FIRKA
Demokratik-laik
toplumlarda insanların şahsî kanaatleri ve ideolojik davranışları esas olarak
kabul edilmiştir. Eğer bir toplumda, aynı ideoloji çevresinde teşkilatlanan
insanlar, diğerlerinden nüfus olarak daha fazla ise, yönetim hakkı onlara ait
kabul edilir. Temelde "hâkimiyet kayıtsız şartsız insana aittir"
sloganı çevresinde anlaşma vardır. Bu sebeple, propaganda ve beyin yıkama, korkunç
boyutlara varmıştır. Demokratik toplumların vazgeçilmez müesseseleri siyasî
partiler (fırkalar) veya ideolojik gruplardır. Ayrıca her parti (fırka);
kendisinin diğerlerinden farklı olduğunu ispatlamak ve iktidarı ele geçirmek
için gayret sarfeder. Çevre kültürü "siyasî fırkaların
vazgeçilmezliği" esasını telkin eder. Bu girişten sonra fırka kelimesi
üzerinde duralım. Arapça'da Fe-Ra-Ka kökünden gelen fırka kelimesi: İki şeyi
birbirinden ayırmak, ayrı olan özelliklerini, meziyetlerini ve imtiyazlarını
ortaya koymakl mânâsına gelir. Hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur'ân-ı
Kerîm'e Furkan ismi verilmiştir. Bu da aynı kökten (Fe-Ra-Ka kökünden) gelir.
Hz.
Musa (as)'m kıssası izah edilirken; "Hem hatırlayın o zamanı ki, sizin
için denizi yarıp ( feraknâ) hepinizi kurtarmış, Fir'avun hanedanını ise sizin
gözlerinizin önünde suda boğmuştuk."2 hükmü beyan buyurulmuştur.
Fahrüddin-i Razi Mefatihû; Gayb isimli tefsirinde bu âyetle ilgili olarak
şunları zikretmektedir: "Bu Allahû Teâla (cc)'nın onlara ikinci bir
nimetidir. Ayetteki feraknâ (yardık) kelimesi şu mânâya gelir. Biz denizi
birbirinden ayırdık da, deniz içinde sizin için yollar meydana geldi. Bir
kıraate göre ise bu kelime fassalnâ (ayırdık) mânâsına feraktı beyne'şey'en
denilir.
Kur'ân-ı
Kerîm'de ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinde "fırka" kavramı,
birbirinden tamamen ayrılanları ve farklı itikadlara sahip olanları ifade için
kullanılır. Bu noktada şu sualler zihnimize takılabilir; "Müslümanlar
birbirlerinden farklı itikadlara sahip olabilirler mi?" veya
"inanılması zarurî olan hususlarda farklı anlayışlardan söz edilebilir
mi?"
Kur'ân-ı
Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. Allah'tan nasıl korkmak lâzım ise öylece
korkun. Sakın siz müslümanlar olmaktan başka (bir sıfatla) can vermeyin.
Hepiniz Allah'ın ipine (hablûllah'a) sımsıkı sanlın. Parçalanıp fırkalara
ayrılmayın!.."3 hükmü beyan buyurulmuştur. Burada üzerinde hassasiyetle
durmamız gereken iki husus vardır. Birincisi: Allahû Teâla (cc)'nın ipine
(Hablûllah'a) sımsıkı sarılmaktan maksad nedir? Müfessirlerin bir kısmı; Allahû
Teâla (cc)'nın ipinden maksadın Kur'ân ve sünnet olduğu üzerinde durmuştur.
İmam Muhammed İbn-i Cerir et-Taberi ise; "Allahû Teâla (cc)'nın ipinden
maksad İslâm cemaatidir" diyerek, değişik bir bakış açısı getirmiştir. Zira
âyet-i kerime Ey iman edenler!.. (nida-münada) şeklinde gelmiştir. İman eden
bir kimsenin Kur'ân ve sünnete sımsıkı sarılması tabiidir. Dolayısıyla
hahlûllah'dan murad, İslâm cemaatine sımsıkı sarılmaktır. Çünkü cemaat olmak
farz kılınmıştır. İkincisi: "Parçalanıp, fırkalara ayrılmayınız"dan
maksad nedir? Bu âyette geçen velâ teferrakû emri, fırkalaşmanın haramlığını
beyan içindir. Dolayısıyla İslâm cemaatine sımsıkı sarılmak farz, fırkalara
ayrılmak ise haramdır. Nitekim bir başka âyet-i kerimede; "Kendilerine
açık belgeler (heyyinat) geldikten sonra fırkalara ayrılıp, ihtilâfa düşenler
gibi olmayınız. (Kitap ehline benzemeyiniz). İşte onlar için büyük bir azap
vardır."5 hükmü beyan buyurulmuştur. Bu âyet-i kerimenin tefsirinde İbn-i
Abbas (r.a) şunları zikretmektedir: "Allahû Teâla (cc), mü'minlere cemaat
olmayı farz kılmıştır. Onları dinde ihtilâf etmekten ve fırkalara ayrılmaktan
nehyetmiştir. Ve onlara haber vermiştir ki; kendilerinden önce helâk edilenler,
ancak Allahû Teâla (cc)'nın dininde münakaşa ve birbirine buğz etme (husûmet)
sebebiyle helâk edildiler. Yine denildi ki; onlar birbirlerine adavet
(düşmanlık) ve hevâlarına tâbi olmaları sebebiyle fırkalara
ayrılmışlardır."6
Şurası
muhakkaktır ki; fırkalara ayrılmak, şucu veya bucu gibi sıfatları kabul etmek
ve taassuba kapılmak cahilî bir gururdan ibarettir. Değişik kitapların veya
şahısların çevresinde fırka haline gelenler, hesap günü şuurundan hızla
uzaklaşırlar. Bu değişmeyen bir kaidedir. Allahû Teâla (cc) kitap ehlinin
içinde bulunduğu durumu (sırf ibret alabilmemiz için) hatırlatmıştır;
"İşlerini (dinlerini) aralannda parçalayıp, çeşitli kitaplara ayrıldılar.
Her fırka kendi yanında bulunan (kitap, rey ve tavır) la
sevinmektedir."(7) İmam-ı Kurtubî; bu âyet-i kerime'nin tefsirinde:
"Denildi ki; onlardan her fırka veya hizip, kendilerine ait bir kitabın
hükümlerine sımsıkı yapıştı ve ona iman etti. Sadece bununla kalmadılar. Ayrıca
kendi kitaplarının dışındaki bütün kitapları inkâr ettiler."s diyerek,
önemli bir hususa işaret etmektedir. Hesap gününe hazırlanan mü'minler; içinde
bulundukları hâli ve toplumdaki gelişmeleri, bu açıdan tahlil etmelidirler.
Günümüzde her fırkanın "insanüstü güçler vehmettiği bir liderleri veya
okuya okuya bitiremediği bir kitabı" maalesef vardır. Bu noktada Resûl-i
Ekrem (sav)'in: Kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına sizden
öncekilerin yoluna uyacaksınız. Hatta onlar keler deliğine girseler, siz de
gireceksiniz.9 mealindeki mübarek tesbitini hatırlamamak mümkün müdür? Evet!..
Kitap ehlinin birçok hastalığı, maalesef müslümanlarda da görülmektedir. Hatta
fırka taassubuna kapılan ve muhaliflerini kötüleyebilmek için "iftira,
yalan ve diğer haramları irtikap edebilen" tiplere dahi rastlamak
mümkündür. İmam-ı Eş'ari (rh.a): "Fırkalar hakkında eser kaleme alanlar;
muğalataya sapmışlar ve muhaliflerini kötüleyebilmek için kasden ilavelerde
bulunmuşlardır."1o diyerek, fırka taassubunun neleri beraberinde
getirdiğine işaret etmiştir.
Demokrasi
rejiminin getirdiği "parti" kavramı, İslâmî kaynaklarda yer alan
"fırka" veya "mezhep" ile açıklanabilir mi? Demokratik
rejimin vazgeçilmez unsuru olan siyasî partiler, ulusun (halkın) egemenliği
esasına, seküler/laik tercihlere ve dünyevî menfaatlerin elde edilmesine
dayanan mücadelenin karargâhları durumundadırlar. İhtiras, hased ve ideoloji
farklılığı sebebiyle, fırka özelliği taşırlar. Mezhep özelliği taşımazlar.
Günümüzde
hiçbir fırkaya tâbi olmayan ve "Ben şüphesiz müslümanlardanım!.. Benim
dinim cemaati farz, fırkalara ayrılmayı haram kılmıştır" diyen, güzel
sözlü kimseler suçlu duruma düşürülmüşlerdir. Aristo mantığının temel
ilkelerine göre zihinlerini şartlandıran ve "iki hâl prensibini"
putlaştıranların sloganı şudur: "Bir kimse; ya bizim fırkamıza dahil olur,
ya olmaz!.. Bize dahil olanlar müslüman olduğuna göre, diğerleri kâfirdir.
Üçüncü bir hâl yoktur." Fırka taassubuna kapılan ve nefislerinin hevâsına
tâbi olanların, bu sloganlarını, duymak mümkündür. Tekfir hastalığının
temelinde Aristo mantığı vardır.
Kelime-i
Şehadet getiren bir mükellef, Allahû Teâla (cc)'nın kitabında ve Resûl-i Ekrem
(sav)'in sünnetinde yer alan her hükmün "Mutlak hakikat" olduğunu
kabul etmek durumundadır. Aksini düşünmek, mükellefin ikrarından şüpheyi
beraberinde getirir. Fırka taassubunu aşabilmek için "müslüman"
vasfının dışındaki vasıflandırmaları kabul etmemek gerekir. Nitekim Kur'ân-ı
Kerîm'de: "İnsanları Allah'a dâvet eden, salih ameller işleyen ve `Ben
şüphesiz Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Ne
(her) iyilik, ne de (her) kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel yol (usûl,
metod) ne ise, onunla önle!.. O zaman görürsün ki, seninle arâsında düşmanlık
bulunan kimse bile, sanki yakın dostun olmuştur." hükmü beyan
buyurulmuştur. İnsanları İslâm'a dâvet eden, sâlih ameller işleyen ve "Ben
şüphesiz müslümanlardanım" diyen güzel sözlü kimseler, İslam cemaatini
kurmak ve korumak borcundadırlar. Bu gerçekleştiği zaman "fırkalara
ayrılma hastalığı" önemli ölçüde tedavi edilecektir. Hakikatin şâhidi olan
ümmet, bunu yapmaya mecburdur.
KAYNAKLAR
(1)
Ahmed b. Faris, Mucemi'l-Mukcıyısı'l-Lugat, Beyrut. ty, c. IV, sh. 493.
(2)
Bakara sûresi: 50.
(3) Âl-i
İmran sûresi:102-103.
(4)
Muhammed İbn-i Cerir et-Taberi, Camiû'l Beyan, Beyrut 1373 (1954), c. IV, sh.
30 vd.
(5) Âl-i
İmran sûresi: 105.
(6)
Mecmuatu't Tefasir, İst. 1979, c. I, sh. 561 (Haazin Bölümü).
(7)
Mü'minûn sûresi:53
(8)
İmam-ı Kurtubi, el-Camüi li Ahkâmi'I Kur'ân, Kahire 1937, c. XII, sh. 30.
(9)
Sünen-i Tirmizi, İst. 1401 K. Fiten: 30 Had. No: 2195.
(10)
İmam-ı Eş'arî, Makallaıi'l İslamiyyin ve'l İhtilâfi'I Musallin, İst.1928, sh.
2.
(11)
Fussilet sûresi: 33-34.