AHD
Lûgatta "bir şeyi korumak, hâlden hâle
onu muhafaza etmek, vasiyet etmek ve ısmarlamak" gibi mânâlara gelir.(1)
İslâmî ıstılâhta ahd-ü misak denilince, ruhlar âleminde Allahû Teâla (cc) ile
insanlar arasında tahakkuk eden "mukavele"· akla gelir.(2) Bu ahd-ü
misak sadece müslümanlarla değil, bütün insanlarla tahakkuk etmiştir.(3) Şimdi
Ahd-ü Misak âyetlerine dikkat edelim:
"Hani Rabb'in Âdem oğullarından,
(insanlardan) onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp, kendilerini nefislerine
şahid tutmuş: `Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?' (demişti). Onlar da: `Evet
(Rabb'imizsin) şahid olduk' demişlerdi. (işte bu şahidlendirme) kıyamet günü:
`bizim bundan haberimiz yoktu' dememeniz için."(4)
"Yahûd, daha evvel ancak atalarımız (Allah'a)
şirk koşmuştur. Biz de onların ardından gelen (izinden ayrılmayan) bir nesiliz.
Şimdi, o bâtılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helâk mı
edeceksin? dememeniz içindir."(5)
Molla Hüsrev; "Ahd-ü misak"
ayetiyle ilgili olarak şunları kaydetmektedir: "Bu âyet-i kerime'de iki
husus vardır: Birincisi Allahû Teâla (cc)'nın ikrarıdır, ikincisi insanların
kendi nefislerine şahid tutulmasıdır. Bu "Ahd-ü Misak'ın" tabii
sonucu olarak insanların yerine getirmesi gereken vazifeler ortaya çıkmıştır."(6)
"Ahd-ü Misak"ın tabii sonucu
insanın emaneti yüklenmesidir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de: "Biz emaneti
göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de, onlar bu emaneti
yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan(a gelince, o tuttu) bunu
sırtına yüklendi. Çünkü o çok zulümkâr ve çok câhildir."(7)
buyurulmaktadır. Müfessirler, bu âyet-i kerimede zikrolunan emanet'in,
tekalif-i ilâhiyye'nin cümlesi (ilâhi tekliflerin tamamı) olduğu hususunda
müttefiktirler.(8) Usul-i Fıkıh'ta emanet; Allahû Teâla (cc)'nın gerek kendi
hukuku, gerekse yaratılmışların hukuku ile ilgili bütün vazifelerine verilen
isimdir.(9) Hz. Enes (ra)'den rivayet edilen bir hadis-i şerif'te Resûl-i Ekrem
(sav)'in: "Emanete riayeti olmayanın imanı da yoktur, ahde vefası olmayanın
dini de yoktur"(10) buyurduğu bilinmektedir. Elbette emanet ve ahde vefâ;
ruhlar âleminde tahakkuk eden "zimmet" ile de yakından alâkalıdır. .
Devletler arasındaki "Muahede" fıkıh kitaplarından geniş şekilde izah
edilmiştir. Bu ferdî değil, siyasî bir hadisedir.Umumi kaidelerden olan;
"Kişi ikrarı ile muâheze olunur."(11) kaidesi ferdî bir hâdisedir ve
ahd-e vefa ile yakından alâkalıdır. zira her söz ve taahhüd, sorumluluğu da
beraberinde getirir.
Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de: "...Bir de ahdi yerine getirin. Çünkü ahid (den cayanlar, riayet etmeyenler) sorumludur"(12)
"Karşılıklı
muahede yaptığınız vakit, Allah'ın ahdini yerine getirin. Sapasağlam ettiğiniz
yeminleri bozmayın, (Nasıl olur ki) üzerinize Allah'ı kefil yapmıştınız. Şüphe
yok ki, Allah ne yapacağınızı bilir"(13) buyurulmuştur.
Siyasî mahiyetteki ahid (muahede-anlaşma),
velâyet hukuku ile ilgilidir ve müslümanları bağlayıcıdır. İmam-ı Muhammed
(rha), "Müslümanlar, müşriklerden bir kavimle anlaşsalar (ahid yapsalar),
bu anlaşmadan dolayı mallarını almak müslümanlara caiz değildir. Meğer ki,
gönül rızasıyla vereler. Çünkü, bu muahede sayesinde artık onların malları ve
canları, tıpkı müslümanlarınki gibidir. Nasıl gönül rızasıyla vermeleri
dışında, müslümanların mallarını almak caiz değilse, anlaşmalı müşriklerin
mallarını almak ihanet ve ahde vefasızlıktır. Halbuki Rasûlüllah (sav)
"Ahidlere vefalı olmak gerekir, gadretmek câiz değildir"
buyuruyor" hükmünü zikrederler.(14)
Ahde vefa'nın zıddı "gadr"dır.
Tâgûtlara iman eden insanlar, ruhlar aleminde verdikleri ahdi bozmuşlardır. Bu
gadr, en büyük zulümdür. Amelî olan ahde vefâsızlık ise haramdır.
KAYNAKLAR
(1)
Diyanet Gazetesi, 30 Aralık 1970, Sayı:10, sh. 3.
(2)
Abdülaziz el-Buhari, Keşfü'l Esrar, İst.1308, c. IV, sh. 238.
(3) Mülla
Hüsrev, Mir'at el Usûl fi şerhü Mirkat el Vüsûl. ist.1307, c. I, sh.591.
(4) A'râf
sûresi: 172, (HBÇ Meali, İst. 1959, c. I, sh.245.
(5) A'raf
sûresi:173.
(6) Molla
Hüsrev, a.g.e., c. I, sh. 591.
(7) Ahzab
sûresi: 72.
(8) Mecmuat’üt-Tefâsir,
İst. 1979, c. V, sh. 142-143 (Haazin, İbn-i Abbas, Nesefî ve Kadi Beyzavi'nin
"emanet" ile ilgili tefsirleri).
(9) Molla
Hüsrev, a.g.e., c. I, sh. 591.
(10)
Beyhakî, es-Sünenû'I Kübra, Beyrut, ty. c. IX, sh. 231.
(11) Ömer
Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye ve Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, İst.1976, c.
I, sh. 281. Mad. 79. Ayrıca, Ali Himmet Berki, Açıklamalı Mecelle, İst.1979 (2.
bsk.) sh. 26.
(12) İsrâ
sûresi: 34.
(13) Nahl
sûresi: 91.
(14)
İmam-ı Muhammed, Siyer-i Kebir (İslam Devletler Hukuku), İst.1980, sh.148.