Bugün;

 

www.egitimcilersitesi.8k.com


AYŞE BENİMLE OYNAMIYOR*

 

 

Dr. Aynur YILMAZ

Bir önceki yazımızda ana babaların kullandığı on iki iletişim engelinden söz etmiştik. Okuyucular mektuplarında "on iki engelin her durumda zarar verip vermediğini, ana-babaların deneyimlerini ve bilgi birikimlerini çocuklarına aktarmalarının ne zararı olabileceğini ve çocuğun sorunu olduğunda soru sormanın neden yanlış olduğunu" soruyorlardı.

Öncelikle belirtmeliyim ki ana-baba ve çocuğun sorunu olmadığı durumlarda, ana-babalar ilişkinin bozulacağı, iletişimin engelleneceği endişesi olmadan her türlü iletiyi çocuklarına gönderebilirler. Çünkü sorun yokken, çocuk söylenenleri engel olarak algılamaz. Dikkat etmemiz gereken nokta çocuk sorunluyken on iki iletişim engelini kullanmaktan kaçınmamızdır. Çünkü iletiler birden fazla anlam taşırlar. Örneğin; arkadaşının kendisini sevmediğinden yada onunla oynamak istemediğinden yakınan bir çocuğa "Ayşe'ye daha iyi davranırsan o zaman belki seninle oynar" demek, ona söylenenden daha fazla bir şey söyler. Çocuk bu cümlelerin ardındaki şu iletileri duyabilir:

"Benim duygularımı kabul etmiyor, değişmemi istiyor."

"Bu soruna kendi kendime çözeceğime güveni yok."

"Bu olayda benim hatalı olduğumu düşünüyor."

Çocukla her konuşmamızda aramızda inşa etmekte olduğumuz yapıya bir tuğla daha dikiyoruz. Her ileti çocuğa onun hakkında ne düşündüğünüzü anlatır. Bu anlattıklarımızla onun kafasında bir insan olarak, onu nasıl algıladığımızla ilgili bir resim oluşmaya başlar. Konuşma, çocuğun kendisiyle ilgili çizdiği resim ve büyüyüğle ilişki içinde yapıcı da olabilir, yıkıcı da.

Bir arkadaşınıza sorununuzu anlattığınızda arkadaşınızın on iki iletişim engelini kullanarak sizi dinlediğini düşünün. Neler hissedersiniz? Bir çok ana babanın verdiği yanıtlar şunlardır: "Konuşmamı engelliyorlar. Kendimi suçlu ve kötü hissettiriyorlar. Karşı koyup tartışmama neden oluyorlar. Anlaşılmadığımı düşündürüyorlar. Sorgulanıyormuşum duygusunu yaşatıyorlar."

Çocuklarınızda aynı bizim gibi olumsuz duygular yaşıyorlar ve bu on iki sözlü tepkinin "yıkıcı" olduğunu düşünüyorlar.

Diğer soru "Çocuklarımızın bilgilenmeye gereksinimleri yok mu?" idi. Çocuk mutsuzluğu, korkuyu, şaşkınlığı yaşarken, yani sorunluyken, ona mantıklı düşünceler önermek, bilgi vermek, aranızdaki iletişimin sürmesini engelleyebilir. Çünkü çocuklar (genelde tüm insanlar) duygu yükleyen kendilerine önerilen mantıklı düşüncelere ve gösterilen gerçeklere kapalıdırlar. Onlara verdiğimiz bu bilgi ve öğütleri zaten bildikleri için aynı şeylerin yinelenmesini istemezler. Ana babalar çocuğun gerçek sorununun ne olduğunu tam öğrenmeden kendi bilgilerini aktardığında, bunların hiçbir geçerliliği olmaz. Ayrıca çocuğun sorununu kendi kendine çözmesine engel olur ve sorumluluğu ana babaları üstlendiği için çocuğun bağımlılığı artar.

Bu nedenle "dinlemeye" daha çok zaman ayırmak gerekir. Hatırlarsanız, çocuklar sorunsuz zamanda kullanılan iletişim engellerini engel olarak algılamıyorlardı. Bu nedenle bilgi verme, öğretme sorunsuz zamanda yapılabilir.

* 3 Şubat 2001 tarihli Yeni EVRENSEL gazetesinin “EVRENSEL Kadın” ekinden alınmıştır.