KİŞİ BAŞINA GELİRİN GELİŞİMİ
Kişi başına gelir ; GSMH ‘ nin yıl ortası nüfusa bölünmesiyle bulunur . gelirdeki gelişme, yalın olarak ekonominin zaman içindeki gelişimini ortaya koyar . uluslar arası karşılaştırmalar açısından önem taşır. Ayrıca yıllık nüfus artış hızı ile büyüme hızı arasındaki ilişkiyi açıklar . cari fiyatlarla veya sabit fiyatlarla gösterilebilir. Kişi başına gelirin nüfus artış oranından daha fazla artması , o toplumda refahın arttığının bir göstergesidir. Artan nüfustan daha
fazla gelişen GSMH , insanların beslenme , barınma, iş bulma, sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçlarının daha kolay karşılanmasına imkan yaratır. Bunun için mutlaka büyüme hızı 1987 fiyatlarıyla %8.1 olarak gerçekleşmiştir. Nüfusun ise yılda ortalama %2.17 oranında arttığını varsaydığımızda , kişi başına gelir artış hızı 8.1 – 2.2 = 5.9 ‘ dur. Diğer bir deyişle 1995 yılında Türk insanı yüzde 5.9 oranında , bir önceki yıla göre zenginleşmiştir.Kişi başına düşen gelirin yüksek olması , mutlaka o toplumun ekonomik ve sosyal yönden daha gelişmiş olduğunu göstermez . Kuveyt ve Katar ‘ın petrol gelirleri dolayısıyla kişi başına düşen gelirlerinin ABD veya Almanya ‘dan daha gelişmiş olduğunu ifade etmez. Çünkü uluslararası karşılaştırmalarda , kişi başına
düşen gelir kadar , o toplumda okunan gazete ve kitap sayısı eğitim seviyesi , kişi başına düşen dayanıklı tüketim malları , araştırma geliştirme ve sosyal güvenlik harcamaları , çocuk ölümü , şehirleşme ve okullaşma oranları, işgücünün sektörel dağılımı, günlük kişi başına protein kullanımı, elektrik tüketimi ile gelir dağılımı gibi daha bir çok ekonomik ve toplumsal göstergeler de esas alınır . Bu göstergeler , aslında kişi başına düşen gelire göre daha anlamlıdır.Gelişme yolunda olan ülkelerde genel olarak mal ve hizmet fiyatları , uluslar arası fiyatların altındadır. Kişi başına düşen gelir az olmakla birlikte , fiyatların düşük olması sebebiyle alım gücü daha fazladır. Hızla globalleşen dünyada , mal ve hizmetlerin fiyatları da bu eğili
me paralel olarak birbirine eşitlenme eğilimi içine girmiştir. Dolayısıyla yerel mal ve hizmet fiyatlarının uluslar arası fiyatlara yaklaşması oranında ‘ satın alma gücü paritesi ‘ olarak bilinen alım gücü eşdeğerine gerek kalmayacaktır.Türkiye’de
Cumhuriyet’ in ilk kuruluş yıllarında 1. Dünya Savaşı’nın çıktığı 1939 ‘ a kadar kişi başına gelir artmış . Savaş döneminde savaşa bağlı sebepler ve GSHM ‘nin yavaş gelişmesi sonucunda azalmış . Savaştan sonraki 30 yıl içinde hızlı , 1980 ‘ den sonra ise daha yavaş bir gelişim göstermiştir. 1997 yılı için DPT kişi başına düşen GSMH ‘ yi cari fiyatlarla 2.947 ABD Doları olarak belirlemiştir. Bu ortalama rakam değerlendirilirken , bölgesel gelişmişlik ve gelir farklılıklarını göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca son yıllarda devam eden enflasyon sebebiyle gelirdeki adil olmayan dağılıma dikkat etmekte fayda vardır. Gelir dağılımı bölümünde üzerinde ayrıntılı olarak durulacağı gibi , İstanbul Bölgesinde kişi başına düşen gelir , Türkiye genelinde hemen hemen bir kat daha fazladır.Burada bir noktayı açıklamakta fayda vardır. Türkiye ‘ de aktif nüfusun ortalama % 47 ‘ si tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu sektörde yaratılan katma değer , son 20 yılda reel olarak %32 oranında artmış, çalışan nüfus ise % 90 oranında büyümüştür. Bunun anlamı şudur. Türkiye’ de tarım kesiminde çalışan nüfus , giderek reel bazda kişi başına daha az katma değer yaratmakta ve dolayısıyla daha az reel gelir elde etmektedir. Tarımda kişi başına yaratılan katma değer , Türkiye
‘ de kişi başına yaratılan katma değere oranlandığında 1970 ‘ ler de 0.54 olan oran , 1990 ‘ lar da 0.34 olarak bulunmuştur. Bir dönemde Türkiye ‘ de ortalama kişi başına düşen GSMH 1995 yılı için 2. 685 dolar iken , tarım kesimi için bu gelir 900 dolar civarındadır.Eldeki ölçünün maksada göre bir miktar kusurlu olduğu muhakkaktır. kişi başına gelir , bir kere daha hatırlatalım ki , ortalama bir ölçü olmaktan ileri gitmez. Refah artışı ise bir sınıf veya grubun aleyhine olmamak üzere gelirler toplamının artması demek olduğu hatırlardadır. Böyle olduğuna göre , çeşitli sınıf ve gruplar arasında gelir bölüşümü refah tayininde önemli unsur olarak sahneye çıkmış olacaktır . S . Kuznets’ in dediği gibi , aynı büyüklükte milli gelir birbirinden farklı b
ölüşüm rejimlerinde değişik refah cesametlerine yok açar. Fakat , Yakın Doğu ‘ da zengin petrol kaynaklarına sahip küçük ve seyrek nüfuslu ülkeler vardır ki kişi başına gelirleri rekor denecek seviyededir. Ancak gelir paylaşımı göz önüne alınınca refah seviyelerinin o derece yüksek olduğunu iddia etmek zordur.İktisadi refah , diğer yandan , kişi veya gruplara yalnız tüketim malları halinde akıp gelen tatmin vasıtaları toplamı ile ölçülemez . Onları istihsale yarayan ve tüketici refahına dolayısıyla hizmet eden kapital malları stokundaki değişmeler aynı toplam dikkate alınmak lazım gelir. Fakat işin asıl zorluğu şurasındadır : İster dosdoğru tüketim, ister dolaylı olarak teçhizata net ilave veya her ikisi birden dikkate alınsın , sadece sayı ve rak
amla ifadesi mümkün olan değişmeler toplam refahı tam ve tıpatıp aksettirmekten uzaktır. Varılan sonuç refah değişmesini bozan eksik, bazı hallerde de olduğundan fazla gösterir. Fakat bir devre zarfında üretilmiş olup tüketiciye reel istifade sağlayan mal ve hizmetlerin bir kısmı pazara çıkmadığı ve oradan tedarik edilmediği için , toplama girmez. Veya girse bile hesaplanabilen miktar hakiki cesametinin altında kalır. Evde pişirilmiş ekmek veya pasta bu durumdadır. İktisadi refahın gelire yansıması bu bakımdan da eksik olacaktır.Diğer taraftan , hakiki anlamıyla refaha dahil olmamamsı gereken bazı unsurlar , para ile ifadelerini buldukları için milli gelir hesabına girerler. Refahın gelire yansıması bu sefer hakiki cesametinden daha şişkin ve kabarık görünür. Bu şişkinliği yaratan unsurların başında , tüketici için bir harcama konusu olmakla beraber refah derecesine elle tutulur şekilde ilaveleri çok şüpheli olan bazı hizmet ve masraflar gelir. Büyüyen bir şehirde nakil masraflarının hiç olmazsa bi
r kısmı bu vaziyettedir. Tüketicinin uzak mesafelerden getirilen gıda maddelerine hakiki fiyatlarıyla beraber ödediği nakil bedelini , yahut her gün uzak bir semte gidip gelmek için harcadığı yolluğu refah seviyesinin yüksekliğine işaret saymak bazen çok mantıksız neticeler verebilir. Mesela küçük bir şehirde mesafe yakınlığından dolayı bir memur dairesine yürüyerek gidip gelirken , İstanbul ‘ da aynı maaşı alan başka bir memurun uzakça bir semtten işe gitmek üzere her gün otobüse şu kadar para harcıyor diye ulaştırma hizmetlerinden , daha çok faydalandığını , o sebepten daha yüksek refah ve hayat standartlarına sahip olduğunu söylemek elbette mümkün değildir.Kişi başına gelir , anlaşılıyor ki , refah mukayesesinde ihtiyatlı kullanılması gereken bir ölçüdür. Para değeri ile ifade edilen ve edilemeyen unsurların hepsine hakkını verecek bir ölçü yoktur ve olacağı da çok şüphelidir. Bütün kusurlarıyla beraber eldekini tek çıkış yolu olarak kullanırken , hiç değilse kaba hatalara düşmemek için , d
ikkatli olmamız gereken unsurlar vardır. Bunları aşağıda milli ve milletlerarası olmak üzere iki grupta gözden geçirebiliriz.Tek bir ülkeyi alıp kişi başına gelir ölçüsü ile yıllar içinde refah değişmelerini belirtmek isterken dikkat edilmesi gereken ilk nokta şudur. Halkın zevk ve alışkanlıklarında ; ekonominin yapı ve çatısında geçmişle mukayeseyi imkansız kılacak derecede değişmeleri araya koymamak ve onun içinde birbirine mümkün olduğu kadar yakın yıllar seçmek şarttır. Aksi halde , değişen ma
l ve hizmetler karşısında tüketicilerin hangilerinden daha fazla tatmin duyduğunu kestirmek son derece zorlaşır, hatta imkansız hale gelir. Eskiden yalnız saf ipek kullanılırken çoğunlukla suni ipeğe ve ipliğe geçildikten sonra , sadece kişi başına gelir ölçüsü ile tüketicinin daha yüksek bir tatmin seviyesine vardığını düşünmek elbette anlamsız olur. İşin içine şahıstan şahısa değişen subjektif değerlendirmeler girer.Dikkatli olmamız gereken bir diğer önemli nokta şudur. İktisadi gelişmenin ve yaratacağı yapı değişikliğinin ilk etkilerinden biri pazarın genişlemesinde ve yığınların pazarla daha sıkı temasa geçmelerinde görülür. Bunun bir manası da , eskiden aile çatısı altında üretilen ve yine orada tüketilen bir kısım mal ve hizmetlerin pazara sü
rülmesi ve pazardan satın alınmasıdır. Bu suretle uzun zaman para değerine bağlanamadığı için hesaplanması mümkün olmayan mahsuller ve hizmetler piyasa fiyatlarıyla alım satım konusu olduktan sonra milli gelir hesabına dahil olacaktırlar . Şu hale göre iktisadi gelişmenin yaratmış olacağı kapasite genişlemesi sayesinde ne miktar mahsulün yeniden üretildiğini ve ne kadarının da eskiden beri üretilirken sonradan pazara çıktığını ayırt etmek umulduğu kadar kolay olmayacaktır. Böyle bir ayıklamayı yapmada verilecekler hükümler dünün refah seviyesini bugünküne göre fazla düşük göstermek veya bugünkü seviyeyi fazla mübalağa etmekte başka bir sonuç vermez.
SONUÇ
Kişi başına gelir refah ölçüsü olarak kusursuz alet değildir. Ölçü yetersizliğinin bir sebebi , sadece sayılabilir unsurların dikkate alınmasıdır . İktisadi büyümeyi Fert başına gelirle dile getirmek , gelişen bir insanın yalnız boy artışı ile meşgul olup beden yapısının , zihni melekelerinin gelişmesine gözü kapalı kalmaktan farksızdır. Tabiatı
icabı geniş ve karışık bir oluşu yanlış sayı ve yığın tarafı ile manalandırmanın zorluğu ortadadır. Bir yıldan öbürüne sade şu kadar besleyici madde değil aynı zamanda şu cins ve şu vasıfta besleyici madde ; yalnız şu kadar metrekare konut inşası değil , şu cins ve şu biçimde konut inşası ; sade şu kadar top kumaş değil , fakat şu cins ve şu kalitede kumaş ... iktisadi refahı tayinde birinciler kadar önemli olan ikinci hususlar milli gelir hesabı ile tam ve eksiksiz olarak kavranılmış olmuyorKişi başına gelir, diğer yandan refah seviyesini bir bakıma eksik ( ona dahil olması gerekirken kavranamayan unsurlardan dolayı ) başka bir bakıma fazla ( refaha dahil olmamsı gereken unsurlardan dolayı ) aksettiren bir ölçüdür.