7 / 24 İNTERAKTİF KAMPÜS


 


YIL  1  AY  2 

  2  EYLÜL  2000

BEDAVA


 

Cumhuriyetin 75. Yılını kutlayan Türkiye dünyadaki toplam kara parçalarının binde 5.7'sine, dünya nüfusunun ise yüzde 1.1'ine sahip. Dünya Bankası'nın 1997 verilerine göre, Türkiye sahip olduğu ekonomik değerler açısından da 195 milyar dolarlık milli geliri ile dünyada üretilen toplam milli gelirden binde 6'lık pay alıyor. Yani dünyada üretilen her bin dolarlık gelirin 6 doları 75 yıllık geçmişi olan Türkiye'de üretiliyor.

Dünya Bankası verilerine göre, değerlendirmeye alınan en yoksulundan en zenginine 133 ülke arasında 85. sırada yeralıyor. Tersine bakılırsa zenginlik sıralamasında Türkiye'nin 133 ülke arasındaki yeri 49'unculuk. Türkiye bu konumu ile de "orta gelir grubu" içerisinde yeralıyor.

Üç çeyrek yüzyılı geride bırakan Türkiye, bugün üç bin dolarlık kişi başına geliri ile "gelişme yolunda" görünürken bu rakamın bundan 75 yıl önce sadece 45 dolar olduğunu gözardı etmemek gerekiyor.

CUMHURİYET'İN 'OLMAZSA OLMAZ'I SANAYİLEŞME: Osmanlı Devleti'nden 12.5 milyon nüfuslu, yıkılmış, harap bir ülke devralan Türkiye Cumhuriyeti'nin 75 yıllık hayatına bakıldığında, sanayileşme ve çağdaşlaşma, "vazgeçilmez, olmazsa olmaz" unsurlar olarak ön plana çıktı.

BİR UZUN YOLUN BAŞLANGICI:Fakir, yıkılmış, geri kalmış bir tarım ekonomisini, "sanayileşmiş, çağdaş bir ekonomiye dönüştürme" hedefini önemli ölçüde gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti, gelişmiş ülke ekonomilerinin hala çok gerisinde, bir başka deyişle bir arpa boyu yolalamamasına rağmen, bugün ekonomisini dünyanın 17'nci, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar'ın, yani bulunduğu bölgenin en büyük ekonomisine getirmiş durumda. Türkiye bu noktaya, siyasi kararlar, ekonomi politikası, büyük projelerle belli noktaya geldi.

İZMİR İKTİSAT KONGRESİ'NDEN VERGİ REFORMUNA: Türkiye Cumhuriyeti ekonomi tarihininin satırbaşları olarak, İzmir İktisat Kongresi, devletçilik, ilk plancılık, demiryolu yapımı seferberliği, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) kurulması, Varlık Vergisi, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kurulması, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri, 24 Ocak 1980 kararları ve serbest piyasa düzenine geçiş, serbest kura geçiş, Katma Değer Vergisi (KDV), konvertibilite, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Avrupa Birliği ile tam üyelik ve gümrük birliği, vergi reformu ilk sıralarda yer alıyor.

BİR ARPA BOYU YOL GÜNLÜĞÜNDEN:

İzmir İktisat Kongresi: Daha Cumhuriyet kurulmadan, Lozan Antlaşması imzalanmadan 17 Şubat 1923'de toplanan kongre, kalkınmaya öncelik veren, yerli ve yabancı sermayeyi, pazar için üretim yapan çiftçileri özendiren ılımlı korumacı bir yaklaşımıyla, genç devletin ilk yıllarında ekonomi politikasına yön verdi.

Devletçilik: Büyük Buhran olarak adlandırılan 1929 dünya ekonomik bunalımının etkisiyle yönelinen devletçilik politikasıyla ilk kamu iktisadi teşebbüsleri doğdu ve devlet eliyle sanayileşme başladı.

İlk Plancılık: Türkiye, I. Beş Yıllık Sanayi Planı adıyla 1934 yılında ilk plan uygulamasını başlattı. Yapılacak işleri listeyle belirleyen plan, çağdaş plancılıktan uzak olmakla birlikte, ülke kalkınmasına büyük katkıda bulundu.

Demiryolu Yapımı Seferberliği: Kıt kaynaklarına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti, ulaştırmanın bilincine varmıştı. Osmanlı'dan miras aldığı demiryollarını 15 yılda ikiye katladı ve "Ülkeyi demir ağlarla ördü". Bu dönemin ardından demiryolları ihmal edildi.

TCMB'nin Kurulması: Ekonomik bağımsızlığın yolu, Merkez Bankası'ndan geçiyordu. Oysa, genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'nden merkez bankası miras almamıştı. Ulusal paranın ve para programının yönetimi, o dönemde yabancı sermayeli olan Osmanlı Bankası'nın eliydeydi. 11 Haziran 1930'da kurulan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu anlamda, gecikmiş bir girişim olarak da değerlendirilebilir.

Varlık Vergisi: 1942-1944 arasında uygulanan ve temelde ticaret burjuvazisini vergilendirmeyi amaçlayan "Varlık Vergisi", azınlıklara karşı bir vergiye dönüştü ve unutulmayan "acı" bir tahribat olarak tarihte yerini aldı.

DPT'nin Kurulması: 1963 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), hazırlandığı planlarla çağdaş plancılığı başlattı ve ekonominin yönlendirilmesi önemli rol oynadı.

Türkiye-AB İlişkileri: Türkiye, 1957'de Roma'da kurulan, şu anda Avrupa Birliği (AB) adını almış olan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile 12 Eylül 1963'de Ankara'da Ortaklık Anlaşması'nı imzaladı. Daha sonra 1970'de imzalanan Katma Protokolle devam eden Türkiye-AB ilişkileri inişli çıkışlı seyir izledi ama her zaman gündemin ilk sıralarında yer aldı.

24 Ocak Kararları: 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlarla Türkiye, ekonomi politikasında köklü değişiklikler yaptı. İthal ikameci ve dışa kapalı bir ekonomiyi terkederek, dışa açık serbest piyasa düzenine ve serbest kura geçti.

KDV: 1985 yılında çıkarılan kanunla uygulamaya sokulan Katma Değer Vergisi (KDV), devlete önemli bir gelir kaynağı sağlamanın yanı sıra, vergilendirmede de yeni bir dönemi başlattı.

SPK ve İMKB'nin Kurulması: 1980'lerin ortasında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın (İMKB) kurulması, yatırımcılar için yeni bir ufuk açtı. Türkiye'de sınırlı olan yatırım alanlarına sermaye piyasası da eklendi.

GAP: Türkiye'nin en büyük, dünyanın sayılı projelerinden olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), 32 milyar dolarlık bir yatırımı öngören enerji, sulama, tarımsal sanayi, insani kalkınma ayakları olan entegre bir proje konumunda. Şimdiye kadar 13 milyar dolar harcanan proje, tam anlamıyla 2010 yılında bitirilecek.

AB'ye Tam Üyelik Başvurusu ve Gümrük Birliği: 1987 yılında tam üyelik başvurusu yapan ama başvurusu kabul edilmeyen Türkiye, 1995 yılında Avrupa Birliği (AB) ile gümrük birliğini gerçekleştirdi. Tam üyelik yolunda önemli bir adım attı.

Vergi Reformu: 29 Temmuz 1998'de yürürlüğe giren vergi reformu, kayıtdışı ekonomiyi kayda alma amacı güden, gelirin tanımını değiştirerek, bütün gelir unsunları vergilendiren köklü bir reform olarak tarihte yerini aldı.

TÜRKİYE EKONOMİK REFORMASYONA HAZIRLANIYOR: Bundan 75 yıl önce kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten günümüze kadar hemen her alanda olduğu gibi, ekonomide de büyük değişimler yaşadı.

1920'LERİN AÇMAZLARI: Cumhuriyetin ilk yıllarında (1923-1930 arası) Türkiye Cumhuriyeti, 12.5 milyon nüfuslu, yıllar süren savaşlar sonucu adeta yıkılmış, cılız, geri kalmış ekonomisini yabancı egemenliğinden kurtarmaya, özel sektör eliyle geliştirmeye, bu amaçla yerli burjuvazi yaratmaya, en azından temel tüketim maddelerinde kendi kendine yeterli olmaya çalışan bir ekonomi konumundaydı

İKTİSAT KONGRESİ İLE ÇİZİLEN YÖRÜNGE: 29 Ekim 1923'de Cumhuriyet'in kurulmasından, Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından önce, 17 Şubat 1923'de İzmir'de toplanan İktisat Kongresi, genç devletin ekonomiye bakışını da yansıtıyordu.

FOTOĞRAFIN İLK KARESİNDE, KOLONİ EKONOMİSİ: Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu'ndan yarı sömürgeleşmiş, çok geri kalmış bir ekonomik yapı devralmıştı. Temelde tarıma dayanan Osmanlı ekonomisi, kapitülasyonlar, dış borçlar ve ayrıcalıklı yabancı sermaye yatırımları yoluyla tam anlamıyla dışa bağımlı, neredeyse bir koloni ekonomisi niteliğindeydi.

GENÇ TC DIŞ GÜDÜMLÜ KÜÇÜK BİR ŞİRKET: Büyük ölçüde yabancıların ve azınlıkların denetiminde olan sanayi, küçük işletmelerden oluşuyordu, toplam işçi sayısı 15 bini geçmiyordu. Sanayi temel tüketim mallarında bile iç talebi karşılamaktan acizdi.

İLK HEDEFLER: İzmir İktisat Kongresi, Türkiye'nin 1920'li yıllardaki ekonomik politikasını da belirledi. Kongrede, kalkınmaya öncelik veren, yerli ve yabancı sermayeyi, pazar için üretim yapan çiftçileri özendiren ılımlı korumacı bir yaklaşım görüşü ağırlık kazandı.

OSMANLI BORÇLARININ YÜZDE 60'INI YÜKLENDİ: Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması ile kapitülasyonları kaldırdı ama Osmanlı borçlarının yüzde 60'ına karşılık gelen 46.5 milyon dolar yüklendi. Antlaşma, ithalat ve ihracattaki yasakların kaldırılmasını, 1916 tarihli gümrük tarifesinin 5 yıl süreyle değiştirilmeden uygulanmasını hükme bağlıyordu.

BORÇ PRANGALI EKONOMİ: Bunlar, genç Cumhuriyeti ilk yıllarda ekonomik açıdan zorladı. Antlaşmanın bu hükümleri, devletin sanayiyi geliştirmek için korumacı önlemler almasını engelliyor ve kamunun gelir kaynaklarını da önemli ölçüde sınırlıyordu.

CUMHURİYET'İN İLKLERİ: Bu dönemde İş Bankası'nın, Sanayi Maadin Bankası'nın kurulması, Tütün Rejisi'nin devletleştirilmesi, köylünün sırtında bir kambur haline dönüşen ayni vergi, Aşar'ın kaldırılması, Kabotaj hakkı, Teşvik-i Sanayi Kanunu'nun çıkarılması, demiryolunun Kayseri, Sivas ve Amasya'ya ulaştırılması, Kayseri Uçak Fabrikası'nın açılması, ilk paranın 3 Ağustos 1924'de, üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" yazısını taşıyan bronzdan yapılı 10 kuruşluk halinde, ilk kağıt paraların ise 5 Aralık 1927'de tedavüle çıkarılması diğer önemli gelişmelerdi.

DÜNYA BUNALIMI SARMALINDA…: Dünyada 1929'da yaşanan "Büyük Bunalım", Türkiye ekonomisini de zorladı. İhracatı güçleştiren bunalım, Türkiye'yi kendi kabuğuna çekilmeye, korumacı politikalar izlemeye, devlet eliyle sanayiyi geliştirmeye itti.

PLANLI KALKINMA DÖNEMLERİ BAŞLIYOR:İlk beş yıllık plan, I. Beş Yıllık Sanayi Planı adıyla 1934 yılında yapıldı. Bu politikalar, Türkiye'nin bunalımı en az hasarla atlatmasını, hatta yüksek büyüme hızlarına ulaşmasını sağladı. 1932 yılında yapılan bir anlaşmayla kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç ve yoksul Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın 46.5 milyon dolarlık dış borç mirasını da devraldı.

SÜMERBANK VE ETİBANK KURULUYOR: Bu dönemde, daha sonra büyük kamu iktisadi kuruluşlarına (KİT) dönüşen Sümerbank ve Etibank da kuruldu.

MERKEZ BANKASI CUMHURİYET'TEN 7 YAŞ KÜÇÜK: Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu ama Merkez Bankası yoktu. Ulusal paranın ve para programının yönetimi, o dönemde yabancı sermayeli olan Osmanlı Bankası'nın elindeydi. 11 Haziran 1930'da kurulan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bu anlamda, gecikmiş bir girişim olarak da değerlendirilebilir.

O ÜNLÜ DEMİRYOLU AĞLARI: Bu dönemde, kağıt, demir-çelik fabrikalarının, ilk havayolu teşkilatının kurulması, demiryolunun Malatya, Diyarbakır, Erzincan ve Erzurum'a ulaştırılması, diğer önemli gelişmelerdi.

SAVAŞ EKONOMİSİNE KARŞI MİLLİ KORUNMA KANUNU: Ekonomideki bu genişleme, İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürdü. Savaş, Türk ekonomisini çok büyük boyutlarda etkiledi. Bu dönemde, yüksek enflasyon ve milli gelirde büyük düşüşler yaşandı. Savaşı en az hasarla atlamak amacıyla, 19 Şubat 1940'da Milli Korunma Kanunu çıkarıldı ve bir anlamda ekonomide sıkıyönetim dönemi başlatıldı.

VERGİLENDİRMEDE 'ACI' TABLO: 1942-1944 arasında uygulanan ve temelde ticaret burjuvazisini vergilendirmeyi amaçlayan "Varlık Vergisi", azınlıklara karşı bir vergiye dönüştü ve unutulmayan "acı" bir tahribat olarak tarihte yerini aldı. 1944-1946 arasında uygulanan "Toprak Mahsulleri Vergisi" de pazar için üretim yapmayan küçük çiftçiler üzerinde ağır bir yük oluşturdu.

TÜRKİYE ENFLASYONLA TANIŞIYOR: Savaş sonrası Türkiye, tamamen Batı Bloku ile birlikte hareket etmeye başladı. Ekonomide yaralar sarılmaya çalışıldı. 7 Eylül 1946'da yapılan alınan kararlarla Türk Lirası'nın değeri önemli ölçüde düşürülerek, ABD Doları karşısında 1.32'de seyreden Türk Lirası'nın değeri, 2.80'e indirildi.

TÜRKİYE ULUSLARARASI TİCARETE ISINIYOR: Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisiyle bütünleşmesini sağlamaya yönelik olarak dış ticareti serbestleştirici önlemler alındı. İthalattaki miktar kontrolleri büyük ölçüde sınırlandı, yerli sanayinin korunması azaltıldı. Yabancı sermaye konusundaki sınırlamalar gevşetildi, altının satışı serbest bırakıldı.

VE BİR PARMAK BAL MARSHARLL YARDIMLARI: Savaşta büyük yıkıma uğrayan Batı Avrupa ülkelerinin ekonomilerini yeniden ayağa kaldırmak amacıyla ABD tarafından yürütülen Marshall Planı ve ABD Başkanı Harry Truman'ın ortaya attığı Doktrin kapsamına Türkiye de alındı. Türkiye, bu çerçevede yardım aldı.

TÜRKİYE BM'NİN KURUCU ÜYESİ: Birleşmiş Milletler'e kurucu üye olarak katılan Türkiye, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ile daha sonra Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı adını alan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü'ne (OEEC) üye oldu.

RAMAN'DA İLK PETROL: Bu dönemde, Türkiye'de ilk kez Raman'da petrol bulunması, demiryolunun Siirt Kurtalan'a ulaştırılması, sosyal sigortalara ilk geçiş, diğer önemli ekonomik olaylardı.

SANAYİ GELİŞME HEDEFİNİN TAHTA BACAĞI: Cumhuriyetin ilk döneminde (1923-1950 arası) kendi ayakları üzerinde durmaya, ekonomi ve altyapısı kurmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti, 1950'den sonra tüketim malları ve tarımsal gelişme ağırlıklı bir ekonomi politikasına yöneldi.

ÜÇ DÖNEM ÜÇ TÜRKİYE: 1950-1980 arası ekonomi tarihine bakıldığında, 1950'lerin ilk yarısındaki temelde tarım ve tarımsal sanayi ağırlıklı, tüketim ekonomisine dayanan hızlı büyüme, 1960'lardaki refah yılları, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kuruluşu ve çağdaş plancılık, 1970'lerdeki kriz yıllarının belirginleştiği görülüyor.

İKTİDARDAKİ DP YABANCI SERMAYEYE GÖZ KIRPIYOR: 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerle 27 yıl süren CHP iktidarı sonra erdi. İktidara gelen Demokrat Parti, 1951 yılında Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu, 1954'de çıkarılan Petrol Kanunu ile yabancı sermayenin özendirilmesi yoluna gitti.

 

İLK HAMLELER SONUÇ VERDİ: Tüketim malları üretimi artırılmaya çalışıldı ve bunda da başarılı olundu. Özellikle tarımsal üretim çok büyük boyutlarda arttı. Bütün bu önlemler, dünya ekonomisi ile pazar ilişkilerine, göreli serbest ticarete ve açık ekonomi koşullarına dayalı bir bütünleşme modelini uygulamaya yönelikti.

TARIMA DAYALI DIŞA AÇIK GELİŞME MODELİ ÇÖKÜYOR: Bir yandan kötü hava koşulları, öte yandan Kore Savaşı'nın sona ermesiyle ihraç mallarına talebin düşmesi, savaş sonrasında izlenen tarıma dayalı, dışa açık gelişme modelinin bunalıma girmesine neden oldu.

İTHAL İKAMECİ POLİTİKALAR GELİYOR: Kontrollü bir dış ticaret rejimi uygulamaya konuldu. Ekonomi, göreli olarak dışa kapandı ve temelde devlet yatırımlarına dayanan bir ithal ikamesi politikası izlenmeye başlandı. 1940'larda uygulanan Milli Korunma Kanunu yeniden uygulamaya konuldu.

HIZLI BÜYÜMENİN YAN ETKİSİ YÜZDE 9 DEVALÜASYON: Bunalımın aşılamaması üzerine, 4 Ağustos 1958'de fiili devalüasyon yapıldı, TL-Dolar paritesi 2.80'den 9'a çıkarıldı, dış ticaret kontrolleri gevşetildi ve Milli Korunma Kanunu uygulamaları durduruldu.

1950'LERİN İLKLERİ: Bu dönemde, Karayolları Genel Müdürlüğü, Türkiye Sanayi Kalkınma Bankası, Türk-İş, İstanbul Sanayi Odası, işveren sendikası Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS), ilk petrol rafinerisi olan Batman Rafinerisi kuruldu, demiryolu Muş'a ulaştı.

UYGUN ADIM YENİ GELİŞME STRATEJİSİ: 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrası izlenen gelişme stratejisi, dış pazarlardan çok, iç pazara dönük bir ithal ikamesine ve korumacı dış ticaret politikasına dayanıyordu.

1963 PLANLI EKONOMİNİN YENİ MİLADI: Bu dönemde kurulan Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) hazırladığı planlar, ekonominin belirlenmesinde rol oynadı ve 1963'den itibaren planlı ekonomiye geçildi. I. Beş Yıllık Kalkınma Planı, kamu yatırımları ve işletmeciliğini, büyümenin sürükleyici gücü olarak belirledi.

TEK HANELİ ENFLASYONLA YÜZDE 12 BÜYÜME: 1960'lar, Türkiye'de, dünyadaki olumlu gelişmelerin de etkisiyle, ekonomik olarak hızlı büyüme ve düşük enflasyonun birarada yaşandığı yıllar oldu. Öyle ki, enflasyon tek rakamlarda seyrederken, büyüme hızı, 1966 yılında yüzde 12'ye kadar yükseldi. Bu refah dönemi, 1970'lerde yaşanan petrol krizlerine kadar sürdü.

AET İLE ORTAKLIK ANLAŞMASI İMZALANIYOR:Bu dönemde Türkiye, 1957'de Roma'da kurulan, daha sonra Avrupa Birliği (AB) adını almış olan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile 12 Eylül 1963'de Ankara'da Ortaklık Anlaşması'nı imzaladı.

EMEK-SERMAYE SENDİKALİZASYONU GÜÇLENİYOR: Bu dönemde, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu, ilk Türk otomobili Anadol piyasaya çıkarken, Batman-Dörtyol Petrol Boru Hattı açıldı.

PETROL KARASI KRİZ YILLARI: Petrol krizleri, ekonomide yaşanan gerilemeler ve sosyal çalkantılar, 1970'lerin belirleyicisi oldu. 9 Ağustos 1970'de devalüasyon yapılarak, Türk Lirası'nın Dolar karşısındaki değeri 9'dan 15'e düşürüldü.

AET'YE BİR ADIM DAHA: Bu dönemde, AET üyeliğine geçiş döneminin koşullarını belirleyen Katma Protokol ise 23 Kasım 1970'de imzalanarak, 1 Ocak 1973'de yürürlüğe girdi. Katma Protokol 22 yıllık bir süre içinde sanayi ürünlerinde gümrük birliğinin sağlanmasını, 1976-1986 arasında ise AET ile Türkiye arasında işgücünün serbest dolaşımının gerçekleştirilmesini öngörüyordu.

TAM ÜYELİK ODAKLI AET POLİTİKALARI: Buna göre, Türkiye, bazı sanayi ürünleri üzerindeki gümrük vergilerini 12 yılda, ötekilerini ise 22 yılda sıfırlayacaktı. Buna karşılık AET, Türkiye'den ithal edilen sanayi ürünleri üzerindeki gümrük vergilerini kaldıracak, Türkiye kaynaklı tarım ürünleri ithalatında bazı ayrıcalıklar tanıyacak ve uygun koşullarla kredi sağlayacaktı.

KRİZ ELBİSESİ BİÇİLİYOR: 1973-1974 petrol bunalımı, ekonomiyi derinden sarstı. Bunalımın ekonomiyi etkilemesini ertelemek amacıyla, yurtdışından kısa vadeli ticari krediler ve dövize çevrilebilir mevduat (DÇM) sağlanması yoluna gidildi.

DIŞ BAĞIMLILIK VE ÜÇ HANELİ ENFLASYON: 1970'li yıllarda sanayileşme stratejisinin ithal ikamesine dayanmasına karşın, ekonominin dışa bağımlılığı arttı. Hızlı yatırım temposu, beraberinde ithalat artışını getirdi. Öyle ki, ihracatın ithalatı karşılama oranı, yüzde 60'lardan yüzde 30'lara kadar düştü. Özellikle 1970'lerin ikinci yarısında, enflasyon 3 haneli rakamlara kadar ulaştı.

BOĞAZ KÖPRÜSÜ, KEBAN, MURAT, RENAULT, TÜSİAD: Bu dönemde, ilk Boğaz köprüsü olan İstanbul Boğaziçi Köprüsü, Türkiye'nin uluslararası boyuttaki ilk barajı olan Keban Barajı hizmete girdi. Otomobil piyasasına damgasını vuran Murat ve Renault otomobilleri piyasaya çıktı. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) kuruldu. Türkiye-Irak petrol boru hattı hizmete girdi.

24 OCAK. OLMAZSA POSTAL ZORUYLA: 1980'lere gelindiğinde, Türkiye Cumhuriyeti, artık gelişmekte olan, dışa açılması gereken bir ülke haline gelmişti. Önceki iki askeri müdehalenin ardından demokrasi bir kez daha yara aldı. Askerler bir kez daha iktidara geldi. 1960 müdehalesi planlı dönemleri açarken,
24 Ocak kararları da 12 Eylül 1980 ile daha rahat uygulama ortamı buldu.

BIRAKINIZ YAPSINLAR, BIRAKINIZ 'UYGUN ADIM' GEÇSİNLER: Ekonomi tarihine bakıldığında, 1980'de alınan 24 Ocak kararları ve serbest piyasa düzenine, serbest kura geçiş, Katma Değer Vergisi (KDV), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın (İMKB) kurulması, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik başvurusu, gümrük birliği, vergi reformunun, satır başları olarak yer aldığı görülüyor.

TL'NİN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK YENİLGİSİ: 1980 yılında alınan 24 Ocak kararlarıyla, ekonomide serbest piyasa düzenine geçildi. Türk Lirası'nın ABD Doları karşısındaki değeri, 35 liradan 70 liraya indirilerek, kontrollü biçimde dalgalanmaya bırakıldı.

EKONOMİYE LİBERAL FIRÇA: İthalat serbestleştirildi, ihracat çeşitli teşviklerle özendirildi. Fiyat oluşumu, piyasalardaki arz talep güçlerine bırakıldı. Temel mallardaki sübvansiyonlar kaldırıldı. Faiz oranları, ilk aşamada yükseltildi, daha sonra aşamalı biçimde serbest bırakıldı.

KİT AÇIKLARI HER ZAMANKİ GİBİ ZAMLA: Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) açıklarını karşılamak amacıyla, ürünlerinin fiyatları yükseltildi. Kamu kesiminin ağırlığının azaltılması, ücret ve maaşlar ile taban fiyatlarındaki artışların enflasyonun gerisinde kalacak biçimde belirlenmesi amaçlandı.

KARARLARIN İLK ETKİSİ OLUMLU…:Kararların etkisi, 1980'lerin ilk yarısında hemen görüldü. Enflasyon oranı yüzde 100'lerden yüzde 30'lara indi. Ekonomideki gerileme, yerini büyümeye bıraktı. İhracat hızlı bir şekilde artmaya başladı. 1980'lerin ikinci yarısında, ekonomideki büyüme daha da hızlandı.

SERMAYE PİYASASI ŞEKİLLENİYOR: 1980'li yıllarda mali alanda ve sermaye piyasasında da önemli gelişmeler oldu. Katma Değer Vergisi uygulaması devlete önemli bir gelir kaynağı sağladı. Sermaye Piyasası Kurulu ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kuruldu. Yabancı sermaye teşvik edildi. Özelleştirme uygulamaları başlatıldı. Parada konvertibiliteye geçildi.

AB'YE TAM ÜYELİĞE RESMEN ADAY: Türkiye, 1987 yılında Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurusunda bulundu. Yalnız, dış borçlarda hızlı artış, ücretlerde reel gerileme görüldü. Temel mallarda tarımsal sübvansiyonların kaldırılması, taban fiyatları ve destekleme alımları uygulamasının daraltılması nedeniyle, tarımdaki gelişmenin hız kesmesi gibi nedenlerle, büyüme hızında istikrarsızlıklar, enflasyonda yükselmeler oldu. 1980'lerin sonuna doğru, enflasyon oranı tekrar yüzde 70'lere yükseldi.

YEDİ KÜPELİ GELİNE 13 MİLYAR DOLAR BAŞLIK PARASI: GAP
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, 1970'li yıllarda başbakanlığı döneminde "7 Küpeli Gelin" adıyla kamuoyuna lanse edip, temellerini attığı, Türkiye'nin en büyük, dünyanın sayılı bölgesel kalkınma projelerinden Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), 1980'li yıllarda da yoğun yatırımlara sahne oldu. Toplam 32 milyar dolara malolması planlanan GAP'a, 1998 yılına kadar 13 milyar dolar harcama yapıldı. Projenin en geç 2010 yılına kadar bitirilmesi öngörülüyor.

60 MİLYAR DOLARLIK TOP TÜFEK: Türkiye'nin terör olaylarını önlemek için 1984'den bu yana yaptığı harcamanın da, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in geçtiğimiz günlerde Ankara Sanayi Odası'nda açıkladığı gibi, 60 milyar doları aştığı görüldü.

1990'LAR; ENFLASYONA RAĞMEN BÜYÜME VE İSTİKRARSIZLIK: 1990'lı yıllar, ekonomide hızlı büyümenin yanında, ekonomide istikrarsızlıkların giderilemediği, enflasyonun halen yüksek düzeyde seyrettiği, gelir dağılımında düzelmenin sağlanamadığı yıllar oldu.

KRİZ SİRENİ BİR KEZ DAHA: Bu dönemdeki en önemli gelişmelerden biri de 1994 krizi oldu. 1994 yılının başında çok büyük bir mali kriz yaşayan Türkiye, 5 Nisan 1994'de ekonomide istikrar sağlamak üzere bir takım kararlar aldı.

KRİZİN FİNANSMANI EK VERGİ YÜKÜMLÜLÜKLERİYLE: Türk Lirası devalüe edilirken, Ekonomik Denge ve Net Aktif vergileri adıyla geçici vergiler konuldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile stand-by anlaşması imzalandı. KİT ürünlerine büyük oranlarda zam yapılırken, kamu gelirleri artırılmaya, giderler ise büyük oranda kısılmaya çalışıldı.

CUMHURİYET TARİHİNİN ENFLASYON REKORU KIRILIYOR: Kararlar sonucu ekonomide yüzde 6 gibi büyük bir gerileme görülürken, enflasyon yüzde 149.6 gibi üç haneli rakamlara ulaştı, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Kriz ise bir ölçüde atlatıldı.

GELİŞME DOLU DİZGİN, ENFLASYONDA: Türkiye ekonomisi, 1994 krizinden sonra hızlı bir gelişme trendine girdi. Her yıl ortalama yüzde 7-8 gibi çok büyük bir hızla büyüyen ekonomiye rağmen, sağlam ve istikrarlı bir ekonomik yapı oluşturulamadı, enflasyon düşürülemedi.

TÜRKİYE'YE AB'DEN ÖNCE GB İSTİSNASI: 1995 yılında Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalandı. 1 Ocak 1996 yılında uygulamaya giren Gümrük Birliği sonucu Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye olmadan gümrük birliğine giren tek ülke oldu.

TÜRKİYE, 'YAKIN İZLEME' DE: Temmuz 1997'de işbaşına gelen 55. Hükümet, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 3 yıl süreli bir Yakın İzleme Anlaşması imzaladı. Anlaşma ile IMF'den herhangi bir mali yardım almadan, IMF'nin Türkiye'ye "yeşil ışık" yakması, ekonomik programını onaylamasını öngörüyordu.

BOL SIFIRLI YILLARDA TEK HANELİ ENFLASYON SÖZÜ: Üç yıllık bir süreyi kapsayan anlaşmayla Türkiye, enflasyonu 1998 yılında yüzde 50, 1999 yılında yüzde 20, 2000 yılında ise tek haneli rakamlara indirmeyi, ekonomiyi soğutmak için büyüme hızını düşürmeyi taahhüt ediyordu.

AB'DE ADAY 11'LER ŞOKU: Geçen yıl AB'nin Aralık ayında Lüksemburg'da yaptığı liderler zirvesinde, AB'ye aday 11 ülkeyi açıklarken, Türkiye'yi bu ülkeler içinde göstermemesi tepkiyle karşılandı.

ŞOK İLİŞKİLERİ DONDURUYOR: Hükümet, AB ile siyasi ilişkileri, AB tarafından olumlu bir adım atılana kadar dondurma kararı aldı. AB'nin aday ülkelerle yaptığı Avrupa Konferansı'na da katılma kararı verildi.

BÜYÜME HIZI YÜZDE 4.5, ENFLASYON YÜZDE 58'E REVİZE EDİLİYOR: Türkiye, IMF ile yapılan anlaşma sonucu, bu yıl için öngörülen yüzde 50'lik enflasyon hedefini, 8 puan sapmayla yüzde 58 olarak gerçekleştirmesi, büyüme hızını yüzde 4.5 gibi görece düşük bir düzeye çekmesi bekleniyor.

VERGİ KAVRAMINDAN BAŞLAYARAK VERGİ REFORMU:Bu yılın ekonomide yaşanan en önemli gelişmesi, Vergi Reformu olarak gösterilebilir. 22 Temmuz'da TBMM'de kabul edilen, 29 Temmuz 1998'de Resmi Gazete'de yayımlanan reform, gelirin tanımını değiştirerek, kapsamını genişletti.

KAYITDIŞINA MALİ MİLAT 30 EYLÜL: 30 Eylül 1998 tarihini, Mali Milat olarak belirledi. Kanun, 30 Eylül'de kayıtdışı kaynakların bankalarda 1 gün süreyle bloke edilmesi zorunluğunu getirdi. Bunun yapılması halinde, geçmişe yönelik inceleme yapılmayacağı taahhüdü verildi.

KAYITDIŞI KAYIT YARIŞINDA: Daha rakamlar kesinleşmemekle birlikte, yaklaşık 25 milyar dolarlık para, sermaye artırımı ve yeni şirket kurulması yoluyla, 4 milyar dolarlık döviz bankalara yatırılarak, 1 milyar dolarlık altın da Altın Borsası'nda işlem yapılarak kayıt altına girdi.

ASLA KAPLANLARININ DİŞLERİ DÖKÜLÜYOR: Temmuz 1997'de Tayland'da başlayan ekonomik kriz, bütün dünyaya yayıldı. Japonya, Rusya ve Brezilya'nın da içinde bulunduğu çok sayıda ülkenin krize girmesi, 1998 yılının ikinci yarısında Türkiye'yi de etkilemeye başladı.

YAKIN İZLEME'DE KRİZ BASKISI: Hükümet, bu nedenle Yakın İzleme Anlaşması'nı gözden geçirme kararı aldı. Buna göre, 1999 yılı enflasyon hedefi, yüzde 20'den yüzde 35'e çıkarıldı, büyüme hızı hedefi yüzde 3 olarak belirlendi.

TÜRKİYE, 12 ADAY ÜLKEDEN BİRİ: Avrupa Birliği Komisyonu'nun, resmen olmasa da Türkiye'ye aday ülkelerden biri olarak davranmaya başlaması ve çeşitli açıklamalarda bunu zikretmesi, Türkiye'ye yapılacak yardım konusunda Yunanistan vetosunu aşmak için çözümler üretmesi, gündemde yer alan son gelişme oldu.

ÇETE-MAFYA-SİYASET ZİNCİRİNDE DÖRDÜNCÜ HALKA: Bu yıl şaibeli Petrol Ofisi, Türkbank özelleştirmeleri gündemi belirlerken, dünyadaki krizin yanı sıra bazı ihalelerdeki çete-mafya bağlantısı iddiaları da, süreci olumsuz etkileyen nedenler arasında yer aldı. Çete-siyaset-mafya sacayağına ekonomide eklendi, dördüncü figür olduğu iddia edildi.

© dumpinar 2000  & www.dumpinar.cjb.net

POWERED BY  iktisada web masters group