EDEBİYAT
İnsanın
mahiyetini, insan eşya ilişkilerini ve insanların birbirleriyle olan
münasebetlerini izah edebilmek için "edebiyat"a ihtiyacımız var.
Genellikle anlaşma maksadıyla kullanılan işaretler ve sesler sistemine
"dil" denilmiştir.(1) Mü'minlerin, insanları neye dâvet ettikleri
malûmdur. Ancak dâvet nasıl yapılmalıdır? suali üzerinde düşünülmelidir. Zira
Kur'ân-ı Kerîm'de: "(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle
dâvet et. Onlarla mücadeleni, en güzel yol hangisi ise onunla yap"2
buyurulmaktadır. Müfessirler bu âyet-i kerîme'nin tefsirinde: "İnsanları,
Allahû Teâla (cc)'nın dinine dâvet ederken, onların liyakat ve istidatlarını
dikkate almak vaciptir. Zekâ yönünden üstün olan ve eşyanın hakikatini öğrenmek
isteyenlere tebliğ, kat'i delillerle (hikmetle) yapılır. Selim fıtrat sahibi
olanlara, mev' izey-i hasene (güzel vaazlar) yeterlidir. İnatçı, münazara ve
münakaşadan hoşlananlara, adab-ı münazara ve birtakım ön bilgilerle tebliğ
yapılır" hükmünü zikrederler.3 Görüldüğü gibi, tebliğle, edebiyatı
birbirinden ayırmak mümkün değildir. Meseleyi daha net olarak kavrayabilmek
için "edebiyat" kelimesi üzerinde duralım. Kelimeyi ele aldığımızda,
karşımıza, "Edeple ilgili olan ilimler" kendiliğinden çıkar. Peki
edep nedir? Edep lafzı edb kelimesinden isimdir. Edb, İnsanı ziyafete dâvet
etmektir. Davet olunan ziyafet yemeğine me'debe denir. İslâmî ıstılâhta;
insanları hayra dâvet etmek, fazileti ve güzel ahlâkı yaymak, mânâsına
kullanılmıştır.4 Fıkıh'ta edebü' l-kadı denilince, insanlar arasında adâleti
yaygınlaştırmak için gayret sarfeden kimsenin, dikkat edeceği hususlar
anlaşılır.5 Biz bu sohbetimizde, edebü' l-hahs denilen vakıa üzerinde
duracağız. İnsanlara herhangi bir meseleyi sunmadan ve münazarada; dikkat
edilecek hususları konu alan bu ilim, oldukça önemlidir. İster yazılı, ister
sözlü olsun; insanlara bir meseleyi sunarken veya onlarla münazara ederken,
nasıl bir dil kullanmalıyız? suali oldukça önemlidir.
Resûl-i
Ekrem (sav)'in, herkesin anlayabilecği bir dille açık ve seçik konuştuğu
hususunda muteber hadis mecmualarında geniş bilgi vardır 6 Nitekim Hz. Âişe
(r.anha)'dan rivayet edilen şu hadis-i şerif'ler meseleyi kavramamızı
kolaylaştırmaktadır:
"Resûl-i
Ekrem (sav) sizin gibi basit konuşmazdı. O, konuştuğunda açık ve anlaşılır bir
şekilde konuşurdu. Dinleyenler konuştuklarını kolayca anlar ve öğrenirlerdi.
Yine Hz. Enes (r.a)'den rivayet edilen şu hadis-i şerif de meseleye açıklık
getirmektedir. "Resûl-i Ekrem (sav) bir şey söylediği zaman, insanlar onu
anlayıncaya kadar, üç defa tekrar ederdi.s Bütün bunlardan anlıyoruz ki, açık
ve seçik konuşmak, sözü tekrar etmek ve kelimelerin hakkını vermek fiilî bir
sünnettir.
İnsanların
şahsiyetlerinin teşekkülünde lisanın önemli payı vardır. Resûl-i Ekrem (sav)'in
"Fasih ve beliğ olan sözde sihir vardır" buyurduğu bilinmektedir.9
Ayrıca, "Allah (cc) yolunda malınızla, canınızla ve dilinizle cihad
ediniz"(10) emrini veren Resûl-i Ekrem (sav)'in, dilin muhafazasına çok
önem verdiği bilinmektedir. Herhangi bir kavmin dilini bozmak, insanların
birbirleriyle anlaşmasına mâni olacak gayretlere girmek, İslâm'ın reddettiği
bir husustur.
Edebiyatla meşgul olan her mü'minin, içinde yaşadığı toplumun fıkhî yapısını çok iyi bilmesi gerekir. Çünkü insanların şahsiyetleri; ya Allahû Teâla (cc)'ın indirdiği hükümlere göre, yada küfür ahkâmına göre teşekkül etmiştir. Tebliğde bu husus dikkate alınmazsa, söylenecek her söz havada kalmaya mahkûmdur. Ayrıca Hz. Âdem (a.s) ile başlayan tevhid mücadelesi ve bu mücadele karşısında tâgûtî güçlerin hileleri kavranmak zorundadır. Kur'ân-ı Kerîm'deki kıssaları iyi tetkik etmeden "edebiyat" la uğraşmak oldukça güçtür. Çünkü kıssalar, bir "muhtıra" niteliğindedir.
"Peygamberlerin
haberlerinden sana anlattığımız herşey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar.
Sana bununla gelen gerçek, inananlara bir öğüt ve hatırlatmadır."(11)
Kıssalar
sadece mahiyet noktasından değil, şekil noktasından da iyi tetkik edilmelidir.
Çünkü İslâmî edebiyattan söz edilecekse, bunun edille-i şer'iyyeye dayanması
mecburidir. Nitekim şiirin; hangi hallerde haram, hangi hallerde mübah ve hangi
hallerde müstehab olduğu izah edilmiştir. İbn-i Abidin: "Erkekleri,
hayatta olan muayyen bir kadını ve o kadına karşı şehveti artıracak şarkıları
tasvir, bir müslümanı veya zımmîyi hicvetmek, haram olan şiir
nevindendir"ı2 buyuruyor. Çünkü bunlarda insanı harama teşvik ön
plândadır. Ayrıca haysiyet ve şerefleri masum (dokunulmaz) olan insanları
tahkir vardır. İbn-i Hümam, kimlerin şehadeti kabul edilmeyeceğini izah
ederken, "İçinde fısk-ü fücûr bulunan ve insanları harama teşvik eden
şiirleri kaleme alan kimselerin de şahidliğe ehil olmadığını" kaydeder.13
Bunun yanında, Kureyş müşriklerini çok güzel bir tarzda hicveden Hassan b.
Sabit (r.a) için "Hassan onları hicvetti, hem şifa verdi, hem şifa
buldu"14 buyuran Resûl-i Ekrem (sav), edebiyatla uğraşanlara yol
göstermektedir. Neyin, nasıl tebliğ edileceğini iyi kavramak için
"edebiyat" la meşgul olmaya mecburuz. Edebiyatla meşgul olurken,
şer'î hududları dikkate almak Kelime-i Şehadet'in tabiî bir sonucudur. Herhangi
bir işle meşgul olan kimsenin, haramdan korunmak için, o iş dalı ile ilgili
ilimleri öğrenmesi farz-ı ayndır. Elbette edebiyat da bu genel hükmün dışında
değildir.
KAYNAKLAR
(1)
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, İst. 1977 c. II, sh. 290.
(2)
Nahl sûresi:125.
(3)
Mecmuat'u't Tefasir, İst. 1979 Çağrı Yayını. c. III, sh. 656 vd. (Haazin ve
Gadı Beyzavi den özet)
(4)
Zebidi, Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Ank. 1975
(3. bsm) c. XII, sh.119.
(5)
Feteva-ı Hindiyye, Beyrut:1400 (M.1980) c. III, sh. 306.
(6)
Geniş bilgi için bkz.: Abdurrauf Munavi, Feyzû'l Kadir, Kahire,1356, c. V, sh.
81.
(7)
İbn-i'Hacer Askalani, Fethû'I Bari fi Şerhi'I Sahih-i Buhari, Kahire:1959, c.
VII, sh. 389-390.
(8)
Mansur Ali Nasıf, Tac Tercemesi, İst. 1976 Eser Yayını, c. I, sh.108, Had.
No:121.
(9)
Zebidi, Sahih-i Buhari Muhtasarı Teerid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Ank. 1976
(4. bsm) c. IV, sh. 128, c. I. (Birinci dipnotta bu hadisin Buharî, Sünen-i Ebû
Davud ve Tirmizî de yer aldığı kaydedilmektedir).
(11)
Hûd sûresi:120.
(12)
İbn-i Abidin, Reddü'1 Muhtar, Kahire: 1972, c. I, sh. 33
(13)
İbn-i Hümam, Fethû'l Kadir, Beyrut: 1317, D. Sadır Mtb. c. VI, sh. 4 vd.
(14)
Haccac b. Müslim el-Kureyşî En Nisabûrî, Sahih-i Müslim Tercemesi ve Şerhi,
İst. 199 Sönmez Yay. c. X sh. 6339-40, Hadis No:157 (2490)