|
BİLMEYENLER İÇİN (ROMAN GİBİ) Dr. Hakkı Açıkalın
Abdullah Öcalan Suriye’yi terk ettikten sonra Yunanistan’ın Kerkira (Korfu) adasına indi ancak, 1997 yılında 187 parlamenterin “Geliniz, Korfu adasını size tahsis edeceğiz, istediğiniz kadar burada ikâmet edebilirsiniz" teklifine bir cevab niteliğinde olan bu “zorakî” ziyâret Yunanistan’da hiç mi hiç hoş karşılanmadı. Dünya basınına yansımayan bir detayı burada verelim. Aslında, Apo’nun 9 Ekim-16 Şubat macerası çok daha kısa sürecekti. Anlaşmaya göre, Romanya, 100 milyon dolar karşılığında bu kirli işi üstlenmişti. Buna göre, Apo Kerkira’dan özel bir uçakla Bükreş’e indirilecek ve yine bir yahudi olan devlet başkanı Emil Constantinescu'nun talimatıyla orada bekleyen Cavit’in uçağıyla Türkiye’ye getirilecekti. Fakat, Kerkira’da bir kaza oldu, büyük askerî bir araç-bilinmeyen bir nedenle ve biçimde-Apo’nun da içinde bulunduğu Suriye’ye ait uçağın kanadına çarptı (filmlerdeki gibi değil mi?) ilginçtir kanadın hemen yan kısmında Apo oturuyordu. Apo’nun hemen yanındaki pencere tuz-buz oldu. Bu “kaza” programı değiştirdi. Pangalos, Apo’ya Belçika veya Hollanda’ya gidebileceğini bildirdi. Apo için iyi bir teklifti ancak kısa süre sonra bu iki ülkenin hava sahalarını Kerkira’dan gelecek uçağa kapattıkları bildirildi. Hollanda ve Belçika hayâli başlamadan bitti. Rota bu kez Rusya’ydı, PKK’nin Rusya sorumlusu Mahir Welat kod Numan Uçar (Apo’nun aynı zamanda hemşehrisidir) Apo’nun Rusya’ya gelebileceğini ve en az 6 ay burada kalabileceğini söyledi. Aslında Mahir hakikâten de "mâhir"di ve DUMA’yı büyük ölçüde iknâ edebilmişti ve DUMA bir çekimser ve 298 kabul oyuyla neredeyse oybirliğiyle Apo’ya iltica vermeyi kabul etti. Ancak Mâhir’in gözden kaçırdığı bir isim vardı ve bu isim DUMA’nın kararını okumaya bile gerek görmedi. Bu isim Yevgeni (Eugene) Primakov’du. Şimdi konumuzla ilgisiz sayılabilecek bir parantez açalım: Evgenismos yunanca bir kavram ve Ev: Hoş, güzel-gono: Oluş, tekvin anlamlarına geliyor yani güzel oluş. Bu kavram daha sonraları bir ideolojinin adı oldu buna göre, insan soyu “evgenize” edilmeli, arındırılmalı, güzelleştirilmeliydi. Bilâhare “Arianizm” (Alman ırkçılığı)na çevrilen bu ideoloji “Irkçılık”ın en rafine ifâdesidir. Fransızlar’ın “Eugene”, Yunanlar’ın “Evgenia”, Ruslar’ın ise “Yevgeni” veya “Evgeni” olarak karşıladığı bu isme Avrupa’da orta sıklığın altındaki isimler arasında rastlanır. Ne hikmetse, Türkiye’de “Can”, “Cem”, “Nedim”, “Hamid”, “Hamdet”, “Sedat”, “İsmail”, “İbrahim”, “Üzeyir”, “İshak”, “Davud” gibi isimleri benimseyen Yahudiler’in Avrupa’da sevdiği isimlerden biri de bu “Eugene”dir. Yani “temiz ırk”, “temiz soy” (kavm-i necib) mensubu olduklarını göstermenin bir sembolik yolu. Baklayı fazla ıslatmamıza gerek yok. Primakov’un yahudiliğini ifşâ ediyoruz, hepsi bu. Fakat olay farklı gelişti. Apo, sanki Primakov’a rağmen Rusya’da kalmayı başardı. Peki Primakov bunu bilmiyor muydu? Bilmez olur mu, aksine oyunun içindeydi. Peki Apo nerede ikâmet ediyordu? Sıkı durun: Vladimir Eldersteın Jirinowsky’nin mâlikânesinde. Moskova’ya 80 km. mesâfede bir mekânda. Peki kimdi Jirinowsky ve ne alâkası vardı olayla? Vladimir Jirinowsky de bir Yahudi’ydi, 1983 yılında İsrail vatandaşlığı kabul edilmişti ve daha öncesinden beri MOSSAD’ın önemli bir ismiydi. Kendisine, Rusya’da Irkçı-Anti-Semit rolü verilmiş ve onu oynuyordu ve bunun arkasında da, BDT eski başkanı milyarder yahudi Berezowsky, Rusya eski devlet başkanı yahudi Baruch (Boris) Eltsine, Rusya eski başbakanı yahudi Krienko, yahudi Primakov vardı. Herşey planlanmıştı aslında fakat mâlesef Apo’nun bu olup bitenlerden haberi yoktu. Mahir Welat ta bunlardan bi-haberdi. Daha sonraları Apo, Mahir’i Rusya gizli servisine angaje olmakla suçlayacaktır ama bu doğru değil, Mahir’in önünü görecek hâli yoktur. İşte köylülüğün trajik yanlarından biri! MOSSAD daha ilk günden TC’ye Apo’nun yerini bildirdi ve rahat olmasını söyledi, o nedenle Ecevit rahattı ve atıp tutuyordu, nereye gitse bulacağız vs. gibi. Ecevit’in bulacağı birşey yoktu, emânet yerli yerindeydi ve süreç işletiliyordu. Apo, tam 33 gün Jirinowsky’nin evinde misafir edildi tabîi ki, bütün ilişkileri, telefon konuşmaları vs. de ânı ânına kayda geçirildi. Apo’nun Rusya’daki ikâmetinin sona ermesine karar verildi ve İtalya’ya gönderildi, burada birkaç amaç vardı: Birincisi D’Alema hükümetinin ve onun nezdinde İtalyan sosyalist-Komünist hareketinin teşhir edilmesi ve “terorist”lerle sosyalistlerin çok seviştikleri, hattâ birbirlerinin ayrılmaz birer parçası oldukları mesajı verilerek kirli propaganda yapılması, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Roma’ya yağan Kürtler’in İtalya için artık tehlikeli bir hâl alacağı mesajının verilmesi ve kamuoyunun kafasının karıştırılması. İkincisi, “Gladio”nun ve her türlü kirli ilişkinin en büyük merkezi konumunda olan İtalya’da o dönemlerde “Yahudi Mafyası”nın bir ölçüde rahatlatılarak önlerinin açılması be Berlusconi-Kuzey Ligası teorisinin önündeki engellerin bu vesileyle kaldırılması, MED-TV’nin Vatikan’a angaje edilmesi (CUDİ-TV olarak. Herkes Cudi’nin Kürdsistan’daki CUDİ dağından mülhem olduğunu sanıyor işin aslı öyle değil doğrusu Judea-TV. Onun nedeni de şu, Vatikan’la yapılan protokol gereği CUDİ-TV her gece Hz. İsa’nın hayatını anlatan bir film göstermek zorundadır ve bu film dönüşümlü olarak Türkçe, Kürtçe ve Süryânîce olarak her gece gösteriliyordu. Judea-TV denmesinin sebebi ise INVİ yani İesus Nazoreus Vasilevs İudea yani Judea’nın Kralı Nâsıralı İsa mantığına göre Hz. İsa Judea’nın kralıdır ve bundan dolayı da Judea adı benimsenmiştir ama bir diğer mantığa -ki, bu daha aklî görünüyor-Judea, Yahudiler’in krallığına ait 4 büyük bölgeden biridir ve isimlerini buradan alırlar, öte yandan CUDİ-TV’de gösterilen, “Jesus of Nazareth” (Nâsıralı İsa) filminin yapımcısı ve yönetmeni kısaca sermâyedarları Yahudiler’dir), kendisi de bir Polonya Yahudisi olan Papa (Wojtyla)nın PKK’yi Hristiyan-Yahudi ideolojisinin eksenine çekmesidir. Apo, bütün bu olup-bitenleri "Roma Yürüyüşü”, “Avrupa Yürüyüşü” gibi “tarihî” kavramlarla nitelemeye çalışıyor, etrafındaki çemberin her geçen gün biraz daha daraltıldığını farkemiyor ya da farketse bile kabulleniyordu. İtalya’da yeni ülkeler aranmaya başlandı. Meselâ Kuzey Kore, dış borçlarını kapatılması hâlinde Apo’yu kabul edebileciğini söylüyordu. Mandela, Apo’nun mektubuna iki kere red cevabı verdi. Libya hiç ilgilenmedi, Almanya, Apo’nun “suçlarını” bağışlayarak iâdesini istemekten vazgeçti. Küçük bir umut olarak tekrar Atina’ya yönelindi ve Apo bu kez, yazar Vula Damianaku’nun evine getirildi fakat traji-komik olan şey bu ev sâde bir mahallede bulunuyordu ve hiçbir güvenliği bulunmuyordu ve mahalle sâkinleri kapıdan içeri girerken Apo’yu gördüler (dalga geçtiğim sanılmasın, bunların hepsi hakikatin tâ kendisi olup, koskoca bir örgütün düştüğü-düşürüldüğü durumu göstermesi açısından önemlidir. 1994 yılıdan beri Yunanistan’da örgütlü olan ERNK ve bir sürü kadro, diplomatik ilişki, dostlar vs. Apo’yu Atina sokaklarında gezdirmekten başka bir şey yapamıyordu, bu trajedi değil de nedir?). Ve Kenya. Devlet başkanı Daniel Arap Moi, Afrika yahudilerinden, Sharon’un en yakın dostlarından biri, İsrail bütün kirli işlerini buradan idâre ediyor, CİA cirit atıyor ve Apo Kenya’ya geliyor. “Safari” buradan başlayacak. 13 günlük büyükelçilik sürecinden sonra rota Türkiye. Bu arada, komik bir hâdise oluyor ve dünyanın en büyük kara para merkezlerinden biri olan ve sermâyesini İsrail’in kontrol ettiği Seychelles Adaları, 20 milyon dolar karşılığında Apo’ya pasaport verebileceğini söylüyor. Artık sistem Apo’yla alay etmeye başlamıştır. Son günlerini âdeta bir eğlence partisiyle geçirmek istiyorlar. Nihâyet, 16 Şubat geceyarısı saat 03:00’da “memlekete hoş geliyor”. Bütün bunlar insana bir açıdan film ya da roman gibi görünüyor ama gerçek. Yıllardır, Siyonizm gerçeğini dikkate almayan, onu “kapitalist-emperyalizm”in küçük ve önemsiz bir temsilcisi olarak görmekte ısrar eden, ideolojik-politik eğitim süreçlerinde ona hiçbir yer vermemekte direnen, onu ciddiye almayan, burnunun doğrultusuna giden PKK, bu acı gerçekle karşılaştıktan sonra silik bir düzeyde de olsa yahudilik, Siyonizm ve İsrail konularında mırıldanmaya başladı ama bunun hiçbir anlamı yoktu ve İsrail’in cevabı Almanya’da çok sert oldu, 4 Kürt yurseveri İsrail büyükelçiliğinin korumaları tarafından katledildiler, silahları yoktu, sadece protesto için oradaydılar. Ne kadar büyük bir hata! Kıssadan hisse; en ufak bir gevşeklik, bir savsaklama, “hadi canım sende”ci yaklaşım, aynı belâyı ve daha katmerli bir biçimde Müslümanlar’ın başına getirir. Bir “nefes”lik zaman diliminde bile Müslümanlar’ın aklından çıkabilecek bu hakikat belânın en püsküllüsüne dâvietiye çıkartır. Peki, geçmişte bunu yapmadık mı? Cevâbını “Kumandan”a sorun, o size söyler. Vesselâm… |