MÜNAZARA
Kelimemize
Resûl-i Ekrem (sav)'in "Şeytan; namaz kılanların kendisine uymalarından
ümidini kesmiştir. Fakat aranızda fesad çıkarmakla da yetinir." mealindeki
hadis-i şerifi ile başlayalım. Şurası muhakkaktır ki; "münazara",
ilim elde etme yollarından birisidir. Ehl-i sünnet ve'l cemaatin müctehid
imamları ilmi, "ma'lûm olanın, olduğu hâl üzere bilinmesidir"2
şeklinde tarif etmişlerdir. Ayrıca ilim "haber, duyu organlarının
faaliyetleri ve istidlâl (akıl yürütme) ile elde edilebileceği" hususunda
müttefiktirler 3 Eğer münazarada; şer'i hududlara riayet olunursa, mağlûp olan da,
galip gelen de bir çok meseleyi öğrenmiş olur. Yeter ki münazarada taraflar,
hevâ ve heveslerine kapılıp, birbirini yenme hırsına temayül etmesinler. Bu
noktada İmam-ı Burhanüddin Zernûci'yi dinleyelim; "Kelâm ve münazara
ilmini ihtiyaçtan fazla öğrenmek ise mekruhtur. Rivayet edildiğine göre, İmam-ı
Azam Ebû Hanife, oğlu Hammad'ı bundan sakındırmıştır. Bunun üzerine oğlu
Hammad: "Babacığım!.. Bana yasakladığın şeyi, senin yaptığını
görüyorum" dedi. İmam-ı Azam buyurdu ki: "Evlâdım!.. Bizler
münazarada biri ile konuşurken, arkadaşımızın ayağının hak yoldan kayması
endişesiyle herbirimizin başı üstünde uçmasından korktuğumuz bir kuş varmış
gibi davranırdık, ona göre hesaplı konuşurduk. Halbuki sizler konuşurken,
münazara ederken, herbiriniz arkadaşınızın ayağının kaymasını (sapmasını)
istiyorsunuz. Bu, arkadaşının kâfir olmasını istemek gibidir. Kim arkadaşının
kâfir olmasını isterse, arkadaşı kâfir olmadan kendisi, kâfir olur. Mantık ve
benzeri ilimlerle meşgul olmaktaki ölçü de böyledir."4
Sırat-ı
müstakîm üzere olan iki mü'min; münazarada heva ve heveslerine kapılır, şeytâni
vesveselere gönüllerini açarlarsa, birbirlerini tehlikeye sokmuş olurlar. Her
insanda gâlip gelme arzusunun, fıtrî olarak bulunduğu da bilinmektedir. Ancak
"gâlip gelme" nedir? suali çok önemlidir. Eğer mesele; sırf Allah
(cc) rızası için ilim elde etmek ve o ilim ile amel etmek ise,
"gâlip" veya "mağlûp" ayrımları saçma olur!.. Çünkü
münazarada; her iki taraf da birbirinden çok şey öğrenirler. Bu noktada Resûl-i
Ekrem (sav)'in "Her şeyin bir yolu vardır. Cennetin yolu da ilimdir"5
meâlindeki müjdesini hatırlamak durumundayız. Münazara eden iki mü'min;
birbirlerine cennetin yolunu gösteriyorlarsa, mesele yoktur. İşte münazarada
dikkate alınacak ilk husus budur.
Bu
girişten sonra, günümüzdeki "münazara" usûllerine dikkat edelim.
Galip gelmek için her türlü yolu mübah gören, itham ve iftiralarla hedefe
varmaya gayret eden insanların "münazara" yoluyla ilim elde
edebilmeleri mümkün müdür? suali oldukça önemlidir. Ayrıca muhkem âyetlerle ve
mütevatir sünnetle sabit olan hususları bile sırf gâlip gelebilmek arzusuyla
te'vile yeltenen insanların, "münazara" yapmaları ne gibi neticeler
doğurur?
Kâ'b b.
Malik'ten rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (sav)'in:
"İlmi, âlimler arasında bulunup ilim satmak için veya sefihlerle çatışıp
onları yenmek için, veyahut şöhret yapmak, insanların dikkatini üzerine çekmek
için tahsil eden kimseyi Allahû Teâla (cc) cehenneme koyar"s buyurduğu
bilinmektedir. Münazara hususnnda aşırı hassasiyet gösteren kimselerin bu
hususları, çok iyi tefekkür etmeleri gerekir. Resûl-i Ekrem (sav)'in şer'i
ilimleri üç ana esasla izah ettiği malumdur.Bunlar:
1.
Mûhkem âyetler.
2.
Nesholunmamış sünnet (Sünnet-i kaime).
3.
Kitap ve sünnetten çıkarılmış hükümler (Ferizatü'n âdiletün).
Dolayısıyle
İslâmî bir meselede münazara ederken; tarafların, bu üç esasa vâkıf olmaları
gerekir. Kaldı ki, delâlet-i ve subût-i zanni olan konularda; müçtehid imamlara
tâbi olmak vaciptir. Bu durumda, mü'minlerin münazaradan sakınmaları zaruri
olur. İmam Burhanüddin Zernucî bu hususta şunları kaydeder: "Büyük
âlimlerin vefatından sonra ortaya çıkan bu cedel ve hilâf ilmi ile meşgul
olmaktan sakın. Zira bu ilimler öğrenciyi, fıkıh bilgisinden uzaklaştırır, ömrü
zâyi eder, müslümanlar arasında nefret ve düşmanlık getirir. Cedel ilmiyle
uğraşmak fıkhın ve ilmin ortadan kaldırıldığının işareti olduğu gibi, aynı
zamanda kıyametin alâmetlerindendir."
Şimdi
kendi kendimize soralım: "günümüzde münazara ve münakaşa; mü'minler
arasında ilmin yayılmasına mı, yoksa nefret ve düşmanlığın gelişmesine mi sebep
oluyor?" Eğer bu suale "ilmin yayılmasına sebep oluyor" diye
cevap verebiliyorsak, mesele yoktur. Ancak ben; nefret ve düşmanlığı
körüklediğine inanıyorum. Çünkü münazara ve münakaşa halinde olan mü'minlerin;
şer'i hududlara riayet hususunda titiz davranmadıkları malûm. Birbirlerinin
ayıp ve kusurlarını anarak, hedeflerine varmayı esas alıyorlar. Hatta zaman
zaman birbirlerini itham ve iftira kasırgasına tâbi tutuyorlar. Bu gerçekleri
görmemezlikten gelmek mümkün değildir. Bu noktada Resûl-i Ekrem (sav)'in:
"Hidayet üzere olan bir millet, ancak cedel ile (iç mücadeleyle) delâlete
düşer"1o meâlindeki hadis-i şerifini iyi düşünmek zorundayız. Mü'minler
birbirlerinin velileri ve dostlarıdırlar. Eğer münazara ve münakaşa; aralarına
kin ve düşmanlık koyuyorsa, terkedilmesi vacip olur. Hanefi fûkahası:
"Mübah olan fiillerin yapılabilmesi için, o fiilin hiç kimseye eza
vermemesi ve zûlme sebeb olmamasını şart görmüşlerdir." Eğer mübah olan
fiil, bir başka mü'mine zarar veriyorsa veya zûlme sebeb oluyorsa, mübahlık
zâil olur.
Demokratik-lâik
kültürün hızla yayıldığı toplumlarda; mü'minlerin birbiriyle münazara ve
münakaşadan kaçınmaları zarûridir. Kin ve nefretin yayılmasına sebep olan her
türlü fiil, fitnenin güçlenmesine sebep olur. Mü'minler ise; yeryüzünde
fitneden eser kalmayıncaya kadar, cihad etmekle vazifelidirler. İslâmî
ilimlerin zaafa uğradığı toplumlarda mü'minlerin, münazara ve münakaşa ile
zaman kaybetmeleri ma'zur görülemez.
KAYNAKLAR
(1) M.
Yusuf Kandehlevî, Hayatü's Sahabe (Hadislerle Müslümanlık), İst: 1977, Divan
Yayını, c. V, sh. 1773.
(2)
İmam Ebû Muin en-Nesefi, Bahru'l Kelâm fi Akaidi'l Ehli'l-İslâm, Konya:1977
sh.15.
(3)
Sadru'l İslâm Ebu Yusr Muhammed Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, İst:1980, sh. 8.
(4)
İmam Burhanüddin ez-Zernuci, Ta'limü'l Müteallim İst.1980, sh.17.
(5)
Es-Seyyid Ahmed el-Haşimi, Muhtaru'l Ehâdisi'n Nebeviyye ve'l Hikemi'l
Muhammediyye Tercümesi, İst.1978, (4. bsm.) sh.119, Hadis No: 945.
(6)
Mansur Ali Nasif, Tac Tercemesi, İst. 1976, Müt. Bekir Sadak, c. I, sh.113.
Hadis No:131.
(7)
Sünen-i İbn-i Mace, İst: 1401, Çağrı Yayın. c. I, sh. 21. Hadis No: 54.
(8)
İbn-i Abidin, Reddü'l Muhtar ale'd Dürri'l Muhtar, İst.1982, Şamil Yay., c. I,
sh. 93-99.
(9) İmam
Burhanüddin ez-Zernuci, Ta'limü'l Müteallim, İst:1980, sh. 58.
(10)
İmam-ı Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, İst: 1401, c. V, sh. 252, 253.
(11)
İmam-ı Serahsi, el-Mebsut, Beyrut, D.Ma'rife Yay. c. XXXVI, sh.188.