|
Fikret
MALAZGİRT
(Beyli
İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı/Perşembe-ORDU)
İlköğretim
okullarında verilen Türkçe dersi eğitiminde görülen sorunları şu
şekilde sıralayabiliriz:
1)
Üniversite eğitiminden kaynaklanan sorunlar.
2)
Müfredattan kaynaklanan sorunlar.
3)
Terimler karmaşasından kaynaklanan sorunlar.
4)
Öğretmenlerin Türkçe’ye yönelik
eğitimlerinden kaynaklanan sorunlar.
1)
Bu alanda inceleyeceğimiz sorunlar genel olarak bütün öğretmenlik
alanlarını kapsamaktadır. Üniversitelerimizde öğrenim gören öğretmen
adaylarına yönelik olarak verilen eğitimde,
meslek yaşamlarında karşılaşacakları müfredata yönelik tam
bir eğitim verilmemektedir. Her üniversite kendi bünyesinde öğretim
üyelerinin benimsedikleri standartlar çerçevesinde
öğrencilere eğitim vermektedirler.Yani, ülkemizde bulunan üniversitelerde,öğrencilere
aktarılacak bilgiler konusunda tam bir birliktelik bulunmamaktadır. Öğretmen
adayları ,ileride görecekleri ve kendi öğrencilerine vermekle yükümlü
oldukları müfredat bilgilerine yönelik olarak tam bir bütünlük içerisinde
eğitim görememektedirler. Bunun acısını da mesleğe başladıkları dönemlerde
görmektedirler. Bu da hem zaman hem de iş gücü kaybına neden olmaktadır.
Çözüm
Önerisi:
Ülkemizde bulunan bütün üniversiteler arasında hem eğitim müfredatı hem de terim
ifadeleri açısından bir bütünlük sağlanmalıdır.
Üniversitelerde
eğitim gören öğretmen adayları tam bir
pedagojik formasyondan geçirilmemektedirler. Unutulmalıdır ki öğretmenlik
özel ihtisas alanıdır. Bu mesleği yürütecek olan kişiler öğrenci
psikolojisi, eğitim sosyolojisi, ölçme değerlendirme, planlama, öğrenci
davranışları ve gelişimi hakkında
tam bir bilgi
birikimine sahip olmalıdırlar. Ancak, üzülerek görüyoruz ve yaşıyoruz
ki üniversitelerimizde bu alanlara yönelik olarak tam bir eğitim ve
uygulama verilmemektedir. Bir üniversiteden mezun olan öğretmen adayı
ölçme ve değerlendirme bilmeden, planlamanın önemini ve inceliklerini
kazanmadan ve en önemlisi de biçim vereceği insan psikolojisinden ve özelliklerinden
tam olarak haberdar olmadan mezun
olmaktadırlar. Bu eksiklik de mesleğe başladıkları dönemlerde, özellikle
de stajyerlik dönemindeki eğitim-öğretim faaliyetlerinde büyük
sorunlarla karşılaşmalarına neden olmaktadır.
Çözüm
Önerisi:
Üniversitelerde, pedagojik formasyon eğitimine ağırlık
verilmeli, bu alanlardaki dersler ikinci sınıf bir eğitim olarak görülmemeli
ve bu alanlarda tam başarılı olamayan kişilere öğretmenlik yeterliliği
verilmemelidir.
Üniversite
eğitiminden kaynaklanan sorunların sonuncusu da uygulama eksikliğidir.
Maalesef öğretmen adaylarımız üniversitelerde yeteri kadar uygulama
yapma şansı bulamadan mezun olmaktadırlar. Eğer yeterli uygulama şansı
verilirse ve bu uygulamalar tam anlamıyla gözetlenip eksiklikler ve
hatalar üniversite eğitimi düzeyinde tespit edilerek, çözüm yoluna
gidilirse hem eğitim hem de
öğretmen kalitemiz artacaktır.
Çözüm
Önerisi:
Her üniversitenin kendine bağlı uygulama okulu olmalıdır. Bu
okullardaki eğitim üniversite öğrencileri tarafından öğretim üyelerinin
gözetiminde verilmelidir.
2)
İlköğretimde uygulanan Türkçe Dersi Müfredatı 1981 yılında yayınlanmıştır.
Yani bundan 22 yıl öncesinde yayınlanan müfredat ile Türkçe eğitimi
verilmektedir. Bu müfredatta konular, amaçlar, davranışlar, yöntem ve
teknikler açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edilmemiştir. Son
zamanlarda yayınlanan Yazı Çalışmaları, Güzel Konuşma ve Yazma
Dersi, Fen Bilgisi vb. gibi müfredatlarda konular, amaçlar, öğrenci
kazanımları ve bunların veriliş süreleri detaylı olarak açık bir
şekilde ifade edilmiştir. Bu şekilde yapılan bir müfredat planlaması
ile öğretmen neyin, nasıl verileceğini ve ne kadar sürede verilmesi
gerektiğini bildiği için büyük bir kolaylık sağlamaktadır.
Ayrıca,Türkçe
müfredatı eskiliğinin yanısıra, sınıflara
göre konu dağılımı ve ağırlığı bakımından da büyük bir sorun
yaşatmaktadır. Bu da öğrencilere bilgi yüklemesinde başka bir fayda
sağlamamaktadır.
İlköğretim
Okulu öğrencilerinin girmiş oldukları sınavlarda çıkan soruların büyük
bölümü anlama, kavrama, ifade yeteneği gibi konular oluşturmaktadır.
Sınavlarda çıkan Dil Bilgisi soruları ise daha az miktardadır. Bu da
okullarda öğrencilere vermiş olduğumuz müfredat konularındaki Dil
Bilgisi konularının ağırlığı
yanında bir tezat oluşturmaktadır. Öğrenciler doğal olarak sınavlarda
karşılarına çıkmayacaklarını bildikleri dil bilgisi konularına karşı
bir antipati ile yaklaşmaktadırlar. Kısacası okullarımızdaki müfredatın
ağırlığı ile sınavlardaki soruların dağılımı arasındaki bir
tezatlık göze çarpmaktadır.
Çözüm
Önerisi:
Türkçe Müfredatı en kısa süre zarfında konu, amaç, davranış, yöntem
ve teknikler ile süre bakımından yeniden düzenlenmelidir. Müfredat
ile sınavlardaki soru sayılarının ağırlıları açısından bir bütünlük
sağlanmalıdır.
3)
Türkçe eğitiminde büyük bir terim karmaşası göze çarpmaktadır.
Bir kavramın birden fazla adı bulunmaktadır. İlgeç-edat, sıfat-ortaç-önad,
yer tamlayıcısı-dolaylı tümleç-tümleç
vb. bu gibi terim kargaşaları öğrencilerin kafalarını karıştırmaktan başka
bir işe yaramamaktadır. Bir öğretmen bir kavramı farklı ifade
ederken bir başkası farklı bir terim ile ifade etmektedir. Öğrenci
bir terim ismi öğrenerek bir kavramı karşılayacakken birkaç farklı
isim öğrenerek aynı kavramı ifade etmektedir. Bir üniversitede dilbilgisi
eğitimi veren öğretim görevlisi takısız isim tamlamasını kabul
etmezken, diğeri kabul etmektedir. Bir öğretmen
Emir kipinin birinci tekil ve çoğul şahsını kabul etmezken bir
diğeri kabul etmektedir. Bu da öğrencilerin kafalarını karıştırmaktan,
terimler arasında boğuşup gitmelerinden ve dil bilgisi konularından
nefret etmelerinden başka bir işe yaramamaktadır.
Çözüm
Önerisi:
Türk Dil Kurumu veya Talim Terbiye Kurulu, bütün kavramların tek bir
adını belirlemeli ve üniversitelerde, dershanelerde, ilköğretim ve
lise okullarında bu adlardan
başka bir ad kullanılmasını engellemelidir.
4)
Maalesef okullarımızda Türkçe eğitimi sadece bu derse giren öğretmenlere
ait gibi görülmektedir. Diğer öğretmenler Türkçe eğitimi konusunda
gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Türkçe eğitiminde esas olan
İstanbul ağzı ve yazı dili kuralları
hakkında diğer derslere giren öğretmenler tarafından yeterli
hassasiyet gösterilmemektedir.
Bu
da pekiştirmeyi ve bir alanda kazandıkları davranışları diğer
alanlarda sürdürmeleri gibi eğitimin temel prensibi olan bir hususu öğrencilerin
kazanmalarına engel olmaktadır.
Çözüm
Önerisi:
Diğer branşlarda eğitim veren öğretmenlerin derslerde yöresel
konuşmalardan uzak durmaları ve yazı kuralları konusunda
gerekli eğitimi alarak bunları öğrencilerinden istemeleri
gerekmektedir.
|