GAYB
Müminlerin
bâriz vasıflarından birisi de gayba iman etmeleridir. Nitekim Kur'ân-ı
Kerîm'de: "Onlar (mü'minler) gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar
ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden de (İslâm için) harcarlar."(1)
hükmü beyan buyurulmuştur. Âyette geçen gayb kelimesi Ga-Be fiilinin
masdarıdır. Gözden kaybolan şeye gayb denildiği gibi, duyularla idrak
edilemeyen ve insan bilgisinin dışında kalan şeye de gayb denilir. Herhangi bir
şey, insana veya diğer canlılara nisbetle gayb olur. Allahû Teâla (cc)'ya
nispetle gayb yoktur. Zîra O'nun ilminden hiçbir şey kaybolmaz.(2)
Kur'ân-ı
Kerîm'de iki ayrı âlemden söz edilmiştir. Birincisi: Görülüp idrak edilemeyen
varlıklar âlemidir. Buna gayb âlemi denilir. İkincisi: Görülen, beş duyu
vasıtasıyla bilinen ve idrak edilen varlıklar âlemidir. Buna şehadet âlemi ismi
verilir. Manevî varlıklar gayb âlemindedir. Gayb âlemine ait varlıklar da iki
kısımda mütalaa edilmiştir:
a)Bir kısmının delili yoktur. Varlığını
Allahû Teâla (cc)'dan başka kimse bilmez. Kâinatta, duyularımızdan saklı nice
varlıklar mevcuttur ki, bunları ancak Allahû Teâla (cc) bilir. "Gaybın
anahtarları O'nun yanındadır. Kendinden başkası bunları bilmez."(3) âyeti,
gaybın bu kısmına işaret etmektedir. Allahû Teâla (cc)'nın bilgisi, kaza ve
kader hep bu kısım gayba dahildir.
b) Bir kısım varlıklar da vardır ki, idrak
edilemez, fakat mevcudiyetleri delil ile anlaşılabilir. Melekler, cinler,
ahiret, cennet, cehennem bu tür gayba dahildir
"İşte Onlar (mü'minler) gayba iman ederler" âyetiyle
kasdedilen gayb budur. Yani mü'minler, görmedikleri halde Allahû Teâla (cc)'ya,
O'nun meleklerine, Peygamberlere gelen kitabların Allahû Teâla (cc) tarafından
vahyedildiğine, ahiret hayatına, cennete ve cehenneme inanırlar. Resûl-i Ekrem
(sav)'i gören ashabın en büyük meziyetleri, onun bu hususlara ilişkin sözlerini
kabul ve tasdik etmeleridir. Resûl-i Ekrem (sav)'i görmeyen diğer müslümanlar
ise, (tabiûndan itibaren kıyamete kadar) bu meziyet yanında gıyaben (zira
Resûl-i Ekrem (sav)'i de görmemişlerdir) iman etme şerefine haizdirler. Bu
hususta kesin imâna sahip olmuş müslümanları, Resûl-i Ekrem (sav) övmüştür(5).
Gayba iman etmek bazı insanlarda sezgi ve keşif yoluyla, bazılarında ise
düşünce ve istidlal yoluyla hâsıl olur. Bazı insanlar "Biz gözümüzle
görmediğimize inanmayız" diyerek gayb âlemini inkâr hastalığına
tutulmuşlardır. Materyalist kültürün en kaba sloganı budur. Okuma-yazma
bilmeyen ve ilimden haberi olmayan kimselerin dışında hiçbir ferd, bu kaba ve
saçma slogana itibar edemez. Zira gözün (bir organ olarak) görme alanı
sınırlıdır. Bu sınırın dışında kalan varlıkları reddetmek veya görünceye kadar
kabul etmemek ahmaklıktır.
Gayb
âleminin bütün sırlarını sadece ve sadece Allahû Teâla (cc) bilir. Resûl-i
Ekrem (sav)'in, Mekke müşriklerini zaman zaman bu konuda uyardığı nassla
sabittir. Nitekim: "De ki `Size benim yanımda Allah'ın hazineleri var
demiyorum. Ben gaybı bilmem. Size hakikat ben bir meleğim de demiyorum. Ben
bana vahy, olunmakta olan (Kur'ân)dan başkasına uymam.' De ki: `Görmeyenle
gören bir olur mu?' Hiç düşünmüyor musunuz?(6) âyetinde, bu husus sarihtir.
Allahû Teâla (cc)'nın gayba ait bazı hususları, değişik sebep ve vesilelerle,
peygamberlerine bildirmesi (vahy etmesi) söz konusudur. İslâm'a itiraz eden
kitap ehlinin veya müşriklerin sualleri vesilesiyle, gayba ait bir çok bilgi
vahyedilmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "(Rasûlüm!) Bunlar sana
vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Meryem'i onlardan hangisi
himayesine alacak diye kalemlerini atarken sen yanlarında değildin. (Bu
hususta) Çekişirlerken de yine yanlarında yoktun."(7) hükmü beyan
buyurulmuştur. Başta Ashab-ı Kehf'in mücadelesi olmak üzere; geçmişte yaşanan
birçok tarihi hadise (ki bunlar gaybe ait haberlerdir) dosdoğru şekilde Resûl-i
Ekrem (sav)'e vahyedilmiştir. Dolayısıyla gayba ait bilgi; sadece geleceğe ait
değildir, geçmişte cereyan eden hadiseler de gayba girer. Muhakkak ki
peygamberlerin bildiği gayb, Allahû Teâla (cc)'nın bildirdikleriyle sınırlıdır.
Nitekim: "De ki (ey Muhammed!) `Tehdid edile geldiğiniz (azab)ın yakın mı,
yoksa Rabbimin ona uzun bir müddet mi ta'yin etmiş olduğunu ben bilemem. Allah,
bütün gaybı bilendir. Öyle ki gaybına kimseyi muttali' etmez. Meğer ki beğenip
seçtiği bir peygamber ola!.. (Onlar müstesnadır) Çünkü O, bunun önünden ve
ardından gözetleyiciler (muhafızlar) dizer"(8) âyetlerinde, bu husus
sarihtir. Rasûller ve Nebiler; Allahû Teâla (cc)'nın vahiyle bildirdiği gayba
ait hususları tebliğ edebilirler.
Resûl-i
Ekrem (sav)'in: "Ben de ancak fâni bir insanım (beşerim). Siz bana birçok
davalar getiriyorsunuz. Sizlerden biri, diğer tarafa nazaran beni ikna etmede
daha kabiliyetli ve muktedir olabilir (meselesini daha beliğ olarak
savunabilir). Ben de ondan işittiğime (ve delillere) göre hüküm veririm.
Bununla bir kimseye, hakikaten din kardeşine ait bir şeyi verecek olursam, o
kimse (bunu) asla almasın. Zira benim ona şekilde vermiş olduğum şey, ancak
ateşten bir parçadır."(9) buyurduğu bilinmektedir. Bazı rivayetlerde
"Dilerse o ateşi alsın, dilerse bıraksın"ziyadesi vardır. Dikkat
edilirse Resûl-i Ekrem (sav) getirilen delillerin esas alınmasını ve ona göre
hüküm verilmesini tavsiye etmiştir. Ayrıca "Ben gaybı bilirim ve mutlaka
her hakkı, hak sahibine veririm" dememiştir. Burdaki incelik iyi
kavranmalıdır. Günümüzde; "şeyhlerinin gaybı bildiğini ve ona göre
davrandığını" iddia eden, birçok bid'at ehline rastlanmaktadır. Dikkat
edilmelidir.
Hevâ ve
heveslerini ilâh edinen kitleler "insanın dışında , insanı aşan herhangi
bir hakikat yoktur" sloganını, sık sık tekrarlarlar. Bununla hem vahyi,
hem gaybı inkâr hastalığına rastlamak mümkündür. Esasen din ile ideolojinin
arasındaki temel fark, bu noktada yoğunlaşmaktadır. Kelime-i şehadeti ikrar ve
tasdik eden bir insan, Allahû Teâla (cc)'nin kitabında ve Resûl-i Ekrem
(sav)'in sünnetinde yer alan her hükmün mutlak hakikat olduğunu tasdik etmiş
demektir. Zira bu sebeple "müslüman" (Allah'a teslim olan) vasfını
elde eder. Unutulmamalıdır ki, gaybe iman etmek mü'minlerin temel vasıflarından
birisidir.
KAYNAKLAR
(1)
Bakara sûresi: 3.
(2)
Râğıb el-Isfahani, el-Müfredat li Garibi'l Kur'ân, İst. 1986, Kahraman Yay. sh.
552. (Gıybet de gayb den gelir. Bir mü'minin, hoşuna gitmeyecek bir ayıbını
onun gıyabında anmaya gıybet denilir. Eğer o ayıp mevcut değilse, iftira
gündeme girer. Hem gıybet, hem iftira haram kılınmıştır).
(3)
En'am sûresi: 59.
(4)
Geniş bilgi için bkz. Mecmuatû't Tefasir. İst. 1979 Çağrı Yay., c. I, sh. 42-43
(Gadı Beyzavi bölümü).
(5)
İbn-i Kesir, Tefsirû'l Kur'an'il Aziym, Beyrut 1969, D. Marife Yay, c. I, sh.
40-41.
(6)
En'am sûresi:50.
(7)
ÂI-i İmran sûresi: 44.
(8) Cin
sûresi: 25-27.
(9)
Sahih-i Müslim. İst: 1401, Çağrı Yay, c.II, sh. 1337, K. Akdiye: 13. Ayrıca
Sahih-i Buhari, İst. 1401, c.III, sh. 162; Sünen-i İhn-i Mace, İst. 1401, c.
II, sh. 777, K. Ahkâm: 5 Had. No: 2317 2318; İmam-ı Mâlik, Muvatta, İst. 1401,
c. II, sh. 719, K. Akdiye: 1.