7 / 24 İNTERAKTİF KAMPÜS |
|
|
YIL 1 AY 2 |
28 EYLÜL 2000 |
BEDAVA |
COĞRAFİ
ÇEVRENİN ÖĞRENMEYE
OLAN ETKİSİ
Mustafa
Cin
Durham
Üniversitesi
Giriş
Çocukların
coğrafi kavramlar hakkındaki görüşlerinin araştırılması Piaget (1929)
ile başlar. Günümüze kadar geçen süre içerisinde çocukların kavram öğrenmesi
ve özellikle çevrenin kavram öğrenilmesi üzerine olan etkisi hakkında
yeteri kadar araştırma yapılmadığı görülmektedir. Bu da, coğrafî çevre
ile öğrenme arasındaki ilişkinin öneminin coğrafya eğitimcileri tarafından
yeterince anlaşılamadığına bağlanabilir. Bundan dolayı, bu açığı
kapatmak için, konu araştırmaya değer bulunmuştur. Yapılan bu çalışmada,
coğrafî çevrenin öğrenmeye herhangi bir etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır.
Kaynak
taraması
Sheridan
(1968) altı yaş grubundaki çocukların bulut, yağmur, kar, sis, ova, volkan,
plato, vadi, kıyı mağara, okyanus, göl, dere, burun, koy, körfez, çöl,
orman, otlak, tundra ve bataklık gibi kavramları anlamaları üzerine yaptığı
çalışmada, çocukların en önemli bilgi kaynağının onların yakın çevresi
olduğunu göstermiştir.
Benzer
bir şekilde Wilson ve Goodwin (1981) on ve oniki yaşındaki çocukların dere
hakkındaki bilgilerinin sadece o yöredeki dereler ile etkileşimi sayesinde
kazanıldığını belirtmişlerdir.
Harvey
(1990) yaptığı çalışmada çocukların botanik bilgileri ile yaşadıkları
yöredeki bitki örtüsü arasındaki ilişkiyi inceledi.Farklı bitki örtüsü
ve arazi yapısına sahip olan 21 okuldan, 425'i kız olmak üzere 850 öğrenci
seçildi ve bu öğrencilere anket ve grup görüşme yöntemi uygulandı. Araştırmanın
sonucu, gür ve çeşitli bir floraya sahip olan yörelerdeki çocukların
botanik bilgilerinin, daha seyrek ve az bitki örtüsüne sahip olan yörelerdeki
çocukların bilgilerine göre daha fazla ve detaylı olduğunu ortaya koymuştur.
Harwood
ve Jackson (1993) fotoğraf tanıma, resim çizme ve görüşme yöntemleri
kullanarak 9-11 yaşları arasındaki çocukların günlük hayatta konuşulan
kavramlar (sahil, deniz, dere, dağ, tepe, okyanus, uçurum, liman ve vadi) hakkındaki
bilgilerini araştırmışlardır. Ortaya çıkan sonuçlar, çocukların doğrudan
etkileşim halinde bulunduğu kavramlar hakkındaki bilgilerinin diğer
kavramlardan daha fazla olduğunu göstermiştir. Çalışma aynı zamanda,
direkt etkileşime rağmen vadi, liman, okyanus ve uçurum gibi bazı kavramların
çocuklar tarafından iyi anlaşılmadığını ortaya koymuştur. Bu çelişki
de, kavram öğrenilmesinde çevre ile direkt etkileşimin yanında, kavramın
özelliğinin de etkili olduğu şeklinde açıklanabilir. Örneğin, teknik bir
kavram olduğu için çocuklar vadi içerisinde yaşasalar bile, belli bir yaşa
kadar bu kavramı anlamakta zorluk çekebilirler. Ancak, ortaya çıkan bu iki
önemli sonucu, araştırmada kullanılan öğrenci sayısın çok az olmasından
dolayı (9 çocuk), genelleştirmek doğru olmayabilir.
McDonald
ve Bethal (1994) tarafından gerçekleştirilen diğer bir çalışmada da konu,
denizde yaşayan canlılar bazında incelenmiştir. Araştırmanın amacı, kıyı
ve iç kesimlerde yaşayan çocukların denizde bulunan canlılar hakkındaki
bilgilerini karşılaştırmaktır. Ortaya çıkan sonuç, deniz kıyısında yaşayan
çocukların denizde bulunan organizmaları tanıma ve anlama yeteneklerinin iç
kesimlerde yaşayan çocuklara göre daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu
farklılığın özellikle kızlar ile erkekler arasında çok daha belirgin
olduğu görülmüştür.
Sonuç
olarak yapılan çalışmalar, çocukların coğrafi çevre hakkında sahip
oldukları bilgilerin kaynağının büyük ölçüde, yaşadıkları coğrafî
ortamla olan direkt etkileşimlerine bağlı olduğunu göstermiştir.
Materyal
ve metod
Coğrafi
çevrenin öğrenmeye olan etkisini araştırmak için farklı coğrafi çevrelerde
yaşayan çocukların bazı fizikî coğrafya kavramları hakkındaki
bilgilerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada, üç farklı kriter göz
önünde bulunduruldu.
Birinci
olarak, bilgileri karşılaştırmak için iki farklı coğrafî çevrede yaşayan
çocuklar seçildi.
İkinci
olarak, bu iki farklı coğrafî çevrede yaşayan çocukların sosyo-ekonomik
ve sosyo-kültürel durumlarının benzer ve farklı özellikleri araştırıldı.
Çünkü, konu ile ilgili yapılan çalışmalar (Vygotsgy (1962), Macaulay
(1966), Banks (1975) ve Nussbaum ve Novak (1976)) sosyo-ekonomik farklılığın,
öğrenme üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Böyle bir faktörü
ortadan kaldırmak için seçilen çocukların sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel
durumlarının benzer olmasına dikkat edildi.
Üçüncü
olarak da, çocuklara yakın çevrelerinde bulunan fizikî coğrafya elemanlarının
(deniz, göl, dere, vadi, dağ vb) daha önce öğretilmediğinden emin olundu.
Böyle bir kriterin seçilmesindeki amaç ise formal öğretim faktörünü
elemekti.
İlk
iki kriter göz önünde bulundurulduğunda Trabzon ilinin Vakfıkebir ilçesinin
kıyı kesimi ve Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl beldesi araştırma alanları
olarak seçildi. Her ne kadar bu yöreler benzer sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel
özellikler gösterseler de, farklı fiziki coğrafî çevre özelliklerine
sahiptirler. Şöyle ki, Vakfikebir’de deniz, kıyı şekilleri, dere ve
derenin oluşturduğu topoğrafık şekiller, Uzungöl'de de, göl, göle ait
jeomorfolojik şekiller, dere ve yöreyi karakterize eden dar ve derin vadiler
hakim fizikî coğrafya elamanlarıdır. Formal öğretim faktörünün etkisini
ortadan kaldırmak için de öğrencilerin ilkokul ikinci sınıftan (8 yaş
grubu) seçilmesine dikkat edildi. Çünkü, Türkiye'de uygulanan müfredat
programı gereği ilkokul ikinci sınıf öğrencilerine çevrelerinde bulunan
herhangi bir coğrafî kavram öğretilmemektedir. Böylece, araştırma için
her iki yöreden de 40'ar öğrenci seçildi.
Araştırmada,
her iki yöredeki çocuklara sorulmak için "deniz
", "göl " ve "dere
" kavramları seçildi. Kıyı bölgesinde yaşayan çocukların deniz,
göl bölgesinde yaşayan çocukların da göl ile direkt etkileşimde bulunması
bu kavramların seçilmesinde en önemli rolü oynamıştır. Böylece, farklı
çevrelerde yaşayan çocukların, yaşadıkları çevreden seçilen kavramlar
hakkındaki bilgilerinin karşılaştırılması amaçlandı. Üçüncü kavram
da, her iki yörede de bulunmasından dolayı "dere"
olarak belirlendi. Her iki çevrede yaşayan çocukların dere ile direkt
bir etkileşimleri söz konusu olmasından dolayı çocukların bu kavram hakkındaki
bilgilerinin büyük bir farklılık göstermeyeceği düşünüldü. Bundan
dolayı, çocukların dere hakkındaki görüşlerinin farklı olup olmadığının
ortaya çıkartılması araştırmanın güvenirliği açısından önemli görüldü.
Araştırmada,
Resim Çizme, Görüşme, Fotoğraf Tanıma,
Eşleştirme ve Grup Çalışma
Metotları kullanılarak çocukların söz konusu kavramlar hakkındaki
bilgileri araştırıldı. Uygulanan bu metotlara aşağıda kısaca değinilmiştir.
1.
Görüşme metodu: Çocukların
kavram öğrenmelerini araştırmak için yapılan çalışmaların büyük bir
kısmı görüşme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çünkü bu
metod sayesinde, Stephans ve Kuehn'in (1985) belirttiği gibi, çocukların
bilgileri irdeleyici sorularla ayrıntılı bir şekilde araştırılabilir.
Elde edilecek olan cevapları karşılaştırmak için her çocuğa aynı
sorular soruldu. Ancak, gerektiği zaman çocuğun verdiği cevaba göre
irdeleyici sorular sorularak daha detaylı bilgiler alınmaya çalışıldı.
Sorulan sorular aşağıda belirtildiği gibi sekiz gruba ayrıldı.
a Çocukların Sosyo-Ekonomik durumları ile ilgili sorular.
b.
Çocukların deniz, göl ve dere hakkındaki bilgilerinin kaynağı ile ilgili
sorular.
c.
Çocukların deniz, göl ve dere hakkındaki ilk düşüncelerini elde etmek için
sorulan sorular.
d.
Deniz , göl ve derenin suyunun kaynağı ile ilgili sorular.
e.
Akarsu ve dalga erozyonu ile ilgili sorular (Pilot çalışması sonucu bu
soruların sorulmasına ihtiyaç
duyuldu).
f.
Deniz, göl ve derenin oluşumu ile ilgili sorular.
g.
Deniz, göl ve derenin suyunun doğal özellikleri (tuzluluk, dalga, renk vb)
ile ilgili sorular
h.
Deniz, göl ve derede yaşayan canlılar hakkındaki bilgiler.
2.
Resim çizme metodu: Çocukların
bildiklerini sözlü olarak ifade edebilmeleri için dil gelişimini
tamamlamaları ve konu ile ilgili terimler hakkında bilgiye sahip olmaları
gerekir. Bu durum göz önüne alınarak, çocuklar ile iletişim açısından
kolay bir yöntem olarak bilinen resim çizme metoduna başvuruldu.
A4
boyutunda beyaz bir kağıt, kuru boya kalemi seti, kurşun kalem ve birer silgi
çocuklara verildi ve deniz ile ilgili bir resim çizmeleri istendi. Daha
sonraki günlerde de aynı yol izlenerek sırası ile göl ve dere resimleri çizdirildi.
3.
Fotoğraf tanıma metodu: Lunnon
(1969) ve Nash (1983)'ın yaptıkları çalışmalar, görüşme yöntemi ile
elde edilen sonuçlar ile fotoğraf tanıma yöntemi ile elde edilenlerin
birbirlerinden farklı olduğunu göstermiştir. Bunun da nedeni, daha önce açıklandığı
gibi çocukların bildiklerini sözel olarak kolayca ifade edememesine bağlanabilir.
Bu açığı kapatmak ve söz konusu kavramlar arasındaki farkın görsel
olarak çocuklar tarafından bilinip bilinmediğini ortaya çıkarmak için fotoğraf
tanıma yöntemine başvuruldu. Her kavram için üç ayrı fotoğraf seçildi
ve çocuklardan bu fotoğrafların tanınması istendi. Ayrıca, fotoğraflar
hakkında ayrıntılı sorular sorularak, çocukların bu üç kavramı
birbirlerinden ayırt edebilme yetenekleri araştırıldı.
4.
Eşleştirme metodu: Çocukların
deniz, göl ve derenin önemli coğrafî özelliklerini tanıyıp, tanıyamamalarını
ortaya çıkarmak için Eleştirme Metodu
geliştirildi. Bunun için de her kavramı temsil eden birer fotoğraf seçildi.
Fotoğrafın içerisinde bulunan coğrafî özellikler ile fotoğrafta olmayan
bazı kavramların isimleri karton fişlere yazıldı ve bu fişler ile fotoğraftaki
kavramların eşleştirilmesi çocuklardan istendi. Örneğin, içinde sahil,
kaya, uçurum, ve dalga olan bir
deniz fotoğrafı çocuğa gösterildi. Daha sonra, üzerine deniz,
sahil, kaya, uçurum, göl ve dere (göl
ve dere fotoğrafta bulunmamaktadır)
yazılan fişler fotoğrafın yanına kondu ve çocuğa bu fişleri fotoğrafta
bulunan özelliklerin üzerine koyması söylendi. Şöyle ki, eğer çocuk fotoğrafta
dalgayı tanırsa oraya dalga yazan fişi koyması gerekmektedir. Aynı yöntem
diğer iki kavram "Göl" ve
"Dere" için de uygulandı.
5.
Grup çalışma metodu: Bu
metod, çocukların bildiği fakat daha önceki metotların ortaya çıkartamadığı
bilgileri elde etmek amacıyla kullanıldı. Örneğin, herhangi bir çocuk ada
kavramını bildiği halde daha önce kullanılan metotlar sırasında o
kavramı o anda hatırlamamış olabilir. Böyle bir ihtimalin oluşmasını önlemek
için "Grup Çalışma Metodu "
uygulandı. Bu metodun özelliği aşağıda kısaca belirtilmiştir.
Deniz,
göl ve dere ile ilgili bütün kavramların isimleri karton fişler üzerine
yazıldı. Daha sonra bu fişler üç ayrı kategoriye ayrıldı.
a.
Deniz, göl ve dere suyunun özellikleri
b.
Deniz, göl ve dereye ait jeomorfolojik özellikler
c.
Deniz, göl ve derede yaşayan canlılar
Diğer
taraftan, birbirini iyi tanıyan üç öğrenci sınıf öğretmeni tarafından
seçildi ve ayrı bir odada bir masanın etrafında oturtuldu.
Metodun
uygulanışı ile ilgili olarak su aşamalar takip edildi. İlk önce, deniz
suyunun özellikleri ( Tuzlu su, Mavi
su,Dalga, vb.) ile ilgili fişler ve A3 boyutunda bir kağıt masanın üzerine
konuldu. Daha sonra çocuklara "
Burada gördüğünüz fişlerin bazıları deniz suyunun nasıl olduğunu göstermektedir.
Üçünüz ortaklaşa bu fişleri bulup, şuraya (A3 kâğıdının üzerine)
koyabilir misiniz? Birbirinize sorarak karar verebilir misiniz” şeklinde
açıklama yapıldı. Böylece, çocukların deniz suyu ile ilgili olan ve
olmayan kavramları birbirinden ayırt edebilme yetenekleri araştırıldı.
Bu
ilk aşamadan sonra, sırasıyla göl ve dere suyunun özellikleri aynı yöntem
kullanılarak uygulandı. Daha sonra ikinci (deniz, göl ve dereye ait
jeomorfolojik özellikler) ve üçüncü kategoriler (deniz, göl ve derede yaşayan
canlılar) aynı yol uygulanarak bu metod tamamlandı.
Sonuçlar:
Şu
ana kadar yapılan analizlerden elde edilen ilk bulgular, çevrenin öğrenmeye
etkisinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca, çocukların çevrenin etkisinden
kaynaklanan bazı yanlış anlamalara sahip oldukları da tespit edildi.
Çocukların
deniz hakkındaki görüşleri: Kıyı
bölgesinde yaşayan çocukların, denizi, suyunun mavi, tuzlu ve dalgalı ve içinde
balıkların yaşadığı doğal bir olgu olarak gördükleri ortaya çıktı.
Çocukların üçte birinden fazlası (%37.5) denizin suyunun dereden geldiğini
belirttiler. Diğer çocuklar da denize yağmur ve kardan su geldiğini
belirttiler. Aynı yöredeki çocukların %35'i denizin nasıl meydana geldiği
hakkında yorum yapamadılar. %35'lik bir kısmı da denizin Allah veya insanlar
tarafından yapıldığını söylediler. Geri kalan kısmı ise, denizin
kendiliğinden oluştuğunu belirttiler.
Buna
karşılık, göl bölgesindeki çocuklar, dalga ve tuzlu sudan hiç
bahsetmediler. Çocukların yarıya yakın bir kısmının (%45) denize suyun
nereden geldiği hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı görüldü. Yine
aynı yöredeki çocukların %50'si, denizin nasıl oluştuğu sorusuna cevap
veremediler. %37.5’lik bir kesim de denizin Allah tarafından yaratıldığı
veya insanlar tarafından yapıldığını belirtti. %12.5’lik bir oran da
denizin doğal olarak oluştuğunu söyledi.
Çocukların
göl hakkındaki görüşleri: Kıyı
bölgesindeki çocuklar gölün derin, mavi,
uzun olduğunu, ve içinde kurbağaların yaşadığını belirttiler. Çocukların
%25'inin göle suyun nereden geldiği hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadıkları
görüldü. Geri kalan öğrenciler de dere, yağmur, dağ, yeraltı ve denizi,
gölün su kaynağı olarak gösterdiler. Çocukların gölün oluşumu hakkındaki
düşüncelerine gelince: %42.5'lik bir oran, gölün başkaları tarafından
yapıldığını söylemesine karşılık, %20'lik bir kısım da gölün doğal
olarak meydana geldiğini belirttiler.
Göl
bölgesindeki çocukların da, gölü derin, mavi, çamurlu, büyük, yuvarlak
ve içinde ördeklerin bulunduğu bir coğrafî olgu olarak gördükleri anlaşıldı.
Çocukların %30’u gölün en önemli su kaynağının dere olduğunu
belirttiler. Diğer öğrencilerin de yağmur, dağ ve yeraltını gölün su
kaynağı olarak algıladıkları görüldü. Aynı çocukların %47.5'i, gölün
insanlar veya Allah tarafından meydana getirildiğini belirtirken, %25'i gölün
oluşumunu doğal nedenlere bağladılar.
Çocukların
dere hakkındaki görüşleri: Her
iki bölgede yaşayan çocukların dere hakkındaki bilgileri önemli bir farklılık
göstermedi. Ancak, derenin en son nereye gittiği hakkındaki sorulara verilen
cevapların büyük farklılıklar gösterdiği görüldü. Kıyı kesiminde yaşayan
çocukların %85'i, derenin denize döküldüğünü söylerken, göl bölgesindeki
çocukların ancak %7.5'lik bir kısmı aynı görüşü paylaştı. Bu yöredeki
çocuklar arasındaki hakim görüş, derenin aşağılara doğru aktığı ve
sonsuza kadar gittiğidir. Her iki yörede yaşayan çocukların 1/3'ünden az
bir kısmının, derenin oluşumunu doğal nedenlere bağladığı görüldü.
Araştırmadan
elde edilen ilk bulgulara göre, çevrenin etkisinden kaynaklanan bazı yanlış
algılamaların (Misconceptions) olduğu da anlaşıldı. Örneğin, eşleştirme
metodundan elde edilen verilere göre, her iki yörede yaşayan çocukların
dalga ile dereyi karıştırdıkları dikkati çekti. Kıyıda yaşayan çocukların
daha çok akarsu havzasının orta ve yüksek kısımlarında görülen ve hızlı
aktığı için suyunun rengi beyaz olan akarsu tipleri ile direkt etkileşim şansının
zayıf olması, bu yanlış algılamaya sebep olabilir. Buna karşılık, göl bölgesinde
yaşayan çocukların da, dalga hakkında fazla bir bilgiye sahip olmaması, akışlı
ve beyaz görünen dalgayı dere olarak algılamalarına neden olabilir.
Öneriler
Araştırmanın
sonuçları, çocukların okula gitmeden önce bazı coğrafî kavramlar hakkında
önemli derecede bilgiye sahip olduğunu ve bu bilginin en önemli kaynağının
da yaşadıkları çevre olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenden dolayı,
farklı coğrafî çevrede yaşayan çocukların coğrafî bilgilerinin de farklı
olduğu söylenebilir.
Çocuklara
bir konu öğretilmeden önce onların o konu hakkında hangi bilgilere sahip
olduğunun bilinmesi ve bu temel bilgiler dikkate alınarak, bir öğretim
metodunun seçilmesi etkili öğretim için gereklidir.
Örneğin,
kıyı bölgesindeki çocuklar rüzgarlı havalarda yaptıkları gözlemler
sonucunda rüzgarın herhangi bir şekilde dalganın şiddetini artırdığını,
buna dayanarak da dalgaya rüzgarın sebep olduğunu belirtmişlerdir. Bundan
dolayı, burada yaşayan çocuklara dalganın oluşumu anlatılırken, çocuklar
o anda geçmiş deneyimleri sayesinde dalganın daha çok ne zamanlar şiddetini
arttırdığını göz önüne getirebilirler. Böylece yöredeki çocukların
konu hakkındaki bilgileri "Anlatım Metodu" kullanılarak pekiştirilebilir.
Buna
karşılık, göl yöresinde yaşayan çocuklar, dalganın oluşumunu daha önce
gözleme şansına sahip olmadığından, aynı metodu uygulamak etkili bir öğretim
yöntemi olmayabilir. Bu yöredeki çocuklara "Gezi-Gözlem Metodu"
uygulamanın en yararlı metod olduğu düşünülmelidir. Başka bir deyişle,
çocuklar deniz kıyısına götürülüp, orada dalgayı gözleterek, onlara
konu hakkında bilgi verilmelidir. Ancak, değişik yörelerde yaşayan çocukların
deniz kıyısına götürülmeleri çeşitli sebeplerden dolayı her zaman mümkün
olmayabilir. Bu durumda, sınıfta veya dışarıda çok basit bir deniz modeli
oluşturulabilir ve bir saç kurutma makinası kullanılarak, hava akımının
suyu nasıl hareket ettirebileceği çocuklara gösterilebilir.
Araştırmadan
elde edilen diğer bir sonuç da, çocukların seçilen bu üç kavram hakkında
da bazı yanlış görüşlere sahip oldukları doğrultusundadır. Örneğin,
her iki yörede de bazı çocuklar, dereyi insanların veya Allah'ın meydana
getirdiğini belirttiler. Bu tür inanışları ortadan kaldırmak için bir
akarsu havzası modeli hazırlanabilir ve daha sonra üzerine yağmur şeklinde
su dökülerek yağmur sularının nasıl akış haline geçtiği ve yatağını
kazıyarak dereyi nasıl oluşturduğu çocuklara gösterilerek anlatılabilir.
Kaynakça
Banks,
D.L. (1975) The Development of Some
Concepts Involved in theTeaching of Environmental Studies to Children of 7-11
years of Age, MA Thesis, Sheffıeld University.
Harvey,
M.R. (1990) `The Relationship between Children's Experiences with Vegetation on
School Grounds and Their Environmental Attitudes', Journal
of Environmental Education, Vol. 21,
No.2, pp.9-15.
Harwood,
D. Jackson, P. (1993) ` Why did They Build this Hill so Steep?: Problems of
Assessing Primary Children's Understanding of Physical Landscape Features in the
Context of the UK National Curnculum', Geographic
and Environmental Education, Vol.2,
No.2. pp.64-79.
Lunnon,
A. J. (1969) The Understanding of Certain
Geographical Concepts by Primary School Children, Unpublished MEd
Dissertation, University of Birmingham.
Macaulay,
J. D. (1966) ` Second Grade Children's Growth in Comprehension of
Geographic
Understandings', Journal of Geography,
Vo1.65, pp.33-37.
McDonald, R.B. ve Bethel, L J. (1994) `A comparison of Coastal and Inland Residents' Knowledge of Marine Organisms and their Feeding Relationships', Technical Report.
Nash,
P. (1983) `The Effects of Teaching upon Children's Concepts Relating to Rivers',
Unpublished BEd Dissertation, Coventry, University of Warwick.
Nussbaum,
J., Novak, J., D. (1976) 'An Assessment of Children's Concepts of the Earth
Utilizing Structured Interviews', Science
Education, Vol. 60, No.4, pp.
535-550
Piaget,
J. (1929) The Child's Conception of the World,
London: Routledge and Kegan Paul.
Sheridan,
M., J. (1968) ` Children's Awareness of Physical Geography', The
Journal of Geography, Vol. 67,
pp. 82-86.
Stephans,
J. & Kuehn, C. (1985) `What Research Says: Children's Conceptions of
Weather', Science and Children, Vo1.23,
No.l, pp.44-47.
Vygotsky,
L.S. (1962) Thought and Language. Translated by: Hanfinan, E. & Vakar, G.,
Cambridge, The M.I.T. Press.
Wilson, P. & Goodwin, M. (1993) ` How do Twelve and Ten-Year-Old Students Perceive Rivers', Geographical Education, Vol.4, pp.5-16.
Designed and Revised by iktisada web masters group
Bu web sitesi en iyi IE 3 veya uzeri ile izlenebilir. Browser`inizin JAVA destekli veya enabled olmasi gereklidir.