|
“Ne
olacak bu Türkiye’nin hali?”
sorusunun cevabını zaman zaman hepimizin düşündüğü
bir gerçek. Hatta artık gülümseyerek sorar olduk. Ama bu sorunun
yanıtı gidip gelip, her seferinde eğitime dayanmaktadır. Genel
bir ifade olarak eğitim, kişilerde ya da kitlelerde istendik
davranışlar oluşturma süreci olarak tanımlanabilir.
İşte
bu sürecin ne kadar olması gerektiği hakkındaki görüşler, bu
günlerde bir gündem yaratmaya başladı. Yakın geçmişte geçtiğimiz
sekiz yıllık eğitimin yerleşme sancıları sürerken, şimdi on
iki yıllık bir süreden söz ediyoruz. Çok yakın bir geçmişte
büyüklere okuma – yazma öğretmek için başlatılan hareketin
anıları olan bir toplumun on iki yıllık bir zorunlu eğitim sürecinden
bahseder olması bile büyük bir aşamadır.
Olağan
koşullar altında bu çok sevindirici bir gelişmedir. Bütün eğitimci
kitlesi de bu görüşü paylaşır. Ancak büyük bir çoğunlukla
paylaşılan bir de kaygı vardır. “Eğitimin kalitesi...”
acaba gerçekten eğitmeyi mi istiyoruz, yoksa öyle gibi görünmeyi
mi?
Bu
gün ilköğretim okullarından mezun olan öğrencilerden liseye
devam eden öğrenci sayısı, istatistiklerin verdiği ortalama
rakamlara göre, % 75’tir.Geriye kalanlar ya el sanatlarına, ya iş
alanlarına ya da daha başka alanlara kaymaktadır. Şu anda düşünülen
sistemle bu % 25’lik grubun da eğitim süreci içine alınması
öngörülmektedir. Bu çok ideal bir düşüncedir ve herkes tarafından
kabul görür. Ancak idealler, ayağı yere basan projelerle
desteklenmedikçe bir süre sonra nefessiz kalmaya mahkumdur. Türkiye’nin
ise içinden geçmekte olduğu sancılı gelişim sürecinde
soluksuz ve desteksiz projelere dayanma gücü de, lüksü de
yoktur. Dolayısıyla, özellikle eğitim gibi toplumların geleceğini
derinden etkileyecek programlarda iyi düşünülmeli;
hedefler ve öncelikler doğru belirlenmelidir.
Ders
geçme ve kredi sistemi gibi bir fiyaskodan, taşımalı eğitimin
hali hazırda yaşanan sorunlarından dersler çıkarmalı; öğretmen
yetiştiren kurumların belirsiz politikaları, eğitim kurumlarımızın
fiziksel yetersizliği göz önünde tutulmalıdır. İş işten geçtikten
sonra yanlışları düzeltmeye çalışmanın bir anlamı olamaz.
On
iki yıllık eğitim süreci eğer iyi planlanır ve değerlendirilirse
ülkenin geleceği garanti altına alınmış olur. Bu büyük bir
hamledir. Aynı oranda özveri gerektirecektir. Okullarımızın bu
günkü kapasiteyle bu işin üstesinden nasıl geleceği merak
konusudur. Hiçbir devlet okulu, sadece devletten gelen kısıtlı
ödenekle geçinememektedir. Zaten
yükü çok ağır olan bu okullar bir anda olacak % 25’lik bir
artışı nasıl karşılayacaklar? Öğretmenler zaten bir çok
sorunla yüklüyken, bir de böyle bir yükü nasıl taşıyacaklar?
Bütün
bu sorular ve sorunları çözecek bir projeyi bütün eğitim öğretim
kitlesi, merak ve sabırsızlıkla beklemektedir. Her şeye karşın
bütün iyi niyetimizle ve destek duygularımızla eğitim adına atılacak
her olumlu adımı ve iyileştirmeyi umutla beklemekteyiz. |