BESMELE
Kur'ân-ı
Kerîm'in ilk nâzil olan âyet-i kerimesi "Yaratan Rabb'inin adıyla (besmele
çekerek) oku!.."(1) mealinde olup emir sıgasıyla inzâl buyurulmuştur. Bu
emir sadece Peygamber Efendimize değil, bütün mü'minleredir. Çünkü usûl-i
tefsirde kaidelerden birisi de: "Sebebin hususî olması, hükmün umumî
olmasına mâni değildir"(2) cümlesiyle ifade olunmuştur. Mü'minler meşrû (şer'i, mübah) bir işe başlarken
"Besmele-Hamdele ve Salvele" getirmeyi ihmal etmezler. Çünkü bilirler
ki, bu usûle riayet edilmeden başlanan herhangi bir işte, mutlaka bereketsizlik
ortaya çıkar.(3) Kur'ân-ı Kerim okurken, hayvan keserken, abdest alırken, namaz
kılarken ve av ile meşgul olurken besmeleyi ihmal etmezler. Kaldı ki hayvan
keserken, ava silah atarken ve ava köpeği salarken besmele çekmenin kat'i
delille (nassla) sabit olduğunun şuurundadırlar.(4) Aksi davranışın, yani
besmeleyi kasten terk etmenin; elde ettikleri eti haram kılacağını bilirler (5)
Kur'ân-ı
Kerîm'de; Fir'avn kıssası haber verilirken, sihirbazların "Kaalû bi'izzeti
Fir'avne" (Fir'avn'ın izzeti için) diyerek asalarını yere bıraktıkları
beyan edilir (6) Bilindiği gibi Fir'avn kelimesi "RA ilâhının oğlu"
anlamına gelen bir terkiptir. Fir'avn, Mısır ı "RA" ilâhı adına
yönetirdi. Tabii bu, bugünkü çağdaş ideolojilerden farklı bir tutum değildi.
Dikkat edilirse; sosyalist ülkelerin yöneticileri, başta Karl Marx olmak üzere,
Lenin ve diğer teorisyenler adına sistemi sürdürürler. Kapitalizm'de de durum
bundan farklı değildir. Genel olarak her ülkede, iktidar durumunda olan
ideoloji, aynı metodlarla ayakta tutulur. Her işe başlarken, o ideolojinin kurucusunun
adını anmak zarurettir. Dolayısıyle, Fir'avna bağlı olan sihirbazların
kıssasında, bu hususun beyan edilmesi, sürekliliğinin bir belgesidir.
Rahmân:
Besmelede geçen Rahmân ve Rahîm kelimeleri kökte "rahmet"e dayanır.
Rahmân kelimesi cumhura göre sıfat-ı müşebbehedir. Bazıları "fağlan"
vezninden mübalağalı ism-i fail olduğunu söylemişlerdir. Rahmân, Rahîm'den bir
harf ziyadedir. Halbuki rahmin sığası itibariyle mübalağalı ismi faildir.
Rahmân, ondan fazlaya delalet eder. Zira Rahmaniyet; mü'min ve kâfir, herkese
şâmildir. Bütün yarattıklarına rızk ve nimet verme durumunu izah eder.
Rahimiyet ise yalnız mü'minlere mahsustur.(7) Dolayısıyla "dünyada mü'min
ve kâfir ayırdetmeksizin herkesi rızıklandıran ve âhirette yalnız mü'minlere
acıyan, Allahû Teâla (cc)'nın adıyla başlarım" demek, oldukça önemli bir
vakıadır. Nitekim, cünüp bir kimsenin (zikri niyet etmeksizin) besmele çekmesi
haramdır. Zira besmele Kur'ân-ı Kerim'den bir âyettir (8) Ayrıca haram liaynihi
olan (domuz eti, şarap vs.) bir maddenin yenilmesi ve içilmesi halinde, kasden
besmele çeken kimsenin küfrüne fetva verilmiştir.(9) Dolayısıyla mü'minler
besmelenin şuuruna erdikleri gün, yeryüzünde hiçbir tâğûtî iktidar güçlerini
muhafaza edemez. Çünkü besmeleyi duyan şeytan ve tâğût; çılgına döner, mahvolur.
KAYNAKLAR
(1)
Kur'ân-ı Kerim, Alâk sûresi: 1, (Geniş bilgi için bkz.: Mecmuat'u't-Tefasir,
İst.1320, Mt. Amire baskısından tıpkıbasım Çağrı Yay. 1979 c. VI, sh. 539 (Kadı
Beyzâvi ve Haazin bölümü)
(2)
Celâlüddin Abdurrahman İbn-i Ebû Behir es-Suyuti, el-İtkan fi ûlumû'l Kur'ân,
Kahire,1951, c. I, sh. 29.
(3) Ebû
Abdullah b. Yezid b. Mace, Sünen-û İbn-i Mace; İst.1401, Çağrı Yay. c. I, sh.
610 Had. No:1894.
(4) Molla
Hüsrev, Dürerû'l Hükkam fi Şerhû Gureru'l Ahkâm, İst.1307, c. I, sh. 278.
Ayrıca, Ebu Bekir el Cessas, el-Ahkâmu'l-Kur'ân, Beyrut 1335 c. I, sh. 8.
(5)
İmam-ı Merginani, el-Hidaye, Kahire, 1965, c. IV, sh. 63, Molla Hüsrev, a.g.e.,
c. I, sh. 278 (Not: İmam-ı Şafii'ye göre haram olmaz. İmam-ı Malik'e göre haram
olur.)
(6)
Kur'ân-ı Kerîm, Şuara Sûresi: 44. (Geniş bilgi için bkz.: İbn-i Kesir,
Tefsirü'l Kur'ân'il Azim, Beyrut:1969, Daru'l Ma'rife Yay. c. III, sh. 334).
(7) İbn-i
Abidin, Reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar. (Mukaddime bölümü).
(8) Abdurrahman
el-Ceziri, Kitahû'l Fıkh Ale'l Mezahibi'l Erbaa, Mısır 1970, c. I, sh. 47.
Ayrıca, İmam-ı Kurtubi, el-Camiü’l Ahkâmû'I Kur'ân, Kahire: 1976, c. XVII, sh.
225-226.
(9) Şeyh
Nizamüddin ve bir heyet, Feteva-ı Hindiyye, Beyrut: 1400, c. II, sh. 73.
(Ayrıca haram li aynihi olan bir yiyeceği veya içeceği kullandıktan sonra,
haram olduğunu bilerek ve kasden elhamdülillah diyen kimsenin de küfre gireceği
beyan edilmiştir. Çünkü istihza ve istihfaf, delalet-i subuti kat'i bir hükümde
cereyan ederse, tıpkı inkâr gibidir.)