İCMA-İ
ÜMMET
İcma,
Arapça bir kelime olup, lûgatta "azm, kasd, ittifak mânâsınadır."(1)
Istılâhta; "Müctehidlerin herhangi bir asırda şer'i hüküm üzerinde ittifak
etmeleridir."(2)
Kur'ân-ı Kerîm'de: "Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e muhalefet eder, mü'minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu, döndüğü o yolda bırakırız, (fakat âhirette) kendisini cehenneme koyarız, o ne kötü bir yerdir."3 buyurulmuştur. Şimdi bu âyet-i kerîmede hangi hükümlerin yer aldığını mûteber tefsir kitaplarından tahkik edelim. Tef sir-i Haazin'de: "Peygambere muhalefet etmek ve mü'minlerin yolundan ayrılmak haramdır. Ilurum böyle olunca mü'minlerin yoluna uymak vacip olur."(4) hükmü yer almaktadır. İmam-ı Kurtubî, meşhur tefsirinde: "Mü'minlerin yolundan ayrılmaktan maksat, müctehid imamların icmalarını inkâr etmektir. Bu âyeti kerîmede icma-ı ümmetten ayrılanları tehdid vardır"5 şeklinde meseleye açıklık getirmiştir. Yine Ebû Bekir el-Cessas hazretleri: "Bu âyet ile icma-ı ümmetin önemi ortaya konulmuştur. İcmadan ayrılanlar cehennem ile tehdit edilmiştir."(6) buyurmaktadır. İmam-ı Zemah erî Bu âyet icma-i ümmetin delil olduğunun işaretidir. Zira Allahû Teâlâ (cc), Peygambere muhalefet ile mü'minlerin yolunun dışında bir yol tutmayı aynı mahiyette saymıştır. Cezalarını da müsavi kılmıştır."(7) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir.
Şemsü'
eimme (imamların güneşi) nâmı ile mâruf Serahsi (rha) icma-i ümmeti tarif
ederken; "Her asırda fıskını ilân etmeyen, hevâ ve heveslerine tâbi
olmayan bütün müctehid imamların ittifakına icma denir."(8) hükmünü
zikretmektedir.
Bütün
bu bilgileri iyice tahlil ettiğimizde görüyoruz ki, âyet-i kerimede geçen
"mü'minlerin yolundan" kasıt icmadır. İcma-i ümmetten murad ise,
müctehid imamların ittifakıdır. Dolayısıyla müctehidlere tâbi olmak ve onların
ictihadlarına uygun bir hayat yaşamak oldukça önemlidir. Molla Hüsrev;
"Bir asırda müctehid seviyesinde olan bütün fakihlerin (istisnasız)
ittifakı esastır. Bu durumda olanların biri dahi katılmasa icma var
sayılmaz"(9) hükmünü zikreder. Dolayısıyla icma-i ümmet, her asırda çok az
konu üzerinde tahakkuk edebilmiştir. Ancak şurası da unutulmamalıdır ki,
icmanın tahakkuku için bütün müctehidlerin bir araya gelip, ictihad birliğine
varmaları gerekmez. Bir müctehidin hükmü, kendisine ulaştığı zaman susar, red
ve aksine bir hüküm belirtmezse, ittifak doğmuş sayılır.1o Sükût müddeti en çok
üç gün, en az düşünmeye yetecek kadar zamandır.
Resûl-i
Ekrem (sav)'in, "Benim ümmetim, dalâlet üzere ittifak etmez"(11)
buyurduğu malûmdur. Hz. Âdem (as)'dan itibaren bütün mü'minler; Allahû Teâla
(cc)'nızı indirdiği hükümlere teslim olmuşlar ve tâgûtî güçleri
reddetmişlerdir. Bu konudaki ittifak kıyamete kadar sürcektir. Tâgûtî güçlerle
uzlaşma içine girenler; ilimleri ve ünvanları ne olursa olsun,
"Mü'minlerin yolundan ayrılmış ve Resûl-i Ekrem (sav)'e muhalefete"
geçmişlerdir. Bunun mahiyeti ise mü'minlerce malûmdur.
KAYNAKLAR
(1) Ömer
Nasûhi Bilmen, Hukuk-i lslâmiyye ve Istılâhat-ı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1976,
c.I, sh. 163, Madde: 439.
(2)
Molla Hüsrev, Mir'at el-Usûl fi Şerhi Mirkat el Vûsûl, İst.1307, c.II, sh. 50.
(3)
Nisâ sûresi:115.
(4)
Mecmuat'u't-Tefasir, İst. 1979, Çağrı Yayını. c. II, sh.166.
(5)
Kurtubî, el-Camü li Ahkâmû'l Kur'ân, Kahire:1967, (3. bsm.) c. V, sh. 386.
(6) Ebû
Bekir el-Cessas, Ahkâmû'l Kur'ân, Beyrut: 1335, c. I, sh. 88.
(7)
İmam-ı Zemahşerî, el-Keşşaf, Kahire 1351, c. 1, sh. 563 vd.
(8)
İmam-ı Serahsî, Temhidû'I Füsûl fi İlmû'I Usûl, Beyrut:1393, c. I, sh. 311.
(9)
Molla Hüsrev, a.g.e., c. II, sh. 54-55.
(10)
İmam-ı Serahsi,a.g.e., c. I, sh. 303.
(11)
Sünen-i İbn-i Mace, İst.1401, Çağrı Yayınıları, c. II, sh.1303, Had. No: 3950.