MİLLET
Günümüzde
yanlış kullanılan kavramların başında "millet" kavramı gelir. Batılı
sosyoloji uzmanlarının "dil, ırk, ortak kültür ve ortak tarih"
özelliklerine sahip insan topluluğunu "nation" kelimesiyle ifade
ettiği bilinmektedir. İngilizce olan bu kelime; dilimize "millet"
olarak tercüme edilmiştir. Bunun tabii sonucu olarak bazı çevreler;
"Doktriner Milliyetçilik" adını verdikleri, siyasî bir akımı
başlatmışlardır. Genel olarak "Türk Milliyetçiliği" diye ifade edilen
bu siyasî hareketin mahiyeti malûmdur.
Arapça
olan "millet" kelimesi; din, şeriat, tarikat ve sünnet gibi manaları
ifade eder. İmam-ı Kurtubi; "Millet ve şeriat aynı manadadır. Allahû Teâla
(cc)'nın kullarını yapmaya davet ettiği şeylerin tamamına verilen
isimdir."2 şeklinde tarif etmiştir. Tabiî bu tarif; doğrudan doğruya, hak
olan şeriatın mahiyetini beyan ediyor. Millet kelimesi; müfred (tekil)dir,
çoğulu "milel" gelir. Din tarihi hususunda tartışılmaz otorite olan
Şehristani'nin, meşhur eseri el-Milel ve'n Nihal'dir. Bilindiği gibi nihâl
kelimesi, nıhlenin çoğuludur, nıhle ise; "kupkuru zan ve vehim"
manâasına gelir. Dolayısıyle el-milel, vahye dayanan dinlerin (milletlerin)
tarihi, en-nihâl ise, vahye dayanmayan sistemlerin mahiyetidir. Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından (dolayısıyle resmî olarak) yayınlanan Sahih-i Buhari
muhtasarında; "Millet din manasınadır. Millet-i islâmiyye, millet-i
yahudiye, millet-i nasraniye gibi!.."3 denilmektedir.
Kur'ân-ı
Kerim'de: "Ne yahûdiler, ne nasraniler senden ebediyyen hoşlanmazlar. Ta
ki sen onların milletine girinceye kadar.."4 hükmü beyan buyurulmuştur.
Türkçe meallerin bir çoğunda, ayette geçen "milletehum" ibaresi,
"dinlerine" olarak tercüme edilniştir. Burada dikkat edilecek husus;
yahudiler ve nasraniler zikredildiği halde "millet" kelimesinin tekil
(müfred) olarak yer almasıdır. Yani onlar "tek millet" olarak kabul
edilmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Küfür, tek bir millettir"
hadisi; dikkate alınırsa mahiyet kolayca kavranır. Kur'ân-ı Kerîm'de
"millet" kavramı hep din manasına kullanılmıştır. Hatta bir ayet-i
kerime'de; kavim ve millet birarada kullanılmıştır. Hz. Yusuf (as)'un kıssası
beyan edilirken: "De ki; size rızıklanacağınız bir yemek gelecek oldu mu,
ben muhakkak onun ne olduğunu, size daha gelmezden evvel haber veririm. Bu
Rabb'imin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah'a inanmaz bir kavmin
milletini -ki onlar ahiret günü inkâr edenlerin ta kendileridir-
terkettim"5 hükmü beyan buyurulmuştur. Burada geçen: terektü millete
kavmin lâ yu'minûn (İnanmayan bir kavmin milletini terkettim) ibaresi, kavim
ile milletin ayrı ayrı mahiyete sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyle
"Türk kavmi" vardır, ancak "Türk milleti (şeriatı)"
yoktur!.. Türk kavmine mensup olan insanlardan; mü'min olanlar bulunduğu gibi,
olmayanlar da mevcuttur!.. Farklı dinlere tâbi olmaları, onların "Türk
kavminden" olma özelliğini ortadan kaldıramaz.. Çünkü insanlar,
"hangi kavimden olacaklarına" bizzat kendileri karar veremezler.
Ancak hangi milletten (dinden) olacakları konusunda irade beyan etme hakları
vardır. Ya iman ederek "İslâm milletinden" olurlar, ya inkâr ederek
"küfür milletine" geçerler.
Resûl-i
Ekrem (sav)'in sünnetinde de; "millet" kelimesi, din karşılığında
kullanılmıştır. Nitekim "İki millet, ehli birbirine mirasçı olamaz"6
hadisi şerifi, bunun en güzel misalidir. Nitekim fûkaha, mirasa engel olan
halleri zikrederken; "Müslümanın kâfire, kâfirin de müslümana mirasçı
olamayacağını" sünnete dayanarak izah etmiştir. Hanefi fûkahası:
"Küfür tek bir millettir" hükmünde müttefiktir.
Dolayısıyle
zimmet ehlinden olan; bir yahudi ile (onun karısı ve çocuğu olan) hıristiyan
birine mirasçı olurlar. Çünkü, ikisi aynı milletten (millet-i vahide) sayılır.
İki ayrı milletten (dinden) olan kimselerinde, birbirlerinin üzerine yapacağı
şahitlik, kabul edilmez. Yani; müslümanların kâfirlerle, kâfirlerin de
müslümanlarla ilgili şahitlikleri geçersizdir.9 Zira aralarında; millet (din)
ayrılığından kaynaklanan bir mücadele söz konusudur.
Sanıyorum
"millet" kelimesinin; günümüzde ne kadar yanlış kullanıldığı ve bu
kavram anarşisi yüzünden ne kadar insanın telef edildiği sabit olmuştur... Bu
noktaya nasıl gelindi? Şimdi meşhur müfessir Elmalılı Hamdi Yazır'ı dinleyelim:
"Hukuki
şahsiyetini tamamlamış ve faaliyete geçmiş bulunan millet, İslâm şeriatı
lisanında ümmet mefhumuna tekabül eder. Emrullah efendi merhûm
"ümmet" kelimesinin ümmî kelimesiyle ilgili olduğunu zannederek
nation tâbirini, "millet" diye ifade etmeyi tercih etmişti. O
zamandan beri ümmet mefhumu zayii edilmiş ve istihfaflı bir telâkkiye maruz
kalmıştır. O (Istılâhat Encümeninde) sonradan buluştuğumuz zaman; bu kelimenin
ümm veya ümmi tabiriyle değil, imam tabiriyle alakalı bulunduğunu izah etmiş ve
kabul ettirmiştim. Mateessüf geçmiş hatayı tashihe fırsat elvermeden Emrullah
efendi vefat etmişti"ıo Görüldüğü gibi "millet"; ortak bir
itikada sahip olmakla birlikte, bir imamette
toplanmayan ferdlerin durumunu beyan eder... Her müslüman, İslâm
milletinin bir ferdidir. Eğer bir imama bey'at ederlerse, "ümmet"
olarak anılırlar. Dünya üzerinde yüzlerce kavim vardır. Bu kavimlerin fertleri
içerisinde ``İslâm milletine" tâbi olanlar bulunduğu gibi, "küfür
milletinden" olanlara da raslanabilir. Dolayısıyle yeryüzünde iki millet
vardır. Birisi "İslâm milleti", diğeri de "küfür
milletidir." Resûl-i Ekrem (sav), Hz. Ebû Ducâne'yi mezara koyarken
"Bismillâh!.. Alâ milleti Resûlullah" demiştir(11). Hangi kavimden
olursa olsun; her mü'min mezara konurken aynı sözler tekrar edilir. Bu mahiyet
iyi tefekkür edilmelidir.
KAYNAKLAR
(1)
el-Bustanî, Müncidû't Tüllab, Beyrut 1974, sh.734. Ayrıca, Gisanû'I Arab,
el-Mü'cemi'l Vasit.
(2)
İmam-ı Kurtubî, el-Camü fi Ahkâmi'I Kur'ân, Kahire 1967, c. II, sh. 94.
(3)
Abid'1 Latif ez-Zebidi, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve
Şerhi, Ank. 1976 (4. bsm.) DİB Yay. c. IV, sh. 560.
(4)
Bakara sûresi: 37.
(5)
Yusuf sûresi: 37.
(6)
Sünen-i Tirmizi, İst: 1401, Çağrı Yay. c. IV, sh. 424 K. Feraiz: 16 Had.
No:2108. Ayrıca, Sünen-i İbn-i Mace, İst:1401 c. II, sh. 912. Had. No: 2731.
(7)
Şeyh Nizamüddin ve Heyet, el-Feteva-ı Hindiyye, Beyrut: 1400 c. VI, sh.454,
Ayrıca, el-Meydani, el Lübab fi Şerhi'I Kitab, Beyrot: 1400, c. IV, sh. 188;
Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmîyve ve Istıldhal-ı Fıkhiyye Kamusu, İst:1976,
Bilmen Yay. c. V, sh. 225-226; Madde:100.
(8)
Molla Hüsrev, Dürerû'l Hükkam fi Şerhû Gureri'I Ahkâm, İst: 1307, c. lI, sh.
301. Ayrıca, Şeyh Nizamüddin, a.g.e., c. VI, sh. 454.
(9)
İmam-ı Kasanî, el-Bedaiû's Senai, Beyrut: 1975, c. VI, sh. 280. Aynca, Molla
Hüsrev, a.g.e., c. II, sh. 377.
(10)
Muhammed Hamdi Yazır, Tahlilli Felsefe Tarihi, Metalib ve Mezahib. İst.1978,
sh. 35.
(11)
İmam-ı Merginani, el-Hidaye Şerhu Bidayetü'l Mübtedi, Kahire 1965, c. I, sh.
93.