KOCANIN HAK VE SORUMLULUKLARI
A) Kadının Kocasına İtaat Etmesi Ve Bunun Sınırı:
Evli kadının kocasının evinde oturması, mutat ev işlerini
yapması ve çocuklarının eğitim ve bakımıyla uğraşması, itaat kapsamına girer.
Diğer yandan peşin konuşulan mehrini teslim eden koca, eşinin cinsel yönlerinden
yararlanma hakkına sahip olur. Kadın önemli bir özrü bulunmadıkça, kocasının
cinsel isteklerini geri çeviremez.
Kadının kocasına itaat yükümlülüğünün delili şu ayettir:
"Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da onlar üzerinde
hakları vardır." (el-Bakara, 2/228.)
Hz. Peygamber (s.a.s) de şöyle buyurmuştur: "Eğer bir
kimsenin başka bir kimseye secde etmesini isteyecek olsaydım, kadının kocasına secde
etmesini emrederdim." (Ebü Davud, Nikah,
40; Tirmizî, Rada, 10; İbn Mace, Nikah, 4; A. b. Hanbel, IV, 381, VI, 76, V, 228.
Tirmizi bu hadise «hasen» demiştir.) "Bir
kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse, cennete girer." (İbn Mace, Nikah, 4; Tirmizi, Rada, 10, Tirmizi bu hadise
"hasen, garib" demiştir.) "Erkek,
eşini yatağına çağırınca, gelmekten kaçınır ve bu yüzden erkek ona kızgın
olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar bu kadına lanet eder." (Buhari, Bed'ü'l-Halk, 7; Ebu Davud, Nikah, 40; Tirmizi, Rada,
10)
Koca, eşinin görüşüp görüşemeyeceği kişi veya aileleri
belirleme hakkına sahiptir. Yukarıda belirttiğimiz, kocasından izinsiz çıkabileceği
durumlar dışında kadın izinsiz olarak evden çıkmamalıdır. Ancak eşlerin birbirine
güveni tam olur ve aile çevresi güvenilir durumda bulunursa, koca bu konuda eşine
serbestlik de verebilir. Koca, haklı bir nedene dayanarak karısının mescide veya
başka yere çıkmasını yasaklarsa, kadının buna uyması gerekir.
Abdullah İbn Ömer (r.a)'ten şöyle dediği nakledilmiştir:
"Bir kadın Allah'ın elçisine gelerek; Ey Allah'ın Rasülü! Kocanın karısı
üzerindeki hakkı nedir? diye sordu. O da; kadının, kocasının evinden ondan izinsiz
çıkmamasıdır, dedi. Çıkarsa ne olur? sorusuna Hz. Peygamber; "Allah, rahmet ve
gazap melekleri, bu kadına tövbe edinceye veya evine dönünceye kadar lanet eder"
dedi. "Eşine zulüm yapan bir koca olması halinde de mi durum aynıdır?"
sorusuna Hz. Peygamber; "Zalim bile olsa" cevabını vermiştir. (Ebü, Davud, Nikah, 40; İbn Mace, Nikah, 4; Darimî, Nikah, 38.)
Kadının eve bağlı olması onun oraya hapsedildiği ya da kafes
arkasına, dar bir alana sıkıştığı anlamına gelmez. Kadın için evi, en hayırlı
yerdir. Evi onun mescidi, huzur ve mutluluk yuvasıdır. Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Kadın
örtülmesi gerekli olan bir varlıktır. Evden dışarı çıkınca şeytan gözünü ona
diker. Kadın için Rabbının rahmetine en yakın olduğu yer evinin içidir." (Tirmizî, Rada', 18.)
Bu durum kadının evden dışarı çıkınca tesettüre riayet
etmesini gerektirir. Çünkü örtünme kadın için koruyucu bir perde vazifesi görür.
Kötü niyetli bakışları kırar ve kadın kendisini güvende hisseder.
Kadın nafile oruç için kocasından izin almalıdır. Çünkü
kocanın eşi üzerindeki cinsel hakları nafile oruçtan önde gelir. Nitekim Allah
elçisi şöyle buyurmuştur: "Bir kadın için, kocası yanında iken ondan
izinsiz nafile oruç tutması ve evine ondan izinsiz bir yabancının girmesine izin
vermesi helal değildir." (Buharî, Nikah,
86; eş-Şevkanî, Neylü'l-Evlar, VI, 211.)
B) Kadının Evlilikle Üstlendiği Emanetleri Koruması:
Kadın kendi iffetini koruduğu gibi, kocasının bulunmadığı
zamanda onun şeref ve namusunu, evini, malını ve çocuklarını da koruması gerekir.
Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Sizin kadınlarınız üzerindeki haklarınız;
hoşlanmadığınız kimselere yataklarınızı çiğnetmemeleri ve onları evinize
sokmamalarıdır." (Ebu Davud,
Menasik, 56; Tirmizî, Rada', 11; İbn Mace, Nikah, 3, Menasik, 84; Darimî, Menasik, 34.)
Bir İslam toplumunda her mü'minin yönetimi altında olanlardan
sorumlu olduğunu bildiren şu hadis, bu konudaki genel ölçü ve prensibi
belirlemektedir:
"Sizin herbiriniz bir çobansınız ve herbiriniz
güttüğünden sorumludur. İslam devlet başkanı bir çobandır, bir erkek aile
fertlerinin başında bir çobandır. Kadın kocasının evi ve çocukları üzerinde bir
çobandır. Kısaca sizin herbiriniz bir çobandır ve her çoban da güttüğünden
sorumludur" (Buhari, Cum'a, 11, Ahkam, 1,
Cenaiz, 32, İstikraz, 20, Vesaya, 9; Müslim, İmare, 20; Ebu Davud, İmare, 1, 13)
C) Eşlerin Birbiriyle İyi Geçinmesi:
Kadın kocası ile iyi geçinmeli, koca da eşine karşı daima iyi
muamele etmelidir. Eşlerin birbirine eziyet etme ve zulüm yapma hakları yoktur. Muaz b.
Cebel (r.a)'ten nakledildiğine göre Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur. "Dünyada
bir kadın kocasına eziyet ederse, o erkeğin kıyamet gününde eşi olacak olan Huri,
eziyet eden kadına şöyle seslenir: "Allah seni helak etsin, bu adama eziyet etme.
O, dünyada senin yanında bir misafirdir, yakında senden ayrılıp, bize
kavuşacak." (Tirmizî, Rada', 19; ibn Mace,
Nikah, 62; A. b. Hanbel, V, 242.)
Başka bir hadiste en hayırlı kadının nitelikleri şöyle
belirlenir: "Kadınların en hayırlısı, kendisine baktığın zaman seni
sevindiren, emrettiğin zaman sana itaat eden ve senin yokluğunda kendisini ve senin
malını koruyan kadındır" (Ebu Davud,
Zekat, 32; İbn Mace, Nikah 5; İbn Kesir, Muhtasar Tefsir, I, 385) Bundan sonra Allah'ın Rasulü şu ayeti okumuştur: "Erkekler
kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras
gibi işlerde) diğerinden üstün kılmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile
fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını
emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır.
Geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince; önce onlara öğüt verin,
yataklarında yalnız bırakın. Bunlar yarar sağlamazsa dövün. Eğer size itaat
ederlerse kendilerini incitmeye başka bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir,
çok büyüktür." (en-Nisa, 4/34)
D) Kadını Te'dip Etme Hakkı:
Hayırlı ve İslam'a uygun olan bir işte, kadın kocasına karşı
gelirse, kocanın onu eğitme ve cezalandırma hakkı söz konusu olur. Eşler sürekli
olarak bir arada yaşarken, her birinin çeşitli problemleri olabilir. Koca, evin
dışında, günlük iş ve mesleği gereği çeşitli sıkıntılarla karşılaşabilir.
Kadın da gerek kendi ve gerekse çevresi ile ilgili sıkıntı ve streslere girebilir.
Böyle bir durumda onların birbirine anlayışla davranması ve kırıcı olmaktan
kaçınması gerekir. Ancak kimi zaman da önemli bir neden olmaksızın, kadın çeşitli
kaprislerin etkisi altında kocasına manevî eziyet yapma yoluna gidebilir. Onun meşru
istek, emir ve tekliflerine sürekli karşı çıkması kocayı da çileden çıkarır. Bu
durum ciddî geçimsizliklere yol açar.
Kadın böyle bir ortamda yeniden anlayışlı bir tutum içine girerse
koca ona karşı olan te'dip uygulamasını bırakmalıdır. Çünkü ayette; "Eğer
size itaat ederlerse, kendilerini incitmek için başka bahane aramayın" (en-Nisa, 4/4) buyurulur.
Diğer yandan iyi huylu ve saliha kadınların te'dibe ihtiyaçları yoktur. Ayette
şöyle buyurulur: "İyi kadınlar itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını
emrettiği şeyleri, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da
koruyanlardır" (en-Nisa, 4/4). Ancak geçimsiz olan ve sürekli olarak kocasının meşru
isteklerine karşı gelen kadın da te'diple yola getirilir.
Kur'an-ı Kerim'de kadının itaatsizliği "nüşûz" terimi
ile ifade edilir. Nüşûz arapça mastar olup sözlükte; geçimsizlik çıkarma,
serkeşlik yapma, kocaya karşı itaatsizlik etme, kocanın karısına karşı buğz edip
asi olması gibi anlamlara gelir. İtaatsiz kadına "naşize" denir. Nüşûz
teriminde kadının kocasına kafa tutup baş kaldırması ve kendisini üstün sayıp
itaatini ortadan kaldırması anlamı vardır. Müfessirlerin tesbit ettiklerine göre;
kadının kocasına isyan etmesi, koku sürünmemesi, kocasını cinsel birleşmekten men
etmesi, kocasına daha önceleri yaptığı güzel muameleyi değiştirmesi, kocasından
hoşlanmaması, kocasının şer'î mesken olarak belirlediği evde onunla birlikte
oturmayıp, onun istemediği bir yerde oturması kadının itaatsiz halleri arasında
sayılabilir. (bk. en-Nisa, 4/4; el-Mücadele, 58/11;
el-Kurtubî, el-Cami li Ahkami'l-Kur'an, 1. baskı, Beyrut 1408/1988, V, 112; Elmalılı
Hamdı Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İst.t.y., II, 558.)
Kadının kocasına itaatsizliği durumunda izlenecek yol Kur'an-ı
Kerîm'de şöyle belirlenir: "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız
kadınlara gelince; önce onlara öğüt verin, vazgeçmezlerse yataktarında yalnız
bırakın, yine yarar sağlamazsa dövün." (en-Nisa,
4/4.) Bu ayet kocaya aşağıdaki sıraya göre
te'dip hakkı vermektedir.
1) Öğüt verme: İtaatsiz olan kadına önce yumuşak
bir dille ayet ve hadislerdeki hak ve sorumluluklar hatırlatılır. Yüce Allah'ın iyi
geçim istediği ve kocanın meşru istekleri konusunda üstün bir hakka sahip olduğu
bildirilir. (bk. el-Bakara, 2/228; en-Nisa, 4/19.) Yine Hz. Peygamber'in şu hadisleri hatırlatılır: "Eğer
bir insanın başka birisine secde etmesini emretseydim, kadının kocasına secde
etmesini emrederdim." (Ebü Davud, Nikah,
40; Tirmizî, Rada, 10; İbn Mace, Nikah, 4.)
"Bir kadın kocasının yatağını terkederek geceyi geçirirse sabaha kadar
melekler ona lanet eder." Başka bir rivayette "kocasının yanına dönüp
elini onun elinin üzerine koyuncaya kadar" ilavesi vardır. (Müslim, Nikah, 120, Talak, 10; Darimi, Nikah, 38; İbn Hanbel,
II, 255, 348, 386.) Eğer güzellikle söyleme ve
uyarma bir sonuç vermezse, ikinci tedbire başvurulabilir. Bu da kadını yatağında
yalnız bırakmadır.
2) Yatağında yalnız bırakma: Kadın kocasına itaat
etmez olur veya evden izinsiz ve habersiz çıkıp giderse kocası istediği süre kadar
onu yatağında yalnız bırakabilir. Ayette; "İsyandan vazgeçmezlerse onları
yataklarında yalnız bırakın" (en-Nisa,
4/4) buyurulmuştur. İbn Abbas, bunu; "Eşinle
birlikte yatağında yatma" şeklinde tefsir etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber
(s.a.s), eşlerinin fazla dünyalık istemeleri üzerine onlardan ayrı kalmış ve bir ay
süreyle yanlarına girmemiştir. (bk. el-Bakara,
2/226, 227; Buharî, Savm, 11, Salat, 18; Nikah, 91, 92, Talak, 21; Tirmizî, Talak, 21,
Nesaî, Talak, 32; İbn Hanbel, l, 235, II, 31, 56, 298.) Ancak eşler arasındaki konuşma ve selamlaşmanın kesilmesi üç günü
aşmamalıdır. Nitekim Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: "Hiçbir mü'min
için üç günden fazla süreyle kardeşini terketmesi helal olmaz" (Buharî, Edeb, 57, 62; Müslim, Birr, 23, 25, 26; Ebu Davud,
Edeb, 47.)
Yatakta yalnız bırakmanın kapsamına; kocanın eşiyle birlikte
yatmaması veya eşine sırtını dönüp yatması ve onunla cinsel temasta bulunmaktan
kaçınması gibi davranışlar da girer. (el-Kurtubî,
a.g.e., V, 112.)
3) Kocanın eşini te'dip gayesiyle dövmesi: Kadının
yatakta yalnız bırakılması da bir yarar sağlamazsa o, bir çeşit disiplin ve eğitim
amacıyla, bedeninde iz bırakmayacak biçimde dövülebilecektir.
İslam'da prensip olarak insanın dövülmesi yoktur. Hz. Peygamber
(s.a.s)'in dövmeyi yasaklayan çeşitli hadisleri nakledilmiştir. "Allah'ın
kullarını dövmeyiniz" (Ebu Davud, Nikah,
42; İbn Mace, Nikah, 51; Darimî, Nikah, 34) "Müslümanları
dövmeyin" (İbn Hanbel, l, 404) "Kadınları dövmeyin" (Ebu Davud, Nikah, 41.)
hadisleri bunlar arasındadır. Hz. Aişe'den (Ö. 58/677) şöyle dediği
nakledilmiştir: "Rasülullah (s.a.s) kendi ailesinden hiçbir kadını dövmediği
gibi hiç bir hizmetçiyi de dövmemiştir. Yine O, Allah yolunda olma veya Allah'ın
yasaklarına saygısızlık gösterilme yahut Allah için intikam alma dışında hiçbir
şeye eliyle vurmamıştır." (Müslim, Fadail,
79; İbn Mace, Nikah, 51; Darimî, Nikah, 34; İbn Hanbel, VI, 229; eş-Şevkani,
Neylü'l-Eyty, 211.)
Kadına vurmanın çirkinliğini göstermek üzere Allah'ın Rasulü
şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz eşini köleye vurur gibi dövüp de, sonra
akşam olunca da onunla cinsel temasta bulunmasın." ( Buharî Nikah, 93, Tefsîru Sure, 91/1'; Müslim, Cenne. 49; Tirmizî, Tefsîru
Süre, 91; İbn Mace, Nikah, 51; İbn Hanbel, IV, 17.)
Diğer yandan İslam'da kimi suçların cezası değnek vurma (celde)
olarak belirlenmiştir. Bekarların zinasında yüz, (en-
Nur, 24/3.) namuslu kadına zina iftirası atana
seksen, (en-Nur, 24/3.) ve içki içene seksen (es-Serahsi,
el-Mebsut; XXIV, 30; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, IV, 185) değnek cezası örnek olarak verilebilir. Suçu işleyen köle olursa bu cezalar
yarı sayıda uygulanır. (Cevat Akşit, İslam Ceza
Hukuku ve İnsani Esasları, İstanbul, 1976, s. 53, 54) Buna göre vahiy ve sünnette öldürücü olmayan, yara ve iz bırakmayan
ölçüde celde cezası yer almış, Allah'ın elçisi ve dört halife tarafından da
uygulanmıştır. Kocasına karşı isyan durumunda bulunan kadını te'dip hakkı da bu
nitelikte bir müeyyide olmalıdır.
Ünlü müfessir el-Kurtubî (ö. 671/1273) kadını dövmeden söz
eden ayeti şöyle tefsir etmiştir: "Allahü Teala ilk olarak kadınlara güzel
öğüt verilmesini, sonra yatağın ayrılmasını, bu iki müeyyideden bir sonuç
alınamazsa dövmeyi emretmektedir. Bu sonuncusu eşlerin barışmasına ve kadının aile
içinde yeniden kendine düşeni yapmasına yardımcı olur. Ayetteki darb, iz bırakmayan
hafif bir darptan ibarettir. Bu yüzden bununla kemik kırılmaz ve cariyede bir kusur
söz konusu olmaz. Bundan kastedilen iyilik (salah) olup, başka bir şey değildir.
Dövme, kadının fizik varlığına zarar verirse tazminat söz konusu olur. Nitekim
hocanın okuttuğu öğrenciyi dövmesinde de durum aynıdır. Hadiste şöyle
buyurulmuştur: "Kadınlarınız konusunda Allah'tan korkun. Şüphesiz siz
onları Allah'ın bir emaneti olarak aldınız ve onların cinsel uzuvlarını Allah'ın
kelimesi (nikah akdi) ile kendinize helal kıldınız. Sizin onların üzerindeki
hakkınız; yataklarınızı sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye
çiğnetmemeleridir. Eğer bunu yaparlarsa onları hafifçe dövebilirsiniz" (Müslim, Hacc, 47; Ebü Davud, Menasik, 56; İbn Mace, Menasik,
84; Darimî, Menasik, 34.) Amr b. el-Ahvas, Veda
haccı sırasında Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Dikkat
ediniz! Kadınlara hayrı tavsiye edin. Onlar sizin yanınızda yardımcılarınız olup,
apaçık bir kötülük işlemedikçe, onlar üzerinde hayırdan başka bir şeye sahip
değilsiniz. Eğer açık kötülük işlerlerse, onları yataklarında yalnız bırakın
ve iz bırakmayacak şekilde hafifçe dövün. Eğer size itaat ederlerse, onların
aleyhine başka bir bahane aramayın." (Buhari,
Müslim, Tirmizi, İbn Mace. Tirmizi bu hadise "hasen-sahih" demiştir.) en-Nisa suresi 19. ayette yer alan "açık bir kötülük
(bi fahişetin mübeyyine)" ifadesinden kastedilen; kadının, kocasının
hoşlanmadığı kimseleri eve alması ve kocasını kızdırmasıdır. Bununla zina
kastedilmemiştir. Çünkü zina haram kılınmış olup, ona had cezası konulmuştur.
Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Ma'rufi (iyi ve meşru) olan konularda size asi
oldukları zaman bırakmayacak şekilde karılarınızı dövebilirsiniz" (bk. Müslim, Hacc, 147; Tirmizî, Rada', 11; Ebü Davud, Menasik,
56; İbn Mace, Nikah, 2, Menasik, 84; İbn Hanbel, V, 73) Ata b. Ebî Rabah, İbn Abbas'a "iz bırakmayan dövme (darb
gayru'l-Muberrih)"nin ne olduğunu sorunca o, "kadına misvak gibi bir şeyle
vurmak"tan ibaret olduğunu söylemiştir. Diğer yandan Hz. Ömer eşine vurunca bu
konuda kınanmış ve şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.s)'den eşini döven
kimsenin bu konuda sorumlu olmadığını işittim." (bk. Ebu Davud, Nikah, 42; İbn Mace, Nikah, 51; el-Kurtubi, a.g.e., V, 113)
Sonuç olarak, günümüz feminizm görüşünü savunanların karşı
çıktıkları ve İslam'ı çağın dışında göstermeye çalışırken dayandıkları
delillerden birisi de, İslam'ın kimi durumlarda kadının te'dip edilmesine cevaz
kapısını açmasıdır.
Yukarıdaki üçlü tedbir dikkatlice incelendiğinde önce güzel
öğüt verme, bundan sonuç alınamazsa, yatağında yalnız bırakma ve sonunda kadın
isyanına devam ederse korkutma ve eğitme gayesiyle hafifçe dövme esasının
getirildiği görülür. Bütün bu tedbirler kendisini kocasından üstün tutan ve onun
otoritesini hiçe sayarak isyan eden kadınlara karşı alınmıştır. Özellikle
üçüncü aşamada, kadına vurma bir kalemle veya eldeki bir misvak çubuğu ile vurarak
onu uyarmayı da kapsamına almaktadır.
Diğer yandan eşler arasında bir geçimsizlik bulunduğuna göre,
saldırgan durumunda olan kadına karşı kocası gerektiğinde kendisini savunacak ve
yine ona te'dip gayesiyle karşılık verebilecektir.
Ancak Hz. Peygamber'in günlük hayatta hiçbir kadına eliyle
vurmadığı, suçlu kadınlar dışında insanlara dayak atılmasını yasakladığı
dikkate alınırsa, mü'minin eşini güzel öğütle ve gerekirse yatağında yalnız
bırakarak eğitme yoluna gitmesi gerekir.
Diğer yandan yukarıdaki tedbirlerin "nüşüz" durumundaki
kadınla ilgili olduğunda şüphe yoktur. Naşize kadın ise, kocasına isyan durumunda
olan ve ona itaat dışına çıkan kadındır. Hatta üçüncü ve son aşama olan
"dövme" kapsamına, kocasına fiilen saldıran, onu dövmek veya yaralamak
üzere harekete geçen bir kadına karşı, erkeğin kendini savunması eylemleri de
girer. Bu yüzden hiç bir neden olmaksızın eşine keyfi olarak dayak atan bir kocanın
buradaki tedbirlerle bir ilgisi düşünülemez. Böyle bir durumda kadının ilgili
yerlere şikayet ederek, zulme engel olma hakkı vardır. Bunun yanında geçinemeyen
eşlerin "hakeme" başvurarak bu yolla sulh olma veya evliliği sona erdirme
imkanları da söz konusu olur. Aşağıda hakem üzerinde duracağız.
E) Eşlerin Hakeme Başvurması:
Eşler arasında geçimsizlik uzar ve yukarıda sözünü ettiğimiz
tedbirlerden bir sonuç alınamamış bulunursa bir sonraki ayette "hakeme
başvurma" yöntemi öngörülür. "Eğer karı île kocanın aralarının
açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir
hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki
dargınlık yerine geçim verir." (en-Nisa',
4/35.)
Bu ayette hitap hakimleredir. Koca geçimi ve aile içinde disiplini
sağlamada muvaffak olamamışsa, eşlerden birinin hakime başvurarak hakem tayini isteme
hakkı vardır. Hakemlerin eşlerin hısımlarından müslüman, erkek, yükümlü,
evlenme ve boşanmanın esaslarını bilen kimseler arasından seçilmesi daha uygundur.
Hakemlerin görevi yalnız arabuluculuk mudur? Yoksa boşama yetkileri
var mıdır? Ebu Hanîfe ve Ahmed b. Hanbel'e göre, eşler özel yetki vermedikçe
hakemlerin boşama hakkı yoktur. Çünkü onlar vekil durumunda olup, verilen yetki
dışına çıkamazlar. Ayette hakemlerin yetkisi ise "lslah"tan ibarettir.
Ancak eşler hakemlere özel yetki vermişse bu takdirde boşamaları mümkündür.
İmam Şafiî'den bir görüşe göre, hakem yalnız arabulucu olup,
vekil yetkilerini kullanır. Başka bir görüşüne göre ise hakem "hakim"
demektir. Bu yüzden tarafların rızası olmasa bile hakemler gerekli görürlerse
boşamaya da karar verebilirler. (es-Sabunî,
Tefsîru Ayati'l-Ahkam, Dımaşk 1397/1977, l, 472.)
F) Kadından, Aybaşı Veya Lohusalık Sonunda Boy Abdesti
Almasını İsteme Hakkı:
Bir koca eşinin ay hali veya lohusalık sonunda yahut cünüplük
durumunda boy abdesti almasını isteme hakkına sahiptir. Çünkü ay hali ve
lohusalıktan temizlenmeyen eşiyle koca cinsel temasta bulunamaz. Cünüplükten
temizlenmeyen kadın da ibadet yapamaz. Buna göre dinî emirleri yerine getirmeyen veya
yasaklardan kaçınmayan kadına, kocası İslamı tebliğ etme ve gerektiğinde velayet-i
te'dip hakkını kullanma ve Allah'ın namaz, oruç gibi emirlerini ısrarla yerine
getirmeyen eşini boşama hakkına sahip olur. Benzer durumlarda boşama yetkisi almış
olan kadının da evliliği sona erdirme hakkı söz konusu olur.
Koca İslam ülkesinde zimmet ehli olan hristiyan veya yahudi bulunan
esini, ay hali veya lohusalık sonrasında yıkanmasını isteyebilirse de onu
cünüplükten dolayı yıkanmaya zorlayamaz. Çünkü bu durum erkeğin onun cinsel
yönlerinden yararlanmasına engel değildir. (ez-Zühayli,
a.g.e., VII, 341, 342; Döndüren, Delillerilyel İslam Hukuku, s: 329)