Bugün;

 

www.egitimcilersitesi.8k.com


..::EĞİTİMDE KALİTE ve MÜFREDAT LABORATUAR OKULLARI *::..

 

 

Olgun EROĞLU - Eğitim-Sen İşyeri Temsilcisi/ANKARA

Bugünlerde yeni bir eğitim-öğretim yılına daha giriyoruz. Bu eğitim-öğretim yılında veli ve öğrencileri daha büyük sorunlar yumağı bekliyor. IMF politikalarıyla yıkıma sürüklenen ülkede, bırakın diğer sosyal ihtiyaçlarını, halk ekmek bulmakta bile zorlanıyor.

Bugünlerde paralı eğitim en büyük sorun olarak karşımıza çıkacak. Eğitim, gittikçe zengin azınlığın faydalandığı bir "hak" durumuna gelmeye devam ediyor. Geçen dönem eğitim emekçileri arasında yoğun olarak tartışılan "Eğitimde Toplam Kalite Uygulaması", bu yıl emekçilerin de gündemine gelecek.

Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi, geçen yıl, Müfredat Laboratuar Okulları (MLO)'nda denenerek tüm okullarda uygulamaya kondu. Bu yöntemin uzun vadede amacı, okulların özelleştirilmesidir. Ama bu durum, velilere, öğrencilere ve öğretmenlere "demokratik katılım" maskesi altında sunuluyor. Ama asıl amaçları; okulların ticarethaneye dönüşmesi, öğrenci ve velilerin müşteri olması, öğretmenlerin ise tahsildarlıkla görevlendirilmesidir.

Geçen yıl bu projenin her okul için planlaması yapıldı, bu dönem ise uygulamaya geçilecek. Projenin amacı hiç kimsenin karşı çıkamayacağı bir şekilde sunuldu; eğitimde kaliteyi arttırmak. Nasıl? Okulları çağın gereklerine uygun teknolojik araç ve gereçlerle donatarak... Buraya kadar kimsenin karşı çıktığı yok. Peki eğitime çok küçük payın ayrıldığı ülkemizde bu kaynak nereden sağlanacak? Yerel kaynaklardan! Yerel kaynağın ne olduğu ise çok açık; öğrenci velileri. Topladıkları katkı payları yetmiyormuş gibi, şimdi de okulları teknolojik araçlarla donatmak adına paralar toplanacak. Bu kaynağın sağlanmasıyla ilgili ip uçlarını geçen sene gördük. Kimi okul müdürleri stajyer öğretmenlere makbuzları vererek onları velilerden, esnaftan, sanayicilerden para toplamaya gönderdi.

Bu yıl için MEB yetkilileri kimi okullara şu öneriyi götürdüler; "Okulunuzda örnek bir sınıf (teknolojik araç ve gereçlerle donatılmış, her öğrencinin ayrı dolap ve sırasının olduğu, kütüphaneli sınıflar) açın, parayı veren velilerin öğrencilerini bu sınıflara alın, diğer velilere de para verirlerse çocuklarının bu sınıflarda okuması önerisi götürün."

Eğitimde fırsat eşitliğinin ayaklar altına alındığı bir uygulama olacak bu. Yani çocuklarımızı ayrı sınıflara koyacaklar. Oradaki öğrencilerin psikolojisini varın siz düşünün.

Bu projenin en cilalı yönü biraz önce de değindiğimiz gibi katılımcılık. Okulda yapılacak her türlü faaliyet, oluşturulan Okul Gelişim ve Yönetim Ekipleri (OGYE) tarafından uygulanacak. OGYE'de öğrenci, öğretmen, veli ve okul idareleri, sanayi odası temsilcileri yer alacak. Bu katılımcılık da bizim hayır demeyeceğimiz ve yıllardır savunduğumuz bir konu. Ama bu temsilcilerin oluşum sürecine baktığımızda pek demokratik olmadığını göreceğiz. Çünkü para vermeyen veliler doğal olarak bu ekiplere giremeyecek. Tabii öğrenci temsilcileri de. O zaman katılımcılığın sadece parayı veren veliler için geçerli olduğu görülecektir. Yani katılımcılık da aldatmacadır.

Bu projeyi öncelikli olarak Dünya Bankası (DB)'nın başlattığını belirtmekte fayda var. İlk uygulamalarda, yani MLO'larda finansal kaynağı DB sağlamıştır. Peki DB buna niye ihtiyaç duyuyor? Kara kaşımızı, kara gözümüzü mü seviyor? Tabii ki hayır. Gerçek amaçlarının ne olduğu, son zamanlarda gündemi oldukça meşgul eden bir konuda karşımıza çıkıyor gibi: beyin göçü. Evet, DB bu projeyle gelişmiş ülkelerin ihtiyacı olan nitelikli kalifiye eleman yetiştirmeyi hedefliyor.

Ama bu projede de rant kavgası var. Bu proje kapsamında alınması planlanan bilgisayarlar için açılan ihalenin bakanlıktaki rant çevreleri arasında çekişmeye neden olduğu ve ihalenin iptal edildiği iddiası da söylentiler arasında.

Gerçekte emekçi çocukları için ciddi bir saldırı olan bu proje eğitim emekçilerine de birtakım saldırıları beraberinde getiriyor. Bu proje sözleşmeli ve tam gün öğretmenliği hedefliyor. Öğretmenlerde normal memurlar gibi sabah sekiz akşam beş çalışacak. Oluşturulan sınıfta akşama kadar oturarak müşterilerin (öğrencilerin) gelmesini bekleyecek. Ekders ücretleri kaldırılacak. Öğretmenlerin işgüvencesi olmayacak. Projeden kaynaklı olarak daha fazla görev alacaklar.

Bunlar bizim uydurmamız değil. Bu projenin uygulanmasını takip etmek için okullara gelen MEB yetkilisi söylüyor. Sözleşmeli öğretmenlikle birlikte sendikasızlaştırma da beraberinde gelecektir. Bunlar bize esnek çalışmayı çağrıştırıyor. Daha az ücretle daha fazla çalışmak.

İşsizlik de öğretmenleri bekleyen diğer bir tehlike olacak. Çünkü bu proje hayat bulursa öğretmenlerin ücretleri de veliye ödettirilecektir. Bunun beraberinde, velinin istediği öğretmene iş verilecektir. Şu anda ise öğretmenler "Okul yönetimlerine siz de katılıyorsunuz" denilerek uyutuluyor.

Bu saldırılara karşı velilerin her zamankinden daha çok örgütlenmeye ihtiyacı var. Adresi ise öğrenci velileri dernekleri.

Eğitim-Sen de bir an önce tavrını netleştirmelidir. Bu konuyu derinlemesine inceleyerek tabanını aydınlatmalıdır. Bu konuda Eğitim-Sen'in Haziran ayı bülteninde, Ankara 2 No'lu Şube'nin raporu yayınlandı. Orada da aynı tespit var; Eğitim-Sen tavrını netleştirmeli.

* Günlük EVRENSEL'den (1 Eylül 2001) alınmıştır.