ÇEYİZ
VE EV EŞYASI
A) Çeyiz Terimi Ve Kapsamı:
Çeyiz sözcüğü arapça "cihaz'"dan gelmiştir. Cehiz
yerine çeyiz şeklinde kullanımı yaygındır. Arapça "tef'îl" vezninde
"techîz"; hazırlamak, donatmak, geline çeyiz hazırlamak demektir. Kur'an-ı
Kerîm'de kullanımı şöyledir: "Yusuf kardeşlerinin zahire yüklerini
hazırlayınca, su tasını öz kardeşinin yükünün içine koydu." (Yusuf, 12/70)
Bir fıkıh terimi olarak çeyiz; evlenecek kız çocukları için
hazırlanan her türlü şahsî eşya veya ev eşyasını ifade eder. Günümüzde
özellikle kadının evlenirken koca evine götürdüğü eşyaya bu ad verilmektedir.
Çeyiz eski çağ toplumlarında, Yunanlılarda ve doğu ülkelerinde
kocanın, evleneceği genç kızın babasına ödediği bir bedeli ifade etmek üzere
kullanılmıştır. Ancak zamanla toplum örflerinde değişiklikler olmuş, kimi
toplumlarda bu bedeli erkek değil de kadın, daha doğrusu evlenecek kadının babası
ödemeye başlamıştır. Bu uygulama ile günümüz hristiyan ve yahudi toplumlarında
görülen "drahoma" arasında benzerlik vardır.
Eski Türklerde çeyize "kalım" adı verilirdi. Kalım, kız
ailesine verilen ve miktarı ailelerin malî durumuna göre değişen belirli miktar eşya
veya hayvandan ibarettir. Bu, zengin ailelerde yüz at veya iki yüz koyuna kadar çıkar.
En azı için bir sınır yoktur.
İslam'da evlenecek kıza ana-baba veya koca tarafından çeyiz
hazırlanması, aile yuvasının kurulmasında önemli mali haklar arasındadır. Ancak
çeyizi kim hazırlayacaktır? Kızın ana-babası mı, koca mı? Kocanın
hazırlayacağı çeyiz mehir niteliğinde midir? Kadın alacağı mehirle çeyiz
hazırlamak zorunda mıdır? Bütün bu sorular ve evlilik sona erdikten sonra ev
eşyasının ayrılması konusundaki anlaşmazlıklar çeyiz eşyasının kime ait
olduğunun bilinmesini gerektirmektedir. Aşağıda bu soruları cevaplamaya
çalışacağız.
Hanefilere göre kadın kendisine verilen mehirle veya şahsına ait
malla çeyiz yapmaya zorlanamaz. Kadının babası da kendi malından çeyiz yapmak
zorunda değildir. Kadının koca evine hiç çeyizsiz veya kocanın verdiği mehre uygun
olmayan bir çeyizle gönderilmesi mümkün ve caizdir. Çünkü bir kadın evlendikten
sonra onun geçimini sağlamak kocasının üzerine vaciptir. Ev temin etmek ve bu eve
gerekli olan eşyayı almak da bu görev kapsamına girer. Ancak koca çeyiz için
başlık vb. adla para vermişse kız tarafının buna uygun çeyiz hazırlaması gerekir.
Diğer yandan mehir, hazırlanacak çeyizin karşılığı değildir. O, kocanın eşine
bir armağanı (atıyye) veya kadının cinsel yönlerinden yararlanmasının helal
olmasının karşılığıdır.
Bununla birlikte kızın ana-babası örfen böyle bir çeyiz
hazırlamışlarsa, bunlar kızlarına ait şahsi mülk sayılır. (bk. en-Nisa, 4/4; İbn Abidin, a.g.e., II, 505 vd, 898.
ez-Zühayli, a.g.e., VII, 312; Bilmen, a.g.e., II, 148; Döndüren, a.g.e., S: 330, 331)
Malikilere göre kadının, teslim aldığı mehir karşılığı kadar
çeyiz hazırlaması gerekir. Evlilikten önce mehri teslim almamış olursa, o ancak iki
durumda çeyiz hazırlamakla yükümlü tutulabilir. Kocanın nikah sırasında şart
koşması veya bu konuda örf bulunması. Dayandıkları delil örftür. Çünkü toplum
örfünde çeyizi hazırlamak kadın tarafına gerektiği gibi, erkek de mehri bu gayeyle
vermektedir.
Çeyiz eşyası ister kızın ana-babası tarafından isterse mehir
karşılığı olarak koca tarafından yapılmış olsun, bu eşya kadının hakkı ve
malı sayılır. Bu yüzden kocanın kadına ait çeyiz eşyasından yararlanması
hanımının iznine bağlıdır. Babanın erginlik çağına gelmemiş kızı için
hazırladığı çeyiz eşyası, teslim edilmemiş olsa bile bu, kızın malı sayılır.
Erginlik çağına girdikten sonra hazırlananlar ise kıza teslim edilmedikçe onun
mülkiyetine geçmiş olmaz.
Çeyiz eşyasının hazırlanmasında gerçek ihtiyaçlar dikkate
alınmalı bu konuda israf ve savurganlıktan sakınılmalıdır. Günümüzde pek çok
müslüman aile, daha küçük yaştaki çocuklarına büyük masraflarla çeyiz
hazırlamakta, bu konuda israf ve ifrata düşmektedir. Çocuğun en büyük çeyiz ve
süsünün ona öğretilen ilim, edep, ahlak ve fazilet olduğu unutulmamalıdır. Genç
bir kızın evleneceği erkeğin evine götüreceği en değerli şey iffeti, edebi ve
salih amelleridir. Ev eşyasında olan eksikliklerin giderilmesi mümkün ve kolaydır.
Fakat ahlak ve mürüvvet eksikliğini gidermek, haya perdesi yırtılan kişiyi yeniden
hayalı ve edepli hale getirmek güçtür.
Çoğu zaman yapılan çeyiz eşyasını kullanmak için bir ömür
yetmemektedir. Bunların çoğu sandıklarda yarım yüzyılın üzerinde kalışı
yüzünden modası geçmekte, demode olmakta, rutubetten ya da haşeratın etkisinden
dolayı telef olup gitmektedir. Bu kadar el emeği ve göz nuru dökülen eşyada israfın
manevî bir hesabı olmalıdır.
Allahü'Teala şöyle buyurur: "Malını israf ile saçıp
savurma. Çünkü malını saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuştur. Şeytan
ise Rabbine karşı çok nankördür." (el-isra.17/26-27.)
"Yiyin için, israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri
sevmez." (el-A'raf, 7/31)
Burada Hz. Peygamber'in, kızı Hz. Fatıma (ö. 11/632) için
hazırlanan çeyizi örnek olarak vereceğiz. Zamanın değişmesiyle örfe dayalı
hükümlerin değişmesi İslam'ın benimsediği bir ilke olmakla birlikte bu çeyiz
eşyası bize onların nelere önem verdiğin! göstermektedir.
Hz. Peygamber, kızı Fatıma'nın düğününde, Hz. Ebü Bekr'i (ö.
13/634) çağırarak şöyle demiştir: "Ey Ebu Bekir! Şu parayı al, çarşıya
giderek Fatıma'ya gerekli olan çeyiz eşyasını satın al. Sana yardımcı olması
için Selman el-Farisî (ö. 36/656) ile Bilal el-Habeşî'yi (ö. 20/641) de birlikte
götür". Hz. Peygamber ona, Hz. Ali'nin (ö. 40/660) mehir olarak verdiği
paradan 63 dirhemini (o devirde beş dirhem yaklaşık bir koyun bedelidir) vermişti.
Çarşıdan alınan çeyiz eşyası şunlardan ibaretti: 3 adet minder, 1 adet seccade, 1
adet içi hurma lifiyle dolu yüz yastığı, 2 adet el değirmeni, 1 adet su tulumu, 1
adet su teslisi, 1 adet meşin su bardağı, 1 adet elek, 1 adet havlu, 1 adet koç postu,
1 adet alaca kilim, 1 adet divan, 2 adet yemen işi alaca elbise, 1 adet kadife yorgan. (Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslamiyet, Medine Devri, II, 216)
İslam'da evli eşler arasında mal ayrılığı esası
benimsenmiştir. Kadın, evlilik süresince veya boşama ya da ölüm gibi bir nedenle
evliliğin sona ermesi durumunda kendisine ait malların maliki olur ve bunları alma
hakkına sahip bulunur. Bu yüzden çeyiz eşyasının veya düğün hediyelerinin
eşlerden hangisine ait olduğunu ayrılık ve ölüm durumunda belirlemek önemli bir
problem olarak ortaya çıkar.
B) Boşanma Durumunda Ev Eşyasının Ayrılması:
Ebu Hanîfe, Muhammed eş-Şeybanî ve Malikîlere göre evlilik
süresince veya boşanma durumda ev eşyasını ayırırken şu esaslara uyulur. Önce
eşlerin bir delille isbat ettikleri eşya kendilerine ait olur. Mesela; buzdolabı veya
çamaşır makinesini kadının satın aldığı; fatura, garanti belgesi, şahit vb.
yollarla sabit olursa bu kadına ait olur. Zinetler ve öbür ev eşyası için de önce
delille isbat yolu uygulanır.
Eğer eşyanın kime ait olduğu delille isbat edilemezse, eşyanın
çeşit ve niteliğine bakılır. Erkek giysisi, kitap, silah, otomobil gibi erkeğe ait
sayılan eşya konusunda yemin verilerek erkeğin sözü geçerli olur. Kadın eşyası
sayılan giysiler, örtüler, örgü ve süs eşyaları konusunda ise yeminiyle birlikte
kadının sözü geçerlidir. Çünkü örf ve dış görünüş bu konuda onu doğrular
niteliktedir. Altın, gümüş, Türk parası, döviz, mal, halı, mobilya, tarım
ürünü gibi iki eşe de ait olabilen şeyler konusunda yemini ile, birlikte erkeğin
sözü üstün tutulur. Çünkü evde bulunan eşyada aksi sabit olmadıkça erkeğin eli,
kadının elinden daha üstündür. Bu eşyada erkeğin eli tasarruf eli kadının eli,
ise koruma elidir. Bu yüzden tasarruf yetkisine sahip olan el, yalnız koruma yetkisine
sahip olan elden daha üstün sayılmıştır.
Ebu Yusuf'a göre ise, beldenin örfü dikkate alınarak kadına ait
çeyiz sayılabilen miktarda yemini ile birlikte kadının sözü, geri kalan bölümde
ise yeminiyle birlikte erkeğin sözü geçerlidir. Çünkü yaygın örfe göre kadın
kendi emsali kızlar kadar çeyiz yapmadan evlenmez. Böylece dış görünüş, emsali
kadar çeyiz eşyasının ona ait olmasını gerektirir.
el-Kasanî (ö. 587/1191); Şafiî ve Malik'den; ayrılma veya ölüm
durumunda bütün eşyanın eşler arasında ikiye bölüneceği görüşünü
nakletmiştir.
Her iki eşin ölümü durumunda, onların yerine mirasçıları geçer
ve eşlerin sahip olduğu isbat yollarına onlar da sahip olurlar. Yani Ebü Hanîfe ve
İmam Muhammed'e göre delille isbat edilemeyen ev eşyası konusunda bu durumda kocanın
mirasçılarının sözü; Ebü Yusuf'a göre ise benzerinin çeyizinin kadarı olanda
kadının mirasçılarının sözü, geri kalanda ise erkeğin mirasçılarının sözü
geçerlidir. Çünkü mirasçı, miras bırakanın yerine geçer.
Eşlerden birisi ölür hayatta kalan eşle, diğerinin mirasçıları
ev eşyasının bölüşülmesi konusunda anlaşamazlarsa, Ebü Hanife'ye göre yemini ile
birlikte sağ kalan eşin sözü geçerlidir. Eşyanın ölen eşe ait olduğunu iddia
eden mirasçıların bunu isbat etmesi gerekir. Sağ kalan eşin, erkek veya kadın
olması sonucu değiştirmez. İmam Muhammed ve Malik'e göre hayatta kalan koca ise söz
yeminiyle birlikte onun, koca ölmüşse yeminiyle birlikte mirasçılarınındır. Ebü
Yusuf'a göre hayatta kalan kadınsa, emsalinin çeyiz miktarı kadarında söz onun,
ölen kadınsa söz mirasçılarınındır. (bk.
el-Kasani, a.g.e., II, 208 vd.; İbn Abidin, a.g.e, II, 504; ez-Zühayli, a.g.e., VII,
313, 314; Döndüren, a.g.e., s: 333, 334)
Sonuç olarak aile yuvası ilk olarak kurulurken ihtiyaç olan ev
eşyasını günümüzde kız ve erkek tarafı birlikte hazırlamaktadır. Bu konuda kız
tarafı bir katkıda bulunmazsa evin ma'ruf olan eşyasını sağlamak kocanın
görevidir. Bu takdirde çeyiz ve ev eşyası nafaka kapsamına girer.