MANEVİ TAZMİNAT
Manevi tazminatın amacı , şahsiyet haklarına yöneltilen haksız bir tecavüz sonucunda , tecavüze uğrayanın ‘ manevi zararını ‘ , çektiği acıyı , manevi üzüntüsünü veya uğradığı ruhsal sarsıntıyı gidermeye yardımcı olacak bir tatmin yolu bulmaktadır.
Şartları :
Örneğin bir şirketin bastırdığı duvar takviminin kapağında , çalıştırdığı işçilerin makine başındaki resimlerine ( müsaadeleri alınmaksızın ) yer verilmişse, şahsiyet haklarına haksız bir tecavüz vardır; fakat bu tecavüzden bir ‘ manevi zarar’ doğmamışsa manevi tazminat istenemez
Manevi tazminat istenebilmesi için şahsiyet haklarına haksız bir tecavüzde bulunan kimsenin kusurlu olması, kasten veya ihmali ile bir manevi zarara sebep olması gerekir.
MANEVİ TAZMİNATIN MİKTARI VE ŞEKLİ
(B.K. madde 49 ) Hakim , manevi tazminatın miktarını tayin ederken , tarafların sıfatını , işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi , tecavüze kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yoluyla
ilanına da hükmedebilir.ÖLÜM VE BEDENSEL ZARAR HALİNDE MANEVİ TAZMİNAT
Kanun koyucu ‘ adam ölmesi veya bedensel zarar ‘ hallerinde manevi tazminata hükmedebilmesi için
‘ özel durumların ‘ manevi tazminatı gerektirmesini yeterli saymıştır. ( B.K. madde 47 )Beden
sel zarar halinde manevi tazminat isteme hakkı sadece bedensel zarara uğrayan kişiye aittir. Bedensel zarara uğrayan kimsenin yakınları ( örn: trafik kazasında yaralanan çocuğun anane ve babası kural olarak manevi tazminat isteyemez.H
aksız fiil sonucunda adam ölmüşse, ölen kimsenin ailesi manevi tazminat isteme hakkına sahiptir.ZAMAN AŞIMI
Haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesine ilişkin dav hakkı , haksız fiilden zarar gören tarafın , zararı veya zarar vereni öğrenmesinden itibaren bir yıl ve her halde zarar sebep olan fiilin meydana gelmesinden itibaren on yıl geçmesi ile zaman aşımına uğrar.
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME
(B.K. madde 61 ) H
aklı bir sebep olmaksızın başkasının zararına zenginleşen kimse onu geri vermek zorundadır.Özellikle
geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş veya sonradan ortadan kalkmış bulunan bir sebebe dayanılarak elde edilmiş bir şeyin geri verilmesi lazımdır.Şartları
:Mal
varlığındaki zenginleşme iki ayrı şekilse söz konusudur:a)
mal varlığında fiili bir çoğalma meydana gelmiştir ( müspet zenginleşme ) Örn. Haklı bir sebep olmaksızın bir malın, mülkiyet hakkı iktisap edilmiştir.b)
mal varlığının azalması önlenmiştir. ( menfi zenginleşme ) Diğer bir deyişle bir kimse yapması gereken bir giderden kurtulmuştur. Örn. Bir şahsın hiçbir hukuki sebep yokken başka bir kimsenin çocuğunun eğitim giderlerini ödemesi halinde , çocuğun babası yükümlü olduğu giderlerden kurtulmuş ve sonuç olarak zenginleşmiştir.H
aklı bir sebep olmaksızın zenginleşme halleri üç grupta incelenebilir:Gelecekteki bir amaca , bir hukuki sebebe bağlı olarak ödemede bulunulmuş , fakat bu amaç , bu hukuki sebep gerçekleşmemişse , zenginleşme (
B.K. madde 61 ) gerçekleşmemiş bir sebebe dayanıyor demektir. Örn. Evlenecekleri düşüncesiyle karşı tarafa hediye verilmiş fakat evlenmeden vazgeçilmiş ise .Ödemenin başlangıçta mevcut olan sebebin sonradan ortadan kalkması halinde de sebepsiz zenginleşmeye dayanan
bir geri verme borcu ve talebi hakkı doğar.
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASININ AÇILAMAYACAĞI HALLER
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASININ NİTELİĞİ, KONUSU VE KAPSAMI
Sebepsiz
zenginleşme davası haklı bir neden olmaksızın zenginleşmenin sebep olduğu bir alacak hakkına dayanan , şahsi nitelikte bir davadır. Dava , ancak borçluya yani sebepsiz zenginleşme nedeniyle geri verme borcu altında bulunan şahsa ve mirasçılarına karşı açılabilir.Sebepsiz
zenginleşme davasının konusu , haklı bir sebep olmaksızın mal varlığına giren şeyin aynen iadesidir. Zenginleşmeye sebep olan mal aynen mevcut değilse ( kullanılmışsa ) iadenin konusu zenginleşmenin nakdi ( paraya dönüştürülmüş ) karşılığıdır.Sebepsiz
zenginleşme davasında iade borcunun kapsamı , davacının fakirleşme miktarını aşmamak şartıyla , haklı bir sebep olmaksızın zenginleşen kimsenin iyi niyetli ve kötü niyetli oluşuna göre değişir.ZAMAN AŞIMI
(B.K
. madde 65) sebepsiz zenginleşmeden dolayı açılacak dava,zara görenin verdiğini geri istemeye haklı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve herhalde bu hakkın doğduğu tarihten başlayarak on yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.
BORÇLARIN İFASI
İ
fa , borçlanılmış olan edimin yerine getirilmesidir.İFANIN HUKUKİ NİTELİĞİ
Borcun ifası bir hukuki
işlem gerektiriyorsa , borçlunun borca uygun davranışının ‘ ifa ‘ sayılabilmesi için , tarafların ‘ hukuki sebebin ifa olduğunda ‘ anlaşmasına ihtiyaç vardır. Hukuki sebep ifa değilse borç sona ermez.T
arafların hukuki sebebin ‘ ifa ‘ olduğunda analaşması zimni bir biçimde de olabilir. Borcuna uygun bir davranışta bulunan kimse ( aksini ispat etmedikçe ) ifa amacıyla hareket etmiş sayılır, alacaklı da itiraz etmeksizin edimi kabul etmişse taraflar hukuki sebep olarak ‘ ifa’ da anlaşmış sayılır. Ve borç sona erer.İFA VE FİİL EHLİYETİ
Borcun
ifası, alacaklının ifaya katılmasına ihtiyaç olmaksızın gerçekleşebiliyorsa(örneğin bir kaçınma borcu veya borçlunun elinde bulunan bir şeyin eski haline döndürülmesi suretiyle zararın tazmini söz konusuysa) alacaklı fiil ehliyetine sahip olmasa sahi ifa geçerlidir.Buna
karşılık mülkiyetin devrinde alacağın temlikinde yapma ve verme borçlarının çoğunda olduğu gibi, borcun ifası alacaklının ifaya katılmasıyla mümkün olabiliyorsa,ifanın geçerliliği ,alacaklının tam ehliyetli olmasına,mümeyyiz küçük veya kısıtlı ise genel kurallar uyarınca yasal temsilcisinin izin veya icazetine bağlıdır.
İFANIN TARAFLARI
Borçlunun
bilgisinin , tecrübesinin, kişisel yeteneklerinin alacaklı yönünden önem taşıdığı hallerde , özellikle hizmet, istisna, vekalet, adi ortaklık sözleşmelerinde, kural olarak, borçlu borcunu bizzat ifayla yükümlüdür. Örn. Bir ressam resmin yapılmasını bir mimar projenin hazırlanmasını üçüncü bir şahsa bırakamaz.Borcu ifa
eden üçüncü şahıs , temsil yetkisine dayanarak edimini yerine getirmiş olabileceği gibi borçlu tarafından verilmiş bir temsil yetkisi olmaksızın , bağışta bulunmak niyetiyle veya ifanın borçlunun yararına olacağı düşüncesiyle onun namına ve hesabına hareket etmişte olabilir. Bütün bu hallerde borç sona erer.ALACAĞIN ÜÇÜNCÜ ŞAHSA GEÇMESİ
böylece bu iki halde de edimin yerine getiri
lmesiyle borç sona ermez, alacak borcu ödeyen üçüncü şahsa geçer. (B.K. madde 109 )ALACAKLIYA İFA
– ÜÇÜNCÜ ŞAHSA İFA
İFANIN KONUSU
İfanın
konusu, kural olarak borçlanılmış olan edimdir. Borçlu , borcunu edime uygun olarak ifa etmek zorundadır. Edimden başka bir şeyle ifa borçludan istenemez, alacaklı da edimden başka bir şeyi kabule zorlanamaz.KISMEN İFA
( B.K. madde 68 ) borcun mikta
rı belirli ve tamamı muaccel ( istenebilir) olduğu taktirde , alacaklı kısmen yapılan ödemeyi reddedebilir. Alacaklı kısmen ödemeyi kabul ederse, borçlu , borçtan kabul ettiği kısmı ödemeden kaçınamaz. ( örn. Yüz sandık portakaldan sadece 5 sandığın teslimini )B
orcun tamamı belirli değilse , bir kısmının varlığı üzerinde anlaşmazlık varsa alacaklı belirli kısma ilişkin ödemeyi kabul etmek zorundadır. Borçlu da borçtan anlaşmazlığa konu olmayan kısmı ifa ile yükümlüdür. Borçlu , borçtan kabul ettiği kısmın ifasını alacağın , tümü üzerindeki anlaşmazlığın giderilmesini erteleyemez.İstisna
PARA BORÇLARINDA İFA
Borcun konusu ( A’
nın evindeki X marka radyo da , bir ressamın belli konulu bir tablosunda olduğu gibi ) ayrıca nitelikleri ile belirlenmiş bir edim ise ‘ parça borcu ‘ diğer bir deyişle ‘ ferden muayyen borç ‘ söz konusudur.CİNS BORÇLARINDA İFA
Borcun
konusu cins ve miktar olarak belirlenmiş bir edim ise ( örn. Sözleşmede 1979 model bir adet anadol marka binek otomobil, bir ton elma , iki adet televizyon denmişse ) cins – nev ‘ ı borcu söz konusudur.Cins
borçlarında , işin niteliğinden veya sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça , verilecek şeyin seçimi borçluya aittir; ancak borçlu ortadan aşağı nitelikte bir şey veremez.SEÇİMLİK BORÇLARDA İFA
PARA BORÇLARINDA ‘ MAHSUP –
DÜŞME ‘Para
miktarında , hepsini değil belli bir kısmını ödeyip daha sonra bu ödenen parayı ana paradan düşmek ‘ mahsup ‘ tur.Borç tek ise,
borçlu borcun tümünü kapsamayana bir ödeme yapar ve alacaklı da bu ödemeyi kabul ederse , yapılan ödemenin ( aksi kararlaştırılmadıkça ) alacağın hangi kısmına ilişkin sayılacağı sorunu B.K. madde 84 ‘ te açıklığa kavuşturulmuştur. 84. Maddeye göre , faiz ve giderler muaccel ise yapılan ödeme önce onları kapsar.Borçlunun , aynı kişiye , farklı borç ilişkilerinden ( alım
– satım , ödünç vs... ) soğan birden çok borcu varsa , bu borçlardan bir kısmını kapsayan bir ödemenin yapılması halinde hangi borcun ifa edilmiş sayılacağı sorunu ( B.K. madde 85-86 da ) çözüme bağlanmıştır.
Borcun iç yüklenilmesi , ‘ borçtan kurtarma taahhüdü ‘ , borçlu ile onu borçtan kurtarmayı taahhüt eden ( üstlenen ) şahıs ( borcun nakli müteahhidi ) arasında yapılan bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile borçtan kurtarma vaadinde bulunan kimse, borcu ödeyerek veya alacaklının onamı ile borcu üzerine alarak ( borçlunun yerine geçerek ) , borçluyu borcundan kurtarma yükümü altına girmiş olur.
Borcun nakli ( eski borçlunun yerine
yenisinin geçmesi , eski borçlunun borçtan kurtarılması ) , borcu üstlenmek isteyenle alacaklı arasında yapılacak ‘ borcun nakli sözleşmesi ‘ ile olur . ‘ Borcun nakli sözleşmesi ‘ ( borcun dış yüklenilmesi ) genellikle , borçlu ile borcu yüklenmek isteyen kimse arasında daha önce yapılan ‘ borcu üstlenme taahüdü ‘ dür. ( borcun iç yüklenilmesi )sözleşmesinin bir sonucudur.BORCUN NALKİNİN HUKUKİ SONUÇLARI
Alacaklı ile borcu üstlenmek isteyen şahıs arasında yapılan ‘ borcun nakli sözleşmesi ‘ ile önceki borçlu borcundan kurtulur. Alacaklı borcun ifasını artık eski borçludan isteyemez.
Borcun nakli sözleşmesinin yapılması ile borçlu değişir ve borç yan haklarla birlikte borcu üstlenen şahısa geçer.
İstisnalar:
ALACAĞI TEMLİK EDENİN SORUMLULUĞU
Alacağın varlığından sorumluluk :
NOT :
borçlunun ödeme güçsüzlüğünden sorumluluk : Alacak bir bedel karşılığında temlik edilmiş olsa dahi temlik eden ayrıca garanti etmiş olmadıkça borçlunun ödeme güçsüzlüğünden sorumlu değildir.
BORCUN NAKLİ
Borçlar kanunumuz , genel olarak borcun naklini ve daha sonra özel olarak
Sırasıyla ‘ bir mal varlığının veya bir işletmenin aktif ve pasif ile devralınmasını ‘ ve ‘ bir işletmenin diğeri ile birleşmesi ve şeklini değiştirmesini düzenlemiştir.
Borcun nakli , borçlunun değişmesi , üçüncü bir şahsın borcu üzerine almasıdır.
Borcun nakli , alacağın temlikinden farklı olarak , diğer tarafın rızası olmaksızın gerçekleşmez.
Borcun nakli , kural olarak , biri ‘ borçlu ile borcu yüklenecek şahıs ‘ diğeri ‘ borcu yüklenecek şahıs ile alacaklı ‘ arasında olmak üzere iki ayrı sözleşme söz konusudur. Bunlardan ilki ‘ borcun iç yüklenilmesi ‘ ikincisi ise ‘ borcun dış yüklenilmesi ‘ şeklinde ifade edilir.