FÜTÜVVET
Kur'ân-Kerim'de,
kendilerine herhangi bir tebliğ ulaşmadığı halde, küfre ve zulme boyun eğmeyen
Ashab-ı Kehf'in kıssasına yer verilmiştir. Allahû Teâla (cc)'ya isyan eden
güçlere (tâgûtî iktidarlara) boyun eğmemek için kavimlerinden uzaklaşan ve bir
dağın mağarasına gizlenen bu gençlerle ilgili olarak: "Şüphesiz ki onlar
Allahû Teâla (cc)'ya iman eden genç yiğitlerdi (fityetûn). Biz de onların
hidayetini artırmıştık."ı buyurulmuştur. Bu âyette geçen fityetûn
kelimesi, feta'nın çoğuludur. Şimdi bu kelime üzerinde duralım. Müfred olarak
asâ vezninde fetâ, delikanlı, cüvan, sahi, kerim ve civanmert kimse; çoğulu
fityan, ubuvva vezninde ise fütüvve şeklinde, kerem ve mürüvvet sahibi,
civanmertlik mânâsına gelmektedir.2 Nitekim kâfir ve zâlim Nemrut'un putlarını
kıran Hz. İbrahim (a.s) için de Kur'ân-ı Kerîm'de feta denilmiştir;
"Dediler: `İşittik ki İbrahim isimli bir genç yiğit (feta) onları
(putlarımızı) diline doluyordu. "3
İslâmî
ıstılâhta fütüvvet; insanları, dünya ve ahirette, kendi nefsine tercih
etmektir. Bu, kelime-i şehadete dayanan ve toplumu ihya eden bir edebtir.
İnsanların
birbirleriyle olan münasebetlerinde dünya görüşlerinin ve inançlarının büyük
rolü vardır. İslâm dini, kelime-i şehadet getiren her mükellefin, birbirleriyle
kardeş olduğu esasını getirmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in "Sizden
hiçbiriniz kendi nefsi için istediğini, din kardeşi için de istemediği müddetçe
(kâmil mânâda) iman etmiş olmaz"5 buyurduğu bilinmektedir. Firaset sahibi
mü'minler bu hadis-i şerif'teki muhtevayı tefekkür ettikleri zaman, hallerinden
şüpheye düşerek titremişlerdir. Nitekim Seriyyu's-Sekati (rh.a) dostlarına:
"İşlediğim bir hata sebebiyle tam otuz senedir tevbe etmekteyim" diye
itirafta bulunmuştur. Dostlarından birisi merakla: "Bu hatanın mahiyeti
nedir?" diye sorunca şu cevabı verir: "Bağdat çarşısı yanıyor diye
bağırdılar. Heyecanla koştum ve benim dükkânımın yanmadığını görünce
el-Hamdulillah dedim. Daha sonra kendi menfaatimi, diğer kardeşlerimin menfaati
üzerine tercih ettiğimi hatırladım. Heyecanla söylediğim o söz sebebiyle tam
otuz senedir. Rabbimden affetmesini ve o günahımı örtmesini dilemekteyim."
Hesap
gününü düşünen her mükellef, Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Nefsim yed-i
kudretinde olan Allahû Teâla (cc)'ya yemin olsun ki, arzusunu İslâm'a tâbi kılmayan
kimse iman etmiş olmaz."6 mealindeki mübarek tesbiti üzerinde düşünmek
mecburiyetindedir. Kardeşini, kendi öz nefsine tercih etmek (fütüvvet ahlâkı)
Sahabe-i Kiram'ın temel vasfıdır. Şimdi Peygamber efendimizin (a.s) huzurunda
cereyan eden bir hadiseyi naklederek, fütüvvet ahlâkının mahiyetini ortaya
koymaya gayret edelim. Hz. Sabit b. Kays b. Şemmas (r.a) huzur-u saadete
gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü!.. Açlıktan takatım kesildi" diyor ve
içinde bulunduğu hâli ifade ediyor. bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav)
hanımlarına (hâne-i saadete) haber salar ve yiyecek birşeyler göndermelerini
istirham eder. Fakat hâne-i saadette yiyecek bir şey yoktur. Durum anlaşılınca
Resûl-i Ekrem (sav): Bu kardeşinizi misafir edip de Allahû Teâla (cc)'nın
rahmetine mazhar olmak isteyen yok mu? sualini tevcih eder. Ensardan Ebû Talha
(r.a) ayağa kalkarak "Ben hazırım ya Rasûlullah!" cevabını verir.
Daha sonra doğruca evine gider ve hanımına:"Resûl-i Ekrem (sav)'in
misafirine yemek hazırla!.. Sakın hiçbir şeyi gizleme" istirhamında
bulunur. Hanımı "Vallahi çocukların yiyeceğinden başka birşey yok!.."
diyerek, içinde bulundukları hâli ifade eder. Hz. Talha (ra): "Öyle ise
çocukları oyala ve uyut!.. Ben misafiri getirince onu sofraya oturturuz ve yan
odaya geçeriz. Bir şeyler yiyormuş gibi yaparız. Bu gece Rasulullah'ın
misafirine ikram için, kendimiz aç yatarız." diyerek nasihatta bulunur.
Nitekim ikram hadisesi Hz. Tallıa'nın çizdiği plan içerisinde gerçekleşir.
Sabah olunca Hz. Talha (ra) misafiri Hz. Sâbit b. Kays b. Şemmas (ra) ile
birlikte Resûl-i Ekrem (sav)'in huzuruna varır. Resûl-i Ekrem (sav); "Bu
gece misafirinize yaptığınız muameleden Allahû Teâla (cc) râzı oldu ve şu
âyet-i kerimeyi inzal buyurdu: "Onlardan evvel (Medine'yi yurt ve iman
(evi) edinmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler.
Onlara verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyaç (meyli) bulmazlar.
Kendileri fakr-ü ihtiyaç içinde olsalar bile (onları, hicret edenleri öz
canlarından daha üstün tutarlar. Kim nefsinin (mala olan) hırsından ve
cimriliğinden korunursa, işte onlar muradlarına erenlerin ta
kendileridir."(7)
Şurası
muhakkaktır ki, İslâm dininin getirdiği fütüvvet şuuru, Medine'de kurulan ideal
devletin temelini teşkil etmiştir. Hicretten sonra, İslâm'ın temel hedeflerinin
gerçekleşmesi için kardeşlik antlaşmasını kabul etmeleri ve muhacirleri öz
nefislerinden üstün tutmaları, önemli bir hâdisedir. Resûl-i Ekrem (sav):
"Bir kimse din kardeşinin ihtiyaçlarını görmek için ona yardım ettiği
müddetçe, Allahû Teâla (cc) daimi bir şekilde ona yardım eder" müjdesi
sarihtir. Medine'de bu müjde gerçekleşmiştir. Fütüvvet şuuru İslâmî hareketin
vazgeçilmez bir rüknüdür. Bu hakikat asla unutulmamalıdır.
KAYNAKLAR
(1)
Kehf sûresi:13.
(2)
Âsım Efendi, Kamûs Tercümesi, İst.1305 ("Fetâ" ve "Fütüvve"
maddeleri).
(3)
Enbiya sûresi: 60
(4)
Seyyid Şerif Cürcani, et-Ta'rijiıt, İst. ty., Kaynak Yay., sh.165.
(5)
Sahih-i Müslim, İst.1401, Çağrı Yay, c. sh.66, Had. No: 71.
(6)
İbn-i Kesir, Tefsiı-û'l Kur'an'il Aziym, Beyrut 1969, c. III, sh.490.
(7)
Haşr sûresi: 9
(8)
Sahih-i Buhari, K. Rikak: 7. Ayrıca, Sahih-i Müslim, K. Birr:15.