|
Bugünlerde
yeni bir eğitim-öğretim yılına daha giriyoruz. Bu eğitim-öğretim
yılında veli ve öğrencileri daha büyük sorunlar yumağı
bekliyor. IMF politikalarıyla yıkıma sürüklenen ülkede, bırakın
diğer sosyal ihtiyaçlarını, halk ekmek bulmakta bile zorlanıyor.
Bugünlerde
paralı eğitim en büyük sorun olarak karşımıza çıkacak. Eğitim,
gittikçe zengin azınlığın faydalandığı bir "hak"
durumuna gelmeye devam ediyor. Geçen dönem eğitim emekçileri
arasında yoğun olarak tartışılan "Eğitimde Toplam Kalite
Uygulaması", bu yıl emekçilerin de gündemine gelecek.
Eğitimde
Toplam Kalite Yönetimi, geçen yıl, Müfredat Laboratuar Okulları
(MLO)'nda denenerek tüm okullarda uygulamaya kondu. Bu yöntemin
uzun vadede amacı, okulların özelleştirilmesidir. Ama bu durum,
velilere, öğrencilere ve öğretmenlere "demokratik katılım"
maskesi altında sunuluyor. Ama asıl amaçları; okulların
ticarethaneye dönüşmesi, öğrenci ve velilerin müşteri olması,
öğretmenlerin ise tahsildarlıkla görevlendirilmesidir.
Geçen
yıl bu projenin her okul için planlaması yapıldı, bu dönem ise
uygulamaya geçilecek. Projenin amacı hiç kimsenin karşı çıkamayacağı
bir şekilde sunuldu; eğitimde kaliteyi arttırmak. Nasıl? Okulları
çağın gereklerine uygun teknolojik araç ve gereçlerle
donatarak... Buraya kadar kimsenin karşı çıktığı yok. Peki eğitime
çok küçük payın ayrıldığı ülkemizde bu kaynak nereden sağlanacak?
Yerel kaynaklardan! Yerel kaynağın ne olduğu ise çok açık; öğrenci
velileri. Topladıkları katkı payları yetmiyormuş gibi, şimdi
de okulları teknolojik araçlarla donatmak adına paralar
toplanacak. Bu kaynağın sağlanmasıyla ilgili ip uçlarını geçen
sene gördük. Kimi okul müdürleri stajyer öğretmenlere makbuzları
vererek onları velilerden, esnaftan, sanayicilerden para toplamaya
gönderdi.
Bu
yıl için MEB yetkilileri kimi okullara şu öneriyi götürdüler;
"Okulunuzda örnek bir sınıf (teknolojik araç ve gereçlerle
donatılmış, her öğrencinin ayrı dolap ve sırasının olduğu,
kütüphaneli sınıflar) açın, parayı veren velilerin öğrencilerini
bu sınıflara alın, diğer velilere de para verirlerse çocuklarının
bu sınıflarda okuması önerisi götürün."
Eğitimde
fırsat eşitliğinin ayaklar altına alındığı bir uygulama
olacak bu. Yani çocuklarımızı ayrı sınıflara koyacaklar.
Oradaki öğrencilerin psikolojisini varın siz düşünün.
Bu
projenin en cilalı yönü biraz önce de değindiğimiz gibi katılımcılık.
Okulda yapılacak her türlü faaliyet, oluşturulan Okul Gelişim
ve Yönetim Ekipleri (OGYE) tarafından uygulanacak. OGYE'de öğrenci,
öğretmen, veli ve okul idareleri, sanayi odası temsilcileri yer
alacak. Bu katılımcılık da bizim hayır demeyeceğimiz ve yıllardır
savunduğumuz bir konu. Ama bu temsilcilerin oluşum sürecine baktığımızda
pek demokratik olmadığını göreceğiz. Çünkü para vermeyen
veliler doğal olarak bu ekiplere giremeyecek. Tabii öğrenci
temsilcileri de. O zaman katılımcılığın sadece parayı veren
veliler için geçerli olduğu görülecektir. Yani katılımcılık
da aldatmacadır.
Bu
projeyi öncelikli olarak Dünya Bankası (DB)'nın başlattığını
belirtmekte fayda var. İlk uygulamalarda, yani MLO'larda finansal
kaynağı DB sağlamıştır. Peki DB buna niye ihtiyaç duyuyor?
Kara kaşımızı, kara gözümüzü mü seviyor? Tabii ki hayır.
Gerçek amaçlarının ne olduğu, son zamanlarda gündemi oldukça
meşgul eden bir konuda karşımıza çıkıyor gibi: beyin göçü.
Evet, DB bu projeyle gelişmiş ülkelerin ihtiyacı olan nitelikli
kalifiye eleman yetiştirmeyi hedefliyor.
Ama
bu projede de rant kavgası var. Bu proje kapsamında alınması
planlanan bilgisayarlar için açılan ihalenin bakanlıktaki rant
çevreleri arasında çekişmeye neden olduğu ve ihalenin iptal
edildiği iddiası da söylentiler arasında.
Gerçekte
emekçi çocukları için ciddi bir saldırı olan bu proje eğitim
emekçilerine de birtakım saldırıları beraberinde getiriyor. Bu
proje sözleşmeli ve tam gün öğretmenliği hedefliyor. Öğretmenlerde
normal memurlar gibi sabah sekiz akşam beş çalışacak. Oluşturulan
sınıfta akşama kadar oturarak müşterilerin (öğrencilerin)
gelmesini bekleyecek. Ekders ücretleri kaldırılacak. Öğretmenlerin
işgüvencesi olmayacak. Projeden kaynaklı olarak daha fazla görev
alacaklar.
Bunlar
bizim uydurmamız değil. Bu projenin uygulanmasını takip etmek için
okullara gelen MEB yetkilisi söylüyor. Sözleşmeli öğretmenlikle
birlikte sendikasızlaştırma da beraberinde gelecektir. Bunlar
bize esnek çalışmayı çağrıştırıyor. Daha az ücretle daha
fazla çalışmak.
İşsizlik
de öğretmenleri bekleyen diğer bir tehlike olacak. Çünkü bu
proje hayat bulursa öğretmenlerin ücretleri de veliye ödettirilecektir.
Bunun beraberinde, velinin istediği öğretmene iş verilecektir.
Şu anda ise öğretmenler "Okul yönetimlerine siz de katılıyorsunuz"
denilerek uyutuluyor.
Bu
saldırılara karşı velilerin her zamankinden daha çok örgütlenmeye
ihtiyacı var. Adresi ise öğrenci velileri dernekleri.
Eğitim-Sen
de bir an önce tavrını netleştirmelidir. Bu konuyu derinlemesine
inceleyerek tabanını aydınlatmalıdır. Bu konuda Eğitim-Sen'in
Haziran ayı bülteninde, Ankara 2 No'lu Şube'nin raporu yayınlandı.
Orada da aynı tespit var; Eğitim-Sen tavrını netleştirmeli.
|