini şerbete batırır ve kapıya sürer; böylece, yeni evine de tatlılık vermiş olur.Çıldır'da"beh" takıldığı gece şerbet içilir. Zara da "söz kesme"de şerbet içilir. Ovabağ'da oğlan evi kız evine başlık parasını denkleştirince Şerbet içmeye gider. Siverek'de şerbet içmek kızın verildiği anlamına gelir. )

Şerbet ikram etme uygulaması Zaza Türklerinde de vardır. Doğu Anadolu'da; Kars, Ağrı, Van'da kız resmen istenilmeden evvel oğlan evi kız evinin ağzını aracılar vasıtasıyla usulünce arar. Buna "ağız arama" denir. Ağız aramada olumlu cevaplar alındıktan sonra, resmen istenilmek için kız evine gidilir. Alınan cevap olumlu ise söz kesimi yapılır. Söz kesiminde şerbet içilir. Bu durumdaki kızlar için "Şerbeti içildi" tabiri kullanılır.

Karaim Türklerinde kız evinde ziyafet yapılır. Erkek tarafından süslü bir sepet içerisinde şekerleme ve çoğu zaman, gümüş ve altın paralar konması adeti vardır. Düğünden bir gün önce, kız tarafı erkek tarafına tatlı gönderir.

Gagauzlarda Nişandan düğüne kadar ki zaman içerisinde kız evleneceği erkeğin anne ve babasından gizlenir. Onların da nişanlı kızın evi etrafında görünmesi büyük hata sayılır.

Nişan ve düğüne kadar geçen süre zarfında kız, oğlan evine görünmekten sakınır. Nişan ve düğünden sonra, kız, gelin olduktan sonra yeni evinin fertlerine özel uygulama gözükür. Bunlar "yüz görümlüğü", "dil hakkı" türünden hediyeler alınarak yapılır. Damat adayının da gerekli süre geçmeden ve uygulamalar yaşanmadan yerli-yersiz ortalarda görünmesi uygun bulunmaz. Hatta Kırmançca konuşan Ömerhanlı Türk köyünde gelin adayı görücülerle hal hatır etmez. Onların yanında oturmaz. Onlarla ve misafirlerle yemek yemez. Anne ve babası ile birlikte aynı sofraya bile oturamaz. Bu tür sakınmalar aile fertleri kaynaştıkça giderek hafiflemesine rağmen, bir genç gelin anne ve babasının yanında çocuğuna süt veremez ve onu sevemez. Ovabağ köyündeki kaç göç olmadığı halde gençler evleninceye kadar birbirlerini görmezler. Bingöl'de gelin kaynatası ile aynı sofrada yemek yiyemez. Hele ilk günlerde onların huzuruna dahi çıkamaz. Gelin kaynanası, kayın babası, kayınbiraderi ile bir süre konuşmaz. Bu bir saygı göstergesi olarak kabul edilir, evin dirliği ve bereketi için lüzumlu olduğuna inanılır.
Çemişgezek'de, oğlan evine göz aydınına ve hayırlı olsuna gidilir ve hediyeler alınır,buna "Yüz açımı" denir.

Gagauz Türklerinde ki "Sakınma" inancı gibi Karaçay-Malkar Türklerinin sosyal hayatlarında ve aile içi ilişkilerinde yaşattıkları bazı geleneksel kurallar ve yapılmaması gereken davranışlar vardır. Mesela damat düğününden üç gün önce "bülüş ev" adı verilen bir eve saklanır ve üç gün kimseye gözükmez. Görünmesi halinde sopalarla dövülür, kız tarafınca davet edilinceye kadar kız tarafına gözükmezdi. Kız tarafına hediye ile gidilirdi. Damadın saklanmasına lüzum kalmayış, şölen (toy) larla kutlanır kurban kesilirdi. Gelin konuşması ise hediyelerle "gelinin dilini açma" merasimi ile yapılırdı. Gelinin evin "ullu üy" denilen genel odasına kabulü aylar sürerdi. Kaynata ve kaynanası ile konuşmasına "til tutuv" (dil tutma) denilirdi. Çıldır'da, Karapapak Türklerinde; "gelin görme", "Duvak açma", "Yüz aklığı", "Kızlık belgesi", "gerdek" gibi uygulamalar hediyelerle karşılanır. bu tür ödemelerin en büyüğü başlık parasıdır.

Zaza Türklerinde de, kız evine bazı hediyeler alınır. Başlığın yanı sıra, istenilen ziynette beşibiryerde veya cenik/çenelik (iki kulağı örten üçgen şeklinde kadife parçanın üzerine çeyrek altınlarının dizilmesi) hediye edilir. Erzurum'un Güney ilçelerinde, oğlan evi kızın annesine, kız gelin olup evden çıkmadan evvel, aynı veya nakti hediye verir. Buna "ana hakkı" veya "süt hakkı" denir. Süt hakkı Çıldır yöresi ve Tunceli'de de yaygındır.

Görülen rüyalar hayatın her safhasında önemlidir. Çocuk döneminde görülen rüyalardan ziyade, çocuk edinme ve çocuğun cinsiyetinin belirlenmesi ile ilgili rüyaların yorumu çok yaygındır. Ölüm ve hastalıkla ilgili rüyalar, felaket habercisi olarak bilinen rüyaların yanı sıra, rüyalar ve onların yorumları daha ziyade hayatın evlilik safhası ile ilgilidir. Bunlar, bir kısmetin çıkması, ne tür bir izdivaç ihtimalinin olduğu ile ilgili rüyalardır.Rüyalar, bütün halkların mistik dünyasında önemli yer tutmuştur. Türk Halk biliminde rüyalar, yapılan bir yanlış hareketin uyarısı, bu hareketin telif edilebilmesi, kişinin uyarılması, gelecekteki iyi ve kötü gelişmelerin emareleri olarak bilinmişlerdir.

Karaylarda rüya tabirleri yapan ve Tüs Yorları denilen bir takım kitaplar vardır. Bu kitaplarda bir insanın gece rüyasında kuzu ve teke görmesinin, o insanın talihinin iyi olacağı anlamına geldiği belirtilmektedir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, halk, gördüğü rüyaları yorumlar, rüyasında ölmüş bir yakınını gören kimsenin bir haber alacağına, elinde silah görülmesi kuvvet kazanacağına ve uzaktan haber geleceğine, su, bilhassa akar su aydınlığa; at murada; uçmak hayır işlemeye; koyun ve kuzu görmek berekete; Devlet büyüğü veya komutan görmek yükselmeye; yılan bazen düşmana, bazen güce; köpek düşmana; saklı veya lekeli giysi görmek, kedere, saç veya diş dökülmesi üzüntüye, bıçak görmek erkek, makas görmek kız çocuğunun olmasına işaret olarak kabul edilir. Rüyalarda görülenlerin belirli anlamları vardır. Belirli rüya tabirleri ve rüya tabir kitapları (tabirnameler) vardır. Rüyada görünen nesnenin anlamı kişiye göre değişir. Günün her saatinde rüya anlatılmaz. Güneşin batmamış olması tercih edilir. Karamsar rüyalar akar suya anlatılarak hayra yorumlanmaları sağlanır. Rüyaya yalan katılmaz. Kalması çok günah sayılır. Rüya dinlemenin ve anlatmanın özel kuralları vardır.

Azerbaycan'da bazı insanların rüyalarında "işaret" aldıklarına, kendilerine "Sır" verildiğine, bu tür insanların rüyalarında ne görürler ise hakikat olacağına inanılır. Halk Edebiyatında Ozanların "Bade" içmeleri olayı Doğu ve Güneydoğu Anadolu ozanlarında da vardır. Rüya "Bade" içme inancı Azeri Türklerinde de vardır. Bu bir "Hak" vergisidir. Çok kere soya vergidir.Soydan birisi bade verilmesi soyun tekin olmamasını sağlar.

Sivas'da rüyada genç ağaç, Urfa'da diş dökülmesi görülür ise ölüm geleceğine inanılır. Doğu Anadolu'da Alevi Bektaşi Türklerinde, deli,çocuk ve uyuyan kimse için "Gaflettedir"denir.uyuyan kimse uyanıncaya kadar kendisine dokunulmaz.

Doğu anadolu'da uyku halindeki kişinin gördüğü rüya gusül abdesti almasını gerektirir ise buna"Şeytan Kandırması" veya "Şeytan Basması" denir. "Basma" ve "Basılma" Türk Halk inançlarında özel bir yer tutar.

Buta, fıtri aşıklıkta olur. Buta, ilahi cevher, özel ilahi kuvve mai nurdur. Cam (bardak) da kupada verilir, sunulur. Bu sunuş, bade ile olabildiği gibi, Alma (Elma) ile ve rüyada başka yolla da olabilir. "Türk zihniyetinde el şairi saz çalmaz. Bu ilahi şairdir. Bu tezahür Türklerin İslama girmesinden sonraki bir haldir. Saz ve benzerleri sonradan günah sayılmışlar. Bu tür günah anlayışı El Şairleri ne de yansımıştır. Bu bir terk-i dünya olayıdır. İlahı aşk kendisine rakip kabul etmiş olamaz. Aşığın maşuğu destanlarda hep uzak mesafededir. O'na ulaşmanın ızdırabı yaşanabilmelidir. Bu ızdırabı yaşamış olmalı hazzı duyulmalıdır. Bu ızdırap adeta bedeni ibadettir. Bu uygulamanın altındaki inanış bir anlamda nefsi terbiyedir. Aşık aşkı yolunda sınaklardan (imtihanlardan) geçebilmelidir. Muhammedilikten evvel El Aşığı'nın kapuzu var iken bu gelişme sonradan olmuştur.

El Şairi, gayıptan haber verir, muamme sarar, sır açıklar. Kayıp eşyanın yerini sazı ile bulur."Kıffil Bent" açılması çetin bent muammedir. Çözebilmek bir kuvve ile mümkündür Bu bir fıtri istidattır. Vücudundaki pozitif elektrik ile enerji muhtevalı tedavi yapabilen insanın başka bir tezahür biçimidir. El Şairinin gücü mahiyet itibariyle aynıdır.

El Şairi 3-5-7 gün bade olayını yaşayabilir , bu esnada ağzından köpük gelir. Köpüğü herhangi bir şekilde ağzına süren kimsede de bu kuvvenin az çok tecelli edeceğine inanılır. El Şairi olmayan normal saz çalıcı aşığın ustası ve çırağı olur. Usta çırağını yetiştirir. El Şairinin çırağı olmaz. El Şairi yanında bir çırakla dolaşıyor ise, o namzedin fıtri bir gücü olduğu sezildiği için seçilmiştir.

Elma ile, nasip alma çeşitli şekillerde olur. İkiye bölünmüş elmanın yarısını yiyenin oğlu ve diğer yarısını yiyenin kızı olmuş ise onlar evlendirilir ve bu hal için "nikahı haktan kesilip" nikahı Allah tarafından kıyılmış denir. Çocuğu olmayan yaşlı çiftlerin yakarmaları sonucu çok hayır işlemesi sonucu elmalı yerlerde (bereketli yerlerde) yatmaları sonucunda rüyalarında Cebrail eşlerden beherine elmanın yarısını verir ve on1ar yer1er (Hüseyin Kulu Mehmetli)

Buta, sembolü Duroboros, ebedi (öncesiz ve sonsuz)haşat çemberi başlangıçtan beri (ebedi) bilinçlilik, zıt güçlerin birliği (Yang-ying gibi) tasvir eden eski kendi kuyruğunu ısıran yılan sembolü olarak da izah edilmiştir.

Evlilik esnası ile ilgili halk inanç ve uygulamaları arasında muhtelif bölgeler itibariyle ortaklıklar vardır. bu tespitler bir inanç bütünün parçaları mahiyetinde olup inanç tabakalaşması itibariyle fikir verici özelliktedirler.

Gaziantep'de geçimsizlik sonucu boşanmaları önlemek için nikah öncesi ağzı açık tutulan bıçağın nikahtan sonra ağzı kapatılır. Böylece muhtemel bir büyünün önlenildiğine inanılır. Erzurum'da nikah akdi arasında ortaya bir kap su ve suyun içerisine bir bıçak konulur, bazen de bu bıçak yere saplanır. Artvin'de nikah yapılırken alt ve üst tavana bıçak saplanır ise damat ve gelinin büyüden korunacağı inancı vardır. Çorum'da gerdek odasının kapı başına çivi çakılması halinde gelinin uyumlu olacağına inanılır.

Aydın'da nikah kıyılırken "Kilit kapamak" "Parmak bağlamak" "Bıçak açmak" doğru bulunmaz. Bu tür uygulamlalar büyü olarak kabul edilir. Büyü yapılmış damadın gerdekte başarısız olacağına inanılır. Kocaeli'nde nikah esnasında eller ve ipler düğümlenilmez.


Fal bahsi halk kültüründe önemli bir yer tutar. Halk çoğunlukla fala inanır. Esasen
fala inanan sadece halk kültürünün kaynağı olan halk kesimi değildir. Güzüdeler arasında çeşitli fal uygulamaları yaygındır. Bu durum, geçmişte de böyle olmuş Saraylarda ve Hakan Otoglarında da falcılar yer almış önemli kararlarda onların da kanaatları alınmış ve çok kere de etkili olmuşlardır. Eski Türk inançlarında fal ve büyü büyük ölçüde Şaman'ın ihtisas alanı kapsamına giriyordu. O günkü anlamında din görevlisi din adamı idi. Zamanla yerlerini büyü başlarına kahinlere bırakırlarken, onlara rağmen din adamları da kendi alanlarında varlıklarını sürdürmüşlerdir.Günümüz Türk dünyasında fala inanılmakla birlikte onun, dini bir parçası olmadığına da inanılır. Yaygın bir ifade ile "fala inanma faldan da geri kalma"deni1miştir. Yaşayan fal uygulamaları daha ziyade folklorik mahiyetli inanmalardır. Geleceği bilme arzusu her zaman insanları celbetmiş insanlar bu ihtiyaçları için çeşitli yöntemler geliştirmiş bazı dinî olgulardan da yararlanmışlardır. Denilinebilir ki, fal halk inançları arasında yer alabilen dinden de yararlanabilen dinî sistematikler arasında gerçek yeri olmayan bir uygulamadır. En azından bütün dinlerin kapsamında devamlılık arzeden bir yer tutmamıştır.

Fal hayatın her safhasında olmakla birlikte günümüzde daha ziyade evlilikle ilgili konularda olmaktadır. Çoğunlukla da Nevruz, Hıdrellez gibi dönemlere rastlatılır. Azerbaycan da Nişanlı görme falına bakılır. Bunun için Ahır Çamba gecesi niyet tutulup yatılır. Gece kalkılıp bir şam (mum) yakılır ve bu şam güzgü (ayna) ya yaklaştırılır. Aynada nişanlının görüneceğine inanılır. Bu falda korkan kimseler bir şey göremezler. Bu fal türünün bir benzeri Sarıkamış Çerkezleri arasında yaşamaktadır. Azerbaycan'da "Kısmet Bakmak" da genç kızların başvurdukları bir fal türüdür. Ahır Çarşamba akşamı genç kızlar geç yatar tuzlu Köke (tuzlu kete) yer ve su içmezler. Kendilerine rüyalarında su verecek erkeğin onların kısmeti olduğuna inanırlar. Bu uygulama Kars ve Iğdır'da Tuzlu Gedik olarak bilinir. Azerbaycan' da kaç yaşında gelin olunacağının tespiti için yapılan fal türü de vardır. Ahır Çarşamba gecesi Cavan (Civan) kızlar bir tasa su döker ve saçlarına sürdükleri yüzüklerini niyet tutup bu suyun üzerinden geçirirler. Yüzük kabın kenarına kaç defa değerse bunlar sayılır ve evlenme yaşı bulunur. Ahır Çarşamba günü rızıkların dağıtıldığı inancı Doğu Anadolu'da Alevi inançlı Zazaca konuşan Türklerde de vardır.

Azerbaycan'da açar (anahtar) tutmak da bir fal türüdür. Nevruzun ahırıncı çarşambasında herkes yüreyinde (Kalbinde) bir niyet tutar. Akşam üstü evlerden birer anahtar götürülür. Niyetliler danışmadan (konuşmadan) işlek bir yol ayrımına dizilirler. Anahtarları sağ ayaklarının altına alır beklerler duyduklarını yorumlarlar. Derbent'de tarihi Kırklar mezarlığında yüzyıllardan gelen 1,5-2 metre boyunda bir mermer anahtar ve aynı boy da mermer bir makas gördük. Anahtara gençler kapalı bahtlarının açılması, makasa da bahtları ile ilgili var ise bir büyü onun bozulması için adakta bulunup çaput bağlıyorlardı. Kilit açma ve kilit kapama ile ilgili baht açma ve kapama uygulama1arı oldukça yaygındır.Türk halk inançlarında yönde çok önemli bir inanç kotudur. Anadolu ve Kuzey Mezapotamya'da Türkçe ifade edilen çok dua vardır ki, bunlarla sade, ve halk çocuklar için şiirleştirilmiş adeta dinîn anlaşılıp uygulanması kolaylaştırılmıştır.

"Yattım sağıma
Döndüm soluma
Cümle Melaikeler gelsin yanıma
Kimi sağıma kimi soluma
Kimi başucuma kimi ayakucuma
Yattım Allah kaldır beni
Kaldırmassan nur içine daldır beni
Can bedenden çıkar iken
Kur'an ile iman ile gönder beni" gibi çocuk dualarının yüzlerce variyantı vardır. Esasen halk sufizminin temel dayanakları,rıza-sabir-şükür ve kanaattir.

Tekrar fal bahsine dönüp birkaç yeni örnekle başka inanç karşılaştırmalarına geçelim. Azerbaycan'da Nevruz Bayramı'ndan iki gün önce Bulak (Çeşme) den "Lal Su" Şer karışmadan (güneş battıktan sonra) getirilir ve bu su bir kaba dökülür. İki iğnenin yıldız tarafına pamuk dolandırılır, beher iğne kabın bir tarafından suya konulur. İğneler birbirlerine doğru giderlerse niyetin olacağına niyetli gençlerin birleşeceklerine inanılır. Eğer iğne kabin dibine çökerse suyun Lal su olmadığına yorum yapılır. Buna "su falı" denir. Gün görmemiş su ile ilgili benzeri inançlar Anadolu ve Kuzey Mezapotamya'da vardır. Keza akşamları içme sularının üstlerinin kapatılması aksi halde bu sulardan cinlerin içebilecekleri inancı da Anadolu'da vardır.

Nevruz Bayramı'nda ağzı üstü tutulan (ağız kısmı, üst kısmı toprağa doğru ters tutulan) bir kabla akar suya gidilir. Su almaya gidenler hiç konuşmadan su getirirler. Bu su bir cam kaba konulur. Kızlar bu suya, kendilerine ait bir şey atarlar.Başlarına duvak örtülür ve bayatı okurlar.

"Çapara Çapar oldu gel
Çapara guşlar kondu gel
Ve'desiz gelen oğlan
Ve'den temem oldu gel" gibi

"Ters" motifi Türk halk inançlarında bir kültür kotudur.

Azerbaycan'da Baht Hattı, Nevruzdan iki gün önce pencerenin dıştan kabağına (önüne) bir yumurta ve biri kırmızı biri kara iki karındaş koyulur. Ertesi sabah yumurtaya bakılır üzerinde kırmızı hat var ise niyetlinin muradının olacağına kara hat var ise, niyetinin olmayacağına inanılır.

Niyet yazma (niyet yazma) Nevruza iki gün kala, gece lambanın altına gıfıl bağlanıp niyet edilip konulur.Kapıdan içeriye girecek ilk kişinin sarfedeceği ilk söz takip edilir ve bu söz yorumlanır.

Kapapusma (kapı dinleme) bu da bir fal türüdür. Nevruzdan iki gün önce kaş karalandan (güneş battıktan sonra ) niyetliler komşularının kapılarını dinlerler, olumlu ve tatlı bir söz duysalar niyetlerinin olacağına güman ederler (inanırlar).

Nevruz bayramında çeşitli uygulamalar arasında falların önemli bir yeri vardır. "Lal/ Su falı" "hayır-şer falı" "güzgü falı" "çocuğun cinsiyetini tayin falı" "nazar edeni tahmin falı" "çocuk sayısını tahmin falı" "çiftmi tekmi falı" gibi. Rüya görmek, yorumlamak ve bazı sonuçlar çıkarmak şüphesiz sadece Türk boylarına mahsus değildir. E. Fromm, rüya konusunda; "Rüya yorumlamanın tarihi, bedenden ayrılan ruhun, kendine özgü hayatında, hayaletlerin çıkardığı ses ve gürültüler olarak tasavvur etmekle başlar. Doğu kültüründe rüya, belirli dinî ve ahlaki kalıplara göre yorumlanmaktadır. Her sembolün belirli bir anlamı vardır. İlk dönemlerde rüyaların Tanrısal mesajların iletilmesinde bir araç oldukları düşüncesinden yola çıkılırdı.

Karaim Türklerinde gelin ve damat Hazanın (Din görevlisi)nin daveti üzerine toplantı odasına gelirler. Bu arada nikah duası okunur. Kız annesinin, babasının, bilahare kayın valide ve kayınbabasının ellerini öper, erkek tarafı gelme mücevherat takarken kız tarafı da oğlana, ipek gömlek, kumaş gibi hediyeler verirler. Erkek tarafının gelme tebrikle birlikte hediyeler takması Doğu ve Güneydoğu Anadolu düğünlerinde de çok yaygındır. Geçmişte çok kere mücevher takılırken son zamanlarda para da takılmaya başlamıştır.

Ömerhanlı Köyü'nde başlık vardır. Karaçay-Malkar Türkleri'nde kız için verilen "kalım"ı kendisi için harcayan aile çok ayıplanır. Kız ve erkek tarafı anlaşır ise erkek tarafı "kalım" öderdi. İki aile, karşılıklı kızlarını birbirlerinin oğullarına verirler ise "Kalım" ödemezdi. Ayrıca kocası ölüp, dul kalan kadın kocasının kardeşi ile evlenir ise "Kalım" ödemezdi. Başlık parası, Doğu ve Güneydoğu Anadolu da çok yaygındır. Başlık Kalım ve Çeyiz Türk evlenme töresinde daima var olmuştur. Karaçay -Malkar Türkleri kalım için para yerine, silah, eşya ve toprak da verirler ve kızın çeyizine de "Berne" derlerdi. Karaçay-Malkar Türklerinde gelinin çeyizle birlikte akrabalar için getirdiği hediyeler arasında, hayatta olmayan yakınlar için de hediyeler vardır. Bu uygulama hayatta olmayan yakının yaşayan ruhuna bir saygı ve bir tür saçıdır.

Karaim Türklerinde çeyiz teşhiri günü yapılır. Bu konu Doğu ve Güneydoğu bölgesinde de yaygındır. İncelediğimiz bölgede çeyiz dizmek, çeyiz olacak nesnelerden hediyeler göndermek, gelin bohçalarına gelinin çeyizinden eşyalar koymak, düğünden evvel gelinin eşyalarını sergilemek, çeyizleri yazarak tespit etmek çok yaygındır. Aşkale'nin Büyük Geçit Köyü'nde çeyizin büyük bölümü başlık parası ile alınır.

Karaim Türk düğünlerinde Kına günü hamam dönüşü güveyin gönderdiği bir koç, kızın ayakları dibinde kurban edilir. Kına gününde yaşlılar tırnak ve saçlarına kına sürer, gelinin ise, yalnızca tırnaklarına kına sürerler.

Kına, Anadolu'nun her tarafından özellikle Doğu Anadolu'da yaygındır. Ovabağ köyünde, perşembe günü köyün kadınları toplanarak, oğlan evi tarafından gönderilmiş olan kınayı gelme yakmaya giderler. Kendi aralarında eğlenip, ağıtlar, söyleyerek gelini ağlatırlar ve kınayı gelinin iki eline ve ayaklarına yakarlar. Doğu ve Güneydoğu'da da geline koç hediye edilir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar, damat gelinin baba evinde geçirdiği her kurban bayramı için, bir koç gönderir. Gelinin erkek evine gelmesiyle kesilen kurban ile yetinmez; bazı hallerde ailenin kestiği kurban bayramı kurbanının dışında da gelin için kurban kesilir. Tahtacı Türkmenleri'nde ise; gelinin annesi ve babasının elini öpeceği zaman da kurban kesilir veya lokma yenilir.

Kına yakılırken özel türküler okunur. Ağrı'da kız, kına gecesi sağdıçların nezaretinde düğüne gelen büyüklerin elini öper. Bingöl'de Kına gecesi oğlan tarafından 7 veya 9 kişi güveyiyi kınaya çıkarır. Bitlis de kına, damadın serçe parmağına, gelinin ayak ve el parmaklarına yakılır. Erzincan'da genç kızların başlarına ve ellerine kına yakılması inancı vardır. Erzurum'da kına gecesinde ve düğünde ayna bulundurulması halinde, bolluk olacağına inanılır. Kınanın, gelinin avucuna kaynana tarafından yakılmasının, kısmetli olmasını sağlayacağı inancı vardır. Kaynananın gelinin avucuna koyduğu altın parayı, gelin damadın kesesine koyar. Ağrı'da kız evine kınaya gidilirken silah atılır. Kıza, kına tasını berdük tutar, kız başka bir tastan da oğlan evinin kınasını yakar. Malatya'da kına, yanmakta olan mumların arasında bir tepsi içerisinde getirilir. Muş'da kız evindeki kınanın işi bitince, oğlanın eline kına yakılır.

Kına gecelerinin özel türküleri vardır. Bu türküler kına yakılırken söylenir. Bazen da yeni türküler yakılır. Gelin adayı hüzünlenir ağlar. Gelinin arkadaşları koro halinde bu tür türküler söylerler. Erzurum'da "kınacılar tas başına dizilir" ve "kınayı getir ana, parmağın batır ana" çok söylenen bu tür türkülerdendir.

Kuzey Irak Türkmen ve Kırmançların da kınayı kısmeti bol olan birisi yakar, Elazığ'ın bazı yörelerinde Kına gecesi gelinin zülüfleri kesilince başına para serpilir. Kına ve bu paralar saçıdır. Kına koruyucudur. Kın, bilinen muhafaza anlamında ise, Kına = Kılıf suyu = Koruyucu su anlamına geliyor olabilir.

Karaim Türklerinin düğünlerinde, erkek tarafından bekarlığa veda gecesi yapılır ve bu toplantı gece yarısına kadar devam eder. Bu uygulama Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da "Kısır Gecesi", "Erkek kına gecesi" isimleri ile yapılır. Kına gecesi ve erkeklerin bu gecede eğlenmeleri Bulgaristan Türkleri arasında da yaşamaktadır. Kırmançca konuşan Ömerhanlı köyünde Perşembeyi Cuma'ya bağlayan akşam kına gecesidir. Kız evinde kadınlar, oğlan evinde oğlanın yakınları ve arkadaşları tarafından kına yakılır. Ovabağ köyünde oğlan evinin gönderdiği kına, gelinin iki eli ve ayaklarına perşembe gecesi yakılır. Hal köyde de kına perşembe akşamı yakılır.

Kına, Türk inanç sisteminde, adanmış olmanın işaretidir. Bunun içindir ki, asker adayına, kurban edilecek hayvana, evliliğe aday olan gençlere kına yakılır. Belki de ihtiyarların saç kınası bu anlamda ahiret adaylıkları anlamındadır. Anadolu'nun her tarafında yaygın olan kına, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da yaygındır. Anadolu dışındaki Türklerden Bulgarlar, Gagauzlar ve Karaylar'da da uygulanan kına yakılması Azeri Türkleri'nde de vardır.

Karaim Türklerinde, Kızlar gecesi ve bekarlığa veda gecesinin ertesi günü sabahın erken saatlerinde kız ve erkek tarafının yakın akrabalarından kadınlar topluca hamama giderler. Hamamın bir tarafında sazlar çalınır, diğer taraftan gelin yıkanır. Kars'da, Erzurum'da, Erzincan'da, Sivas'da gelin hamamları ikramlı olur. Gelinin gerdekten evvel ve damadın gerdekten sonra özel hamamlara götürülmesi bir anlamda aklanmanın yanı sıra dökülen sularda adeta "saçı"dır. Bu hamamlarda kullanılmak üzere takunyalar, hamam tasları, hamam takımları olurdu. Gelin hamamında hizmet yapanlara çeşitli hediyeler verilir, yakın çevrenin genç kızları da davetli olarak katılırlardı. Ayrıca şifa bulmak için gidilen "Kudret hamamları" vardı. Bazı hamamlarda hamam adabına uyulmaması halinde "tekin olmayan" bu hamamların uygunsuz davrananları çarpabilecekleri inancı vardı. Türk inanç kültüründe hamam kültü, sadece maddi kirlerin atıldığı bir mekan değildi.

Karaim Türklerinin düğünlerinde, kızlar gecesi yapılır. Bu toplantıya yalnız hatunlar iştirak eder. Çoğu zaman kızın arkadaşları muhtelif rakslar yaparlar. Fakat evlenecek kız onları seyir ile yetinir. Doğu Anadolu düğünlerinde hatunlar için ayrı eğlence meclisleri yapıldığı gibi, gelin adayı, emsali hatunlarla da özel eğlenceler düzenler. Gelin adayı özel durumlarda özel ısrarlar karşısında nazlanarak oynar. Israr eden hatırlı kimseden hediye alır. Bazen da gelini oyuna kaldırma işini beceren kimse, gelinin oynamasını isteyenlerden bir hediye almayı hak eder.

Karay Türklerinde gelin, oğlan evine girerken yakın arkadaşları usulca kapıya bal sürerlerdi. Evlilerin tatlı ve uyumlu bir hayatları olması için Kars'da damat ve gelinin yastıklarının altına şeker konulur. Silvan'da damat, gerdek gecesinde gelin sopa veya yemek tabağı ile vurur gibi yapar. Böylece aralarında hayatları boyunca, saygı ve sevginin yer alacağına inanılır. Bünyan da kaynana gelinin ağzına, gelin de kaynananın ağzına bir parmak bal çalarlar. Böylece ailenin yeni ferdi ile eskilerin bal gibi tatlı olup iyi geçineceklerine inanılır.

Karaim Türkleri'nde gelin hamamı yapıldığı gün, öğleden sonra kıza duvak giydirilir ve düğünün yapılacağı oğlan evine götürülür. Gelin baba evinden çıkarken ince saz refakat eder, akraba ve arkadaşları gelinin başına pirinç, buğday, şeker ve bozuk para atarlar. Orada hazır bulunanlar bilhassa gençler paraları kapışır. Damat çalgıların refakatinde yıkanır ve traş edilirdi.

Karaim Türkleri'nde, erkeklerden biri, bir tepsi içerisine yerleştirilmiş mumları yakar ve başının hizasında tutarak veya çok hünerli ise başının üzerine yerleştirerek oynar. Doğu Anadolu'da Elazığ'da "Çayda Çıra" oyunu tepsiye konulmuş mumlar eşliğinde oynanır.

Erzurum'da kız annesi, kızının çeyuz sandığına mutlaka bir mum koyar. Silvan'da, kına gecesi gelinin eline kına yakıldıktan sonra, içinde mumlar yanan kına tepsisi ile gelinin etrafında raks edilir.

Amasya'da zifaf yatsı namazından sonra olur, damat zifafa ilahilerle götürülür. Ankara Elmalı'da damat ve gelin evin eşiğinden dışarı çıkarken ve bineğe binerlerken dua okunur. Böylece mutlu olacağına inanılır. Ankara Kalecik'de "Namzet Duası" uygulaması vardır. evlenecek kimseler için söz kesilirken, camide dua okunur. Şeker dağıtılır. Ankara- Etimesgut'da düğünlerde bayrak asılırken "asma duası" yapılır. Ankara-Evren'de evlenecek çiftin düğünü başlamadn evvel çiftlerin ellerinde bir tepsi kuruyemiş ve bayrak olduğu halde camiye gidilip namaz kılınır ve "Bayrak duası" yapılır. Ankara Etimesgut düğünlerinde "Kına Duası" okuktulur. Bu uygulama Ankara- Sincan'da ve daha birçok yörede vardır. Ankara Kazan'da çevresinde nişan esnasında damadın eline de kına çalınır bu esnada ilahi okuyanlar da olur. İzmir'de Menemen'de eşi ölmüş bir kimse yeniden evlenecek ise, evliliğin ilk gecesi damatın büyük oğlu ölen annesinin mezarına su döküp dua eder. Balıkesir'de gelin, düğün günü oruç tutar.

Ankara- Haymana'nın bazı köylerinde, damatla gelin gerdekten önce aile mezarlığına gider dua ederler. Çanakkale'de gelin ile damat gerdeğe girmeden camiden geçilir. Gaziantep'de gerdek gecesi başarısız olan damat mezarlığın etrafında dolaştırılır. Konya'da ise, gerdek önce gelin arabası cami ve mezarlık etrafına dolıştırılır. Balıkesir'de gerdekten sonraki gün sabahdan başlayarak gelin ve damat ev ev dolaşır, el öper ve hediye alırlar.

Birçok yerde olduğu gibi Adana'da nikah esnasında birbirlerinin ayaklarına basarlar. Bu uygulama erken davranan tarafın hayat boyu baskın çıkması şeklinde yorumlanır. Halk inançlarında basmak, basılmak, hayatın her döneminde rastlanılan bir kavramdır.

Zifaftan sonra silah atma uygulaması Anadolu halk inançlarında oldukça yaygındır. Sinop'da zifaftan sonra silah atmak sadece bir şenlik veya kutlama olayı değil adeta bir nevi şerlerin defi olarak kabul edilir.

Ordu'da gelin ve damat yeni evin eşiğinden içeri giderken horoz kesilir. Artvin'de evin eşiğine sürülmüş olan bal geline yedirilir. Böylece o evde tatlılık olacağına inanılır. Bu inanç ve uygulama Anadolu'da oldukça yaygındır. Sık görülen bir uygulama gerdeye giren damadın sırtına vurulmasıdır. Yakınları tarafından damadın sırtına vurulmasını biz Aydın'da bizzat gözledik.

Karaim Türk düğünlerinde güvey gerdek gecesinin ertesi günü, hamama gider. Gelinin hamam tuvaleti evde olur. Yedi gün müddetle şölen verilir. Yedinci gün gelin arkadaşlarıyla erkek ise yalnız olarak hamame gider. Yedinci gün cumartesi günü cemaatla mahalli kilisede Karaim usulü namaz kılınır. İncelediğimiz bölgeden Kars'da gerdek gecesi damat zifaftan önce gelinle iki rekat namaz kılar, ve geline imamlık yapar. Seccade olarak gelinin, duvağını kullanır. Namazda Allah'dan hayırlı gelecekler, sağlık, bolluk, hayırlı evlat istenir. Daha ziyade damat hafif bir sesle dua eder, gelin"amin"der.

Karaim Türklerinde gelin oğlan evine gelince, evvelden tedarik edilen meşe ağacından bir dal kapının üstüne asılır. Kırım ve karaim Türkleri meşe ağacını uğurlu sayarlar. Çiftkale'deki mezarlarının yanında bulunan "Balta Tıymez" namıyla maruf meşe koruluğuna büyük ihtimam gösterirler.

Azerbaycan Türklerinde zifaftan önce kız ve erkek için "Şah" bezenir. bu uygulama Kars, Iğdır ve Ağrı yöresinde de var. 5-7 veya 9 dallı bir ağaç parçasına çeşitli meyva ve şekerler bağlanır. Kız sağdıcının evinde hazırlanan bu ağaca "Kız Şahı" denir, dallardaki şirinlikler kına gecesinde;kızlara, gelinlere ve çocuklyara dağıtılır. "Şah" bezenirken bir takım beklentiler hedeflenir, dallara şeker bağlanırken, çiftlerin tatlı olmaları, elma bağlanırken iyi evlat, devletli bir geleceğe kavuşmaları, nar bağlanırken bereket elde etmeleri, yumurta bağlanırken sır saklamaları temenni edilir.

Karaim Türk düğünlerinde gerdekten evvel, erkek kızın yüzünü örten tül duvağı kaldırır ve eşine münasip bir hediye verir. Bun a "Görüm başlığı" denir. Eskiden bu bahsiş bir altın zincirdi. Kars'da ve Sivas'da bu esnada verilen hediyeye "Yüz Görümlüğü" denilir. Yüz görümlüğü takılmadan gelinin duvağı açılmazdı. Aksi halde uğursuzluk olacağına inanılırdı. Kötü ruhlardan korunmak için, gelinle ilgili "sakınma"ların Anadolu'daki örneklerine değinilmiştir.

Karaim Türklerinde düğün günü oğlan evi baştan başa halılarla döşenir, evler yakınsa, bir evden diğerine yol boyunca halı serilir. Yoluna halı serme bir itibar olayıdır. Buna Türk düğün ve şölenlerinde sık rastlanır. Halen halk edebiyatımızda bu olay, "yollarına halı serdim"veya "Halı döşeyip mum yaktım" şeklinde geçmektedir. Erzurum'da Hamam bohçasına konulup erkek evi tarafından kız evine gönderilen halı veya halılar, hamamda gelinin kullandığı sedirin üzerine serilir. Bunların kullanılmamış olması gerekir. Bu hediyeler gelinin olur ve çeyizle birlikte yeni evine götürülür.

Karaim Türk düğünlerinde, ince saz eşliğinde rakslar yapılırken muhakkak şerbet ikram edilir. Bu şölenin tatlılığıdır. Gagauzlarda güvey, gelin alayı geçerken tanıdık bir evin penceresinden, şeker, lokum ve para atar. Kadınlar atılan şeyleri toplamak için mendil veya bohça açar.

Kuzey Irak'da gelin, oğlan evine gelirken Anadolu'da olduğu gibi gelinin başına kuru yemiş, para, şeker atılır. Gelinin gelişinin yedinci günü, yedisi yapılır,gelin ziyaret edilip hediyesi verilir. Ayak açmak için kızı, babası evine davet eder, yemek verir, kurban keser, fakir doyurur, aş döker. Gelin kayınpederinin dil açımlığı için elini öper, hediyesini alır. Gelin başına saçı saçılması, ayak açma daveti ve hediyesi, dil açımlığı hediyesi Doğu ve Güney Doğuda da vardır. Gelin, Kerkük'de ayna, su, Kur'an-ı Kerim ile baba evinden çıkarılır. Ayna aydınlığı, Kuran hayrı, su bereketi temsil eder.

Karaim Türk düğünlerinde özel Karaim yemeklerinden, katlama, kalaç, ev helvası veya beyaz helva, diğer bir deyimle Ak helva-Hazar helvası ikram edilir. Bu arada Karay yemeklerinden katlama (Peynir böreği), yayma (Normal çörek) kıyma (İrice kıyılan et), Yaymaç (Pasta), Umaç (Un çorbası), Tutmaç (Makarna), Kibin (içine çiğ et konup ustu yağlandıktan sonra ateşte pişirilen yuvarlak çörek), Konmağ'ın (Helvanın )isimleri Türk karakterlidir.

Çıldır yöresinde, oğlan evi tarafından kız tarafına gidecek atlıların toparlanmasına "atlı yığma" ve atlılara verilen ziyafete de (yastık) denir.

Karaim Türklerinde güvey evinde verilen yemekte, erkek annesine "analık hakkı"olarak kıymetli bir hediye verilir. Orta Anadolu'da "Kadın Ana" tabiri yeteneği olan, evsaflı hanım kız karşılığı kullanılır. Sakarya-Çekerek'de "Süt Hakkı" ve "Başlık Parası" alınırken süt hakkı Ankara- Haymana ve daha birçok yerde vardır.

Zaza Türklerinde gelin ve damat birkaç gün evden dışarı çıkmazlar, bir hafta sonra gelin görme günüdür. Gelin tekrar gelinlik kıyafetini giyer ve sabahtan akşama kadar gelin görmeye gelenlere görünür. Gelenler gelme hediye getirirler. Karay Türklerinin düğünlerinde; davul, zurna, dümbelek çalınır ve silah atılır.

Zaza Türklerinde, cuma sabahı oğlan evi, zurna ve davullarla birlikte kız evine gelip, kızın eşyalarını alır. Gelin ata bindirilip oğlan evine doğru yola çıkarılır. Düğünde erkek evinde bayrak asılı olur ve akşama kadar eğlenilir. Düğün alayı evlenme olayını havaya silah atarak duyurur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu düğünlerinde davul, zurna muhakkak bulundurulur. Silah atılması da çok yaygındır.
At, bu dünya ile gayp alemi arasında köprüdür. Avşarlar,arasında "ilk insan gökten en kanatlı atla indi insanlar tekrar göye dönmesin diye bir uçan atların kanatlarını kesmişler" şeklinde bir inanç vardır.

Silah atılması günümüzde coşkunun bir tezahürü olarak yaşamakta ise de, bu pratiğin derinliklerinde kötü ruhların kovulması türünden, Gök Tanrı inancının izleri vardır. Düğünlerde atılan silahla muhtemel büyü ve benzeri tehditlerden korunulmuş olunmaktadır.

Karay düğünlerinde, düğün güzergahı gece meşalelerle aydınlatılır. Burada at yarışları yapılırdı. At yarışı ve cirit Türk tören, şölen ve toylarında, geçmişte ve günümüzde, bütün Türk Dünyası ve bu arada Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da görülen bir uygulamasıdır. Düğünde bayrak unsuru irdelendiğinde, Anadolu'daki İslam olmayan Türklerde'de bu faktörü görebiliyoruz.

Anadolu'nun özellikle Sis (Kozan) çevresinde bulunan Gregoryanların Türkçe'den başka dil bilmemesi, ört ve adetleri bakımından Türklere benzer olması, Türk harsının tesirine bağlandığı gibi Türk soyundan gelmiş Hıristiyanlaşmış Türk olmalarına da bağlanabilir. Bu özellikler bizi hepsi için değil, fakat Türkçe'den başka dil bilmeyen, dinî ayinlerini Türkçe yapan, Türkçe İncilleri bulunan ve kendilerini Türk hisseden bir kısım Gregoryanların, etnik kimlik itibarı ile Türk olabilecekleri, Türk kökenli bu insanların Hıristiyanlaşmış Türkleri oluşturabilecekleri hükmüne götürmektedir.

Bizim bu incelememizle ortaya çıkarmak istediğimiz mitolojik malzeme itibariyle yöre halkında Hıristiyan Kilisesi'ne, Ermeni cemaat olarak girmeden evvelki inançlarında, Türklerin eski dinî olan Gök Tanrı inancının izlerinin tespitidir.

Gregoryan Arşaklar'da görülen eski Türk gelenekleri, içinde en önemlisi Arşaklı Bayrağındaki Kartal/Karakuşun vaftiz edilerek Kilisenin timsali yapılmış olmasıdır.

Eski Türklerde ise, Tuğ ve Bayrak her ikisi de önemli ve kutsaldı.Tuğ daha çok resmi iken, Bayrak, Türklerde kökenlerini dinden ve sihirden alırdı. Otağa kuşların tüylerini takarlardı. Tuğlar da kutsal tüylerden yapılmış devlet sembolleri idi. Türk devletlerinin askeri kesiminin bayrağında çeşitli kuş resimleri vardır.

Kartal'ın Türk mimarisinin ve sanatının çok eski bir ürünü olarak günümüze kadar geldiğini biliyoruz. "Tek başlı Kartalın yalnız başına başbuğu, çift başlı Kartal'ın ise, başbuğla birlikte hatununu temsil ettiği" ifade edilmektedir. Büyük Selçuklular yolu ile Anadolu ve Mezopotamya'ya giren ve Kartal'la temsil edilen saltanat arması kuvveti, cesareti, zarafeti ifade ediyordu.

Çift Başlı Kartal motifleri; alçı, ahşap, çini, halı, kumaş maden gibi çeşitli malzemelere resmedilmiştir. Örneğin, Aydın Koçanı Cihanoğlu Camii mermer Şadırvanında çift başlı kartal tasviri vardı. Yakut Türkleri ise sırıklar üzerine yapılmış çift başlı kartallar koymuşlardır. Çift başlı kartal motifi, mezar taşlarımıza da yansımıştır.

Türklerde bayrak, bağımsızlık alameti olarak kabul edilmiştir. Hun çadırları içinde beyaz keçeden renkli derilerle süslü, üstünde bir bayrak sallanan en uzun çadır Mete'ye aittir. Moğolistan kazakları Toylarında "Tuğ" tabir ettikleri bayraklar bulundururlar. Azeri Türklerinde yaslı ailelerin topraklarında, "Kara bayrak"lar dalgalanırdı. Malatya'nın Çömlek Ovası Köyü'nde, düğün Çarşamba ve pazar günleri olur, oğlan evine girince bayrak indirilir. Dere Köyü'nde, Şıhbızınhı Türk aşiretinde düğün pazar günü yapılır ve erkek evi Bayrak asılır. Sorgun düğünlerinde perşembe günü öğleden sonra "Bayrak kaldırma töreni" yapılır. Bayrağı kaldırana "Bayraktar" denir.

Kuzeydoğu Anadolu'da düğünlerde gelin getirilirken at yarışı yapılır, birinci gelen
atın boynuna ipekten bir eşarp bağlanır. Bu yarış kızın baba evinden çıktığını oğlan evine müjdelemek için yapılır ve ismine "Papağa gitmek" denilir. Birinciye hediyeler verir. A. Mecit Doğru 1990'da bizzat şahit olduğu "Cengiz Hanın Toyu"nu anlatırken at ve ok yarışları yapıldığını, yarışçıların Tolga ve Tuğların altından geçerek hediyeler aldıklarını belirtmektedir. Düğünlerde ok atmak, güreş tutmak, Oğuzun Dede Korkut'da da yaşattığı gelenekleri nedenidir. At yarışları yanı sıra cirit muhakkak olmuştur.Yakın zamana kadar Kars, Erzurum, Çoruh, Sarıkamış, Artvin , Sorgun'da düğünlerde ve bayramlarda cirit oynanmaktadır. Girit ve at yarışları Türklerin milli sporlarıdır. Düğünlerde de atlı sporların yapılması ve dereceye girenlere Tuğ ve Toy sahibince çeşitli ödüllerin verilmesi, bize göre bu ödüllerin aynı zamanda "saçı" karakteri taşıdığını düşündürmektedir.

Karaim düğünlerinde gelin alma merasimi esnasında "Al Gelin" ve "Ağlama Gelin"
türküleri söylenir. Ayrıca, maniler şeklinde cengilerde okunurdu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da düğünün her safhasında adeta ayrı türküler ve maniler okunur. Gelin-Kaynana ilişkileri gençler tarafından karşılıklı atışmalar şeklinde maniler okunarak dile getirilir. Eskiden kız ve oğlan evini temsilen hanımların özel düğün ve eğlencelerinde karşılıklı mani okunurdu. Kars yöresinde "Gelin Ata Bindirme" gaydası vardır ve bu parça gelin ata bindirilirken okunur. Ayrıca düğün eğlenceleri bittiğinde "Kalkın gidin havası" çalınır, bu parça çalınırken son oyunlar oynanır.

Gagauzlarda horon oynanırken oyunun ortasına bir tas su konur, gelin bu tasa ayağı ile vurur. Tas kapaklanırsa oğlan, kapaklanmazsa kız çocuğunun olacağına inanılır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da aydınlık ve uğur getireceği inancından hareketle gelin adayı oğlan evine giderken su dolu kabı ayağı ile devirir. Ayrıca doğacak çocuğun erkek veya kız mı olacağını gösteren bir takım dinî pratikler yapılır. Kerkük'de ise hamile kadının vücudundaki bir kısım değişikliklerden hareketle bebeğin cinsiyetinin tahmin edilebileceğine inanılır.

Anadolu'da olduğu gibi Gagauzlar'da da düğün hamamı, gelin hamamı yapılır; Erzurum ve Kars'da kız evini oğlan evi, kız gelin olmadan evvel; gelin hamamına davet eder. Gagauz Türklerinde gerdekten onbeş gün sonra genç evlilerin tarafı akraba ve dostlarını hamama davet ederler. Buna "edi hamami" denir.

Bulgaristan'da. yaşayan Gagauzlar, Cumartesi günü güveyiye bir bayrak verirler, güvey bu bayrağı alır ve saçaktan sarkıtır. Bu bayrak evde düğün olduğunu gösterir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bayrak; düğün alayının önünde taşınır ayrıca bayrak düğün meydanına ve düğün evine dikilir.

Bayrak egemenliğin sembolüdür. Bize göre gelin alayı yeni "ocak"ın egemenliğini
aşır. Azeri Türklerinde yaşlı ailelerin topraklarında kara bayraklar dalgalanırdı. Moğolistan'ın yıl dönümü merasimlerinde de kullanılır. 633 yılından beri bayrak ve davul Türk inancında istiklali temsil etmektedir.

Karaçay-Malkarlarda evlenme geleneğine uymayan bir kimse köy meydanında kara bir direğe (Kara bagana) bağlanır, veya eşeğe bindirilip koyun içinde gezdirilir. Bu cezaya "eşek bediş" adı verilir.

İbni Fadlan, homoseksüelliğin Türkler arasında çok büyük günah sayıldığını belirtir. Karaçay - Malkarlar zina yapan kadını, saçlarını keserek, bir eşeğe ters bindirirler ve boynuna bir ip takarak köyde gezdirirler.

Türkler her dönemde evlilik dışı çocuk edinmeğe karşı eskiden Türkler arasında en büyük suç sayılmış, sert cezalar uygulanmış ve zina eden kimse ikiye bölünerek cezalandırılmıştır. Doğu Anadolu'da "eli sert olan kız, dul kadınla evlenir"diye bir inanç vardır.

Kırmançca konuşan Ömerhanlı köyü Türklerinde evlenmede birinci derecede tercih edilen taraf,baba tarafı akrabalarıdır. Bilhassa amca çocukları arasındaki evlenmeler önplanda gelir. Zazaca konuşan Şafii inançlı, Dumrul köyü Türklerinde, akrabalık tamamen baba tarafından tayin edilir. Kayın biraderler, eltiler, elti çocukları, görümceler ve bunların eşleri ve çocukları hanede kabul gören kişilerdir.

Karaçay-Malkar geleneklerine göre aynı soydan (tukumdan) gelenler yedi kuşak ötesine kadar, birbirleriyle evlenemezler. Süt kardeşlik yoluyla akraba olanlara ve kardeş sayılan soylara bile kız verilmez ve onlardan kız alınmaz.

Diğer inançlar ve törelerindeki değerler itibariyle aynilik gösteren Karaçay-Malkar Türkleri, akrabadan evlenme konusunda Türkmen, Azeri, Zaza, Kırmanç ve Yörük Türklerinden farklılık göstermektedirler.
Karai Türklerinde ise Tevrat'ta listesi verilen akrabalarla ve Rıkkub denilen zincirleme kıyas metodu ile belirlenen kimselerle evlenilmez. Karaçay ve Malkar Türklerinde soyları "tin ata" adı verilen aynı cedde dayananlar bile evlenemezlerdi.

Gök Tanrı inancında insanın; can=tın ve et özden olduğu inancı, onun aynı zamanda bir iye gibi bedene, bir dana girdiği inancını da beraberinde getirmektedir. Ata ruhu inancı da bunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ataya karşı duyulan saygının bir başka sebebi de insan yapısına dair olan tasavvurlarından kaynaklanıyordu. Türkler, insanı beden ve tınn şeklinde düşünüyordu. İnsanın bedeni ölünce Tin yani ata ruhu sonsuza kadar yaşıyordu.O, çoğu zaman, aile üyelerinin yardımına yeni biçimiyle koşuyordu. Tin; ses veren, ses verdiren anlamında olup "can" anlamına geliyordu. Karaçay-Malkarlardaki tin ata Ahet kardeşliği mümasili, iç evliliğe mani bir nevi, manevi akrabalık mı? Veya, aynı mürşide bağlı iki kişinin çocukları mı, herkesin tin'ı ata ruhu mu? Bunları bilemiyoruz.

Beşik kertme, çocuklar daha bebek yaşında iken, birbirleri ile ileride evlenmeleri için
aileleri tarafından sözlenmeleri olayıdır. Şimdilerde pek yaygın olmayan ve çocuklar büyüdükleri zaman eskiye nazaran riayet etmedikleri bu uygulama, geçmişte bütün Türk boylarında görülüyordu. A. Turan, bu uygulamanın; Göktürk, Uygur, Oğuz, Kazak, Kırmanç, Zaza ve Çuvaşlar'da görüldüğünü ve aynı kelimelerle anlatıldığını, Türkiye'de Ağrı, Kars, Gaziantep, Tunceli, Malatya, Elazığ'dan örnekler vererek anlatmaktadır.

Beşik kertme, beşik döneminden itibaren tarafların nişanlanmalarıdır. Beşiği kertilen yavrular, işaretlenmiş, sahiplenmişlerdir. Kertik, nişanın belirtisidir. Kertikten sonra kız erkeğe, erkek kıza "adaklı"dırlar". Artık her ikisi de "sahipli" kabul edilir. Beşik kertmenin ilk çıkışı; bir bey doğunca o gün bir kız da doğarsa kutlu vasıflı kabul edilip beşiği kertilir, şeklinde olabilir.
Ömerhanlı köyünde eğer kızın oğlanda gönlü yoksa bu arzusuzluğunu babasına görünmemekle belli eder. Başka adayı seçer, yemek yemez. Ayrıca misafirlerin ayakkabılarını düzgün koymaz. Baba kızıyla bu tür konuları anne aracılığıyla konuşur. Kız, gönüllü ise dünürcülerin ayakkabılarını düzgün koyar. Karaçay-Malkar'larda evlenecek kimse, kız tarafına dünürcü (keleçi) gönderir. Yunus Emre'de "Kelheci" bilen kişi konuşmayı bilen kişi şeklinde geçmektedir.

Anadolu'nun birçok yerinde erkekler için evlenme İsteği, pilava kaşık saplayıp sofradan kalkmak, babanın ayakkabılarını kapının eşiğine çiviyle çakmak, sürekli yüksek sesle konuşmak, evdeki küçükleri sebepsiz yere dövmek, babasının giyeceklerini saklamak şeklinde tezahür eder.

Karaçay-Malkar Türklerinde, damat, kız tarafınca davet edilinceye kadar, kız tarafına gözükmez. Davete giderken de hediyeler götürür.

Karaçay-Malkar Türklerinde damadın saklanmadan dışarı çıkabilmesi için bir şölen (toy) düzenlenir. Kurbanlar kesilir ve damat törenle "boluşüy"den çıkarılır. Karay Türklerinde güvey (damat) evinde verilen yemekte erkek annesine "analık hakkı" olarak kıymetli bir hediye verir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da gelinin ve damadın çeşitli adlar altında eski ve yeni yakınlarına hediyeler verdiğini görüyoruz.

Halkı Kırmaçca konuşan Tümen Türk köyünde düğünde kurban kesilir, gelinin de bulunduğu bu şölenin masraflarını oğlan evi karşılar.

Gelin ilk günden itibaren aile fertleri ile konuşur ve onlarla yemek yer. Halkı Kırmançca konuşan Ömerhanlı Türk köyünde, gelin düğünün ertesi günü sabahleyin kayın valide ve kayınpederin ellerine su döker. Ancak;gelin adayı görücülerle hal hatır etmez. Yanlarında oturmaz. Onlarla ve misafirlerle yemek yemez. Bir genç gelin anne ve babasının yanında çocuğuna süt vermez. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da olan bu Törede gelinin dilinin açılması merasime bağlı iken bazı köylerde ve aşiretlerde konuşulan mahalli dil kıstas olmaksızın bu uygulamaya rastlanılmamaktadır. Karaçay ve Malkar Türklerinde gelinin konuşması için "gelin dili açma" hediyesi verilerek bu töre yaşatılmaktadır Gelinin bir süre konuşmamasına "til tutav" (dil tutma) denildiğini belirtmiştik. Bazı yörelerde gelin adayının yeni ocağı tarafından sahiplenilmesi için,nişan merasimi "adaklanması" yetiyor iken, bazı yörelerde, gelinin yeni ocağın bir fen olabilmesi için düğün merasiminin üzerinden bir sürenin geçmesi gerekebiliyor. Dumrul köyünde tek eş evliliği görülünken. Karaçay-Malkarlar'da da genellikle tek kadınla evlenme söz konusudur. Keza Azeri Türklerinde de yaygın olan evlenme şekli tek eşli evliliktir.

Karaçay Türklerinde, söz kesilip "Kalım" ödendikten sonra erkek düğünden önce ölür ise, kız erkeğin yakın bin akrabası ile evlenebilirdi. Bu uygulama Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da özellikle kırsal kesimde çok yaygındır. Karaçay Türklerinde kocası ölen kadın, kocasının kendisi ile evlendiğinde kocasından kalan mülk, "Ulu Uyür" büyük ailenin erkek tarafının sayılır.264

Karaçaylarda kocası ölen kadın küçük oğluyla beraber yaşardı. Ev dağılırken küçük kardeş anne ile birlikte oturduğu için biraz daha fazla pay verilir. Buna Atalık ülüş (Babalık hissi) denir. Ocağın mukaddesliği ocağın tüttürülmesi ve ocağı koruma görevinin kardeşe verilmesi, Türk hayatında önemli rol oynar. Bengü Taş Yazıtlarında, tehlike anında evin korunması görevi Kül Tigin'e verilmiştir. Demek ki, ocak küçük çocuğa bırakılan en mukaddes ata mirası sayılmaktadır. Onu korumak sürdürmek küçük çocuğa aittir. Savaşta Bilge Kağan'a ölüm değseydi, evi koruyan Kül Tigin, ocağın tütmesini de sağlayacaktı.

Karaçay Türklerinde, paylaştırma sırasında büyük kardeşe saygı gösterilir ve atın, eğerin, tüfeğin, toprağın iyisi ona verilir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da paylaştırmada, kardeşlerden ağabeyin payı farklı gözetilir.

Gagauz Türklerinde kızın bekareti önemlidir. Bekaretin bozulmamış olduğu silah atılarak ilan edilir. Anadolu'da bekaret önemlidir. Gerdek gecesinin sabahında damadın evinin önünde silah atılır. Bekaret Kuzey lrak'ın Türkmen Kırmançlarında da önemlidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bir kızın bakire çıkmaması çok ciddi skandallara yol açar.

Karaçay - Malkar, Türklerinde de evlenme geleneğine uymayan, köy meydanında siyah bir direğe (Kara bağnan) bağlanır ya da eşeğe bindirilip köyün içinde gezdirilir. Bu cezaya "eşek bediş" adı verilir. Zina yapan kadının saçları kesilerek köy meydanınoa eşeğe ters bindirilip boynuna bir ip geçirilip, dolaştırılır.

Anadolu'da berdel, ailelerin karşılıklı kızlarını alarak yapılan evlenme şeklidir. Boşanmalar kız evi için bir hakarettirn. Namuslu bir ailenin kızı evine geri gönderilmez. Namuslu aile gelinin boşamaz. Berdel evliliklerin selameti için bir tür güvencedir. Ortaçağda da Türklerin namusa büyük önem verdikleri Arap seyyahlarca tispet edilmiştir.

Ankara- Altındağ'da okunmuş su evin her tarafına serpilir ise bu suyun eve mutluluk getireceğine inanılır. Bu bu uygulama Nahçıvan'da Nevruz günü gün doğmadan akarsu alınan su ile yapılır. Bu suyun aynı zamandoa bereket getireceği inancı da vardır. Denizli'de üzerklik otunun tohumları tespih tanesi gibi bir ipe dizilip duvara asılır ise, o eve şeytanın girmeyeceğine huzuru bozamayacağına inanılır. Üzerklik Türk dünyasında daha ziyade nazarı önlemek ve gidermek itibariyle önemsenir. İzmir Urla'da yeni evlilerin gelecekteki mutsuzlukları için, "Kırkbir Sultanlar"a gidilir. 41. Yasin okurunr ve Kırkbirsultan'a bağışlanır. İzmir- Bergama'da ise, çeşitli aile sorunları için "yedi sultanlar" a gidip 7 Yasin okunur.

Veli Kültü hayatın bu safhasında vardır.Veli Kültü, taş atılması yapıştırılması, kaşık, bayrak, bez adanması gibi uygulamalar da islami bir görünüme sokulmuştur. Veli'den icazet almaya dönük saçı'lar yapılmaktadır. Keza ezan ve sela saatleri ve cami ortamı gayp alemine mesaj vermedi bu dönem de de sahnededir. Bu dönemde de üç, yedi gibi mistik itibarı olan sayılar "ters" "gürültü" ve "gökyüzü" motifleri inançlarda yer almaktadır. "Süt Hakkı" verilmesi gelinin başına bozuk para ile birlikte çerez atılarak onların toplanılıp saklanılmalarını sağlamak evlilik merasimleri boyunca ikramlarda bulunup hediyeler almak özel şartlarda yapılan rızalık alma uygulamalarıdır. Bunlar bir anlamda sadakadırlar. İslamda sadaka özel anlam arzeder. Bayrak halk inançlarında egemenlik sembolüdür. Yeni evli kurduğu Ocak ile yeni bir hanenin hakimi olmaktadır. Türbelere ve çatısı tamamlanan binalara bayrak asılışındaki amaç da, bu noktadır. Değirmenler, kendi etraflarında bir inanaç çemberi oluşturmuşlardır. Muhtemelen bu gizin izahı "su" ve "yel" den gelmektedir. Halk inançlarına göre, değirmen türünden eski ve yarı yıkıntı nalindeki binalar cin neviidinden unsunların barınak olarak seçtikleri yerlerdi. İslamiyette ise, cin ayetler ile anlatılmıştır.

Bütün peygamberler ümmetlerine aynı iman esaslarını getirmiş ve tebliğ etmişlerdir. Nizam ve ahlak sahasında ise prensipler değişmemekle beraber nedeni veiçtimai şartlara göre, şekiller ve uygulamalar değişmektedir. Hatemü'l Enbiya (S.A.) ise en kamil, dinî getirmiş ve tebliğ etmiştir.

Zaza Türkleri arasında da, namus ve şeref çok önem verilen hususlardır. Doğu Anadolu'da homoseksüellik çomk ayıplanan bir durumdur. Bekar kızlar evin namusudurlar. Homoseksüellik, evli bekar kızına gerekli itinayı göstermemek ve hanımı boşamak,Doğu ve Güneydoğu'da aynı derece namussuzluk olarak kabul edilir. Karailik'te ölen bir kimseninin karısı ile kardeşi evlenemez. Zaza Türklerinde ise, akraba evliliğine çok sık rastalanır. Dulkadın kayınbiraderi ile ve karısı ölmüş dul erkek, baldızı ile evlenebilir. Kız kaçırma ise pek benimsenmez. Eş seçiminde, öncelikle hala, amca, teyze çocukları tercih edilir.

Hazar ülkesine, Hıristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlık gelinceye kadar Hazarlar arasında tek evlilik vardı. Hazar ülkesine bu üç din gelmeden evvel Hazar Türklerinin dinî Gök tanrı dinî idi. Böylece bu inanç sisteminde tek kadınlı evliliğin varlığı söylenebilir.

Zaza Türklerinde de, Tekeş (Monogami) evliliği hakimdir. "Berdel Usülü" evlilik, ikinci evliliğe fırsat bırakmaz. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Dış Türklerde olduğu gibi çok eşitlilik sanıldığı kadar yaygın değildir. Yani bölge halkının geleneğinin şaşmaz bir parçası değildir. daha ziyade çocuğu olmayan veya erkek çocuğu olmayan ailelerde ikinci evlilik görülür. Ayrıca evli kayının, ölen kardeşin karısı ile evlendiği olur. Dul kalınması halinde kayınbirader ve baldızla evlenmek, doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Türkmen ve Kırmanç Türklerinde de görülür. İlaveten dayı ve amca kızı ile evlenmek de yasaklanmamıştır.

Karai Türklerinde boşanma pek ender vuku bulan bir olaydır. Cemaatçe ayıp telakki edilir. Halkı ZazaTürklerinden olan Ovabağ köyünde de boşanma vakalırna pek rastlanmaz. Bundan ahlaki telakkinin yanı sıra "Berdel" in de payı vardır. Aile arasındaki ihtilafı, ailenin büyükleri olmadığı taktirde soyun büyükleri çözer. Amasya'nın bazı yörelerinoeki bir inanca göre erkeğin eşini boşaması haramdır.

Derviş Toyu şimdilerde pek yapılmayan kültürümüzün çok güzel bir örneğidir. Bu toya dervişler din hademleri yaşlılar katılırlar, davet aranmaz içki ve müziki yoktur. Dervişlerin değişmesi ile meclis kızışır. Bu toy aşıklar meclisine çok benzer. Burada Hz.Muhammed ve Hz.Ali'nin hayatları ve nesilleri bir grup derviş ve hadisler aktarılır. Diğer bir grup derviş İslamiyetin Azerbaycan'a girişi dönemlerine ve coğrafyaya göre anlatır. Toy un asıl konusunu Hz. Ali ile Hz.Fatima'nın izdivacının anlatımı teşkil eder. Destemaz (abdest) alabilmek için otağa seccadeler serilir. Aftafa (ıbrık) leğen ve desmal (peşkir) hazırlanır. İsteyenler için yer sofrası hazırlanır. Burada hizmet için gönüllülük esastır.Başlanılınca bitirmek vacibdir. Gelenlerden birinci o1an konuyla ilgili gazel okur.

Konunun dışına çıkar ise, bu hal "bağlanmak-basılmak" gibi değerlendirilir yüzüne vurulmaz. Debdebe ve şöhrete meyledilmemelidir "meyl pislener" Domuz eti kapıdan dahi geçirilmemelidir. Eyer Höreyi hazırlayıcılar kadınlar ise, cürbecür (çeşit ceşit) yemeklere küçük çocuklar servis yapabilirler.

Toy için uğurlu gün seçiemeli, Hz.Muhammed ve Hz.Hatima'nın vefat günleri (Hoca) tarafından denkleştirilir.Başka bir merasimle çatışmamalıdır. Toy başlayınca hörmetli bir zat "mübarekdaşlık" eder ve sözü dervişe verir. Derviş elinde asası ile kendisine bir rakip seçer kısasına geçer, hadisler söylemeye başlar. Bir dizi altında bir dizi Şakulı karşılıklı otururlar, gazel, kaside gibi parçalar daha ziyade Nizami, Fuzuli, Nesimi Vahit'den dinî parçalar olarak seçilir. Meclisten çıkarken ters dönülmez arka çevrilmez.

Toyla kurulan aile möhkem (sağlam) olur. Kurulacak yuvanın sağlamlığında nikahın özel yeri vardır. Geçmişte 1 gün 1 gece, 3 gün 3 gece,7 gün 7 gece ,40 gün 40 gece olmuş Bakire kız ve bakire oğlanın öz evlerinde toy tutulmasında hikmet aranmıştır.

Evlilikte; "Kız beğenme ve kız görme" "Haber gönderme" "Küçük Elçilik" "Elçilik" "Belge veya Küçük Nisan" "Büyük Nişan" "Kabgaytırma" "Hança getirme" "Bayramlık" "DomşıgaGelme" "Çehiz" "Fetürüstü" "Çörekbisdi" "Peltorbiçti" "KızŞahı" "Kına Yakma" "Kebin Kestirme" "Kiz Toyu" "Toy Günü" "Gelin Aparma" "Oğlan Toyu" "Yürecıkma" "Gelin Görme" "Ayaklaçma" "Konak Çağırmak" "Neve (Torun) Görme safha ve uygulamaları vardır.

Kuba'da (Arvad/Kadın Elçiliği, Kişi Elçiliği, Kıçık Nişan, Büyük Nişan, Nişan bayramlığı, Paltar/Elbise Kesme, Kebin kesme, Kına yakma, Toy daveti, Kız toyu, Oğlan Toyu, Oğlanın Bey Çıkması) Tavuz'da (Elçilik Küçük Nisan, Büyük Nisan,Oğlan Toyu) Basar Keçerde (Elçidüşme, Habere Gelme, Yüzük Takma, Kına yakma, Gelin Aparma, Gelin Getirme inanç ve uygulamaları vardır.Bunlar Anadolu da da olduğu gibi yöreden yöreye farklılıklar arz eden zenginliklerdir. Bu isim ve uygulama biçimleri Anadolu'da aynen yaşamaktadırlar.

3.ÖLÜM DÖNEMİ (EVVELİ - ESNASI - SONRASI)

Ölüm Dönemi'ni münasebeti ile, ölümden evvelki, ölüm anındaki ve ölümden sonraki uygulama ve inançların, dinî tabakalaşmada, gösterdiği seyir açıklanmaktadır. Bu münasebetle, ölüm, mezar yar, ağıt ve yuğ törenlerine dair karşılaştırmalar yapılmaktadır.

ÖLÜM

Ölüm insan hayatının en önemli geçiş dönemlerinden birisi iken, ölümle ilgili dinî pratikler ve halk inançları da o derece zengindir. Bu zenginliği geçmişte Gök Tanrı inancına mensup olmuş toplumlarda ve bugün de incelediğimiz bölgede görmekteyiz. inceleme metnimizde ölüm faslını irdelerken, ölüm evveli, ölüm anı, ölüm sonrası bölümlerini ele aldık. Böylece, ölümün kapsamı içinde, defin, mezar, yuğ ve aş dökme ile ilgili inançlara Türk halk inançlarında da yer verdik.

Türk halk inançlarında ölecek kimsenin, ölümünü hissettiğine dair inançlar vardır. Maraş'ta hasta ölümden söz açarsa, hoca, müftü isterse, Sivas'ta, borçlarının verilmesini isterse öleceğine inanılır. Marmara- Ereğlisinde okunmakta olan ezanı tekrarlayanın babasının öleceğine inanılır.
Çorum'da tek kardeşli çocukların tavuğun kanat kısmını yemesi halinde kardeşinin öleceğine inanılır. Ölümcül hasta çocukların tedavisi için "Değirmen Suyu" içirilir. Erzurum'da baca dumanlarının farklı çıkması ölüm emaresi olarak kabul edilir.

Azerbaycan'da ölümcül hastanın, ölümünün çok uzaması "sevdiklerinden görmek istediği birisi varsa, görmeden gitmek istemiyor" şeklinde yorumlanır.

Çevrede cereyan eden olayların da ölüm habercisi olabileceğine dair yorumlar yapılır. Sivas'da gece kurt ulursa, baykuş gece öterse ölüm haberine yorumlanır. Erzincan'da kazma kürek, üst üste mezarın üzerine konulur ise, Artvin'de ahırdaki hayvanlar acı acı bağırıyor ve at kişniyor ise, Erzurum'da evin orta direği, ayna ve cam eşya kırılır ise, Divriği'de gece evden kara kazan verilir ise, Sivas'da rüyada genç ağaç görülürse ölüm geleceği söylenir. Azerbaycan'da çok ağlayan ve tekin olmayan kimselerle karşılaşılması ölüm işareti olarak görülür. Erzurum, Erzincan ve Urfa'da yıldızın kayması ölümle izah edilir.

Erzurum, Kars, Ağrı ve Van'da mezara defin esnasında kürekle toprak atarak kapatan cemaatten biri, küreği yere koymadan diğerleri o küreği almazlar. Kürek el değiştirirken muhakkak yere konur. Adeta yerden icazet alınır. Küreğin el değiştirmesi bazen üç kürek toprak atıldıktan sonra ve bazen de yedi kürek atıldıktan sonra yapılır. Azerbaycan'da ölmüş bir insan için "ölmüş" denilmez, "toprağa emanet ettik" denir.

Artvinde ceviz ağacı diken kimse ağaç büyüyüp o şahsın kalınlığında olunca o şahsın öleceğine, Nahçıvan'da ceviz ağacının dilinden uyuyanın Sürmene'de İncir ağacından düşenin öleceğine inanılır.

Erzurum, Kars,Ağrı, Muş ve Van'da cenazede, ölünün tabutunu taşımak için, tabutu altına girdikleri zaman 7 ve bazen de 9 adım atıldıktan sonra yer değiştirirler. Tabutu altına girecek kimse, yerine geçeceği kimsenin arkasından tabutun altına girer.

Gagauzlarda melekler insanın göğsüne basarak can alır. Melek, ölecek olan adama görünebilir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu da Azrail'in canını alacağı insana göründüğü olur. Gagauzlarda insanların ömrü evvelce tespit edilmiştir. Anadolu'da da ömür uzamaz, kısalmaz, inancı hakimdir.

Bitlis'de kadının evinin önünde oturmasının kocasının ölümüne yol açacağı şeklinde bir inanç vardır. Kars'da ise, ellerini göysüne bağlayan çocuğun ona veya babasının ölümüne yol açacağı inancı vardır.

Türk halk inançlarında erkek evlat uzun süre itibarlı evlat olmuştur. Erkek evladın bu prestiği, başlangıçta şehirlerde hükmünü yitirmiş kırsal kesimde cazibesini sürdürmüştür. Bir mecliste konuşulurken aniden bir sessizlik olur konuşmalar kesilir ise, "birisinin kızı oldu, bir yerde biz kız dünyaya geldi denirdi. Bu, kız çocuğunun oluşu ile kısa da olsa üzüntü duyulduğunu anlatmak içindi. Şimdilerde Kazakistan, Dağıstan, Kırım da hatta Anadolu da kız evlat daha revacdadır. Erkek evladın ölümünü daha fazla önemsemeyenler vardır.

Öldüm ahunun derdinden
İncir gahının derdinden
Arvadlar oğlan doğar
Menim gızının derdinden dörtlüğü, kız evlattan doğumu ile duyulanı anlatır.

Halk Sufizminde 'Ağlamak Allah'ın huzurunda olur" diye bir inanç vardır. Bununla anlatılmak istenilen, gözyaşı Allah için dökülür, olmalıdır.

Anadolu Türk halk inançlarında ağıt geleneği muhtelif formlarda geçmişten gelen devamlılığını sürdürmektedir. Ölünün ardından, onun bıraktığı acıyı devamı, ettirmek bugün de yaşamaktadır. Ortak hatıralar. Olayların geçtiği yer bu tür açıklı şiirlerde yer almaktadır. Ölümün oluş şekli, ölüm haberinin alınışı anında duyulan acı, haberin verilişi, ölümün şekli, birlikte yitirilenler, geride kalanlar bu tür günümüz ağıtlarımın temalarıdır. Nimet Durgun'un torunu Baran ile birlikte trafik kazasında yitirdiği oğlu Bülent Durgun için yazdığı ağıt bu türdendir.

Ana'nın dilinden oğlunun ruhuna hediyedir;

Son kez anacığım dedi,
Vedalaştık Altınoluk'ta
Buluşmamız nasip değilmiş,
Çok yakında Ankara'da

On beş gün gezip dolaştığın,
Akçay kampında, el salladın,
Yakın arkadaşlarına.
Sonra kader bindirdi ecel kayığına
Eşin çocukların yanında,
Mutluluğun son anında.
Kıyametin koptuğunda,
Keşke olsaydım en yakınında!

Dediler Bülent uğradı nazara,
Duyanlar inanmadı...
Nasıl nasıl gider mezara?
Daha gençlik çağında otuz yedi yaşında
Ecele yenik düştü direksiyon başında.

Güzel yüzünü göremedim,
Musallanın taşında,
Dua eder okurum, her yerde,
Yanı başında.
Günahlarını bağışla ya Rabbim,
Kendi katında.
Baran, yatar çok sevdiği,
Babasının koynunda.
Daha üç yaşında
Sarılıp uyumuşlar,
Aynı çatı altında.
Evleri çok uzakta, T blokta,
Tepebaşın'da.
bir fatiha bekleyen isimleri,
Mezar taşında.

Ölüm esnası ile ilgili inanç ve uygulamalar ölüm evveli ve sonraki inançlarla içiçedir.
Samsun - Ayvacık'da mefta iki defa yıkanır. Amasya'nın bazı yörelerinde kefen makasla değil, abdestli bir kimse tarafından bıçakla biçilir. Sapanca-Sakarya'da cenaze üç parçadan fazla kefenlendirilir. Aydın'da taziye evine gelenlerin ayakkabıları düzeltilmez. Düzeltilmesi halinde yeni kimselerin öleceğine inanılır. Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Manisa'da da cenaze geçerken yol kenarlarındakiler saygı olsun diye ayağa kalkarlar. Erzurum'da "yolun sağından ve solunda ihtisam duruşunda fatiha okunur, birçok yerde 7 adım cenaze cemaatine refakat edilir.

Bolu'da ölü için 40 yasin okundukça ipe bir düğüm atılır. 40 yasin bitince bu ip mezar taşına bağlanır. İzmir Menemen'de yeni ölen bir kimsenin defni esnasında mezarından kemik çıkarsa, mezarın ayak ucuna gömülür ve üzerine para atılır. Kırşehir'de ise kabre atılan paralarla kabrin satın alındığı inancı vardır. Kırşehir'de meftanın ağzına "akik taşı" konulması halinde meftanın sorgu - suale kolay cevap vereceğine inanılır. Aydın'da cenazenin defnedilip toprağa verildiği gün "toprak mevlüdü" okutulur. Ayrıcı toprağa ilk kazmayı vurana hediye verilir.

Ölüm, Göktürklerde "uça barmak" yani uçarak gitme şeklinde anlatılırdı. Uçan ruh inanca göre Tanrı katına gidiyordu. Ölüm Tanrı'nın Takdiri idi. Bu durum "Kergek Boldu" "gerekli oldu" şeklinde anlatılıyordu. Türklerde Kefene "eşük" denirdi. Hakanların sarıldıkları ipekli kumaşların yoksullara dağıtıldığı olurdu. Ölü için verilen kurbanların başlarını sırıklara takarlardı. Şehit olanlara ak, eceli ile ölenlere siyah bayrak asılırdı. Beyaz yaz elbisesi idi. Yuğ törenlerinde at koşturma bitince ölünün bütün eşyaları atı ile birlikte yakılır. Kemikleri toplanırdı. Mezar kapatılınca mezarın üzerine olunun resmi veya heykeli yapılır mezarın üzerine konulurdu. Öldürdüğü düşman sayısı kadar da Türklerinde ölü yakma geleneği vardı. Büyük ölülerin mezarları gizli tutulmuyor dağ başlarına defnediliyorlardı.

Anadolu'da ölmüş bir kimsenin sevdiği bir şey yenilirken veya içilirken orada bulunanlar vefat etmiş kimseyi anar ve Rahmetli bunu yemesini, içmesini pek severdi, birer lokma, birer yudum da onun için yiyelim içelim" derler. Ölmüş kimselerin çok yakınları meftanın çok sevdiği şeyleri yiyip içemez "boğazımdan geçmiyor"der.Bu inançlar ölen kimsenin muayyen zamanlar ailesinin muhitine gelebileceği, öldükten sonra da bir şey bekleyebileceği veya "pay beklediği" inancı ile ilgiyi olabilir. Belirli zamanlarda ölülerin ruhu için komşulara veya fakirlere yenilecek bir şeylerin ikram edilmesi, ruhun ölmediği inancının tezahürleri olarak kabul edilebilirler. Çok kere bu yiyecekler koku çıkaran türden olurlar.

Ağıl Türk Halklarında inanç kodlarından birisidir. Anadolu'da olduğu gibi Azerbaycan'da çok yoğundur.
Ay doğdu bize düşdü
Gün doğdu düze düşdü
Sen tek iyid cavanlar
Tezliknen güze düşdü
Adah'ın Hani?
Evlere gan düşene
Alma gaydum nişana
Gora yaylıg yaraşır
Yoldan ayrı düşene

Bağcalar barı
Heyvalar barı
Gordaş basına dönüm
De, bes adaklın hanı.

Kara bayram sofrası, Azizi (yakını) vefat edenler Hüznü olan yas bayramı yapar. Yas evi nevruz sinisini hazırlar, vefat eden yakınının mezarına götürür orada"sufre açar",cemaatla paylaşır.

Ölümü, tabii karşılamak, kaçınılmaz görmek, onu ürkütücü bulmamak İslami iyi algılaya bilme itibariyle bir seviye, bir dinî haslettir, kendi mezarını hayatta iken bizzat hazırlamak ilahi iradeye baş eğmişlik itibariyle bir olgunluk seviyesidir.

Şahıs can verdiği an,yüzü kıbleye döndürülür. Can veren erkeğin yanında tek
kadın oturtulmaz. Ölüm gelmeden onun yanında taşkınlıkla ağlanılmaz. Ölünce yanlız bırakılma vefattan sonra gözleri ağzı yumulur, ağzı bağlanır sonra elleri ve ayakları bağlanır. Ölüm gece olmuşsa (baş vermişse) yanında şam yandırılır. Hamile kadın ölmüşse, sol böyrünü yarıp çocuğu çıkarılır, tekrar dikilir.

Meyid (ölü)'nün yıkanacağı ateşin etrafında nöbetleşerek beklenilir.Bekleyenler tek olmalıdır. Bu esnada yad (yabancı) bir kimse oradan geçse veya cemaate katılsa Fatiha okunur. İnsan ölünce daha temiz olan ahiret dünyasına gideceğinden, meyit yıkanır.Meyit yıkanmadan onun ruhuna fatiha okunmaz.

Kefenlemede bir parça ile bedenin aşağı kısmı ayrıca gömlekçe ve merhumun baştan sonra örten bir parçadan oluşan kefen mutlaka tahta (ağaç) iğneyle dikilmelidir. Meyit doğduğu gün defnedilmedir. Mafeni kaldırıp hemen defne götürülmez üç defa yukarıya kaldırılır, indirilir.Cemaat geri dönüp bakmazlar. Cemaat defin yapmadan geri dönmez. Kadınlar erkek cemaati ile gabtana gitmeyip daha sonra giderler. Cenaze namazı meftanın mezarı başında kılınır. Köyde veya mahallede toy olacak ise, yas evine gelinir, yaşlı aileden icazet (müsaade)alınır.

Meftanın uzakta yakını var ise, hemen defnedilmez son defa görüşmeleri için fırsat yaratılır. Ölü (yıkandıktan) sonra namahremin görmesi istenilmez. Mefta henut, sidr ve kafur katılmış su ile gusl edilir. Çok yerde meftayı gabire büyük oğlu indirir. Ölünün gözüne toprak dökülür.mezarın altından çıkan toprağın üstü, üstten çıkan toprağın da alta gelmesi sağlanır.

Ölü bastırıldıktan (gömüldükten-definden) sonra 3gün ilk ışıklarla ve akşam gabirin üzerine gelinir 3 günden sonra eksan (ihsan) verilir. Bunun adı üç'dür.Her cuma akşamı kişilere (erkeklere) gündüzleri de arvatlara (kadınlara)onlara aş, yemek verilir gelenler çay, gend (şeker) canlı hayvan, başka şeyler getirilirler yaslı evde siyah giyerler, pul (para) yığılır, yas evine verilir.

Mefta 18-20 yaşlarında ise ve bekar ölmüş ise) onun yas merasiminde "Kara Şah" bezetilir. Bunun için yeni bir dalbudoğlu (dalli) ağaca kara ve beyaz bantlarla muhtelif şirniet numuneleri toy tedariki için onun adına alınmış muhtelif pat-putar şahın üzerine yerleştirilir. Kara Şah, cenaze ile birlikte gabristana aparılır. (götürülür) Meftanın partarlar kasıblara (fakirlere) paylaştırılır.

Meyit üstüne ağı (ağıt) cuma günleri yakılır diğer adı mersiye olarak geçer. Ağı'lar da ölü övülerek anlatılır. İştirakçilerden ağlamamak ayıptır ev sahibi açar. Ölü düşen evin ilk bayramı kara bayram'dır. Aile üyeleri ve yakınları gabristana giderler. Başdaşı (Kabir Taşı) konulur.

Azerbaycan- Saray'da yas merasimin ilk ayini "Şiven"dir. Bu ölüm olayı ile defin olayı arasındaki uygulamaların genel adıdır. Mersiyeci kadınlar ölüden bahseden ağıtlar okurlar.

Ölen kimse son defa kime baksa veya kime söylense onunda ardı sıra öleceğine olan onun gelip yetişmesi için Allah'dan mohlet isterler.

Şiven'de üz cırılar (yüz tırnaklanır) saç yolunur. Saç başın ön kısmından itibaren yolunur. Bayan meftanın mezarı biraz daha derin kazılır. Gabri gece boş saklanır.Mürdeşih veya ölü yıkayan etrafına su sıçratmamalı. Bu su kimseye dokunmamalı ölü yıkamak hayır haktır. 40 ölü yuyanın büyük sevap olacağına inanılır. Ölü için kefen bölümlerine ilaveten 3 tane de kemer dikilir. Ayrıca yıkayıcı için bir kese dikilir. Meftanın iki koltuğunun altına söğüt budağı konur. Bunların sorgu esnasında meftanın ayağa kalkmasını sağlayacağına inanılır. Istır- Kafir ölünün başından sağ ve sol omzundan dökülür, güneş doğmadan alınmış ekin toprağa getirilir.

Bazı yörelerde gabir üzre kılınan namaza "vehşet" namazı denir. Molla 3 defa ezan okur ve bu esnada cemaattan razılık alınır. Helallaşılır. Gabristana gelirken ve çıkarken meftalara hörmet için "gabristan selavatı"verilir. Meftalardan icazet alınır. Çıkarken okunan fatiha meftaların ruhunun
cemaatçe eve gelmesini önler.

Meftaya toprak atılırken bel, elden ele verilmez yere konur, oradan alınır. Toprak atmayanları meftanın rüyasına gireceğine inanılır.

Mezar taşına elhed hişi denir, ters insan için; "başı elhed daşına deyinde geç olacak" ahmak adam için, "Başı elhed daşına deyince aklı başına gelecek"denir. Başsağlığına gelenlere gülap (gül suyu) dökülür, ölünün üçü, kırkı cuması, yılı, yapılır. Yılında gazan asılır.

Mefta gençse, cenaze götürülürken tabutun üzerine kırmızı bayramlarda ise, kırmızı ve kara örtülür.
Gagauzlarda hasta olan kimse ölümünden önce birini görmek istiyor ve o kimse uzak ve gelemeyecek bir yerde bulunuyorsa o zaman, o kimsenin gömleği getirilir, hastanın üzerine atılır. doğu Anadolu'da bu tür Ölümcül hastaların "gözleri açık" öldüğüne inanılır. Bunlar için " hasret gitti" denir. Hastanın üzerine veya görebileceği yakın bir yere hasreti çekilen şahısa ait eşya konulur.

Ölümde ve ölünün de hayırlısı vardır. Cuma günü ölen kimse Cuma namazının bir çok kemsi tarafından kılınmasına da yol açacağı için hayırlı kabul edilir.

Ölüm en kirli insanı dahi temizler, çok murdar insan için "ölüm de seni temizleyecek" denir. Ölümü zor olan kişinin ölüsünün hortlayacağına inanılır.

Karaçay - Malkarlarda, bir suçlu, masumiyetini ispat için, ölen yakın akrabası üzerine yemin ettiğinde, mahkeme onu serbest bırakır. Kars'da ölmüş büyüklerin veya yakınlarının goruna/kabrine yemin etmek, önemli ve inandırıcı bir yemin olarak kabul edilir.

Gagauzlarda ölüye giydirilmiş olan elbisenin ceplerine para koyarlar. Bu inanç ruhun ölümsüzlüğünü anlatır. Sivas'ın bazı köylerinde ölüyü sevdiği eşyalarla gömerler, kış ise mezara yatak- yorganda konulur. Gök Tanrı inancı sisteminde "Baydara" denilen içi doldurulmuş atlar dikerlerdi. Bundan murat, ölü gerektiğinde bu ata binebilecekti.

Gagauzlara ölünün hortlak (obur) olmaması için bir çarşafa sarıldıktan sonra iyice bağlanılması uygulaması vardır. Anadolu'da da bazı ölülerin hortlayabileceği ihtimali, hortlamanın önlenilmesi ve hortlaktan korunma pratikleri vardır. Kaz Dağı Tahtacıları ölülerini yatak ve yorganları ile birlikte gömerler.

Tunceli'de, Alevi Zaza Türkleri cenazeyi tabutla defneder ve tabutun içine yorgan koyarlar. Türkler kıyamet gününe "Uluğ gün" adını veriyorlar. Türklerin ölünce atları ve silahları ile birlikte gömülmeleri, bu hayvanlara binip cennete gideceklerine dair olan inancın bir neticesidir.

Gagauzlar, ölüyü defin için pencereden çıkararak götürür. Bu uygulamada amaç ölünün hortlaması halinde gelip evi bulmaması içindir. Anadolu'da ölünün mezarlığa götürülmeden sokak aralarında dolaştırılması ve cenaze cemaatinin kabristana gittiği yoldan değil, evlere başka yollardan dönme uygulaması vardır. Bazen da cemaat mezarlıktan dönünce doğrudan doğruya evine dönmez, bir süre çevrede dolaştıktan sonra döner. Bu dinî pratiklerden amaç hortlaktan korunmak, ona evin veya evlerin yolunu öğretmemektir. XIX yüzyılda da Orta Kafkasya'da ölülerin ruhu herhangi bir evde saklı kalmasın diye köydeki bütün evlerin kapıları açık tutulurdu. Türkler ölülerini ruhları geri gelmesin diye pınarlara veya dere yataklarına gömerlerdi. Ölmüş birinin sevdiği bir şey yenilirken o şahıs anılır ve "Rahmetli bunu çok severdi birer lokma da onun için yiyelim" denir. Böylece ölenin ruhunun rahatlatıldığına inanılır.

Ölen kimsenin kapıdan çıkarılmaması inancı Orta Asya'daki kabilelerinden "Urenhalar" da vardır. Urenhalar kendi ölülerini kapıdan çıkarmazlar. Kendi ölülerini kapıdan çıkarmamalarının sebebi, ölü fenalık yapmak için geri dönerken kapıyı bulamamasıdır.

Sarayken'de ölünün 40. ve 52. günleri Kuran-ı kerim okutulur. Marmara Ereğlisi'nde 52. gün dua edilir. Ağzı ve daha birçok yerde 3., 40. ve 52. gün mevlüt okutulur, yemek verilir. Afyon'da ölüm gecesi "ölüm yemeği" verilir. Ayrıca ölünün 40. günü ve sene-i devriyesinde dinî merasim yapılır. Bulanık'da taziyeye gelenlere, şeker ve şerbet ikram edilir. Mezarı kazanlara yemek verilir. 40. gün Yasin okunur. 52'si yapılır. Avcılar - İstanbul'da cenazenin arkasından 7 gün Yasin okunur. Toplanılan para ile çocuklara şeker alınır, davetlilere yemek verilir. 52'si yapılır, 40'ının okunmasından sonra "Kırk sofra" yemek verilir. Cenazenin hayrı için "kurban" adı altında bir hayvan kesilir. Ölünün "Sene-i Devriyesi" yapılır. Denizli'de cenazenin ardından verilen helvaya "Ruh Helvası" denir. Ölünün hayrı olarak helva dağıtmak incelediğimiz diğer bölgelerde de yaygındır. Afyon'un Yakasinek köyünde ölü evinin yakınları taziye gelince birkaç kilo ikram şekeri getirilir. Bunlar "acığı derme" denilir. Cenaze evine "ölü evi" denilir. Cenaze ve kandil günleri komşuya gönderilen helva tabağı iade edilirken yıkanılmaz.

Bitlis'de,bir evden cenaze çıktıktan sonra, o evde bulunan bütün sular dışarı dökülür. Bunun ölü evi için iyi olacağına inanılır. Elazığ'da cenaze evinde su kaynhatılır, dumanın bütün eve dağılması sağlanır ve su cenazenin ardından dökülür.

Sular bilhassa akarsular, paklayıcı ve arındıcı olarak kabul edilirler. Bu inancı hayatın bütün safhalarında görmekteyiz. Hamza Zülfikar'ın Bitlis'ten yahptığı bir tespite göre halk arasında "Kedan belan topliyem, Hosor çayında Çerheliyem" tarzında bir tekerleme vardır. bu ifade suyun kaza ve belayı alıcı gücünün olduğunu göstermektedir.

Halk inançlarını yansıtan veciz sözler bizi inanç dünyamızın derinliklerine götürebilir. Mesela Bitlis'te "toyun toyluğunu Görem" ifadesi uzun ve mürüvetli bir ömür dilediğini anlatırken erkek evlatözlemi ve temennisi anlamında "Bacı bacı soğan acı, kardeştir başımın tacı" denilir. Böylece beddua edilmiş olunur. Erkek evladın aile içerisinde önemsenmesi Kuzey Irak'ın türkmen ve Kırmançları arasında da yaygındır. Böylece ailenin uzun ömürlülüğü dilenilmiş olunur.

Daha önce Karaim kelimesinin İbranice okumak manasına gelen Kara'dan vaya Arapça K.R.A. kökünden, kıraat kelimesinden geldiğini belirlemiştik. Bize göre, bunun eski Türk İnancındaki "kara ile bağlantısı aranabilir. B.Ögel'in izahına göre "kara yer" "kara gün" gibi ifadelerdeki "kara"nın "siyah" ile ilişkisi olmayan muhtevanın yansıttığı kabul edilebilir.

Muş'da ve Kars'da karalar giyen yaslı aile için "karalı" denilir. Van'da, Malatya'da, Kars'da yas bayramına "kara bayram" denir, beddua ederek "karalara gelesin"veya "kara bayramlın olsun" denir. Kars'da ve Ağrı'da yas tutma anlamında "yas yakma" tabiri vardır. keza Doğu Anadolu'da bir çok yerde kına yapmak yerine "kına yakmak" denir. İplik boyama anlamında "boya çalma" "boya yakma" tabirleri kullanılır. Bu anlamda "yakma" yapılan işlemin tümünü anlatmaktadır. Kına yakan bir anlamda özel bir yasa bürünmüş olur, askere giderken kınayakılan genç "ayrılık yası" na ve kına yakılan gelinde "evlenme yasına"bürünür. Bu özel bir yastır. "hem ağlarım, giderim" nevviindendir. Yakma ise, yapmak, etmek, eylemek anlamındadır.

MEZAR

İncelediği bölgenin mezar mimarisine yansıyan halk inançlarında da ciddi müşterekler vardır. ortak özelliği bilhassa kabir yerlerinde görmekteyiz. Gregoryanlar'da kabir taşı olarak, koyun ve at heykelleri kullanılır. Koç, koyun ve at heykelleri mezar taşlarını Türk Kültürünün bir
ürünü olduğu bu tür taşların dana ziyade Azerbaycan, Doğu anadolu ve Kuzey Irak'ta toplandıkları bilinmektedir.

Hazar Bölgesi mezar kazılarında at mezarı da tespit edilmiştir. TürkBozkır Kültürünü karakteristiklerini paylaşan Kızılderililer'de reis, mezarına atı ile indirilir. Bu merasime sadece cesur askerler katılabilir, reisin oğlu güneşe dönerek dua eder.

Güneşe dönmek tasavvufta da vardır. bu inancı taşıyanlar "Toprak anam, Gök/ Güneş babam" derler. Aslında yöneliş ona, hitap ise, yarattıklarının zahiri görüntüsüne yapılır ki, bu onlardaki Allah'ın takdirine bir sesleniştir. Yoksa, güneyş veya toprak "Allah" olarak sayılmaz, ancak falan filan şartları taşıyan bir tecelli yeri olarak sayılır.

Türkler ölülerini, ruhları geri gelmesin diye nehir yataklarına ve pınarlara gömerlerdi. Bu uygulama Hazar Türkleri'nde de vardı. Azeri Türkleri'nde mezarlıkların yanından geçeni "kara" basacağı inancı vardır. kara daha ziyade korkanları basar.

Mete'nin çocukluğunda Çu'lar, Tusun'lere hakaret olması için, ölüllarene da rahat bırakmamış, kutsal mezarlarını tahrip etmişlerdir. Böylece Atalarından yardım almaları önleniyordu.

Tatarlar Mete'den atını isterler verir, kadını verir, ancak çorak bir toprak parçası istediklerinde orada atalarını mezarı olduğunu, oraların ata yadigarı olduğunu belirtip savaşı göze alırdı.

Urfa'da ölen kişinin mezarı ilk defa üçüncü gün ikindi namazından sonra ziyaret edilir. Kuzey Doğu Anadolu'da Kür Vadisin'de cenaze toprağa gömüldükten sonra, mezarı başında üç akşam ateş yakılır. Bu ateşi ölünün ruhuna hayrı dokunacağına inanılır. Adıyaman'da karısı ölen kişinin ikinci evliliğini yaptığı gece, akrabaları ilk eşinin ruhu muzdarip olmasın diye mezarına su dökerler.

Ölü yemeği işinin Anadolu'da çeşitli isimleri bilinirken, ölü yemeği yerine geçen, "Şemyek" (Kilis) , "Könçülü" (Maraş), "Ölü çöreği"( Maraş), "Meyve" (Kars), "Lokma" (İçel), gibi saçılarında varlığı bilinir. Altaylarda ölünün yedinci ve kırkıncı ğgünlerinde ve senei devriyesinde verilen yemeğe "Heyrat" derler.

Karaçay mezarları taş duvarlarla çevrilidir. Teberdi yöresinde mezarların üzerinde piramit ya da daire biçiminde kalın taşlar vardır. Muş-Tatvan arasında, Muş'un merkez köylerinde Selçuklu tarzı kümbetlerin yanında üzeri piramit tarzında, kapatılmış mezarlar gördük.

Moğolistan kazaklarında Kurgan'ın anlamı koruyandır. Kurgan aynı zamanda kale, sur ve eski Türk mezarlarına verilen isimdir.

Türklerde mezara ve ata mezarlarına saygı çok yaygındır. Karay Türkleri, hakanlara, Saraylarına ve mezarlarına saygı gösterirlerdi. Hakanların mezarlarına rastlayan herkes, atından iner mezara tazimde bulunurdu. Mezar göremeyinceye kadar atına binmez, Azeri Türklerinde evlerden, yurtlardan ziyade mezarlarına sahip çıkılır, beklenilir. Karaçay-Malkar Türklerinde her soylu (tukum) köyün içinde "tiyre" adı verilen kendi mahallesinde yaşardı. Soylarının mezarlıkları da birbirinden ayrı olduğu gibi, her soyun (tukum) mezarlığı da ayrı olurdu.

Batı anadolu'da birçok yerde, burad Samsun'da cenazinin üzerine mutlaka halı örtülür. İzmir Bayındır ilçesinde ve Yakapınar köylerinde mezarlıklar bir ada gibi büyük yapılmakta, mezara serilen yatağa cenaze kefeniyle yatırılmakta, üzerine pike ve çarşaf örtülmektedir. Cenaze beyaz ve en yeni elbiseleri ile gömülmekte başının alktında da üzeri işlemeli bir yastık konulmaktadır. Bazı mezarların üzerinde boş ve dolu içki şişelyeri de konulduğu olmaktadır. Aydın'da ölü kefenlenirken kefenin içine ölü "kabir azabı" çekmesin diye dua ve ayet yazılı kağıtlar konur. Bu uygulama Balıkesir gibi bazı yörelerde de vardır. edirne'de bu kağıda "İmam kağıdı" veya "ölü kağıdı" denilir. Denizli'de cenaze ile birlikte kabre "ahitname"de gömülür. Muğla da bazı yörelerde meftaya takke ve terlik giydirilir. Sivas'da bazı çevrelerde kefenlemeden evvel ona beyaz çorap giydirilir.

Malatya'da cenazeyi elbisesi ile defnedenler vardır. Manisa Soma'da ölen kimsenin üzerine "kurşun ağı"atılır ve bunun "gaşil" yerine geleceğine inanılır. Bu tür uygulamalar Doğu anadolu7da bir kısım Zaza inançlı Türkler ile batı Anadolu'da ise Tahtaç Türkmenlerinde görülmektedir. "İslamiyet ve Türk halk İnançları"isimli denememizde geniş bilgi verdiğimiz bu uyğgulamalar ölümden sonra hayatın devam edeceği inancından kaynaklanılır. Amaç ölüye öteki alemde yarnarı olacağına inanılına yardımcıların yapılmak istenilmesidir. Nitekim Caferi inançlı Türklerde kerbala toprağı ile Kelime-i şahadet yazılmış ağaç parçaları mefta ile birlikte mezara konur. Serpilir ise , meftanın "Kabir azabı" çekmeyeceğine inanılır. Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi, Bala'da da definden sonra mezar kapatılırken toprak atılan kürek elden ele alınmaz, kürek muhakkak yere konulup, yerden alınmasının doğru olacağına inanılır. Edinre'de küreği elden alanın öleceğine inanılır.

Doğu anadolu'da mezarlıklara özellikle ulu kişilerin mezarlarına özel saygı gösterilir. Etrafmları temiz tutulur. Erzurum - Karayazı - Aşağı Söylemez köyündeki, Söylemez kümbeti Hasankeyf'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından oğlu için yaptırdığı Zeynel Bey Kümbeti, Ahlat'da Akkoyunlu Hükümdarı Emir Bayındır Bin Rüstem'in eşi Şah Selime Hatun tarafından yaptırılan Bayındır Kümbeti bu tür mekanlardan bazılarıdır.

Azeri Türklerinde, ağır hasta ve cenazede kadınlar saçlarını yolup, yüzlerini yırtarlar. "ihsan"dağıtırlar. Kurban kesilip ev ev ikram edilir. Bir türlü düzelmeyen veya ölemeyen ağır hastalar için "ruhu kendine yer bulamıyor" denilir.

Bayburt, Erzurum, Erzincan ve Sivas'ta çok uzayan ölümcül hastalıklar için "Allah iki iyden birisini versin" veya aynı anlamda "öldüde kurtuldu" denilir. Ölümün bazı hellerde iyi ve kurtarıcı olduğuna, ölen kişinin ruhunun kendisine yer bulduğuna inanılır. Azeri Türklerinde savaş sırasında, cephede bir ferdinî kaybeden alie, çatıya siyah yas bayrağı asar. Türklerin ağıt geleneğini, kuzey Irak ve azerbaycan''da da görüyoruz.

AĞIT

Ağıt, insanların kıymet verdikleri herhangi bir şeylerini kaybetmleleri karşısında duygularını düzenli sözlerle ifade etmeleridir. Ağıt, hastanın ağırlaşması ile başlar. Ölü defnedilince ve definden sonra ölüm döneminhde ayrıca bir safha olarak da görülür.

Karaçay kadınları, cenasa törenlerinde dövünerek, çığlıklar atarak, erkekleri ise birbirlerinin alınlarına silahla vurarak, kulak memelerini bıçakla delerek üzüntülerini gösterirler. Türmler, ölen kişinin sağlığında nice iyi insan olduğunu, nice kahramanlıklar, iyilikler yaptığını terennüm ederek ifade ederlerdi. Bu tür yakınmaları ifade etmeye ağıt yakma denirdi.

Ağıt bir tür aklama törenidir. Ölü için iyi şahadette bulunma, ölüyü ağartmadır. Tasavvufta, kişi ağlayarak keşfe uygun hale gelmiy olur.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da;Kars, Muş, Ağrı, Van; adıyaman, Tunceli, Urfa, Gaziantep, Elazığ,Sivas ve Kahramanmaraş'da ağıt yakma uygulaması vardır. azerbaycan'da ölüleri için ağlayanların dertlerininn yıkanıp gideceğine inanılır. Doğu Anadolu'da Erzurum ve Van'da ölülerinde işittiklerine inanılır.

Kül-Teğin adına dikilmiş abidede saçların köklenmesi ve yerun kesilmesi vardır. Altay Teleutlarında ağlama töreni sığıt ağlayıcı da sığıtçı, birlikte ağlıyorlardı. Ağlamaya "ıg" Tuvalarda ise " ığla" denilmektedir.

Moğollarda mezar yerleri, yerleşim yerlerinin uzağından seçilir, ölüler tepenin güneş alan yüzüne gömülür, yaşlılarn için daha yukarılarda daha fazla güneş olan yerler seçilir. Defin; pazartesi, Çarşamba ve Cuma günü yapılır. Mezar ölünün yedinci, yirmibirinci ve kırkıncı günleri ziyaret edilir. Yedinci ve yirmibirinci günlerinde yemek verilir. Asıl yemek kırkıncı günü verilir.

Ağıtıcı kadnılar Erbil ve Kerkük'de Kırmanç ve Türkmenlerde de sık görülür. Bu ağlatıcılara "sazlayıcı", ağlatmayara "sazlamak"denilir. Doğu Anadolu'da cenaze evine gelen ağlatıcı kadınlar ölü ile ilgili dizer, baş sağlığı vermeye gelenleri ve ev halkını ağlatırlar.

Gregoryanlarda zenginlerin ölülerinde profesyonel ağlayıcı ev üfleyiciler kullanılmaktadır. Eski Türklerin ölüm törenlerinde sığırtçılar bulunurdu. Bunlar ağlayıcılık görevini yerine getirirdi. İncelediğimiz bölgede, yas evine gelen ağlatıcılara ağıtçı denir.

Gregoryanlarda ölenin çevresi eşi , dostu büyük bir acıya kapılmaktadırn. Cenaze törenlerinde saçlar yolunmakta, yüz yırtılmakta ve vahşi danslar yapılmaktadır. bu uygulama eski Türklerin yas ve yuğ törenlerinde görüldüğü gibi incelemeye aldığımız bölgede ve Anadolu genelinde de görülmektedir.

"Ağıt, insanoğlunun ölüm karşısında veya canlı-cansız bir varlığı kaybetme, üzüntü, telaş, korku ve heyecan anındaki feryatlarını, talihsizliklerini, şikayetlerini, düzenli düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden Türkler olarak ifade edilmektedir. Hunlardan ve Göktürklerden itibarenh ölü gömme ve yuğ törenlerine bağlı olarak zamanımıza kadar Türklerde ağıt ananesi devam edip gelmiştir.

Kırgız ve Kazakların bazı boylarında kadınlar ağıt söyleyip yüzleri duvara dönük otururlar, giysilerini ters giyerler. Bu adet bazı Kıpçaklarda da vardır. ağıtları ile en fazlya isim yapan Türk bölgesi Kuzey Irak'tır.

"Bala vay
Bal yemedim bala vay
Çöp yığdım yuva ayptım
Uçurtmadım bala vay"

gibi yüzlerce ağıtı Kekük ve çevresinden derleyen Ata Terzibaşı, Hoyrat - Ağıt ilişkisi üzerinde de durmakta ve Irak Türkmenlerinn ağıtçıya "sazlayan" dediklerini belirtmektedir.

Hoyrat, hoyrat, koyrat, koyrat kelimelerinden doğrusu Terzibaşına göre " Hoyrat"tır. Kelimeyi çeşitli yollardan iele alan ve geniş bir incelemeye tabi tutan konunun uzmanı ata Terzibaşına saygı duşmakla beraber, bize göre hoyrat; koryat , kor+yad'dan meydana gelmiş olabilir,

Kor'un için için yanan ateş ve yad'ın da "hatır" olduğu düşünülür ise, bu kelime koryat/hoyrat insanın ciğerini dağlayan bir edebi tür olabilir.zira hoyraet'ın konusu ne olursa olsun Sayın Elçin'in de belirttiği gibi böyle bir karakteri vardır.

Ölüm muhtevalı halk inançlarında çevreye ve gay alemine mesajlar verilmek üzere bazı uygulamalar yapılır. Aydın'da cenaze cinsiyetinin belirlenmesi için onlara şapka, pardesü, sütyen gibi şeylerin giydirildiği olur. Bulo'da ölen kimse kadın ise başörtüsüne "Kelime-i Tevhit" işleyip tabutun başına bağlanır. Ankara'da kadın mevtanın tabutuna yazma sarılır. Kafkasya'da ölü evinin kapı direğine havlu asıldığı yerler vardır. Kars'da ölen kimsenin kefeninden bir parçasının ölü evinin önünde bulunan bir direğe bağlanmasının iyi olacağına inanılır. Erbil'de cenaze namazınınn kılındığı caminin duvarına siyah bez üzerine beyaz harflarla ölüm duyurulur. Azerbaycan Türklerinde ölü evine siyah bayrağımsı bir bez asılır. Anadolu'da birçok yerde ölen şahıs, ölü evi ve cenaze namazının kılınacağı cami sela okunurken açıklanır.

Muğla'da damat evinde ölen kayınpeder veya kayınvalide evin kapısından değil de penceresinden dışarıya çıkarılır.sinop'ta cenaze çıkan evdeki çocuk beşiği yukarı kaldırılır. Cahiliye devrinde hacdan dönen bir kısım Arapların evlerinin arka kısmından açılmış deliklerden evlerine girdikleri bilinmektedir. Birçok yerde gabristan'dan dönerken başka ber yol seçilir. Amaç bazı güçlerin takibinden kurtulmaktır. Özbekistan'da kırkı çıkmamış çocuğun bulunduğu eve et getirilir ise, çocuk yukarı kaldırılır. Böylece çocuğun basılması önlenmiş olunur.

Azerbaycan Türklerinde Armut Ağaç yaz ağrı yaz başında çiçek açmaz ise ailede yas başlar aksakallar bulunur. Ağaç diksindirilir seksen dirilir.(seksenmek uykuda diksinmek safrada olur) Balta sallanılarak yapılan bu uygulama Anadolu Türkleir arasında "korkutmak" olarak tanımlanır. Korkutmak daha farklıdır. Doğranılan suda olduğu gibi bu uygulamada da çiçek açmayı engelleyen kara iyenin bertaraf edilmesi amaçlanmıştır. Hal karısı annenin kaçıracağı ciğereni su da, değirmenin arkında yiyecene inanıldığı için makamında imha edilmek istenilmiştir. Nitekim insan edilmek istenilmiştir. Nitekim insanların korkusu alınırkan da korkan kişi dağlanır. "Korku Almak" uygulamasında "Diri isem libasım ölür isem kefenim cıldağıda Korku Pirine gidilir. Pirin yaptığı da korkutarak, korkuya yol açan kara iyenin defedilmesi sağlanmaktadır.

Yas döneminde elbiseleri ters giyinmek, Kırgız-Kıpçak kadınlarında da vardır. Kars'ın Yemençayır köyünde kadınlar ölümün elliikinci gününe kadar giysilerini ters giyip baylarına kara başörtüsü bağlarlar. Öte yandan Erzurum'un Doğan Köyü'nde ölü sahipleri yaslarını belli etmek için giysilerini yıkamazlar. Van'ın Karahan köyünde kadınlar bir ay süreyle giysilerini ters giyerler.

Elbiseyi ters giyme işi, büyü yaharken veya büyü bozarken de yapılmıştır. "şeytan, fikrini şaşırttığı kişinin külahını ters giydirir"derler. Tabii, şeytana da külahını ters giydirenler vardır.

Tasavvufta bilginlere göre, kara kötülüğün rengidir. Oysa siyah kötülüğün rengi değildir. kara kelimesinde bir nurluk durumu yoktur. Oysa siyah nurdur. "Siyah Nur"denir de "Kara nur" denilmez.

Türklerde ölülerin defni sırasında yaptıkları merasimlere "yuğ töreni" adı verilirdi. Bu törenlere "yuğci" "sığırtçı" adı verilen hususi kişiler katılırdı. İnançlarla ilgili adetler arasında ölünün ardından aş vermekde vardır.

YUĞ

Yuğlar, Türklerin ölüm gibi acılı günlerinde, özel görevlilerle yürüttükleri, saçı türünden hayır-hasenatı da içeren matem merasimleridir.

Karaylar sevinç günlerinde olduğu gibi matem günlerinde de, halka helva yedirirler. Cenaze defnedilip, geri dönülünce, siyah renkte "Udur" (matem) helvası verilir. Ölümün kırkıncı gününhde, Karaylar renkli Hazar helvası ve senesinde helva verilir. Bu adetlerde Karaylara hazarlardan miras kalmış olmalıdır. Cenazede olduğu gibi düğünlerinde de Karaylar misafirlerine helva ve benzeri yiyecekler ikram ederler.

Zaza Türklerinde ölüm olduğu zaman üçgün yemek yapılmaz., komşular yemek yaparak getirirler. İlk Cuma günü bütün köy halkına evde yapılan "un helvası" ve ekmek dağıtılır. Kırkıncı gün yine mevlüt okutumlur ve yemek yapılarak ikram edilir. Seneyi devriyesinde de mevlüt okutturulup, yemek verilir.

Türkler'de ölülerin defni sırasında yaptıkları merasimlere, "yuğ töreni" adı verilirdi. Bu törenlere "yuğcı" veya "sığırtcı" adı verilen hususi görevli kimseler katılırdı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da "ölü aşı dökmek"çok yaygındır. Yuğ, Yas, Ağıt, Ölü Aşı gibi uygulamaları kesin sınırlarla ayırmak mümkün değildir.

"Kurban" kelimesi bazı tarikatlerde salikler arasında da kullanılır. Aynı inanca baş koymuylar. Orntak yol için kurban olmayı tercih etmişler, inanç davasının kurbanları anlamın da kullanılan bu ifade bu tür özel inanç muhtevalı anlamlarda taşır.

Ölüm sonrası inançları özel misallerle toparlamak gerekirse; Amasya'da bir evden cenaze çıktıktan hemen sonra veya ölümü müteakip 9 gün o evin ışıkları söndürülmez. Ölünün ruhuna evine geldiği inancı vardır. Çekerek-Adapazarı'nda cenaze evinde üçgün devamlı lamba yakılır. Bu uygulama Bala- Akara ve daha bir çok yerde vardır. adana'da cenaze yıkanılan yri, mevtanın ruhunun her akşam gelip ziyaret edeceği inancıyla burası 9 gün süretiyle aydınlatılır. Beypazara- Ankara'da ölü kaldırıldıktan sonra yıkandığı yerde gece sabaha kadar mum yakılır. Gölbaşı - Ankara'da ölü, evinin kapısı önünde 40 gün lamba yakılır. Nallıhan-ankara'da kandil geceleri mezarlıkta mum yakılır. Balıkesir'de cenazenin çıktığı odanın lambaları 7 gün söndürülmez. Ruhun geri döneceğine inanılır.

Ölüm hayatın halk inançlyarı itibariyle önemli ve son safhasıdır. Bu dönemde "Ağaç" "Ocak" "eşik" "ateş" "Gök" "veli" üç, yedi, kırk, elliiki gibi kutsal denilebilecek sayılar önem kazanırlar. Bazı hayvanların bir takım tutumları ölüm habercisi olarak kabul edilir. Baykuş gibi ölüm emaresi olarak kabul edilmiş bazı emareleri Altay Şamanizminde aynı samanda koruyucu güç simgesi olarak insanların bir nevi nazarlık olarak üzerlerinde taşımaları ilginçtir.

YAS

Yas, diğer toplumlarda olduğu gibi Türklerde de ölüm tarihi ile başlar. Meftanın yaşı, sosyal statüsü, ölüm şekli, ölüm yeri; yaşam süresini ve büyüklüğünü tayin eder. Yaşın fazla uzatılması ve yas uygulamalarının abartılı olması, allah7a isyan olarak kabul edilir. Yas. Daha ziyade kadınların yaşamına yansır. Özellikle ölenin annesi, eşi ve kız çocuklarında daha bariz yaşanır. Yas dönemi süresince, yeni, şık ve göz alıcı giysiler giyilmez. Kadınlarda örtünme daha fazla olur. Erkekler, sakal uzatırlar. Yas döneminde eğlencelere katınılmaz. Bilhassa genç ölüler için ailelerin yakın fertleri uzun süre evlerinde radyo ve televizyon açmaz, müzik çalmazlar. Yaslı aileyi yasdan dostları çıkarırlar. Bu maksatla onlar ısrarla yemeğe alınır, banyoya götürülür, tıraş olmaları sağlanır. Yas, ölümün 40'ından sonra kaldrırılmaya başlanır. Ölümün senesinden sonra bir hayli kalkmış olur. Uzun süre yaslı ailenin yakınlarının üzüntüsünü yenilememek için, ölen şahısla ilgili konuşmalardan kaçınır. Yaslı aile teselli edilirken, ecelin önüne geçilemeyeceği, ölümün Allah'ın emri olduğu anlatılır. Muhtevası bu olan menkıbeler nakledilir.

Türklerde Tanrı'ya, kutsal olana insan kurban edilmesi olayı yoktur. "kurbanın olayım" ifadesi "önünde öleyim" anlamındadır. "Başına dolanım" da olduğu gibi sana gelecek olan uğursuzluk felaketler bana gelsin anlamındadır. Başına dolandırılmış tuz nazaraı ve büyüyü giderir. Tuzun fenalığı izole ettiğine inanılır. Kaza geçiren çocuğun başına dolandırılmış ekmek köpeğe veya bazı yerlerde fakire verilir. Sevindirmeye vesile olduğu için ekmek başı korumuş olur, inancı vardır.

II.BEREKET TÖRENLERİ

Bereket törenleri münasebetiyle, bereketin ve şükranında bir ifadesi olan kurban, onun kansız biçimi olan saçıve özel hallerde türü olan adak iye, bereket törenlerinin asli unsurlarından olan yağmur duası ve saya gibi mevsimlik merasimler ile ilgili açıklamalar yapacağız. Kurban, adak, saçı, yağmur duası, saya gibi inanç ve uygulamaların eski Türkinanç Sistemindeki yerlerini belirlemeye çalışacağız. Bunların incelediğimiz bölgedeki izlerine dair yaptığımız tespitleri anlatacağız.

I.KURBAN

Türkler, ata ruhlarını muhtelif fonksiyonlar yüklenen iyeleri Tengri'ye memnun etmek, onun rızasını kazanmak, yardımını sağlamak, istediklerini ona kabul ettirmek için kurban keserler ve saçı yaparlar. Bu inançların izlerine ve renklerle boyanmış şekillerine, Doğu anadolu kuzey Irak ve Azerbaycan havalisinde hemen her yerde rastlamaktayız.

Aydın'da ölen kimse için mutlaka kesilir. Amasya ve anadolu7nun birçok yerinde türbelere adak adanmakta ve bunlara "türbe Adağı" denilmekte olup Marmara ereğlisinde de yaygındır. Adana'da çocuğu olmayanların içki müptalasaı olanların, kekemelerin Hacc'da kesilmiş kurbanın etini yemeleri halinde sorunlarının halledileceğine inanılır. Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Aydın'da da kurban kanı kestirenin anlına sürülür. Aydın'da adak Kurbanlar Dedeler Köyün'de kesilir. Aydın Siltan Hisar ve Atça çevresinde İmam Birgivi veya Mevlana'yı yedi defa ziyaret edenlerin hacı sayılacakları ve kurban kesmeleri gerektiğine inanılır.

Hun Türkleri, Tanju döneminde her yıl ayın ilk gününde "Kurban Taşı" üzerinde beyaz atlar kurbar eder ve "kurultay"toparlardı. Mete, Gök ve yer tanrılarına(kutsal ruhlarına), atalarına, kurban keserdi. Sabahleyin tanju çadırından çıkar, (Gün Ata)yı seyreder, akşamları ise Ay ata şerefine buhurdanlık yaktırırdı.

Karaim Türk düğünlerinde "Gelin hamamı" dönüşü kızın ayaklarının dibinde kurban kesilirdi. Karaçay-Malkar Ştürkleirnde Toy'larda kurban sunulurdu. Damadın "Boluşüy"den çıkarılmasında da kurban kesilirdi.

Karaim'lerde, hayvanların kesimini rastgele herkes yapamaz. Kesimi, kimse usulünü bilen ehli kişiler yapabilirler. Ayrıca kesilecek hayvanın sıhattli olması gerekir.

Moğolistan'daki Türk İnançlarında sabah kutsaldır. Çünkü güneş sabah doğar. Bu saatlerde kurban kesilmez. İslam'da güneşin doğma saatlerinde namaz kılınması mekruhtur.

Kuzey Irak'ta, Kırmanç ve Türkler'de, çocuk dünyaya gelince , mali durumu iyi olanlar kurban keserler. Karaçay - Malkar Türklerinde bebeğin doğumundan yedi gün sonra kurban kesilir.

Tunceli'de eskiden ay tutulunca kurban kesilirdi. Bilindiği gibi, ayın tutulması, onun kötü ruhların tutsağı oluşu ile izah edilirken, kurban kesilerek kötü ruhların zararlarından korunulduğuna inanılır.

İsim ve evlilik münasebetiyle anlatıldığı gibi, Doğu Anadolu'da özel hallerde izmin sonunda "kurban"kelimesi eklenir. "kurbaney veya "Ali Kurban" gibi. Bu "Ali sana kurban olayım" demektir. Yani "seni muhtemelen kötülüklerden korumakiçin ben senin için ölebilirim" demektir.

Azeri Türkleri'nde, ağır hastanın şifası ve cenazede ölünün şefaat etmesi için "ihsan" dağıtılır, kurban kesilip konu-komşuya ikram edilir. Bu uygulama ile amaç; hastaya şifa ve mevtaya şefaat sağlamaktadır.

Yağmur duasında kurban kesme uygulaması, Gagauz Türklerinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da vardır. Amaç hayır dua alarak bereketli cezbetmek, kıtlığı def etmektir. Gagauzlarda olduğu gibi Anadolu'da da binanın temeline kurban kanı akıtılır. Böylece, ocak daha temel döneminde ev iyesi itibariyle aklanmakta, güvene alınmaktadır.

Anadolu'da çocuğu olmayanlar çoğunlukla adak kurbanı keserler. bu tür adak kurbanları, ziyaret edilen bir yatır için, yardımcı olması amacı ile kesilir. Tunceli'de Üryan Hızır, Malatya'da Abdulvahap Gazi, bu maksatla ziyaret edilir ve kurban kesilir.

Gregoryanlar'da "modog"diye bilinen adak kurbanı kesilir. Diğer Hıristiyan mezheplerinde ve adak kurban yok iken ve Gök -tanrı inancında da adak kurbanı bulunmaktadır. Bu durum bize Gregoryanlara bu inancın da Gök -tanrı inancından gelmiş olabilceğini düşündürüyor.

Ancak, Gregoryanlarla Gök -tanrı inançları arasındaki diğer ortak noktalar düşünülünce, Gregoryanlara bu kurban-adak'ın inanç ve uygulaması Türklerden geçmiş olma ihtimalini güçlendiriyor.

Karaylarda eski Türk inançlarına çağırım yapabilen adakla ilgili atasözleri de vardır. "adamaktan al tükenmez" adak ve kuirban geleneğinin bulunduğu bütün dinlerde var olan bir takım iyelerden çok kere de Ata ruhundan yardım istemeye matuftur. "Ayrılgannı Ayuv (Ayı) aşar. Bölügenni börü (kurt)"ayı'nın ve kurt'un Türk mitolojisindeki yeri bilinirken bu konuda incelediğimiz bölgeden de teyit edici tespitler yapılmıştır.

Gagauzlarda kurbanlık hayvan kesilmeden önce papaz tarafından okunur ve öğleden sonda kesilmesi gerekir. Anadolu'nun bir çok yerinde olduğu gibi Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da kurbanlık hayvana iyi muamele yapılır. Kurban duası okunarak ve tekbir getirilerek kesilir.

Gagauzlar, ölümün yıldönümünde ve yağmur yağmadığı zaman kurban keserler. ayrıca hastalık hallerinde, savaş dönemi gibi zor günlerinde, yeni evlilerin ilk çocuklarında adını verdikleri özel kurbanlardır. Bunların otlamalarına ve ekine zarar vermelerine dahi müdahale edilmez. Gagauzlarda domuzdan kurban kesmezler. Boğalar, yedi yaşına gelince kurbanlık olurlar. Allahlıkların özel bakıcısı vardır, kurbanın sağ arka ayağına papaza verilir.

Kurban Gök Tanrı İnanç Sisteminde olduğu gibi bütün dinlerde vardır. çünkü Kur'an-ı Kerim'de Allah, "Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık. (El-Hac:34) buyurmaktadır. İslam da kurban edilecek hayvanların cins ve özellikleri de belirlenmiştir.

Kurban, Allah'u Teala'ya yakınlık veren bir nesnedir. Kendisi ile Allah'a yakınlaşma sağlananı kesilen ve kesilmeyen her şey kurbandır. Kurban etmenin beş sebebi vardır. hayranlık, şükran duası, pazarlık, gönülalma yada barış teklifi ve kefarettir. Tarih boyunca kurban, ilahlara, azizlere, velilere, ölü ruhlara, meleklere yaklaşmak için kesilmiştir.

Eski Türk onamastiğine göre, Tanrı Gölü'ne atılan kurbanların canlı at olması gerekiyordu. Türmklerde at, deve, koyjn veya koç'un toprağa kurban edildiği bilinmektedir.

At kurbanı çok eski bir Türk ananesidir. Şato Türk İmparatorlukları ad, At kurban ederlerdi. M.S. 942 senesinde şato imparatoru ölünce, imparatorun iki atını, ruhuna kurban kestiler. At, Şato Türklerinin yas törenlerinde mühim rol oynuyordu. Onlar Gök, Toprak, Güneş ve Ay'a büyük kurbanlar vermişlerdir.

Şato Türkleri inançları ile Hun Türkleri inançları;kurban, güneş ay ve gök kültleri itibariyle çok benzeşmektedir.

Göktürkler, beşinci ayda milli ve dinî bayramlarını yaparken, Tanrıya çok miktarda koyun ve at kurban eder; kımız içer şarkı söylerlerdi. Doğu Türkistan ve Altaylar'da kurban verilen yere "Tayılga", merasiminin bu sahnesine de "Hayvan Gönderme" denir. Gök Tanrı'ya kurban verilirken, o esnada kadınların orada bulunmaması gerekirdi. İncelediğimiz bu bölgede, özel hallerin dışında cenaze definlerinde kadın bulunmamaktadır.
Karaçay'da toplu yenilen yemeklerde kürek kemiği ustalıkla sıyrılıp ona bakılarak gerekli konuşma yapıldıktan sonra kemiğin ucu kopmayacak şekilde kırılmaktadır. Anlatılanlara göre bu kemik Hz. Muhammed'in atının gemine takılarak kırıldığı için bu uygulama sünnettir. Örüzlan Bolat kemik falını anlatırken;

"Balkar Mitolojisinin önemli bir kısmı dünyanın oluşmasıyla (kuruluşuyla) ilgilidir. Kürek kemiği falı'da mekan(uzay) düşünceleriyle ilgili olarak, genellikle üç yıllık koyunun kürek kemiği elle (bıçak kullanmaksızın)etten ayrıldıktan sonra falcı + jauruncu tarafından bakılırdı. Kürek kemiğinin üzerinde çizgilerin daha net gözükmesi için kemik biraz ateş üzerinde tutulur. Kürek kemiğine ancak erkekler bakabilir. Törenden sonra kemiğin ortası bıçakla delinir veya parmakla kırılarak delinir, kemikten soyulan eti ise falcı yer. Bu törene verilen ad Kürek kemiğine bakmaktır. (Jaurungu Karau).Balkarlar, bugün de koyun kesilen yerlerde mutlaka kürek kemiği bakarlar.

Mitolojik metinlere göre, Balkar Türkleri koyun kürek kemiğini bir dünya haritası olarak görürler, kürek kemiğinin her bölümü ise bu haritanın bir parçasını sembolize eder. Kürek kemiğinin üzerinde ki çizgileri göre geleceği görmeye çalışırlar. Kemiğin açık, merkezi üçgeni dört bjölüme ayrılır. En alt kısmına, köşesine Ocak denilir. (=tıpır) ve bu köşe falcının ailesini bilgi almak isteyenin ailesini ve kendilerini kasteder, daha yukarı kısmına avlu (=arbaz) denilir ve komşular kastedilir. Daha yukarıda köy (el) ve ülke (kıral) bulunur. Kemiğin kenarlarında diğer bölümler bulunur. Ocağın altında, kemiğin en ince yerinde akrabalar ve dostlar (eş-dost) (junk-teng) merkez kısmında bir taraftan erkek merhum (er kişi ölük), diğer taraftan kadın merhumu (tişiriv), üst kısmı Dış ülkeler ve aynı zamanda düşmanları da temsil eder. En alttaki çukur ülke hükümdarının kaderini belirler, ocak altındaki kısım falcıyı kaseder ve baş(baş)diye adlandırılır. Kemiğin etrafındaki çıkıntı da zedelenme olursa bu yırtıcı hayvanların yakında sürüye saldıracaklarını ve büyük hasar getireceklerini gösterir.

Fal açarken kemik ışığa karşı ve kılıcına koyulur. Kemiğin üzerinde çatlaklara, çizgilere ve lekelere göre falcı geleceği belirler. Bunlar yoksa, eğer kemik beyazsa, etrafı temizse, bu barış ve rahatlığı ve aynı zamanda açık, güzel havayı ifade eder. Eğer kemik çatlaksız ve lekesiz ise ama siyah (koyu) renkte ise, bu kötü havanın geleceğini gösterir. Çatlakların rengi de önem taşımaktadır. Kırmızı çizgiler yangını gösterir. (Boyutu ve yeri kemikte yerine göre belirlenir) siyah çatlaklar ve lekeler (gene kemikteki yerine ve olayın boyutuna göre) ölüm ve hastalığı gösterir. "Dış Ülkeler" bölümündeki çizgiler savaşı gösterir.

Mahti Curtubay'ın düşüncesine göre falcı dünyanın iç yapılı bölümlü modelini kullanmaktadır. Üst kısmı erkeğin kaderini belirler, onun ömrünü (gök) belirler, alt kısmı kadının (toprak yeryüzü) ömrünü belirler, bunların arasında da orta dünya bulunur. Ama bu model, ona dünyanın yatay bir resmini görem imkanını veriyor. Kürek kemiği biçiminde olan yeryüzü dokuz bölüme ayrılır, bunun merkezinde ocak bulunur. Dış bölüm, onuncu kısmında rolü var. O herhalde bir kaos, düzensizlik dünyası olarak, insanlara düşman olarak ele alınıyordu. Çevredeki, (kuşatan) dünya, içteki, düzenli dünyaya karşı ilgisiz değildir. Ama o iç dünyadan habersizdir ve iç dünyaya yabancıdır demektedir.

Eski Türklerde kurban kesmeden evvel din görevlilerince Kurban Duası okunuyordu. Radloff'un yaptığı bir dua tespitine göre;


"Buraya gel ey genç bulut
Kürek kemiğine basarak
Halk ve adamlar, kürek
Kemiğini ezecek, siz de geliniz" şeklinde bir dua vardı.

Kürek kemiğinin önemi bölge halkında, islami inançlardan kaynaklarar bir ehemmiyete haizdir. "Havva Ademin kürek değil, sol kaburga kemiklerinden birisinden yaratılmıştır." İnancı vardır.

Eski Türk İnançlarında da kurban ve adak için seçilen hayvanlara "ıduk" denirdi. Adak için seçilen Iduk hayvanını yünü kırkılmaz, yüke koşulmaz, sütü sağılmaz, başı boş bırakılırdı. Kurbanlık olarak seçilen hayvanı incelediğimiz bölgede de özel itina gösterilir. Eski Türklerde Yada taşına kurban kanı sürülürse, yağmur yağacağına inanılır. Türklerde kurban gibi kanı da kutsaldı. Oğuzlar ve Kutluklarda, başına darbe vurularak öldürülen kurbanlarda kalbi sıkıp sökmek suretiyle hayvanın öldürülmesi kandaki sihri kuvvetin yere düşmemesi içindi.

Kerkük'de evde kurban kesilir ise, kurbanın kanı pamuğun ucunda ağıza götürülüp çocuğun ağzına konulur. Böylece çocuğun üzerindeki ağırlıkların kalkacaklarına inanılır.

Başlangıçtan beri Türk inançlarında görülen Kurban Kültü'nün özellikledri Gagauz Türkleirnde de aynen görülürken, bu özellikleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da aynı şekilde mevcut olarak görmekteyiz. Kars'ın Dikme köyü'nde kurbanınkanı, gelin için kesilmiş ise onun alnına adak için kesilmiş ise, adak sahibinin alnına sürülür. Sair sebeplerden kesilen kurbanların kanı ise, parmakla alınıp evin çocuklarının alnına dokundurulur.

Divriği'nin Gördeş Köyü'ndeki Meztek Ziyareti ve Kuluncak Köyü'deki Hızır Pınarı kutsal kabul edilir, halk buralarda kurban keser.

Atmalı aşireti'nde kutsal telakki edilen yerlerde kurban kesilir. Yemek pişirilir, ağaçlara kırmızı, yeşil bezler bağlanır. Hasta olanlar ve çocuğu olmayanlar kurbanları ile birlikte İslahiye'deki Ökkeyiş, Malatya'daki Hasan Basri, Adıyaman'daki Abuuzer Gaffari, Araban'daki Seyid Vakkas, ŞanlıUrfa'daki İ.Halil türbelerine giderler.

Cellalettin harzemşah, Tunceli'de Sultan Baba olarak bilinir. Mezarını ziyarete gidenler kurban keser, çeşitli adaklar adarlar. Çemişgezek'de adak kurbanının eti en az yedi eve dağıtılır. Adak daha ziyade çocuğu yaşamayan ailelerce yapılır.

Tunceli yöresinde Alevi Türkleir Cem Ayinlerinde özel kurbancı vardır. kurban koyun muayyen bir yerinden kesilirdi. Kurban kanı çiğnenilmez, bir kaba süpürülür temiz bir yere dökülür. Adak kurbanın kanı , kurban kime adanmış ise, onun alnına sürülür. Askere gönderme ve çocuğun dünyaya gelmesi halinde kesilen kurbanın merasimi "Dede" tarafından yönetilir. Tunceli'de tarafların rızası ile yapılan evliliklerde, gerdek gecesi bir koyun veya koç kesilir. Bir tür küçük toy yapılır. Buna "Kemik Kırma" denir. Ardahan ölçek köyünde kurban kesildiği zaman kemikleri bostana gözleri de tarlaya atılır. Böylece tarlanın ve bostanın daha bereketli olacağına inanılır.

Karaçay, Türklerinde ziyafetle kürek kemiğini bıçaksız olarak sıyıran davetli o kemiğe bakarak faml mahiyetli konuşmasını yapan daha sonra dua eder ve kemiğin ucunu kırar, fakat iki parçaya ayırmaz. Bu bir sünnet inancıdır.

Doğu ve Güneydoğu anadolu'da geline kurban olarak koç hediye edilir. Ayrıca gelin oğlan evine gelinceye kadar baba evinde geçirdiği her kurban bayramı için oğlan evi ona kurbanlık koç gönderir. Tektav Türkmenleri'nde gelin anne ve babasının elini öpmeye geleceği zaman da geline kurban kesilir veya lokma dağıtılır.

SAÇI

Saçı, kansız olan kurbandır. Hayatın her safhasında gündemde olan saçı, daha ziyade iyi ruhların rızasını almak ve kötü ruhların gazabından korunmak için yapılır.

Karaylar'da "Keder Ekmeği" olarak hazırlanan mayasız ekmek Mazzah özellikle, arpa unundan yapılır. Bu ekmek fırında değil, dışarda, kömür ateşinde pişirilir. Keder ekmeği geleneği Doğu ve Güneydoğu anadolu'da da vardır. S.V. Örnek, Anadolu Folkloründe ölüm bahsini incelerken, ölüm ekmeğine verilen isimleri de illere göre belirtmiştir. Bu tür ikramlar Zaza Türklerinde de vardır. Ovabağ köyünde yas tutma erkekler için üç gün kadınlar için kırk günden bir seneye kadar değişebilir. Yas müddeti içinde eğlenceye gidilmez, süslenilmez, erkekler üç gün traş olmazlar. Talki adeti, helvalar, kuru et hazırlaması gibi uygulamalar Hazarlarla Karayların ilişkisini açıkça ortaya koymaktadır.

Kuzey Irak'ta ölümün üçüncü ve ellibirinci günüde helva yapılır ve hurma ikram edilir. Ölü evine yakınları yiyecek getirir, fakat evde pişirilebilir. Erkekler, camide üç gün, kadınlar evde yedi fün yas tutürlar. Ölen genç ise, kırk gün traş olunmaz, yaşlıyı traşa yakınları götürür. Yaşlı hanımlar bir , iki yıl siyah giyerler. Cenazede saç yolunur, sine yırtılır, başlarına toprak atılır. Eski Türklerdeki ölü aşı günümüzde Anadolu'da da yaşamaktadır. Helva uygulaması Türkler arasında çok yaygındır.

Kuzey Irak'ta cenaze kapının önünden geçerken kapı sahibi evin dışına su döker, Gagauzlar'da yas, kırk gündür. Bu esnada erkek traş olmaz. Siyah gömlek giyer, kadınlar tamaen siyah elbise giyerler. Gagauzlarda ölü defnedilip mezardan dönüldüğü zaman, ölü sahiplerini taziye için gelenlere "cam pidesi" denilen bir ekmek ikram edilir. Bu ölünün misafirperverliğini göstermek içindir. Doğu Anadolu'da ölünün definden sonra kabristandan gelenlerden mezarı eşip defni yapanların karnı doyurulur, bazan da bunlara para verilir. Buna "kazma kürek hakkı" denir. Böylece hizmeti yapılan merasime yuğ töreni adı verilirdi. Geçmişte ve günümüzde Yuğ törenleri münasebeti yapılan her türlü ikram ve harcama bir nevi sadaka olan saçıdırlar.

Hıristiyan Türklerden olan Gagauzlar'da ölüm münasebeti ile yapılan saçıların, eski Türk inanç sisteminde ve Müslüman Türklerde görülmesi Türk İnanç kültürünün devamlılığını gösteren örneklerden biridir.

Anadolu'nun bir çok yerinde, hususiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ölünün yedisi, yarı kırkı ve kırkının yapıldığı, ölünün ruhu için eski Türk inancında büyük ve küçük aşın dökünüldüğü bilinmektedir. Türk İnanç kültüründe belirgin yeri olan üç, yedi, dokuz yarı kırkı ve kırkın Gagauz, Türkmen ve Kırmançlar'da aynı fonksiyonlarla görülmesi ilginç bir ortaklık olarak tespit edilebilir.

Gagauzlarda ölü defnedildikten sonra varsa birıaz şarap, yoksa bir testi su götürüp mezarın üzerine dökerler. Anadolu'da bizim bizzat tespit ettiğimiz Kars, Erzurum ve Muş'da ölünün defninden hemen sonra mezar sulanır ve rahmet dilenir. Kars'da bir dönem ilk üç gün mezarı ziyaret edenler, mezara su dökerlerdi. Şimdilerde Anadolu'nun bir çok yerinde mezar ziyaretine giden kimse mutlak mezara su taşır. "su rahmettir", "su kabir ateşini söndürür"denir. Yapılı mezarlara kuşların su içmeleri için yapılan özel su yerleri de, sacı inancının bir sonucudur.

Bulgaristan Gagauzları'nda ölünün yedi sene sonra kemikleri mezardan dışarı çıkarılır. Şarapla yıkandıktan sonra tekrar mezara konur. M.Şerif Fırat, Mezar Kaldırma geleneğinin Varto'da yaşandığını şu sözlerle ifade etmektedir. "Bu tören Rumi Haziran'ın üçüncü günü başlar. O gün ölünün mezarının başında köy ve civar köyler halkı toplanır. Gelen her aile, söğüş kapama , helva, peynir getirir. Buraya gelen bütün delikanlı ve kızlar süslü elbiseler giyerler, mezarın başına deste deste çiçek koyarlardı. Hazin bir tören ile mezarın üstü örtülür. Yapılmış taşlar dikilir. Mezara iyi bir şekil verilir, Yasin okunurdu.

Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Antalya'da da "kabin Kaldırma" yapılır. Buna göre definden muayyen süre sonra veya belirli zamanlarda mezar onarılıp yenilenir. Hayır işlenir. Erzurum'da kabir ziyaretlerinde, kabir taşları ve toprağının öpüldüğü olur. Birçok yerde kabire su dökülür.

Gagauzlarda mezardan dönüldüğünde herkes ölü evine gider, ölü sahipleri taziye için gelenlere "Can pidesi" denilen ekmek ikram ederler. Bu ölünün misafir perverliğini göstermek içindir. Kars'da ve Trabzon'da ölü için hayır işlendiği zaman "canına değsin" denir. Keza fakir, sadaka isterken "ölmüşlerinizin canı için"der.

Anadolu'da ölü yemeğine "Kı", "Kırk Ekmeği", "kazma Takırtısı", Ölünün Kırkı", "Kırk yemeği", "Can Aşı" "Zıkkım Yemeği", "Can Helvası", "Ölü Ekmeği", "Kazma Kürek Helvası", "Hayat Yemeği", "Ölü Aşı", "Yiyeceğini Etmek", Hayırlı Vermek" gibi isimler verilir. Atmalı Aşiretinde cenaze gömüldükten sonra verilen yemeğe, "tavırber"veya "Kazma-Kürek"denir. Yemeği ölü evi verir, komşuları yardımcı olur. Mazgirt'de "Ölülerin Hayratı" her yıl sonbaharda verilir, kurban kesilir, yemek verilir.

Gagauzlarda ölü mezara konulduğunun dokuzuncu günü ölü sahipleri bir sofra hazırlarlar. Ölünün yirminci günü yine bir sofra hazırlanır. Sofrada "Koliva" ekmek ve şarap bulunur. Kırkıncı günde de böyle bir sofra hazırlanır. Papazdan başlamak şartı ile Koliva bir fincan su ile birlikte verilir. Papaz suyu alır ve ölünün canı için yere döker, sonra papaza biraz şarap ile bir taze ekmek verilir. Papaz ekmeği suya batırır ve "Ölen adamın canına rahmet etsin"der. Evde bulunanlarda aynı şeyi yaparlar. Daha sonra papaz sofrayı okur ve yemeği yemeğe başlarlar.

Diğer Türk boylarında da ölümün muayyen dönemlerinde anma törenleri düzenlenir ve bu merasimler de ölünün ruhu için saçılar yapılır. Yas dönemi saçılarında kadın ve erkek bütün aile fertlerinin siyah giymeleri, incelediğimiz bölge itibariyle ortak bir özelliktir. Bu uygulamaları, Kazaklar'da ve orta Kafkasya'da da görmekteyiz.

Kerkük'de sevap olsun diye herkes üç avuç toprağı götürüp mezara atar. Ölünün akrabaları üç gün, gün doğmadan önce ve gün battıkktan sonra mezarı ziyaret ederler, yedisinde ve kırkında akşam vakti helva yapılır, ev halkına ve fakir fukaraya dağıtılır. Kerkük'de, ölüsü düşen evde kırk gün kelle paça yenilmiyor. Altaylarda da ölünün yedinci, kırkıncı günleri ve sene-i devriyesinde hayrat verilir.

İskitler'de bir Başbuğ ölünce büyük ziyafetler düzenlenirdi. Cenazelerde, ölen Sultanın şerefine binlerce at ve koyun kurban edilerek cenaze yemeıği verilirdi. Karaçay Türklerinde ölü evi için yapılan ekmek başka bir eve götürülür ise uğursuzluk getireceğine inanılır.

Ölüler için muayyen dönemde yapılan anmalara ve bu anmalarda da çeşitli saçıların yapılmasını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da görmekteyiz. Çıldır'da ölünün kırkıncı günü Hayrat Helvası verilir.

Atmalı Aşiretinde kırk gün süren yas döneminde giyilen elbiseler ve kullanılan eşyalar temizlenir ve yakılır. Kırk gün boyunca köydre ve obada eğlence olmaz, ölü evinin kadınları kına yakmazlar. Ağıtcı kadınlara "Şın" denir. Yas kırk gün sürer. ölünün ruhu için başsağlığına gelenlere ikramda bulunur.

Karaylarda matem günlerinde ve düğünlerde yakın çevreyle helva verilir. Siyah renkli helva bu "Udur"matem helvasıdır. Kırkıncı günü verilir. Seneyi devriyesinde ise Ak Helva verilir. Zaza Türklerinde ölümü takip eden ilk Cuma günü "Un helvası" dağıtılır.ölünün kırkında ise yemek ikram edilir. "Ölü aşı dökmek" Doğu ve Güneydoğu'da çok yaygındır. Alktaylarda ölünün yedinci ve kırkıncı günleri ile yıldönümlerinde "Heyrat" verilir. Karaylarda mayasız ekmek "Mazzah" arpa unundan yapılır ve buna "keder ekmeği" denir. Bütün bunlar ölünün ruhu için yaphılmış. Kansız kurban, saçılardır. Geçmişte bunlar kötü ruhların şerri ve iyi ruhların yardımı için ölünün ruhunun mutluluğu için yapılırken, günümüzde daha ziyade "allah rızası"için yapılır.

Halk inançlarımızda bereketle ilgili inanç ve uygulamaların daima iki yönü vardır. bunlardan ilki ve önemlisi bereketi verecek veya kaldırıcak güce karşı olan vecibelerdir. Bu münasebetle altında inanç olan bazı uygulamalar yapılır. Bazılarının yapılmasından ise, kesinlikle kaçınılır. Bu adeta yaradan ile yaradılan arasındaki ilişkidir. Diğeri ise insanlar ile, diğer canlılar ve çevre arasındadır. Bu durumda da bezğ inanç zeminli uygulamalara önem verilir, bsazılarından ise kaçırnılır. Bu ikinci zemin yaradılanlar arasındaki bir ilişki dünyasıdır. Neticede yaradanı memnun etmeye veya etmemekten kaçınmaya dayanır.

V.Azerbaycan'da, Konak evin yaraşığıdır.(yakışanıdır). Konaktan gizlenilmez. Konağa iyi oda, güleryüz gerekir. Konağa yorğunluk ve rahatsızlıktan bahsedilmez, geliş sebebi sorulmaz, konak gelince dost ve tanışlarda davet edilir. Konağın sözü kesilmez. bu hasletleri biz Kırım Dağıstan Anadolu, Suriye ve ırak'da da gözledik.

Su ve ekmeğin kutsiyeti bütün Türk Dünyasında ortaklık arzeden bir kültür değeridir. Azerbaycan ve Kuzey Mezopotamya'daki su ve ekmekle ilgili tesbitler tamamen Anadolu'da da yaşamaktadır. Çöreye (ekmeye) and içerler. Çöreyi temiz yere koyarlar. Çöreyi ayak altına almazlar. Çöreyi yerde görende kaldırıp üç defa öper gözüste goyar gıraga alarlar. Çöreye haram katmazlar. Çörekten kırıntı çıkarmazlar. Çöreyi sofraya evvel getirirler. Çörek pişirende komşuya ıssı (sıcak) çörek götürürler. Suyu murdarlamazlar. Suyun ağzırı bağlı saklarlar. Korkan adama su içirirler. Pis yuhunu (kötü rüyayı) sabah tezden siya danışırlar. Sefere çıkanın dalınca su atarlar. Buğdayı da ayaklamaz. Suya ve çöreye ant içerler.

Anadolu ve Balkanlar Türk Halk inançlarında suyu kirletmek suyu israf etmek affedilmeyen günahlardan kabul edilir. 1998 yılında Medine bir Türk hacı adayı ile kalmakta olduğumuz otelin sahibi arasındaki bir tartıxmaya şahit oldum. Anadolu'dan oraya giden hacı güvercinler için konulan suyun dökülüp buğdayları ıslattığını insanların ıslak buğdayları ezdiğini temizlenmeleri gerektiğini söylüyor, ancak Arap otel sahibi bir şey anlamıyordu.

Karaçay -Malkar Türklerinde, çocuk iki, üç aylık olup boyununu dik tutmaya başladığında ilk saçı anne tarafından bir yakınına kestirilir. Tören sırasında çocuğun başından kağıtlı şeker saçılır. O esnada akraba ve komşulara "hıçın" adı verilen böreklerden dağıtılır. Saçı kessene hediyeler, fakirlere para dağıtılır.

Türk düğünlerinin her safhasında saçı vardır. Düğünün veya evlenmenin diğer adı "hayır işi" veya "hayırlı iştir". Taraflar ellerinden geldiği kadar hayır işlemeye çalışırlar. Herkes memnun edilmeğe ve herkesin rızası alınmaya çalışılır. Dumrul, Zaza Türk köyünde, gelin ata binmeden önce, kız tarafı "kapı bağı" adı altında, erkek tarafından hediye alır. Bu hediye at, tabanca veya benzeri bir şey olabilir. Hediye alınmadan kız eşikten dıyşarı çıkarılmaz, verilmez. Sorgun'da bu hediyeye "töre" denilir. Nişan kahyasından töre alınmadıkça "kapı açılmıyor" denir. Ömerhanlı Kırmanç türk köyünde damat ve gelinin başına buğday, arpa ve bozuk para serpilir ve "çok çocuklu olması" dilenir. Gelin ve kocası oğlan tarafının elini öperler. Onlarda geline takılar takarlar.

Dere köylerinde düğüne katılan yabancıların getirdikleri para ve içki türünden hediyelere "çaba"denilir.

Gagauzlarda ve Karaim Türklerinde Kuzey Irak'ın Kırmanç ve Türkmenlerinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun bir çok yerinde evliliklerde "Baba hakkı" , "Ana Hakkı", "Süt Hakkı" isimleri altında hediyeler verilir. Ayrıca erkek kardeşe "kardaşlık" adıyla hediyeler verilir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kız evi oğlan evinin itibarlı fertlerine "bohça" çıkarır. Oğlan evi de "Alşan bavulu" gönderir.

Gagauzlarda olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da "yüz görümlüğü" ve "dil Hakkı" uygulaması yapılır. Çemizgezek'de oğlan evine düğünden sonra gidenler"Yüz açılımı" denilen hediyeler de götürürler. Bu tür uygulamalar Karaçay-Malkar Türklerinde "dil tutma" diye tanımlanır. Çıldır'ın Karakalpak Türklerinde "Duvak Açma", "Yüz Aklığı", "Kızlık Belgesi", "gerdek" gibi isimlerle geline hediyeler alınır.

Halk inançların da "Yüzü Nikahlı" "Yüzü Örtülü" güzelliği saklı anlamındadır. Nikahlı dünya'ya gelen ulu kişilerden söz edilir. Hazar Hakanlarının nikahlı dolaşmaları halkın onları uplak yüzleri ile görmelerini önlemek içindir. Bazı dinî posterlerde ulu kişilerin yüzleri örtülüdür.

Çeşitli Türk boylarında ve muhtelif Türk coğrafyasında başlık (Kalın) ve cehiz (berne) uygulaması vardır. Gelin çeyizinden bazı eşyalarını oğlan evine göndereceği bohçalara koyarak gönül alır. Elazığ'da kına yakıldıktan sonra gelinin başına para ve çerez serpilmesi Anadolu'da yaygındır. Bu çerez ve paralar uğur olarak saklanır. Karaim Türklerinde çerezlerin arasında pirinç ve buğday da katılır.

Anadolu'nun bir çok yerinde söz kesiminde "Şerbet"içilir. Gagauz Türklerinde pekmez şerbeti ile birlikte "Lokma" ikram edilir. Bulgaristan Gagauzlarında bu uygulamaya "Goda" denir. Adıyaman'da gelin adayı baba evinin eşiğinden dışarı çıkmadan evvel muhakkak elini şerbete batırır ve kapıya sürer. Çıldır'da şerbet "beh" takıldığı gece içilir. Zara da ise şerbet "Söz kesiminde"içilir. Doğu Anadolu'da nişan bavuluna "tatlılık" olarak çikolata konulmasına dikkat edilir. Ovabağ köyünde şerbetin içilmesi başlığın kabul görmesi anlamındadır. Doğu ve Kuzey Anadolu'da bir kız için "Şerbeti içildi" tabiri sözü verildi anlamına gelir. Kars'da gelin ve damadın yastığının altına yeker konurken, bu yörede gelin ve kaynanın ağzına bal çalar.

Karaim Türklerinde ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kız ve oğlan evleri karşılıklı ziyafetler verir, hediyeler gönderirler. Azeri Türklerinde zifaf gecesi meyve ve şekerlerle süslenen "oğlan Şahı" ve "Kız Şahı"ndaki şirinlikler kapışılır.

Bu saçı veya kansız kurban uygulamasında, ilk saç kesimi hayatın bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Çocuk ilk gömleğinden çıkmak suretiyle yeni bir hayata girmiş ve yeniden doğmuştur. Serpilen şeker, verilen hediye, ikram edilen hıçın ve dağıtılına para saçıdırlar. Hıçın, Kars yöresinde ve Sarıkamış'da "Fıçın" olarak bilinir. Bu ikramda "aş dökme"nin bir nevisi yaşanılmıştır. Çocuk başına kağıtlı şeker dökme saçısı düğünlerde de gelin başına şeker ve para dökümü şeklinde yapılmaktadır.

Bu uygulama Doğu Anadolu Doğu Karadeniz Bölgesi ve Azerbaycan'da da yaygındır. Bu paralar halk arasında kutsal /uğur sayılır. Bekarlar bu parayı almaktla kısmetlerinin açılacağına inanırlar.

Muhtelif vesilelerle helva yapılması, helva dağıtılması, helva kokusu salınması eski ve yaygın bir Türk töresidir. Kuzey Irak'da Türkmen ve Kırmançlar ölünün üçüncü ve ellibirinci günüde helva ve hurma dağıtırlar. Ayrıca bazı yatırların ziyaretinde de helva yapılıp ikram edilir. Doğu Anadolu'da helva özellikle vuma akşamları kavrulur ve konu komşuya dağıtılır. Önemli olan ferahlatıcı bir koku sağlamasıdır. Bu özellikle helvada vardır. karay Türkleri sevinçli ve matemli günlerinde halka helva yedirirler. anadolu'da bazı yatırların ismi "Helvacı"dır.

YAĞMUR DUASI

Yağmur yağması bereket, rahmet olarak algılanmıştır. Yağmurun yağmayışı, kuraklık;çok yağış, sel; yağmur mevsimlerinde daha çok yağması ise fgelaket olarak kabul edilmiştir. Halkımız rahmeti cizbitmek ve kuraklık felaketinden korunmak için Gök-Tengiri inanç sistemi üzerine uilaşan bazı inançlarını günümüze taşımışlardır. Tevhid inancının, son ve en tekamül etmiş dönemi olan İslamiyette bu inançlara İslami sınıflar giydirilmiştir.

Orta Asya veS ibirlya'dan anadolu yaylasına köy ve kasaba gibi yerleşim alanlarına tayınan yağmur duası inanç varlığını göçebe ve yerleşim Türk hayatında korumaktadır.

Eskiden yağmurun yağmadığı zamanlarda, kam'ların yada taşı marifetiyle istedikleri zaman yağmur yağdırdıklarına inanılırdı. Eski Türk inançlarına göre, Kam'lar bulutları harekete getirmekteve Gökten kar savmaktadır. Kaşgarlı Mahmut ünlü eserinde; yaz günü böyle bir olaya tanık olduğunu kaydetmiştir. Bu inanç Türkler arasında sonh derece yaygın bir biçimde günümüze kadar yaşamıyştır. halen Doğu Anadolu ve azerbaycan Türkleri arasında da yaşamaktadır. Trabzon yöresinde sel, fırtına ay ve güneş tutulması gibi ziraata uygun olmayan ve uzun süren, hava muhalefetlerinde ezan ve sela okunur.

Türk hayatında su ve yağmur, hayatın ve bereketin kaynağıdır. Bu yüzden bu mukaddesler arasında kabul edilir. Bunun bir ifadeside, suyun bugünde Türk hayatında "rahmet" sıfatıyla anılmasıdır. İncelediğimiz Kuzey Irak Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da öyle olduğu gibi Türk dünyasının hemen her yerinde yağmur yağıyor yerine "rahmet yağıyor" denir. Böylece onun Tanrını bir iyiliği, bağışı olduğu vurgulanır.

Yağmur duası, Tua Türklerinde de vardır. Burada yağmur duası buğday tanesinin üzerine yazılır. Kazaklar yağmur duasına, "Kün -cayletü" derler. Bunun manası "bulut getirme" veya "bulutlandırma"demektir. Yağmur "jaydın taşı"denilen "yıldız taşı"ile de yağdırılır. "Yağmur Çağırma"nın Türkistan halk edebiyatında geniş yeri vardır.

Irak'da Türmen ve Kırmançlar yağmur duasına çıkar, "Köse" gezidirler. Ahıska'da , yağmur için çocuklar "Kepçe hatun" çömçe gelini süsler kapı kapı gezidirler. Secdegahlara, Pirlere, türbelere kurban kesilir. Hedik kaynatılıp dağıtılır.

Anadolu'da yağmur duası için, halkın gittiği binlerce yerden birisi de Sorgun'un Pürdede köyündeki Pürdede/Pirdede türbesidir. Türbeler sadece yağmurun yağmasına yardımcı olmakla kalmaz. Zeynel Abidin baba'da olduğu gibi onların sel türünden felakatleri önlediğine de inanılır.

Yağmur gayp'dır, rahmet-i İlahiye alametidir. "Yağan yağmur hürmetine" diye dua etmekle zarf söylenip mazruf kastedilmektedir. Allahu Teala'nın sevdiklerini vasıta ederek dua etmek caizdir . Hz. Muhammedin yağmurda başını açtığı ve yağmuru kastederek "Bu Allahdan daha taze ve yeni geldi"dediği ifade edilmektedir.

Azeri Türkleri kuraklığın giderilmesi için, Guba-Golak kentindeki Baba dağında bulunan mukaddes ocaklardan getirilmiş, yedi taşı ortadan delip bir ipe dizerler, daha sonra bir annenin ilk kızına onları suya attırıp ipin ucunu sahildeki ağaçlardan birine bağlatırlar. Ağaç kara ağaç veya Fındık ağacı olmalıdır. Taşlar suda iken,

"Dağ başım
Yaş Başın
Yaş oldum
Üst başım
Suda taşım
Guda taşım
Baba taşım"
Diye tempo tutarlar.

Yukarda da belirtildiği gibi yağmur duası Türk dünyasının ortak ve çok eski bir uygulamasıdır. Günümüzde de Kuzey Irak'da Azerbaycan ve Doğu Anadolu'da bu ortaklık devam etmektedir.

Bereket ile ilgili Kuzey Irak Türkmen ve Kırmançları,halk inançları, Gök-Tanrı inanç sisteminin izlerini taşımaktadır. Buralarda yağmur dualarını şeyhler yönetmektedirler. Dua için cemaat bir suyun başına gider. Burada şeyh suya atılır. Suyun başında def çalınır, zikr yapılır, dua edilir. Bu uygulamayı'da daha ziyade Erbil'de görmekteyiz.

Yağmur duası Anadolu'da yaygın iken köyün imamını bazen de muhtarı suya atıldığını veya su ile ıslatıldığını Doğu illerimizde de görmekteyiz. Gök-Tanrı inanç sisteminde yağmur duasını Kam'ın yürüttüğü ayinde def ve zillerin çalındığı biliniyor.

Anadolu'da "Godi", "Dodi", "Kepçe Gelin"olarak bilinen dinî bereket pratiği Kuzey Irak'ın Türkmen ve Kırmanç bölgesinde "Köse"diye bilinmektedir. Köse'nin yüzü siyaha boyanır. Çocuklar Köse'yi ev ev dolaştırırlar. Evlerde Köseye para verilir. Bununla bulgur ve mercimek alınır; pilav pişirilir ve pişirilen pilavdan her eve bir kepçe üleştirilir. Bu uygulama Erbil ve Kerkük'de yaygındır. Köse dolaştırılırken "Köse geldi Allah'dan yağmur geldi" diye tekerleme yapılır.

Ülüş, Türklerde "Et payı", "üleşmek" paylaşmaktır. Et doğrayan evde baba, dışarda saygın kimse idi. Sofrada baba var ise, hiçbir kimse koyunun baş kemiğine el sürmezdi. Merçe pay anlamına gelirken "ülüş"bir evden diğer eve gönderilen yamak, hayır payı, komşu hakkı idi. Töre bilen kişiye, "Törülüg kişi" deniyordu. Yemek sağ elle yeniyor, kemik sıyrılmıyordu. Tok olunsa da verilen yemek yenilmeli ve küçük parçalar halinde yenmeli idi. "Ağ Otağ" "Kızıl Otağ" "Kara Otağ" Sosyal statüyü gösteriyordu. Dede Korkud'dan bildiğimiz " Kız anasından görmeyince öğüt almaz, oğul atasından görmeyince sofra açmaz"bir ölçü idi. "Konuk" yapmak bir ata buyruğu idi. Anadolu'da bu uygulama "Selamlık" ve" Misafir odası"na dönüştü.

Çömce gelin tekerlemesi Kerkük çocuk edebiyatında;
"Çömçele kızım eş istiri
Allahdan yağış istiri
Açıl ambar ağzını
Verin yağış payını
Verene hatun ossın
Vermeyeni katır ossın deyişi ile yaşamaktadır.

Hamza Zülfikar'ın kesitine göre, Bitlis'de yazın su altında tutulan dövülerek lif haline getirilen odun parçaları Mart ayında yapılacak "Hatre geceleri"ne hazırlanır. Kurutulup gaz yağına batırılan bu ağaç parçaları, Mart ayının son haftasında gece damlarda yakılır, "Allah yavurları batıra, İslamları arttıra "diye bağrılarak baş üstünde çevrilir. Böylece o yılın bereketli ve sağlıklı geçirileceğine inanılır. Bu odunlar sönünce kümeslere konur. Tavuklar bu olaydan sonra yumurtlamaya başlarlar. Böylece kötü ruhların kovulduğuna ve bereketin geldiğine inanılır.

Çorum'da yağmur duasına çıkılmadan evvel, erkek atın kafa tasına ayetler yazılır, eşekten kurban kesilir, kurt ve kuşun yemesi için araziye bırakılır. Haymana'da yağmur duası için At kafasına bazı dualar ve ayetler yazılarak bir akarsuya atılır.

Yolculuklarda kurt ile karşılaşma hayra yorulur. Kurdun gözü hayırlıdır. Kurt derisinden yapılmış para cüzdanının bereketli olacağına inanılır. Halk inançlarında bereketin en büyük simgesi, besmeledir. Anadolu ve Kazakistan'da besmele çekmeden yenilen yemeğin daha evvel şeytanların kapacağı inancı vardır.

Yaylaya çıkmadan evvel Kuzey Irak'da halk Sultan Abdullah, Ömer Merden, İmam Zeynel Abidin'i ziyaret eder. Böylece bereketin artacağına inanılır. Elazığ yöresinin Şamak Türkmenleri yaylaya çıkarken belirli yatırları ziyaret eder ve bereket için dua ederler.

Kuzey Irak Türkmen ve Kırmançlarında, Hıdrellezde kurban kesilir ve Helva yapılır. Gagauzlar Hıdrellezde kurban kesmektedirler. Kesilen kurbanın üzerine tuz serper ve okurlar. Kurbanın kanı akıtılmaz. İşe yaramayan kısımları avluda açılan bir çukura gömülür. Anadolu'dan yapılan tespitlerimize göre, Kars, Erzurum ve Muş'da kurbanın kanı çiğnenmemelidir. İşe yaramayan kısımları gömülür. Kurbanı kesen ilgili duaları okur.

Yağmur duasında kurban kesimi uygulaması Gagauz Türklerinde olduğu gibi yukarıda da belirtildiği gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ve Anadolu'nun sahil yerlerinde de vardır. Sorgun'da yağmur duası için, Pürdede yatırına gidilir. Burada çeşitli hayırlar işlenir, kurban kesildiği de olur.

Ankara Kalecik'de, yağmur duaları cami ve türbelerin etrafında tavaf edilerek yapılır. Kahramanmaraş'da yağmur yağmadığı zaman temsili imamın önderliğinde "Çömçe Gelin" gezdirilir. Bu esnada;
"Çömçe Gelin
Elin hamur
Yüzün Çamur
Ver Allahım
Sicim gibi yağmur" denilerek dolaşıp evlerden yiyecek toplanır. Çömçe gelin su atılarak ıslatılır.

Tunceli'de yağmur duası için, sulak bir yerdeki büyük bir kaya veya tepeler seçilir, kesilen kurbanın eti orada dağıtılır. Adıyaman'da yağmur duası için, kesilen kurbanın etinden yapılan yemekten herkez birbirinin tabağından yer. Ağrı'da yapılan yağmur duasında, önce "yağmur gelini" gezdirilir. Yağmur duasına çıkıldıktan sonra, kurban da kesilir. Çıldır'da yağmur duası için çıkılan Zeder dağının tepesinde kurban kesilir.

Yağmur duası için Kayseri çevresinde, Hamarat, Şeyh Kumra, Selmanlı Pir Ahmet , Pir Ahmet, Selmanlı Talu, Şeyh Turasan, Şeyh Kumalı, Ayrı Dede, Çiftlik Türbesi, Samagir Ziyareti, Karacabey Türbesi, Abdül İlyas Türbesi, Yakup Dede'ye gidilir. Sorgun yöresinde de evvelce belirtildiği gibi bu tür türbeler vardır. Adıyaman'da yağmur duası köyün dışında yapılır. Ağırnas'da yağmur duasına çıkan cemaata "amin alayı" denir. Denizli Çavda bu maksatla Mahmut Gazi'nin türbesine gidilirdi. Çankırı'da yağmur yağması için yüksek dağ tepelerine muska gömülür. Muğla'da yağmur duasından evvel, "Even" denilen bölgede yağmur kurbanı kesilir. Karabük ve Safranbolu yöresinde de yağmur duası için gidilen yatırlar vardır.
Çıldır'da yağmur duası için Aşık Şenliğin Türbesine ve Zeden dağının tepesine çıkılır. Ağrı'da ise yağmur duasına çıkarken şehit mezarlarından toprak alarak suya atarlar. Yağmur duası uygulaması Azerbaycan , Kerkük, Türkistan , Karatatar, Tua, Kazak, Ahıska'lılar da da vardır. İbrahim Havas Hz.'ni ifade edildiğine göre yağmur duasına götürmek isterler. İbrahim Havas;"Beni götürmeyin başınıza taş yağar" der. Bu noktada devreye nefs girmiştir. İbrahim Havas daha sonra yağmur duasına götürülür.

Fırat yöresinde çocuklar su ile oynarsa yağmur yağacağına inanılır. Erzurum ve çevresinde ayın gökte donuk gözükmesi halinde o gece yağmur yağacağına inanılır. Gagauzlarda yağmur duasına toplu çıkılır. Yağmur Duası Türk mitolojisinin en eski ve devamlılık arzeden ürünlerindendir. Yağmur yağdırma ile ilgili dinî sıhri pratikler bütün Türk dünyasına yayılmıştır. Anadolu'da hususi ve Doğu Anadolu'da bu tür uygulamalar çok yaygındır.

Gagauzlarda yağmurdan sonra çıkan "Ebem kuşağı"nın yerden göğe su taşıyan bir hortum ve tulum olduğuna, ebem kuşağının altından geçen kadınların erkek ve erkeklerinde kadın olacağına inanılır. Ebem Kuşağının altından geçme ile ilgili bu inanç Kars ve yöresinde de vardır. Kars Erzurum ve Ağrı'da ebem kuşağını gören çocuklar "yeşili benim" diye bağırırlar. Böylece yeşili sahiplenmekle cennete gideceklerine inanılır. Ebem kuşağı içerikli inançlar Kafkasya Türklerinde de vardır.

Gagauzlarda dumanın bacadan dosdoğru çıkması halinde yağmurun yağacağına inanılır. Ayrıca kargaların bağrışarak toplu halde uçmaları da yağmur yağacağının işareti olarak kabul edilir. Yağmur yağacağı inancına işaret olarak Doğu Anadolu'da halkın emare olarak kabul ettiği benzeri tespitler vardır.

Bereket muhtevalı halk inançlarını içerisinde halk takvimi önemli bir yer tutar. Halk, yağışı kuraklığı havanın soğuyup ısınacağına bu takvimden öğrenir.

Bolu'da yağmur duası için 70.000 taş okunur. Bu uygulama Çankırı da da vardır. Taşlara Şüra süresinin 28.ayeti okunur ve taşlar suya atılır. Denizli'de yağmur dışarı çıkmadan evvel 40 boğumlu iki asma dalı alınır, her bir boğuma birer adet olmak üzere 41 yasin okunur. Bu dallar dereye sarkıtılarak çalıya bağlanır veya toprağa gömülür. Çorum'da 4444 küçük taşa Şüra süresinin 25.ayeti okunup çuvala konup akarsuya atılır.


Zara'da mezar tahtası veya mezar ağacı suya atılırsa, balıklar sudan dışarıya zıplarsa, köpekler atılırsa, köpekler çöplükte yatarlarsa, sıcak günlerde sinekler alçaktan uçarlarsa, yılanlar diri diri yakılırsa, tavuk erken tünemek isterse, kurbağalar çok öterse, güneş çok yakıcı olursa ve bulutlar sabahtan kızarırsa, yağmurun yağacağına inanılır. Ayrıca kül sobanın içinde kalmayıp borudan taşarsa, horozlar akşamdan öterse ertesi gün yağmur yağacağı kanaati hakimdir, inancı vardır. Çemişgezek'te de yağmurun yağacağına dair emare olarak kabul edilen bazı inançlar vardır. Kerkük'de Çarşamba günü yağmur yağarsa, bütün haftanın yağmurlu geçeceğine, akşam grubu sırasında parça bulutlar kızarırsa yağmur yağacağına inanılmaktadır.

Doğu Anadolu'da göçebe aşiretler arasında, yağmur yağarken ve rüzgar eserken yapılan duaların kabul edildiğine dair bir inanç vardır. Azerbaycan Türklerinde halk inancına göre ise, "rüzgarlar göze görünmeyenlerin nefesidir." Rüzgarlar cinlerin 1/3 dür.

Azerbaycan Türklerinin halk inançlarındaki bereketle ilgili inanç ve dinî pratiklerinin Anadolu'daki aynı amaçlı olanları ile benzerliği çok fazladır. Azeri Türklerinde Nevruz arifesinde "Semeni göyertmek" adeti, Zerdüştlükten de evvel vardı ve bolluk mutluluk için yapılıyordu. Nevruz'da yağan ve yerde fazla kalmayan kara "Nevruz karı" denir ve bereket alameti olarak görülür.

Azerbaycan'da ahır Çarşamba günü pencere önüne konulan yumurtaların Hıdır tarafından çizildiğe inanılır. "Karahat" bereketsizliği, "Kırmızı Hat" bereketi anlatmaktadır.

Azerbaycan'da özellikle Nevruz'da bu türden çeşitli etkinlikler yapılır. Bu şenlikler sırasında;

"Heccaler, Hücceler,
Uzanar Gündüzler
Gısalar Geceler
Salnar Torbalar şeklinde deyişler söylenir.
4.MEVSİM MERASİMLERİ

Döneme bağlı törenlerle çok kere mevsimlik merasimler kastedilir. Bunlar daha çok koç katımı, yavrulama, tohum atma, ürün alma türünden uygulamalardır. Yenigün şenlikleri ise, kıştan çıkış, baharın giriş dönemine ve bereket amaçlı dinî pratikleridir.

Yenigün kültür şenliklerinde, eski Türk inanç sistemi, Gök Tanrı İnancı'nın kültlerinden; su, toprak, ateş gibi kültlerin de bulunduğu görülmektedir.

Yenigün ikram şenliklerinde her uygulamanın altında "hayır vesile olması"temennisi vardır. yenigün/Nevruz şenliklerindeki uygulamalardan birisi de helva ikramıdır. Helva kavurmak, koku çıkarmak, komşuya göndermek, kavururken ve yerken geçmişlerin ruhuna Fatiha okumak gerektiğine inanılır. Eski Türk inancındaki, ruhun kabirden çıkıp eski evine gittiği inancı günümüzde de yaşamaktadır, helva kavrulması, özellikle Cuma akşamına rastlatılır, zira Cuma geceleri ruhların ailelerini ziyaret ettiklerini bir hayrat yapıldığını gördüklerinde memnun döneceklerine inanılır.

Ordu'da Mayıs ayının 20'sinde "Mayıs Yedisi" uygulamaları yapılır. Bu münasebetle denize denize girilir ve 7 dalga geçirilir, dilek dilenir ise dileğin olacağına inanılır. Tunceli'de yılın muayyen zamanlarında bazı su kenarlarında iki ırmağın birleştiği yerlerde, çeşme başlarında, ulu ağaçlar altında "Düldül Ayağı" "Gelin Odaları" "Düzgün Baba" gibi kutsal kabul edilen azı mevkilerde özel günler yapılır. Buralarda 2-3 gün gecelenir. Bereket, kısmet, sağlık için dualarda bulunulur. Mumlar yakar kaya ve ağaçlar öperler.

Muğla'nın Yerkesik bucağı Sarnıç köyünde 13 Ağustos'u 14 Ağustos'a bağlayan gece kutsal sayılır. Çevre köylerle birlikte deniz kenarına gidilir. Tören yapılır. Gece yarısı deniz suyunun tatlılaşacağı bu suyun şifa ve bereket verdiğine inanılır. Kastamonu'da verimi düşen hayvanlara Yasin Süresi okunmuş su içirilir.

Sivas yöresinde, "Acele Bacı'ya Helva" diye bilinen bir adak adanır ve niyet tutulur. Tebriz yöresinde, Caferi inançlı Türklerde"Yenigün" münasebeti ile yapılan kutlama kartlarında Kelam-ı Kadim'in resmi Yenigün/nevruz'un Simgesi olan Semeni'nin resmi bir arada verilmektedir. Divanü Lüğat-it Türk'de geçen "Uğut"Sivas ve Tebris yöresi Türklerinde "Fadime Ana Helvası" olarak bilinmektedir. Doğu Anadolu'daki birçok dinî uygulamada Umay'ın yerini Fadime Ananın aldığını görüyoruz. Gök Tanrı İnanç Sisteminde Umay kadınları ve çocukları koruyup kurtarırken, Nahçıvan, Doğu Anadolu ve Erbil yöresinde Fadime ana aynı misyonu yüklenmiştir.

İncelediğimiz Bölgede, "Sofra açmak", "yedirip içirmek" evinin bereketli olmasını isteyen kişi oğlunun boyahıhah bören ıdığına inanılır. Yenigün kutlama sofralarında yedirmek ve içirmek, nimetleri verenin rızasını kazanmak içindir. Bektaşiler "Hak sofrası" ile tanrıdan helal rızık talep etmiş olurlar.

Denizli'de "Bal Tesviri" ve "Karınca Duası"nın işyeri ve evlere bereket getireceğine inanılır. Balıkesir'de Hıdrellezde ateş yakılır, dilek dilenir üzerinden atlanır. Bu merasime "dede Hayrı"denir. 6 Mayıs'da erken saatlerde denize dilek kağıtları atılır. G.Antep'de akarsuya Haymana'nın Kutluhan köyünde 16 Mayıs kutlama Şenlikleri yapılır. Hıdırellez Anadolu ırak ve Kafkasya'da daha ziyade bolluk ve bereket için kutlanır.

Hıdrellez'de yapılan uygulamalar çoğunlukla bereket muhtevalı.Hızır inancı özellikle Zazaca konuşan Türklerde çok güçlüdür. Her yıl Ocak ayının son haftası ile şubat ayının ilk haftası arasında Hızır Haftası şölenleri yapılır. Bunlar, sünnet, şükran ve talep şölenleridir. İnanca göre hızır "darda kalan, sıkıntıda olan insanların yardımına koşan ulu bir varlıktır." Bu haftada üç gün oruç tutulur. Orucun sonunda pişirilen çörekler, yatır ve Ata mezarı gibi kutsal mekanlarda dağıtılır. Komşulara ve çocuklara Hızır Lokması, dağıtılır. İftara doğru ise kurbanlar kesilir. Yapılan dualarda Allah'dan bereket, bolluk, kısmet, nimet, saadet ve sağlık istenir. Hızır gayp'dan dilek sahibi muhtaçlara elma sunacağına inanılır. Hızır, eski Türk inanç Sisteminde, yolda kalanların yardımına koşan Boz atlı yol iyesi olarak tasavvur edilmiştir.

Soya, koyunların döllenmesi günü yapılan şenliğe verilen addır. O gün, kuzular, ana karnında canlanmış, hayat bulmuş kabul edilir. Bereket ile ilgili bu şenlikler bayram niteliği taşır. Bu bayram, Kars ve civarında "Saya Kutluluğu" adıyla da kutlanır. Doğu Anadolu yöresinde, hayvancılıkla uğraşan hemen her ilde döl almayla ilgili şenliklerin yapıldığı, o günün kutlandığı görülmektedir. Döl olmanın bereketli olması için yapılan şenlikler, şüphesiz başlangıçtaki inançlarda görülen iyeleri memnun etmek için yapılan merasimlerin kalıntılarıdır. Onları melun etmek suretiyle, döl almanın bereketli geçeceğine inanılırdı. Saban Toyu da bereket muhtevalı bir uygulama olup farklı isimlerle Kırım, Dağıstan Azerbaycan, Anadolu'da ve Tatar Türklerinde yaşamaktadır.

G.antep'de ambar ve alanların kapı başlarına bereket celbetmesi için hayvan boynuzu çakılır. Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu'daki bu uygulama Azerbaycan, Kafkasya ve Nahçıvan'da da vardır.

Kızıl öküz, Türk Halk sufizmine göre dünyayı boynuzlarının üzerinde tutan öküzdür. Buz bunun Türk Dünyasından secitli varıyantlarını derledik. Etrüsk Türkleri üzerinde çalışan hemşehrimiz Polat Kaya bu tespiti Kızılderili Türkleri arasında da tespit etmiştir. Bize göre Anadolu ve Balkan Türkleri arasındaki varyantı daha düşündürücüdür.

Basına dönne aziz varlıklar için olurken V.Azerbaycan'da çiftçi öküzünün başına dönebilmektedir. Zira onun hakkı geçmektedir. O, "Allahın Garip Hayvanı"dır. O "Allah'ın dilsiz çaresiz bir yarattığı'dır.

Karapapağ Türklerinde "başına dönme" değişine açıklık getiren tespitler yaptık. Aziz insanların hastaların başına koç, koyun dolandırılır. Borçalı'da eşi ağır hasta olan bir hanım, eşini karyolası ile birlikte odanın ortasından getirir, çocuğunu kucağına alır ve sabahlara kadar eşinin etrafında dolanır. Bu esnada "Allahım eşim ölmesin ben dul kalmayayım çocuğum yetim kalmasın"der. Şafak sökerken hasta baba toparlanıp kalkar ve anne ölür.

Borçalı'da bir ev hanımı her gece çocuğu ile evinden bir yere gider. Bir gece eşi hanımını takip eder. Anne, önündeki ocak yanan kara bir devenin bulunduğu yerdeki geyiklerin sütünü sağıp çocuğuna içirdiğini görür. Kocası eşi ile orada görüşür. Kadın "bunu bana yapmamalı idin" der. Geyik sütünden yapılmış mamayı eşine verip çocuğu bu mama ile beslemesini söyleyip oracıkta ölür.kadın ölmeden evvel eşinden bu ocaktan eve ateş götürmesini de ister. O ocaktan olan kül dışarı dökülmez. Bu eve bir gün bir geyik gelir. Bu ocağın külüne boynuzunu sürer. Geyiği iki ermeni avcı vurmak için takip etmektedir. ev sahibi, ermeni avcıya beğendiği bir hayvanı vererek geyiğin vurulmasını önler. Buraya Kara Nez Ocağı denir. Bu ocak üzerine yemin edilir.

"Basına men dolanım,
Men dönüm men dolanım
Ölme, ölme yazığam
Kölgende men dolanım

Boynunu ben yağlarım
Yaman (fena) gözü dağlarım
Tek çek meral öküzüm
Geri galsan ağlarım"

İzmir'de belirli zamanlarda hanımlar toplanarak 40 çeşit yiyecekten meydana gelen "Zekeriya Sofrası" "Güllü Yasin Sofrası""acele Bacı Sofrası" "40 Yasin Sofrası" M.Maraş'ta "Süat Sofrası" ve dilek dilenir. Böylece bereketin artacağına inanılır.

Çiftçi hayvanını nazar edecek gözü dağlamayı ve onun geri kalması halinde ağlamayı vaad ediyor.

Azerbaycan'da bir şahsın şerrinden Kem gözünden korunmak için sap(ip) yedi kat yapılır ona düyüm vurulur (atılır) ve;

Gedirem yağı kimi (gibi)
Bihiheybetin dağı kimi
Dil-ağzını bağlayıram
Corab bacının Dağı kimi, denir.

Bu uygulamaların altındaki sufistik düşünce yaradılanların hoş tutularak yaradının rızasını kazanmaktadır.

V.Azerbaycan'da "Bayram Sofrası"açılır. Bayramda sefere çıkılmaz. Bayram'da al-ver (alış- veriş) elemezler. Bayram günü elçi gitmezler. Bayram günü baş tıraşı olmaz. "Süm bayramı"nda kazan asarlar. Nevruz'da Keybet Kırmazlar (gıybette konuşmazlar). Nevruzda atı iti vurmazlar. Tür Halk inançlarındaki bütün bu ikramlar yaradanın rızasını kazanmak için yapılmış saçılar, kansız kurbanlardır.aziz kabul edilen bu günlerde, yaradanın onaylamadığı şeylerin yapılmasından özellikle kaçınılır. Dilsiz. Çaresiz hayvanlara azap çektirmekten sakınılır.

Hayvanlara karşı iyi davranmak onlarla olan ilişkinin temel prensiplerindendir. Onlarla adeta konuşulur, onlar nazlatılır onlara maniler söylenir, gönülleri hoş tutulur. Zira onlarında kişi de hakları vardır. Onlara yapılan haksızlığın hesabı da sorulacaktır. Bu dünyada sorma şekillerinden biri de berekettir. Bu ilişki özel dönemlerde ekim, biçim, saya dönemlerinde daha bir hassasiyet kazanır. Biz, Azerbaycan dan yapılmış bu tür Holover örneklerini Ardahan, Iğdır ve Kars'da yaşayarak görmüştük.

"Sarı öküz, senden bu du dileyim,
Bir gönlüyü tamam gerek ekesen
İstemirem ahşama dek çekesen
El töhmetin üstümüze dökesen"

"Bu saya kimden geldi !
Adem atadan galdı
Adem ata gelende
Gızıl öküz duranda
Bağda Sümbül salonda"

V.Azerbaycan'dan seçtiğimiz bu soya örneklerin benzerlerini A.Haluk Çay Anadolu'dan örneklemiştir.

Bağlamak, bağlanılmak, bağlı olmak halk kültürümüzde bir inanç kotudur.

Azerbaycan'da "Saya" yazbaşı bereket merasimlerindendir. Döl aliminin bereketli olması için yapılır. Bu merasimlerde orta oyunları oynanır. Çoban paltarları (giyisileri) giyinilir, ellerine sopa alınır, çoban köpekleri, deve, at ve koyunlarla köyün evleri tek tek gezilir, nameler okunur, evlerden pay toplanır, okunan namelerde, bol döllü bereketli bir yıl temenni edilir. Sayacılar evlerden yığdıkları koyunları koyunsuz evlere paylaştırır.

Köy seyirlik oyunları, orta oyunları hayvan taklitli oyunlar bütün Türk dünyasında kaynağını bereket merasimlerden alırlar. Bunların, Dağıstan, Kırım, Anadolu'da ve Kuzey Mezopotamya'da örnekleri görmekteyiz.

Azerbaycan mevsimlik merasimlerden "Şum merasimi"mahsul toplandıktan iki hafta sonra yapılır. Ağustos ayının ortalarına tekamül eder. Bu Hodakcılara Honca çıkartılır. Honcaya, mendil, beyaz gömlek, çorap, çeşitli şirinlikler, taze buğdaydan yapılmış gavurga asılır. Toprağın şumlandığı yarda kurbanlar kesilir. Kazanlar asılır, üç gün şenlik yapılır. Kolu komşu şum yerine pay gönderir. Burada yarmalı aş pişirilir yenilir. Hastalara ve yaşlılara Şum yerinde pay gönderir. Şum yerinde tongal galanıp (büyük ateş yakılır) yallı çekilir (bar tutulur). Ateşin üzerinden atlanirken horla okunurlar. Horla'larda Qara Göy (kara gök), Ağ Gök ( Beyaz Gök), Göy Gök (mavi Gök) diye nakaratlar okunur. Kara, Beyaz ve Mavi gökten bolluk istenir. Bu merasim toprağı azizleme uygulamasıdır.

Toplu halde tongal galayıp üzerinden atlanırken;
"Ağırlığım-Uğurluğum
Bu tangala dökülsün". Akar sudan atlanırken de ; "Ağırlığım Uğurluğum
Bu suyun üstüne dökülsün" denir. Akarsudan ufak taşlar toplanır. Bunlar evin dört köşesine atılır ve su evin köşelerine çiselenir. Böylece bereket olacağına inanılır.

"Ade, çağır Heseni
Su apardı Süseni
Ağrım Suya Çilesin
Hacı suya dilensin
Sel Çaparsu Çöpar"denir.

Bazı yörelerde Nevruz ateşi tepelerde hazırlanır, ateşi yakmak için güneşin doğması takip edilir. O anda onu selamlayarak yakılır. Buna Godu Han'ı selamlamak denir. Buradan herkes kendi meşalesini yakar öz ateşlerini yakmak için buradan ateş götürü, çeşitli nağmeler söylenir.

Godu Han Gudu Han
Söndürmek odu Han
At üste gad getir
Ulusa od getir
Godu Han daldadır
Al atı yoldadır

Godu Han Goy Handır
Godu Han Dağ Handır
Godu Han Ağ Handır
Don titek Godu'ya
Ark çekek Godu'ya

Godu-Godi bir esma mı bilemiyoruz. Anadolu'da yağmur - rahmet dileme merasimlerinde kepçe gelin gezdirilirken söylenilen tekerlemelerde de "Godi-Godu" ismini görüyoruz.

Nevruz 20-21 ve 22 Mart'da yapılır. Çiftçilerin bolluk bereket temenni ettiği bir bayramdır. Halk Nevruz'a kırk gün kala bayram hazırlıklarına başlar. İlk çarşambaya kadar büyük temizlik yapılır. Sayacılar, uygulamalarını başlatırlardı. İkinci çarşambaya kadar zirai hazırlıklar tamamlanır. Buğday, Arpa kuyuları açılır. Kışlığı gurtaranlara( kışlık erzağı bitenlere) yardım edilir. Semeni, hedik, gavurga hazırlanır. Üçüncü Çarşamba veya su çarşambasından özel şenlikler, ayinler inanışlar sergilenirdi. Ahır Çarşamba (son çarşamba) da bayram uygulamaları doruğa çıkar.

Semeni Hançası nevruz akşamı bayramı evinde yalnız geçiren kimselere ziyarete gidilir. Onlara sümbül, semeni aparılar(götürülür). Semeni Kuru bir sümbül olunca buna sümbül Hancası denir ve bu çeşit meyve tatlılarla süslenir, boşalan kaba boyanmış yumurta, kavurga v.b şeyler konulur.

"Men sihirli sünbülem
Men hayırlı sünbülem
İnsanlara göreyem
Bereketem Çöreğem"

Azerbaycan türk mutfağının çomk bilinen nevruz yemekleri, şirnijjat (tatlılar), "şeker burma, paklava, şeker çöreyi, külçe nan, bamiye, helva feselinin, sütlü aş"dır.

Nevruz payı, nevruz'da nişanlı kızlara oğlan evinden Nevruz payı gönderilir.nevruz sirniyatı bezedilmiş yumurta, rengareng mumlar, kırmızı yaylığ kırmızı ipek kumaş, habele,kızın anasına, atasına, bacısına hediyeler.
Ahır Çarşamba günü evin büyüğü erkenden kalkan hiç kimse ile konuşmadan ellerini una bular (unlandırır) evin duvarlarına vurur. Böylece bereketin artacağına inanılır. Aynı gün bağda bar vermeyen ağcı sahibi balta ile kesecekmiş gibi yapar olaya şahit olan bir çiftçi "kesme ben şahidem bu ağaç meyve verecek"der, meyve vereceğine inanılır. Buğların bereketi artar. Sofranın bereketinin artması için de sofraya her neviden yiyecek konur. 7 tür olmasına dikkat edilir.

Hiç kimse ile konuşmadan "lal/su"ya gitmek, ahır Çarşamba günü bereket uygulamalıydı. "Ses tutma", "ses sakınma" inancı ile ilgilidir. Ayağına basamayan çocuklar için köstek kestirinceye kadar konuşulmaz. Degine arayıcılar büyücü definelerde konuşmaz, nihayet yeni gelin büyüklerinin ve yabancının yanında, görünmeyen güçlerin zararından korunmak için konuşmazlar.

Hıdır Nebi Merasimi, küçük çille'nin çıkması münasebeti ile yapılır ve üç gün sürer. Birinci gün toprağa ayrılmıştır. Toprağın üzerinde od galanar (ateş yakılır) toprağın üzerinde od galanar (ateş yakılır) toprağın nefesi ısıtılır. Bağlar temizlenir, ikinci gün her öküzün adına üç tuzsuz kömbe pişirilip öküzlerin karnının altından geçirilir.

"Hıdır Nebi Hıdır İlyas
Bitdi Çiçek oldu yaz"

gibi nameler okunur. Bayramın üçüncü gürnü çiftçilere ayrılmıştır. Boz atının sırtından gelecek Hızır Nebi'nin toprağı ısıdan ateşinin yanışı ile, güneş ve su'yun insanlara sağlık getireceğine güman edilir (inanılır). Hızır nebiye çeşitli nameler okunur. Anadolu'da olduğu gibi Nevruzla da karıştırıldığı olur.

Güneşe kurban aparma (götürme), güneşe yapılan kurban ayini de nevruz da yapılır. At, deve, keçi, koyun, güneşe kurban edilir. Yüksek bir tepinin üstüne tangal galanır. Sonra tepeden inilir. Bir kişi kurbanı çeker götürür. Bir kişi de cilavu tutar. Elinde balta vardır. Güneşin ilk ışıklarında hayvanlar ateşe atılır. Güneş doğduktan sonra tangelden evlere küsöy götürülür.

Türk halk inançlarında Nevruz, Hıdrellez., gibi ahır çerşembe'de bu kült oluşmuştur. Anır Çerşembe ile ilgili inançları daha ziyade Vahit Azerbaycan (Güney-Kuzey Azerbaycanlar ile Nahçıvan)Kuzey Mezopotamya'nın batı bölgesi, Anadolu'nun Kuzey doğusunda görmekteyiz. Ahır Çerşembe günü Ocak'da kızdırılmış şişle dağlanıp korkutulan hayvanın sütünün artacağına inanılır. Anadolu'da meyveden kesilmiş ağaç balta ile korkutularak veriminin artacağına inanılır. Anadolu'da meyveden kesilmiş ağaç balta ile korkutularak veriminin artacağına inanılır. Ahır Çarşamba gününde de bazı Kutlu gün ve gecelerle ilgili inanlara inanılır. "ahır Çarşamba günü bir saatliğine çaylar dayanır (akmazlar). Ağaçlar dallarını eğdirip toprağa değdirirler"inancı vardır.

İbadetlerin yapıldığı dönemler gibi yapanın şartlarının da önemi vardır. ahır Çerşembe de dualar dilekler kabul olur. "Gencin yaptığı ibadet taş üzerine yazılmış gibidir silinmez. Yaşlının yaptığı ibadet su üzerine yazılmış gibidir, akar gider"inancı vardır.

Gençler çocuk yaşta ibadete teşvik edilir.

"Ya melek Yahya melek
Hafızı Melek, tenzili melek
Kabrimize vardığımızda
Soru sualimizi versin melek" veya
"Nereye gittin, hak kapısına gittim
Neye vardın? Hz. Ali'ye vardım.
Hz.Ali'nin izniyle iki elleri duada
Gökte bir ağaç yaptığı Kur'an-ı Azimişsan,

Türkçe duası okunur. Anadolu ve Balkan Türkleri arasında bu duaya gecede yedi kere okuyana cehennem haram olur, inancı vardır. Bu şekilde yetiştirilmiş çocukların ileride ellerini ve evlerinin bereketli olacağına inanılır.

Urfa'da "Azime" diye bilinen bir uygulama vardır. Buna göre, bir tasa su konulur ve bu su okunur. Böylece o eve bereket geleceğine ve halkının hastalanmayacağına inanılır. Çorum'da; "Yıldızname", "Vasiyetname", "Uğurlu Abbas", "Kesikbaş", "Şahname", "Mercan", "Çevirgil", "Uhruç", "Karınca duası", okunur. Denizli'de ise "Bal Tesviri okunur.

Giresun'da 14 Mart günü "Mart Bozulması" yapılır. O gün eve dışardan gelen kimsenin sevilen bir kimse olması halinde yılın uğurlu ve bereketli geçeceğine inanılır. Bilecik de 6 mayıs Hıdrellez günüde ateş yakılıp üzerinden atlanırken "Kırklar tepesi"ndeki yatırlar tavaf yapılıp Hızır'dan dilek dilenir.

Bu tür misalleri çoğaltmak mümkündür. Göklerde ve yerdekilerin hepsinin sahibi olan Allah'ın izni olmadan O'nun katında kimse şefaat edemez.

SONSÖZ

İncelediğimiz coğrafi alan Doğu Anadolu'da, onun güneyine uzanan kuzey Irak ve Kuzey Suriye ile Kuzey ve doğusunda uzanan Azerbaycan'da K.Kafkasya, Dağıstan ve Kırım'da, din tabakalaşması itibariyle bir bütünlük bulduk. Doğu Anadolu'nun doğusunda kuzeyindeki ve güneyindeki coğrafi uzantının, halk inançları bağlamında bölge dinlerin katmanlaşması bakımından aynı karakteri arzettiğini gördük. İncelediğimiz bölge, malzeme (dinî pratik ve halk sofizmi) bakımından Anadolu'nun batısı ve Türk dünyasının karşılaştırma imkanı bulabildiğimiz diğer bazı bölgeleri itibariyle özde aynilik arzetmekte, önemli farklılıklar arzetmemektedir.

İncelediğimiz bölgede, dinler Tarihi itibariyle derinlemesine irdelenmesinde; İslamiyet, Hıristiyanlık, Yahudilik ve "Gök Tanrı inancı"nı esas aldık. Anadolu'da islamdan örneklemeler yaparken, sadece Sünni kabul edilmeyen İslam mezheplerinden Şii, Alevi ve Bektaşi inançlardan da örneklemeler yapabildik. İslam tarikatları itibariyle ele alırken halk tasavvufundan örneklemeler yapmaya çalıştık.

Hıristiyan inançları izlerken konuyu sadece Ortodokslar ve Gregoryanlar itibariyle irdelemeye çalıştık. Musevilik cümlesinden konumuzla ilgisi bakımından sadece Karayları örnek olarak aldık. Ayrıca Zerdüşizm ve Yezidi inançlarına bölgede hüküm sürdükleri için değindik.

Gök Tanrı inanç sistemi itibariyle, örneklemeler yaparken, Türklerin Tarih Boyunca mensubu oldukları Manizm, Lomaizm, Budizm gibi diğer dinlere fazla yer vermedik. Gök Tanrı inancının, muhtelif tarihi Türk devletleri itibariyle örneklerini verirken, Saka-İskit Hun, Hazar, Sümer, Etrüsk devletlerindeki dinî yapı üzerinde durmaya çalıştık.

Anadolu'daki, Türk kesimleri itibariyle örneklemeler yaparken; Türkmen, Karapapak, Azerbaycan Türkleri, Türkmen, Avar, Kumuk, Karapapak, Karay, Karaçay, Malkar gibi Türk unsurların üzerinde durduk. Tabii ki, Türk boyları ve kesimleri bu kadar değildir.

Yapmış olduğumuz inceleme ve karşılaştırmalar neticesinde ele almış olduğumuz beş bölgede inanç katmanlarında tesadüfle izah edilemeyecek kadar büyük bir benzerlik tespit ettik. Dağıstan, Kırım, K.Kafkasya, V.Azerbaycan, Anadolu ve K.Mezopotamya'da ortaya çıkan bu benzerliklerin temeli İslam öncesi Türk İnancı olan "Gök Tanrı Dinî"ne dayanmaktadır. Bu durum incelediğimiz bölgelerde yaşayan ve kendilerine farklı etnik kimlik kazandırılmak istenen insanlar arasında farklılık olmadığını da ortaya koymaktadır. Kuzey Azerbaycan'da yaşayan bir Azeri ile Kuzey Irak'ta yaşayan bir Zaza veya Kırmanç'ın, hatta Doğu Anadolu'da yaşayan bir Gregoryan'ın Kırım'da yaşayan bir Karay'ın aynı gelenek ve göreneğe sahip olması, aynı inancı taşıması bir rastlantı olarak değerlendirilmez.

Günümüz Türkiye'sinde içerden ve dışardan yürütülmekte olan etnik farklılaşma çalışmaları sonucunda karşılaştığımız durumu bu çalışmamızda çerçevesinde değerlendirdiğimiz zaman bu çalışmaları yapanların bilim ve gerçeğe ihanet ettiklerine şahit oluruz. Çünkü etnik farklılığın temelinde kültür farklılığı vardır. Kültürel açıdan aynı temele dayanan toplumlar etnik açıdan farklılaşmazlar. Dul, dun, müşterek tarih gibi unsurlarla şekillenen kültür, toplumları birleştiren, onları millet yapan yani onları"etnik bir yapıya"kavuşturan en önemli unsurdur. Kuzey Irak'taki, Kuzey Azerbaycan'daki ve Doğu Anadolu'daki insanlar aynı gelenek ve göreneklere sahip iseler, aynı inanca bağlı iseler; geçmişlerinde de aynı inancın izleri varsa, bunlara farklı etnik kimlik aramak; bilim ve gerçeğe aykırı olur.

Araştırmamızın en önemli noktalarından biri Doğu Anadolu'da yaşayan Gregoryanlarla ilgili olarak vardığımız sonuçtur. Bu araştırmamızda Doğu Anadolu'da yaşayan ve Hıristiyanlığın Gregoryan mezhebinde olan Ermeni vatandaşlarımızın İslam öncesi döneme ait eski Gök Tanrı inancının izlerini taşıması; bölgede yaşayan bu insanların büyük çoğunluğunun etnik bakımdan Kuzey Azerbaycan ve Kuzey Irak ve bütün Türkiye'deki insanlarla aynı kökten geldiklerini ortaya koyar.

Araştırmamızda ele aldığımız beş farklı bölgedeki inanç tabakalaşması çalışması Kafkasya'nın diğer bölgelerinde, Balkanlar da hatta Kıbrıs'da dahi aynı çizgide yürütülebilir. Yapılacak böyle bir çalışma buralarda yaşayan insanlarımızın aynı ortak kültür materyallerine sahip olduklarını gösterecektir. Türk dünyasının birliği ve Türk kimliği ile kültürünün korunması bakımından bu tür çalışmaların yapılması ve yaygınlaştırılması gereklidir.

Burada halk inançlarının halk bilimi itibariyle önemi üzerinde durmayı düşünmüyorum. Bununla beraber halk inançları sadece inanç kültürü coğrafyasındaki kesimlerin ortak değerlerini göstermesi itibariyle önem arzetmemektedir. Bu çalışma alanı, nesiller arası başkalaşmayı kesif olarak yaşadığımız günümüzde gerçek bir bağdır, köprüdür. Tutuculuk çehresi olabilir, biliminin kaybolmaya yüz tutan hazineleri adına bu çehreye itibar kazandırdığı da söylenebilir.

Çalışmamızın daha ihateli olabilmesi için, Türk tarikatları ve Anadolu Türk tarikatlarının halk inançları itibariyle irdelenmesinin zaruretine de inanmaktayız.

Eski Türk inanç sistemi çok güçlü olduğu için, Arap futuhatı döneminde çok Türk kanı döküldü. Aynı şekilde Eski Türk İnanç Sistemi çok güçlü olduğu içindir ki, Allah'ın son tebligatını almakta zorlamadık. Ahmet Yesevi Hazretleri Türk İslamın yorumunu getirmese idi, Hz. Muhammed (S.A.V) tebliğatının Türklerin irşatında nasıl verilmesi gerektiğini belirlemese idi, belki Türkler Muhammedi olmazlar ve belki de daha çok kanlar dökülürdü. Arap futulahı, Uluğ Türkistan'da kan dökmenin dışında Türklere İslamı açamaz mıy dı? Sorusu hala sorulmaktadır.

Üzerine çalışmalarımızı sürdürdüğümüz Ahmet Yesevi -Hacı Bektaş bağlantısının halk inançları boyutu ve Anadolu Horosan erlerinde halk inançları konusu derinlik kazandığı nispette, halk inançlarının kültürümüz içerisindeki yeri daha iyi anlaşılabilecektir.

Çalışmalarımızı halk sufizmi adına yaparken, sufizm boyutunun hale yeteri canlılığı kazanmadığı kanaatindeyiz. Hukuki Sultani diğer adı ile Hukuki Örfi'yi Türk Hukuk Sisteminde Şeriat hukukunun üstünde tutmuş olmayı hala halk inançlarından hareketle yapabilmiş değiliz.

Muhiddin Abdal güvercin donuna girmişti. Kişinin sırtına açık beş parmakla vurmak, yiğitlik icazeti vermek demekti. Açık beş parmağını arkaya vurmak "pirlik damgası"nı vurmak anlamına geliyordu. İmamet inançlı Türklerde bu şekilde el, mezarlarda imamete işaret ediyordu. Uluğ Türkistan'da evliya adlarına "Ata" kelimesi de eklenir. Evliyalık "Ata Kültü" ile ilgilidir. Özbek evliyalarından Alev Hoca aynı zamanda Alev Ata'dır. Anadolu'da birçok ulucanın ismine aynı zamanda "Baba" veya "Hoca" kelimeleri eklenir. Özbek araştırmacılara göre Avesta da Harezm'de yayılmıştır. Yunus Emre'deki "bir ben vardır. benden içeri" ifadesindeki ikinci "ben" kişioğlundaki kuvve mi idi?.....

Türk halk sufizminin iyi anlaşılması Yesevilik kadar Zerdüşizmin de iyi anlaşılabilmesine bağlıdır. Bu arada Türkistan ile Türkiye arasındaki etkileyici diğer inançlarda halk inançları itibariyle incelenebilmelidir.

Bizim arayışı içerisinde olduğumuz husus, Gök Tengri inancının hak dinî ve bu inanca mensup olanların ehli kitap olup olmadıkları hususu değildir. bu inanç sistemi uygunluğu nispetinde yani esasına taalluk eden temel prensipler vahya dayanan bütün dinlerin esaslarına uyduğu nispette muteberdir. İslamiyet geldikten sonra başka bir dinî yol tutan kimsenin bu tutumunun İslama aykırı bir davranış olduğu aşikardır. Bu inanışın İslam dinî nezdinde bir geçerliliği olamaz. İslam'da meleklerin ve bütün insanlığın lanetine uğranılabilir. Ancak; İslam'da melekler ve peygamberler ilah değillerdir. Biz bu çalışmamızda Muhsinlerden olabilmek için sadece gayret gösterdik.

1