ZİKİR
Zikir
kelimesi birçok manâyı ifade eden (vücûh) bir kelimedir. Kur'ân-ı Kerîm de
ondört ayrı manâda kullanılmıştır. Meselenin anlaşılabilmesi için, usûl
açısından "el-Vücuh ve'n-Nezair" konusunu izah edelim. Kur'ân-ı
Kerım'in üslûb özelliği, insanların telif ettiği eserlere benzemediği gibi,
diğer münzel kitaplara da benzemez. Allahu Teâla’nın (cc) kitabında çeşitli
manâlarda kullanılan müşterek lâfızların mevcut olduğu malûmdur. Bir kelimenin
bir âyette ifade ettiği manâ ile yine aynı kelimenin diğer âyetlerde ifade
ettiği anlamlar aynı olmayabilir. Usûl-i tefsir uleması bunu el-vücuh olarak
ifade etmiştir. Bunun aksine de, farklı kelimenin aynı manayı ifade etmesine
nezair denilir. İbn-i Abbas'dan rivayet edildiğine göre, Halife Hz. Ali b. Ebi Talib
kendisini, Hâricilerle münakaşa ve onları ikna etmek için gönderirken şöyle
demiştir: "Onlarla münakaşa ederken delil olarak Kur'ân-ı Kerîmi hüccet
gösterme; çünkü onda birçok manâları ihtiva eden, zû vücûh kelimeler vardır.
Onlara Resûl-i Ekrem'in sünnetini hüccet olarak bildir ve fikirlerini sünnet
ile teyid et."(1) Kur'ân-ı Kerimde bir kelimenin birkaç manayı ifade
etmesi, onun mucize oluşunun bir delilidir. İmam-ı Zerkanî, el-Burhan isimli
eserinde, Mukatil b. Süleyman’dan naklettiği bir haberde, "kişi
Kur'ân’daki birçok vecihleri görmedikçe hakiki bir fakih olamaz"(2)
diyerek bu inceliğe işaret etmiştir. Meselâ, el-Hüdâ kelimesi ve ondan türeyen
terimlerin, Kur'ân-ı Kerim’de onyedi manası olduğu görülür. Aynı şekilde
cehennem "nâr, sakar, hutame ve cahim" gibi çeşitli lafızlar aynı
manâyı ifade etmektedirler. Bunlar da nezâire ait örnekleri teşkil ederler.
Zikir,
Arapça bir kelime olup, "hatırlamak, anmak, düşünmek ve hatırlayıp
gereğini yapmak" gibi manâlara gelir; unutmanın ve gafletin zıddı olarak
kullanılır. Asıl manâsı budur(3). Allahu Teâla nın (cc) kitabına ve Resûl-i
Ekrem'in (sav) sünnetine uygun ber hayat yaşayabilmek için, insanın kalbini
gafletten kurtarması zaruridir. Gafletin zıddı olan zikir, bunu
gerçekleştirebilmek için bir vesileden ibarettir. Allahu Teâlâ kalbi, aklın,
ilmin ve ruhun mahalli kılmıştır. İnsan kalbindeki istitaat ile ihtiyaçlarını
karşılayabilir ve bütün ilimleri öğrenebilir. İnsanın kalbi aynı zamanda
şüphelerin ve vesveselerin mahalli, küfrün ve imanın merkezi, ısrarın ve
vazgeçmenin (tevbenin) mevzii, mutmain olmanın ve rahatsızlık duymanın cereyan
ettiği bir yerdir.(4) Peygamber Efendimiz (sav) de: "Değişkenliğinden
dolayı buna kalb ismi verilmiştir. Öyle ki kalb, boş bir arazideki ağaca
kökünden asılı durup, rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir kuş tüyü
gibidir"(5) buyurmuştur.
Kur'ân-ı
Kerîm’de: "Rabbinin ismini an (zikret) ve ihlâs ile O'na teveccüh
eyle!" (Müzemmil sûresi: 8) emri verilmiştir. Gadi Beyzavî, bu
âyetintefsirinde, zikir üzerinde hassasiyetle durmuştur.(6) Zikrin bir ibadet
oldugu, kat'i naslarla sabittir. Nitekim: "Şüphesiz ki Allahu Teâla’yı
zikretmek en büyük ibadettir." (Ankebût sûresi: 45) âyet-i kerimesi bunun
en güzel delilidir. Bütün ibadetlerin zâhirî ve bâtınî şartları vardır. Fukaha,
"Allahu Teâla nın rızasını kazanmak niyetiyle (ihlâsla) ve şer'i şerife
uygun olarak yapılan amellere sâlih amel denilir" tarifinde ittifak
etmiştir. Elbette iman ile ibadet arasında önemli bir münasebet vardır. Bir
mükellef, sahih bir itikada sahip olmadığı ve ihlâsı esas almadığı müddetçe,
sâlih amel işleyemez. Müslümanlar zikir ibadetini edâ ederek gafletten
kurtulabilirler. Bir hususa işaret etmekte fayda vardır: Yeryüzündeki hilâfet
vazifesini hakkı ile edâ etmeye niyet etmeyen kimselerin, bazı lafızları
"dudak servisi" ile tekrarlamalarına zikir denilemez. Kur'ân-ı
Kerîm’de zikir ehli, şeriati bilen ve ahkâmini hakki ile edâ eden kimseleri
ifade için kullanilmiştir: "Bilmiyorsaniz zikir ehlinden sorunuz."
(Nahl sûresi: 43) âyet-i kerimesindeki incelik budur.
Zikir
ibadeti, ihlâsın ve ihsân hâlinin teşekkülüne vesile olabilir. Aynı zamanda
kalbin muhafazası açısından da elzemdir. Maddî ve manevî varlığımızın merkezi
olan kalbimiz, sâlih amellerle düzelip sıhhate kavuştuğu gibi, çirkin fiillerle
(fahşâ, münker, bağy vs.) ve şeytanın vesveseleriyle fesada uğrayabilir. Numan
b. Beşir'den (ra) rivayet edilen meşhur bir hadis-i şerifinde Peygamber
Efendimiz (sav): "Helâl bellidir, haram da bellidir" dedikten sonra,
"Dikkat ediniz! Vücutta bir et parçası vardu ki, o sıhhat bulursa bütün
vücud salâha erer. Eğer o fesada uğrar ve hastalanırsa, bütün vücutta fesat
ortaya çıkar, bozulur. Dikkat edin, bu et parçası kalptir."(7) diyerek,
müslümanları uyarmıştır. Bu sebeple, insanın kalbine sahip çıkması ve onu her
türlü hastalıktan koruması zaruridir. Bilindiği gibi her ibadet, ancak niyetle
edâ edilebilir. Bu sebeple fıkıh ilminde kalbin ayrı bir yeri vardır. Bütün
ameller niyete bağlıdır ve "insanlar niyetleri üzere ba's
olunacaklardır."(8) Müslümanlar Resûl-i Ekrem’in (sav) tavsiye ettiği
zikirleri ihlâsla edâ ederler ve bu zikirlerine uygun bir hayat yaşamaya gayret
gösterirlerse, imtihanı kazanabilirler.
KAYNAKLAR
(1)
İmam-ı Suyutî, el-Itkan fi Ulûmil-Kur-'ân, Kahire 1368, c. I, sh. 42.
(2)
İmam-ı Zerkeşî, el-Burhan, Beyrut ty., c. I, sh.103.
(3)
Âsım Efendi, Kamus Tercümesi, c. II, sh. 346 vd. Ayrıca bkz.
el-Mucenıi'I-Vasit, c. I, sh. 3I3.
(4)İbn-i
Arabî, Ahkâmü'I-Kur'ân, Beyrut 1335, c. III,sh.1504.
(5)İmam-ı
Suyûtî, Câmiu's-Sağir, c. I, sh.89,"innema"mad.
(6)Mecmuatu't-Tefâsir,
İstanbul 1979, c. VI, sh.376.
(7)Sahih-i
Müslim, K. Müsakat-102-108; Sünen-i Ebu Davud, K. Kuzat-2; Sünen-i Ibn-i Mâce,
Fiten-14; Sünen-i Darimi, K. Büyû-1.
(8)Sahih-i
Buharî, K. Bed'ül Vahyi-1, K. İman-41, K. Nikâh-5, K. Menakibu'I-Ensar-45;
Sünen-i Tirmizî, K. Fezâilu'1-Cihad-16.