MANEVİ TAZMİNAT

Manevi tazminatın amacı , şahsiyet haklarına yöneltilen haksız bir tecavüz sonucunda , tecavüze uğrayanın ‘ manevi zararını ‘ , çektiği acıyı , manevi üzüntüsünü veya uğradığı ruhsal sarsıntıyı gidermeye yardımcı olacak bir tatmin yolu bulmaktadır.

Şartları :

  1. Şahsiyet haklarına tecavüz edilmiş olmalıdır.
  1. Tecavüz haksız olmalıdır.
  2. Manevi zarara uğranılmalıdır.
  3. Örneğin bir şirketin bastırdığı duvar takviminin kapağında , çalıştırdığı işçilerin makine başındaki resimlerine ( müsaadeleri alınmaksızın ) yer verilmişse, şahsiyet haklarına haksız bir tecavüz vardır; fakat bu tecavüzden bir ‘ manevi zarar’ doğmamışsa manevi tazminat istenemez

  4. Kusurlu olunmalıdır.
  5. Manevi tazminat istenebilmesi için şahsiyet haklarına haksız bir tecavüzde bulunan kimsenin kusurlu olması, kasten veya ihmali ile bir manevi zarara sebep olması gerekir.

  6. İlliyet bağı bulunmalıdır.

 

MANEVİ TAZMİNATIN MİKTARI VE ŞEKLİ

(B.K. madde 49 ) Hakim , manevi tazminatın miktarını tayin ederken , tarafların sıfatını , işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi , tecavüze kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yoluyla ilanına da hükmedebilir.

ÖLÜM VE BEDENSEL ZARAR HALİNDE MANEVİ TAZMİNAT

Kanun koyucu ‘ adam ölmesi veya bedensel zarar ‘ hallerinde manevi tazminata hükmedebilmesi için ‘ özel durumların ‘ manevi tazminatı gerektirmesini yeterli saymıştır. ( B.K. madde 47 )

Bedensel zarar halinde manevi tazminat isteme hakkı sadece bedensel zarara uğrayan kişiye aittir. Bedensel zarara uğrayan kimsenin yakınları ( örn: trafik kazasında yaralanan çocuğun anane ve babası kural olarak manevi tazminat isteyemez.

Haksız fiil sonucunda adam ölmüşse, ölen kimsenin ailesi manevi tazminat isteme hakkına sahiptir.

ZAMAN AŞIMI

Haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesine ilişkin dav hakkı , haksız fiilden zarar gören tarafın , zararı veya zarar vereni öğrenmesinden itibaren bir yıl ve her halde zarar sebep olan fiilin meydana gelmesinden itibaren on yıl geçmesi ile zaman aşımına uğrar.

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

 

(B.K. madde 61 ) Haklı bir sebep olmaksızın başkasının zararına zenginleşen kimse onu geri vermek zorundadır.

Özellikle geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş veya sonradan ortadan kalkmış bulunan bir sebebe dayanılarak elde edilmiş bir şeyin geri verilmesi lazımdır.

Şartları :

  1. Zenginleşme : sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir geri verme borcunun doğabilmesine , bir davanın açılabilmesinin ilk şartı bir kimsenin mal varlığında bir çoğalmanın meydana gelmesidir.
  2. Mal varlığındaki zenginleşme iki ayrı şekilse söz konusudur:

    a) mal varlığında fiili bir çoğalma meydana gelmiştir ( müspet zenginleşme ) Örn. Haklı bir sebep olmaksızın bir malın, mülkiyet hakkı iktisap edilmiştir.

    b) mal varlığının azalması önlenmiştir. ( menfi zenginleşme ) Diğer bir deyişle bir kimse yapması gereken bir giderden kurtulmuştur. Örn. Bir şahsın hiçbir hukuki sebep yokken başka bir kimsenin çocuğunun eğitim giderlerini ödemesi halinde , çocuğun babası yükümlü olduğu giderlerden kurtulmuş ve sonuç olarak zenginleşmiştir.

  3. Fakirleşme : bir kimsenin mal varlığı zenginleşirken , diğer bir şahsın mal varlığı azalmalıdır, fakirleşmelidir. Mal varlığının fiilen azalması kadar mal varlığındaki çoğalmanın önlenmiş bulunması da fakirleşme niteliğindedir.
  4. İlliyet bağı: sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir davanın açılabilmesi , mal varlığındaki zenginleşme ile diğer mal varlığındaki azalma arasında illiyet bağının varlığına bağlıdır.
  5. Haklı bir sebebin bulunmaması :

Haklı bir sebep olmaksızın zenginleşme halleri üç grupta incelenebilir:

  1. HUKUKİ SEBEBİN GEÇERLİ OLMAMASI VE BORÇ OLMAYAN ŞEYİN ÖDENMESİ
  1. hukuki sebebin geçerli olmaması : uygulamada çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir:
  1. borç olmayan şeyin ödenmesi : sebepsiz zenginleşme davasının açılabilmesi için üç şartın gerçekleşmesi gerekir:
  1. HUKUKİ SEBEBİN GERÇEKLEŞMEMİŞ BULUNMASI
  2. Gelecekteki bir amaca , bir hukuki sebebe bağlı olarak ödemede bulunulmuş , fakat bu amaç , bu hukuki sebep gerçekleşmemişse , zenginleşme ( B.K. madde 61 ) gerçekleşmemiş bir sebebe dayanıyor demektir. Örn. Evlenecekleri düşüncesiyle karşı tarafa hediye verilmiş fakat evlenmeden vazgeçilmiş ise .

  3. HUKUKİ SEBEBİN ORTADAN KALKMASI

Ödemenin başlangıçta mevcut olan sebebin sonradan ortadan kalkması halinde de sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir geri verme borcu ve talebi hakkı doğar.

 

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASININ AÇILAMAYACAĞI HALLER

  1. Zaman aşımına uğramış olan bir borcun ödenmesi : Zaman aşımına uğramış olan bir borcu ödeyen bir kimse , borcun zaman aşımına uğradığına bilmeyerek ödemede bulunmuş olsa dahi , verdiğini geri alamaz.
  2. Ahlaki bir görevin yerine getirilmesi : ahlaki bir görevi yerine getiren , örn. Güç durumda bulunan bir yakınına yardım eden bir kimse , kanunen mecbur olduğu zannıyla ödemede bulunmuş olsa dahi , verdiğini geri alamaz .
  3. Haksız veya ahlaka aykırı bir amaç için ödemede bulunulması : haksız veya ahlaka bir amacın elde edilmesi için verilmesi için verilen şey geri istenemez. Örn. Karşı tarafı evlilik dışı razı etmek veya bir suç işlemsini veya yasalara aykırı davranmasını temin etmek amacıyla yapılan ödemeler, karşı taraf vaat ettiği şeyi yerine getirmiş olsa da , olmasa da dava yoluyla geri alınamaz.

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASININ NİTELİĞİ, KONUSU VE KAPSAMI

  1. Davanın niteliği
  2. Sebepsiz zenginleşme davası haklı bir neden olmaksızın zenginleşmenin sebep olduğu bir alacak hakkına dayanan , şahsi nitelikte bir davadır. Dava , ancak borçluya yani sebepsiz zenginleşme nedeniyle geri verme borcu altında bulunan şahsa ve mirasçılarına karşı açılabilir.

  3. Davanın konusu
  4. Sebepsiz zenginleşme davasının konusu , haklı bir sebep olmaksızın mal varlığına giren şeyin aynen iadesidir. Zenginleşmeye sebep olan mal aynen mevcut değilse ( kullanılmışsa ) iadenin konusu zenginleşmenin nakdi ( paraya dönüştürülmüş ) karşılığıdır.

  5. Davanın kapsamı

Sebepsiz zenginleşme davasında iade borcunun kapsamı , davacının fakirleşme miktarını aşmamak şartıyla , haklı bir sebep olmaksızın zenginleşen kimsenin iyi niyetli ve kötü niyetli oluşuna göre değişir.

  1. Haklı bir sebep olmaksızın zenginleşen kimse iyi niyetli ise geri isteme zamanındaki zenginleşmesi nispetinde iadeyle yükümlüdür. Zenginleşen kimse, iade halinde , zenginleşmeye sebep olan şey için yapmış bulunduğu zorunlu veya yararlı giderleri isteme, sebepsiz zenginleşme bir miktar para ise bu giderleri iade borcundan düşme hakkına sahiptir.
  2. Haklı bir sebep olmaksızın zenginleşen kimse kötü niyetli ise iade borcu zenginleşmenin tamamını kapsar.Yani kötü niyet halinde iade borcu geri verme zamanındaki zenginleşme miktarıyla sınırlı değildir. İade halinde sebepsiz zenginleşen kimse ancak yaptığı zorunlu giderlerin kendisine ödenmesini isteyebilir. Yaptığı yaralı giderlerden sadece geri verme zamanında elde kalan değer fazlası oranındaki miktar kendisine ödenir.

ZAMAN AŞIMI

(B.K. madde 65) sebepsiz zenginleşmeden dolayı açılacak dava,zara görenin verdiğini geri istemeye haklı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve herhalde bu hakkın doğduğu tarihten başlayarak on yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

 

BORÇLARIN İFASI

İfa , borçlanılmış olan edimin yerine getirilmesidir.

İFANIN HUKUKİ NİTELİĞİ

Borcun ifası bir hukuki işlem gerektiriyorsa , borçlunun borca uygun davranışının ‘ ifa ‘ sayılabilmesi için , tarafların ‘ hukuki sebebin ifa olduğunda anlaşmasına ihtiyaç vardır. Hukuki sebep ifa değilse borç sona ermez.

Tarafların hukuki sebebin ‘ ifa ‘ olduğunda analaşması zimni bir biçimde de olabilir. Borcuna uygun bir davranışta bulunan kimse ( aksini ispat etmedikçe ) ifa amacıyla hareket etmiş sayılır, alacaklı da itiraz etmeksizin edimi kabul etmişse taraflar hukuki sebep olarak ‘ ifa’ da anlaşmış sayılır. Ve borç sona erer.

İFA VE FİİL EHLİYETİ

  1. Borçlu yönünden : Edimin ifası , borçlu yönünden maddi bir davranış veya olanak tanıma niteliğindeyse ( hukuki işleme ihtiyaç yoksa ) , ifanın geçerli olması için borçlunun medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunması gerekmez.
  2. Alacaklı yönünden : alacaklının fiil ehliyetinin ifanın geçerliliğini etkilemesi , ifanın alacaklının katılmasını gerektirip gerektirmemesine göre farklı şekilde ortaya çıkar.

Borcun ifası, alacaklının ifaya katılmasına ihtiyaç olmaksızın gerçekleşebiliyorsa(örneğin bir kaçınma borcu veya borçlunun elinde bulunan bir şeyin eski haline döndürülmesi suretiyle zararın tazmini söz konusuysa) alacaklı fiil ehliyetine sahip olmasa sahi ifa geçerlidir.

Buna karşılık mülkiyetin devrinde alacağın temlikinde yapma ve verme borçlarının çoğunda olduğu gibi, borcun ifası alacaklının ifaya katılmasıyla mümkün olabiliyorsa,ifanın geçerliliği ,alacaklının tam ehliyetli olmasına,mümeyyiz küçük veya kısıtlı ise genel kurallar uyarınca yasal temsilcisinin izin veya icazetine bağlıdır.

 

İFANIN TARAFLARI

  1. borçlu tarafından ifa: (B.K. madde 67)borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının yararı bulunmadıkça, borçlu borcunu şahsen ifaya mecbur değildir. Diğer bir değişle,borcun bizzat borçlu tarafından ifasında alacaklının yararı varsa borç üçüncü bir şahıs tarafından yerine getirilemez, borçlu borcunu bizzat ifaya mecburdur. Alacaklı bu durumda üçüncü şahsın ifa önerisini reddedebilir.
  2. Borçlunun bilgisinin , tecrübesinin, kişisel yeteneklerinin alacaklı yönünden önem taşıdığı hallerde , özellikle hizmet, istisna, vekalet, adi ortaklık sözleşmelerinde, kural olarak, borçlu borcunu bizzat ifayla yükümlüdür. Örn. Bir ressam resmin yapılmasını bir mimar projenin hazırlanmasını üçüncü bir şahsa bırakamaz.

  3. üçüncü şahıs tarafından ifa : üçüncü şahıs tarafından ifası mümkün borçlarda , alacaklı üçüncü şahıs tarafından yapılan ifayı kabule mecburdur. Alacaklı ifayı reddettiği taksirde borçluya kardı mütemerrid sayılır ve temerrüde bağlı hukuki sonuçlar doğar.

Borcu ifa eden üçüncü şahıs , temsil yetkisine dayanarak edimini yerine getirmiş olabileceği gibi borçlu tarafından verilmiş bir temsil yetkisi olmaksızın , bağışta bulunmak niyetiyle veya ifanın borçlunun yararına olacağı düşüncesiyle onun namına ve hesabına hareket etmişte olabilir. Bütün bu hallerde borç sona erer.

ALACAĞIN ÜÇÜNCÜ ŞAHSA GEÇMESİ

  1. üçüncü şahıs borçlu hesabına bir ifada bulunma yerine , alacaklıyı tatmin ederek alacağı devralabilir. Bu taktirde ifa yoktur, borç sona ermez, alacak ek haklarıyla ( rehin vs... ) birlikte üçüncü şahsa geçer ( B.K. madde 162-168 )
  2. edimi yerine getiren üçüncü şahıs ödediği miktar ile sınırlı olarak , alacaklının haklarına halef olur, alacak bütün ek haklarıyla birlikte üçüncü şahsa geçer .

böylece bu iki halde de edimin yerine getirilmesiyle borç sona ermez, alacak borcu ödeyen üçüncü şahsa geçer. (B.K. madde 109 )

  1. üçüncü şahıs , başkasının borcu için rehin edilmiş olan , üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hakka ( örn. Rehin hakkına ) sahip olduğu taşınır veya taşınmaz malı rehinden kurtarmak için alacaklıya ödemede bulunursa , ödediği miktarla sınırlı olarak alacaklının yerini alır.
  2. Borçlu , ödemeden önce veya en geç ödeme sırasında , alacaklıya , borcu ödeyen üçüncü şahsın ona halef olacağını bildirirse , ödemeyle borç sona ermez, alacak üçüncü şahsa geçer.

ALACAKLIYA İFA – ÜÇÜNCÜ ŞAHSA İFA

  1. Alacaklıya ifa : borcun ifa edilmiş sayılması ve sonuç olarak borçlunun borcundan kurtulabilmesi için , kural olarak ifanın alacaklıya yapılmış olması gerekir. Borçlu, alacaklının alacağı tahsile yetkili temsilcisine de borcu ifa edebilir. Ve bu halde de borç sona erer. Alacağı tahsile yetkili kimseye ifada bulunmak borçlu için sadece bir olanak değil , aynı zamanda yükümlülüktür. Temsilcinin ifa talebini yerine getirmeyen borçlu, kural olarak alacaklıya karşı , mütemerrid duruma düşer. Alacaklının şahsında bir değişiklik olmuşsa, alacak bir hukuki işlem veya yasal bir kural sonucu üçüncü şahsa geçmişse , ifa yeni alacaklıya yapılır.
  2. Üçüncü şahsa ifa : yasada öngörülen bazı istisnai hallerde , borcun üçüncü şahsa ifası zorunluluğu vardır. Bu gibi özel durumlarda , alacaklıya ifa borçluyu borcundan kurtarmaz. Örn. Aile birliğini korumak amacıyla , yasa koyucu özel bir kurala yer vermiştir : ‘ koca aile görevlerini ihmal ederse hakim , kocanın borçlularına , borçlarının tamamını veya bir kısmını karıya ödemelerine emreder.’ Bu durumda kocanın borçluları , borçlarını karıya ifa etmek suretiyle borçtan kurtulabilirler.

 

İFANIN KONUSU

İfanın konusu, kural olarak borçlanılmış olan edimdir. Borçlu , borcunu edime uygun olarak ifa etmek zorundadır. Edimden başka bir şeyle ifa borçludan istenemez, alacaklı da edimden başka bir şeyi kabule zorlanamaz.

KISMEN İFA

( B.K. madde 68 ) borcun miktarı belirli ve tamamı muaccel ( istenebilir) olduğu taktirde , alacaklı kısmen yapılan ödemeyi reddedebilir. Alacaklı kısmen ödemeyi kabul ederse, borçlu , borçtan kabul ettiği kısmı ödemeden kaçınamaz. ( örn. Yüz sandık portakaldan sadece 5 sandığın teslimini )

Borcun tamamı belirli değilse , bir kısmının varlığı üzerinde anlaşmazlık varsa alacaklı belirli kısma ilişkin ödemeyi kabul etmek zorundadır. Borçlu da borçtan anlaşmazlığa konu olmayan kısmı ifa ile yükümlüdür. Borçlu , borçtan kabul ettiği kısmın ifasını alacağın , tümü üzerindeki anlaşmazlığın giderilmesini erteleyemez.

İstisna

  1. sözleşme uyarınca borçlu kısmen ifaya yetkili ise ,
  2. edimin miktar veya niteliği ( 10000 ton çimentonun tesliminde olduğu gibi ) bir defada olanak vermiyorsa ,
  3. alacaklının kısmen ifayı reddetmesi ( borçlunun edimin tamamına yakın bir kısmını, örn. 300000 T.L. ‘ lik borcundan 290000 T.L. ‘sini ödemeyi önermesinde olduğu gibi ) hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliğinde ise,
  4. yasaların özel kuralları alacaklıyı kısmen ödemeyi kabule mecbur ediyorsa.

PARA BORÇLARINDA İFA

Borcun konusu ( A’ nın evindeki X marka radyo da , bir ressamın belli konulu bir tablosunda olduğu gibi ) ayrıca nitelikleri ile belirlenmiş bir edim ise ‘ parça borcu ‘ diğer bir deyişle ‘ ferden muayyen borç ‘ söz konusudur.

CİNS BORÇLARINDA İFA

Borcun konusu cins ve miktar olarak belirlenmiş bir edim ise ( örn. Sözleşmede 1979 model bir adet anadol marka binek otomobil, bir ton elma , iki adet televizyon denmişse ) cins – nev ‘ ı borcu söz konusudur.

Cins borçlarında , işin niteliğinden veya sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça , verilecek şeyin seçimi borçluya aittir; ancak borçlu ortadan aşağı nitelikte bir şey veremez.

SEÇİMLİK BORÇLARDA İFA

PARA BORÇLARINDA ‘ MAHSUP – DÜŞME

Para miktarında , hepsini değil belli bir kısmını ödeyip daha sonra bu ödenen parayı ana paradan düşmek ‘ mahsup ‘ tur.

Borç tek ise, borçlu borcun tümünü kapsamayana bir ödeme yapar ve alacaklı da bu ödemeyi kabul ederse , yapılan ödemenin ( aksi kararlaştırılmadıkça ) alacağın hangi kısmına ilişkin sayılacağı sorunu B.K. madde 84 te açıklığa kavuşturulmuştur. 84. Maddeye göre , faiz ve giderler muaccel ise yapılan ödeme önce onları kapsar.

Borçlunun , aynı kişiye , farklı borç ilişkilerinden ( alım satım , ödünç vs... ) soğan birden çok borcu varsa , bu borçlardan bir kısmını kapsayan bir ödemenin yapılması halinde hangi borcun ifa edilmiş sayılacağı sorunu ( B.K. madde 85-86 da ) çözüme bağlanmıştır.

  1. Birden çok borcu olan borçlu,hangi borcunu ödediğini alacaklıya beyan edebilir.Yapılan ödeme beyan edilen borcun tamamını kapsıyorsa,alacaklı ödemeyi kabul etmek ve borçlunun beyanına uymak zorundadır. Aksi takdirde ,alacaklı o borç için ‘mütemerrid’ sayılır.
  2. Borçlu hangi borcu ifa ettiğini beyan etmeksizin ödemede bulunmuşsa, alacaklının makbuzda gösterdiği borç ödenmiş sayılır. Ancak borçlu makbuza derhal itiraz ederek, alacaklıya hangi borç için ödemede bulunduğunu bildirirse borçlunun beyanı dikkate alınır.

 

 

 

  1. BORCUN İÇ YÜKLENİLMESİ
  2. Borcun iç yüklenilmesi , ‘ borçtan kurtarma taahhüdü ‘ , borçlu ile onu borçtan kurtarmayı taahhüt eden ( üstlenen ) şahıs ( borcun nakli müteahhidi ) arasında yapılan bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile borçtan kurtarma vaadinde bulunan kimse, borcu ödeyerek veya alacaklının onamı ile borcu üzerine alarak ( borçlunun yerine geçerek ) , borçluyu borcundan kurtarma yükümü altına girmiş olur.

  3. BORCUN DIŞ YÜKLENİLMESİ

Borcun nakli ( eski borçlunun yerine yenisinin geçmesi , eski borçlunun borçtan kurtarılması ) , borcu üstlenmek isteyenle alacaklı arasında yapılacak ‘ borcun nakli sözleşmesi ‘ ile olur . ‘ Borcun nakli sözleşmesi ‘ ( borcun dış yüklenilmesi ) genellikle , borçlu ile borcu yüklenmek isteyen kimse arasında daha önce yapılan ‘ borcu üstlenme taahüdü ‘ dür. ( borcun iç yüklenilmesi )sözleşmesinin bir sonucudur.

BORCUN NALKİNİN HUKUKİ SONUÇLARI

  1. Borçlunun borçtan kurtarılması
  2. Alacaklı ile borcu üstlenmek isteyen şahıs arasında yapılan ‘ borcun nakli sözleşmesi ‘ ile önceki borçlu borcundan kurtulur. Alacaklı borcun ifasını artık eski borçludan isteyemez.

  3. Borcun yan haklarla birlikte geçmesi

Borcun nakli sözleşmesinin yapılması ile borçlu değişir ve borç yan haklarla birlikte borcu üstlenen şahısa geçer.

İstisnalar:

 

ALACAĞI TEMLİK EDENİN SORUMLULUĞU

Alacağın varlığından sorumluluk :

NOT : borçlunun ödeme güçsüzlüğünden sorumluluk : Alacak bir bedel karşılığında temlik edilmiş olsa dahi temlik eden ayrıca garanti etmiş olmadıkça borçlunun ödeme güçsüzlüğünden sorumlu değildir.

 

BORCUN NAKLİ

Borçlar kanunumuz , genel olarak borcun naklini ve daha sonra özel olarak

Sırasıyla ‘ bir mal varlığının veya bir işletmenin aktif ve pasif ile devralınmasını ‘ ve ‘ bir işletmenin diğeri ile birleşmesi ve şeklini değiştirmesini düzenlemiştir.

Borcun nakli , borçlunun değişmesi , üçüncü bir şahsın borcu üzerine almasıdır.

Borcun nakli , alacağın temlikinden farklı olarak , diğer tarafın rızası olmaksızın gerçekleşmez.

Borcun nakli , kural olarak , biri ‘ borçlu ile borcu yüklenecek şahıs ‘ diğeri ‘ borcu yüklenecek şahıs ile alacaklı ‘ arasında olmak üzere iki ayrı sözleşme söz konusudur. Bunlardan ilki ‘ borcun iç yüklenilmesi ‘ ikincisi ise ‘ borcun dış yüklenilmesi ‘ şeklinde ifade edilir.