|
Dr.
Aynur YILMAZ
Bir
önceki yazımızda ana babaların kullandığı on iki iletişim
engelinden söz etmiştik. Okuyucular mektuplarında "on iki engelin
her durumda zarar verip vermediğini, ana-babaların deneyimlerini ve
bilgi birikimlerini çocuklarına aktarmalarının ne zararı olabileceğini
ve çocuğun sorunu olduğunda soru sormanın neden yanlış olduğunu"
soruyorlardı.
Öncelikle
belirtmeliyim ki ana-baba ve çocuğun sorunu olmadığı durumlarda,
ana-babalar ilişkinin bozulacağı, iletişimin engelleneceği endişesi
olmadan her türlü iletiyi çocuklarına gönderebilirler. Çünkü sorun
yokken, çocuk söylenenleri engel olarak algılamaz. Dikkat etmemiz
gereken nokta çocuk sorunluyken on iki iletişim engelini kullanmaktan kaçınmamızdır.
Çünkü iletiler birden fazla anlam taşırlar. Örneğin; arkadaşının
kendisini sevmediğinden yada onunla oynamak istemediğinden yakınan bir
çocuğa "Ayşe'ye daha iyi davranırsan o zaman belki seninle
oynar" demek, ona söylenenden daha fazla bir şey söyler. Çocuk bu
cümlelerin ardındaki şu iletileri duyabilir:
"Benim
duygularımı kabul etmiyor, değişmemi istiyor."
"Bu
soruna kendi kendime çözeceğime güveni yok."
"Bu
olayda benim hatalı olduğumu düşünüyor."
Çocukla
her konuşmamızda aramızda inşa etmekte olduğumuz yapıya bir tuğla
daha dikiyoruz. Her ileti çocuğa onun hakkında ne düşündüğünüzü
anlatır. Bu anlattıklarımızla onun kafasında bir insan olarak, onu
nasıl algıladığımızla ilgili bir resim oluşmaya başlar. Konuşma,
çocuğun kendisiyle ilgili çizdiği resim ve büyüyüğle ilişki içinde
yapıcı da olabilir, yıkıcı da.
Bir
arkadaşınıza sorununuzu anlattığınızda arkadaşınızın on iki
iletişim engelini kullanarak sizi dinlediğini düşünün. Neler
hissedersiniz? Bir çok ana babanın verdiği yanıtlar şunlardır:
"Konuşmamı engelliyorlar.
Kendimi suçlu ve kötü hissettiriyorlar. Karşı koyup tartışmama
neden oluyorlar. Anlaşılmadığımı düşündürüyorlar. Sorgulanıyormuşum
duygusunu yaşatıyorlar."
Çocuklarınızda
aynı bizim gibi olumsuz duygular yaşıyorlar ve bu on iki sözlü
tepkinin "yıkıcı" olduğunu düşünüyorlar.
Diğer
soru "Çocuklarımızın bilgilenmeye gereksinimleri yok mu?"
idi. Çocuk mutsuzluğu, korkuyu, şaşkınlığı yaşarken, yani
sorunluyken, ona mantıklı düşünceler önermek, bilgi vermek, aranızdaki
iletişimin sürmesini engelleyebilir. Çünkü çocuklar (genelde tüm
insanlar) duygu yükleyen kendilerine önerilen mantıklı düşüncelere
ve gösterilen gerçeklere kapalıdırlar. Onlara verdiğimiz bu bilgi ve
öğütleri zaten bildikleri için aynı şeylerin yinelenmesini
istemezler. Ana babalar çocuğun gerçek sorununun ne olduğunu tam öğrenmeden
kendi bilgilerini aktardığında, bunların hiçbir geçerliliği olmaz.
Ayrıca çocuğun sorununu kendi kendine çözmesine engel olur ve
sorumluluğu ana babaları üstlendiği için çocuğun bağımlılığı
artar.
Bu
nedenle "dinlemeye" daha çok zaman ayırmak gerekir. Hatırlarsanız,
çocuklar sorunsuz zamanda kullanılan iletişim engellerini engel olarak
algılamıyorlardı. Bu nedenle bilgi verme, öğretme sorunsuz zamanda
yapılabilir.
|