Bugün;

 

www.egitimcilersitesi.8k.com


 

 

 

 

İLKÖĞRETİMDE TÜRKÇE EĞİTİMİ SORUNLARI ve ÖNERİLER¬

 

Fikret MALAZGİRT (Beyli İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı/Perşembe-ORDU)

İlköğretim okullarında verilen Türkçe dersi eğitiminde görülen sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Üniversite eğitiminden kaynaklanan sorunlar.

2) Müfredattan kaynaklanan sorunlar.

3) Terimler karmaşasından kaynaklanan sorunlar.

4) Öğretmenlerin Türkçe’ye yönelik eğitimlerinden kaynaklanan sorunlar.

1) Bu alanda inceleyeceğimiz sorunlar genel olarak bütün öğretmenlik alanlarını kapsamaktadır. Üniversitelerimizde öğrenim gören öğretmen adaylarına yönelik olarak verilen eğitimde,  meslek yaşamlarında karşılaşacakları müfredata yönelik tam bir eğitim verilmemektedir. Her üniversite kendi bünyesinde öğretim üyelerinin benimsedikleri standartlar çerçevesinde  öğrencilere eğitim vermektedirler.Yani, ülkemizde bulunan üniversitelerde,öğrencilere aktarılacak bilgiler konusunda tam bir birliktelik bulunmamaktadır. Öğretmen adayları ,ileride görecekleri ve kendi öğrencilerine vermekle yükümlü oldukları müfredat bilgilerine yönelik olarak tam bir bütünlük içerisinde eğitim görememektedirler. Bunun acısını da mesleğe başladıkları dönemlerde görmektedirler. Bu da hem zaman hem de iş gücü kaybına neden olmaktadır.

Çözüm Önerisi: Ülkemizde bulunan bütün  üniversiteler arasında hem eğitim müfredatı hem de terim ifadeleri açısından bir bütünlük sağlanmalıdır.

Üniversitelerde eğitim gören öğretmen adayları tam bir  pedagojik formasyondan geçirilmemektedirler. Unutulmalıdır ki öğretmenlik özel ihtisas alanıdır. Bu mesleği yürütecek olan kişiler öğrenci psikolojisi, eğitim sosyolojisi, ölçme değerlendirme, planlama, öğrenci davranışları ve gelişimi hakkında  tam bir  bilgi birikimine sahip olmalıdırlar. Ancak, üzülerek görüyoruz ve yaşıyoruz ki üniversitelerimizde bu alanlara yönelik olarak tam bir eğitim ve uygulama verilmemektedir. Bir üniversiteden mezun olan öğretmen adayı ölçme ve değerlendirme bilmeden, planlamanın önemini ve inceliklerini kazanmadan ve en önemlisi de biçim vereceği insan psikolojisinden ve özelliklerinden tam olarak haberdar olmadan  mezun olmaktadırlar. Bu eksiklik de mesleğe başladıkları dönemlerde, özellikle de stajyerlik dönemindeki eğitim-öğretim faaliyetlerinde büyük sorunlarla karşılaşmalarına neden olmaktadır.

Çözüm Önerisi: Üniversitelerde, pedagojik formasyon eğitimine ağırlık verilmeli, bu alanlardaki dersler ikinci sınıf bir eğitim olarak görülmemeli ve bu alanlarda tam başarılı olamayan kişilere öğretmenlik yeterliliği verilmemelidir.

Üniversite eğitiminden kaynaklanan sorunların sonuncusu da uygulama eksikliğidir. Maalesef öğretmen adaylarımız üniversitelerde yeteri kadar uygulama yapma şansı bulamadan mezun olmaktadırlar. Eğer yeterli uygulama şansı verilirse ve bu uygulamalar tam anlamıyla gözetlenip eksiklikler ve hatalar üniversite eğitimi düzeyinde tespit edilerek, çözüm yoluna gidilirse  hem eğitim hem de öğretmen kalitemiz artacaktır.

Çözüm Önerisi: Her üniversitenin kendine bağlı uygulama okulu olmalıdır. Bu okullardaki eğitim üniversite öğrencileri tarafından öğretim üyelerinin gözetiminde verilmelidir.

2) İlköğretimde uygulanan Türkçe Dersi Müfredatı 1981 yılında yayınlanmıştır. Yani bundan 22 yıl öncesinde yayınlanan müfredat ile Türkçe eğitimi verilmektedir. Bu müfredatta konular, amaçlar, davranışlar, yöntem ve teknikler açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edilmemiştir. Son zamanlarda yayınlanan Yazı Çalışmaları, Güzel Konuşma ve Yazma Dersi, Fen Bilgisi vb. gibi müfredatlarda konular, amaçlar, öğrenci kazanımları ve bunların veriliş süreleri detaylı olarak açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu şekilde yapılan bir müfredat planlaması ile öğretmen neyin, nasıl verileceğini ve ne kadar sürede verilmesi gerektiğini bildiği için büyük bir kolaylık sağlamaktadır.

Ayrıca,Türkçe müfredatı eskiliğinin yanısıra, sınıflara göre konu dağılımı ve ağırlığı bakımından da büyük bir sorun yaşatmaktadır. Bu da öğrencilere bilgi yüklemesinde başka bir fayda sağlamamaktadır.

İlköğretim Okulu öğrencilerinin girmiş oldukları sınavlarda çıkan soruların büyük bölümü anlama, kavrama, ifade yeteneği gibi konular oluşturmaktadır. Sınavlarda çıkan Dil Bilgisi soruları ise daha az miktardadır. Bu da okullarda öğrencilere vermiş olduğumuz müfredat konularındaki Dil Bilgisi  konularının ağırlığı yanında bir tezat oluşturmaktadır. Öğrenciler doğal olarak sınavlarda karşılarına çıkmayacaklarını bildikleri dil bilgisi konularına karşı bir antipati ile yaklaşmaktadırlar. Kısacası okullarımızdaki müfredatın ağırlığı ile sınavlardaki soruların dağılımı arasındaki bir tezatlık göze çarpmaktadır.

Çözüm Önerisi: Türkçe Müfredatı en kısa süre zarfında konu, amaç, davranış, yöntem ve teknikler ile süre bakımından yeniden düzenlenmelidir. Müfredat ile sınavlardaki soru sayılarının ağırlıları açısından bir bütünlük sağlanmalıdır.

3) Türkçe eğitiminde büyük bir terim karmaşası göze çarpmaktadır. Bir kavramın birden fazla adı bulunmaktadır. İlgeç-edat, sıfat-ortaç-önad, yer tamlayıcısı-dolaylı tümleç-tümleç vb. bu gibi terim kargaşaları öğrencilerin kafalarını karıştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bir öğretmen bir kavramı farklı ifade ederken bir başkası farklı bir terim ile ifade etmektedir. Öğrenci bir terim ismi öğrenerek bir kavramı karşılayacakken birkaç farklı isim öğrenerek  aynı kavramı ifade etmektedir. Bir üniversitede dilbilgisi eğitimi veren öğretim görevlisi takısız isim tamlamasını kabul etmezken, diğeri kabul etmektedir. Bir öğretmen  Emir kipinin birinci tekil ve çoğul şahsını kabul etmezken bir diğeri kabul etmektedir. Bu da öğrencilerin kafalarını karıştırmaktan, terimler arasında boğuşup gitmelerinden ve dil bilgisi konularından nefret etmelerinden başka bir işe yaramamaktadır.

Çözüm Önerisi: Türk Dil Kurumu veya Talim Terbiye Kurulu, bütün kavramların tek bir adını belirlemeli ve üniversitelerde, dershanelerde, ilköğretim ve lise okullarında  bu adlardan başka bir ad kullanılmasını engellemelidir.

4) Maalesef okullarımızda Türkçe eğitimi sadece bu derse giren öğretmenlere ait gibi görülmektedir. Diğer öğretmenler Türkçe eğitimi konusunda gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Türkçe eğitiminde esas olan İstanbul ağzı ve yazı dili kuralları  hakkında diğer derslere giren öğretmenler tarafından yeterli hassasiyet gösterilmemektedir.

Bu da pekiştirmeyi ve bir alanda kazandıkları davranışları diğer alanlarda sürdürmeleri gibi eğitimin temel prensibi olan bir hususu öğrencilerin kazanmalarına engel olmaktadır.

Çözüm Önerisi: Diğer branşlarda eğitim veren öğretmenlerin derslerde yöresel  konuşmalardan uzak durmaları ve yazı kuralları konusunda gerekli eğitimi alarak bunları öğrencilerinden istemeleri gerekmektedir.