CİN VE
CİNLER
Kâinatta
hayat sahibi olan varlıklar, yalnızca insanlar ile çeşitlerini dahi tam
bilemediğimiz hayvanlardan ibaret değildir. Uzun yıllar scientisme'i
(bilimciliği) savunan ve "gözümüzle görmediğimize inanmayız" diyen
aydınlarda garip bir değişim başlamıştır. Son yıllarda, uzayda canlıların
bulunduğunu savunmak ve "ufo"ların marifetlerini gündeme getirmek
moda hâline gelmiştir: Televizyon kanalları "ufo" olduğu iddia edilen
cisimleri yayınlamak için birbirleriyle yarışmaktadır. Bazıları da cinlerin
fotoğraflarını çekmek için, sağa-sola koşmaya başlamıştır. Kendi mantıklarına
göre "sınır-ötesi" ilân ettikleri ve hayrete düştükleri bir âlemi
zorlamaktadırlar.
Gözle
görülmeyen varlıkların başında cinler gelir. Cinlerin varlığı kitap ve sünnet
ile sabittir. Cinler de (tıpkı insanlar gibi) mükellef olup onlara da
peygamberler gönderilmiştir: "Ey cin ve insan topluluğu; size içinizden,
âyetlerimi anlatan, hesap gününün geleceğini haber veren ve sizi uyaran
peygamberler gelmedi mi?" (En' âm sûresi:130).
Meseleyi
kavrayabilmek için önce "cin" kelimesi üzerinde duralım. Cin (kökü
cenne), bir şeyin histen gizlenmesi ve örtülmesi manâsınadır(1). Aynı kökten
gelen cünne kalkan ve siper manâsına gelirken, cenin anne rahminde saklı olan
çocuğa verilen isimdir. İslâmî literatürde; Allahu Teâla nın (cc) tekliflerine
muhatap olan ve insanların gözle göremedikleri bazı varlıklara cin ismi
verilmiştir. Allah'a ilk isyan eden İblis'in de, cinler taifesinden olduğu
bilinmektedir(2)
Cinlerin
bir tek ferdine cinnî denir. Bazı kaynaklarda geçen cânn kelimesi cin ile
eşanlamıdır. Ğul ve ifrit cinlerin değişik türleridir. İslâm âlimleri
"cinler hava ile karışık alevli bir ateşten yaratılmıştır"(3)
diyerek, insan ile madde bakımından farklarına dikkati çekmişlerdir. Cinlerin
erkek ve dişi olanları vardır. Evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler.
İhtiyarı, genci vardır. Ayrıca cinler de mükellef olup, tıpkı insanlar gibi
Allah'ın emir ve yasaklarına muhatap olmuşlardır. Allahu Teâla nın (cc)
"cinler
ve insanları ancak ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyat sûresi: 56)
buyurduğu malûmdur. Ayrıca cinlerin, insanlardan önce yaratıldıkları, kat'i
naslar ile sabittir
Kur'ân-ı
Kerim de cinlerin, ateşten yaratıldıkları haber verilir: "Cânnı da, daha
önce çok zehirli ateşten yarattık." (Hicr sûresi: 27). Şeytan da
cinlerdendir. Allahu Teâlâ (cc) kendisini Hz. Âdem e (as), tâzim ve hürmet
için, secde etmekle mükellef tutmuş, şeytan ise "kendisini ateşten, Âdem
in topraktan yaratıldığını" ileri sürerek secde etmemiştir. Şeytanların
âmiri durumundaki varlığa İblis denilir. Şeytan, insanları azdırmak için
çeşitli yollara başvurur. Ondan sakınmak gerekir: "Ey Âdemoğulları!
Şeytana tapmayın. Çünkü o sizi Rabbinizden ayıran bir düşmandır, diye size
emretmedim mi?" (Yâsîn sûresi: 60). Tarih boyunca, vahyi hafife alan,
mücerred aklı hem gerekli, hem yeterli bulan (putlaştıran) kimseler, hevâlarına
uyarak şeytanı veli edinmişlerdir. Bunlara evliyaûş şeytan denilir.
Resûl-i
Ekrem'in (sav), cinleri görüp görmediği konusunda muhaddisler farklı
görüştedirler. Müslim'de, Abdullah İbn Mes'ud'dan (ra) rivayete göre, Resûl-i
Ekrem (sav) cinnîlerin dâvetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşâd
etmiştir. Buharî ve Müslimin İbn-i Abbas'tan rivâyetlerine göre ise Resûl-i
Ekrem (sav) ashabıyla Ukaz panayırına giderken Nahle'de sabah namazını
kıldırmış, bir grup cin gelip Kur'ân dinlemiş ve müslüman olmuştur. Müfessir
İmam Kurtubî, bu iki rivayeti şu şekilde yorumlamaktadır: "İbn-i Abbas'ın
rivayetine göre, Hz. Peygamber o olayda cinni görmemiş, onların Kur'ân dinleyip
müslüman olduklarını Cenab-ı Hakk daha sonra haber vermiştir. Fakat bu hâdise,
İbn-i Mes'ûd'un rivayet ettiği hâdiseden farklıdır. Nitekim İbn Mes'ûd şöyle
demiştir: Bir gece Resûl-i Ekrem ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu.
Vâdilerde, dağlarda aradık, bulamadık. O geceyi hep endişe içinde geçirdik.
Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. Yâ Rasûlallah
dedik, sizi kaybettik. Aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde
geçti. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Bana cin(ler)den bir dâvetçi geldi. Onunla
beraber gittim. Onlara Kur'ân okudum." (4)
İnsanlarla
cinler arasındaki münasebet süreklidir. Resûl-i Ekrem (sav) bu hakikati şöyle
ifade buyurmuştur: "Allah sizden her biri için, bir cinni arkadaş
kılmıştır." Ashab: "Siz de mi yâ Rasûlallah?" diye sorduğunda,
Resûl-i Ekrem: "Bana da aynıdır. Ancak Allah ona karşı bana yardım etti
de, o (cin) müslüman oldu, artık o bana ancak hayrı söylüyor."(5) Ehl-i
sünnet akidesine göre, şeytan, insanın vücuduna da, aklına da zarar verebilir.
Tarih boyunca, değişik sebeplerle, mecnun (cinlenmiş) diye vasıflandırılan ve
aklî melekelerini kullanamayan insanlara rastlanmıştır.
Sonuç
olarak şunu söyleyebiliriz: Kâinatta hayat sahibi olan varlıklar, insanlar ile
hayvanlardan ibaret değildir. Gözle görülemeyen veya akıl ile idrak edilemeyen,
gaybî varlıklar da vardır. Scientisme'in iflasından sonra, televizyon kanalları
(medyumları ön plâna çıkararak) zûlme ve sömürüye vesile olmaya başlamışlardır.
Vesvese boyutunu aşan bu macera, birçok aileyi perişan etmektedir.
KAYNAKLAR
(1)
İbn-i Manzur, Lisanû'I-Arab, Beyrut 1955, c. XVI, sh. 248.
(2)
İbn-i Kesir, Tefsirû'l-Kur'âni'l-Aziym, Beyrut 1969, c. III, sh. 88 vd.
(3)
el-Münavî, Feyzu'l-Kadir, Kahire 1356, c. III, sh. 450.
(4)
İmam-ı Kurtubî, el-Câmü li Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrut 1967, c. XIX, sh. 2 vd.
(5)
Mahsur Ali Nâsıf, et-Tâc, c. V, sh. 233.