|
kRONİk
Müslümanların
Guevara'sı!
Dünya
Ticaret Merkezine çarpan yolcu uçakları kaçırılmasalardı Los Angeles'e
uçacaklardı. Olay duyulduğu anda, Los Angeles hava meydanının yöneticileri
uçaklarda bulunan yakınlarını karşılamaya gelmiş olan ve acı haberi alan
kişilere yardımcı olmak üzere düzinelerce 'travma danışmanı' bulup hava
meydanına getirtmiş. Televizyonda duyduğum küçük, önemsiz bir haber. Olayların
geneli içinde önemsiz, ama bu kadar küçük bir haberde bile, dünyanın dört
bir yanında milyonlarca insanın niye Amerika'dan, Batı'dan nefret ettiğinin
ipuçlarını bulmak mümkün. Sadece Müslüman ülkelerde değil, tüm fakir ülkelerde
milyonlarca insanın, bir yandan masum kişilerin ölümüne üzülürken, bir
yandan da "Hak etmişlerdi ama. Biraz da onlar görsün bombaların,
ölümün ne olduğunu" diye düşünmesinin nedenlerini anlamak mümkün.
Amerika
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1945 ile 2000 arasında, Çin, Kore, Guatemala,
Endonezya, Küba, Kongo, Peru, Laos, Vietnam, Kamboçya, Grenada, Libya,
El Salvador, Nikaragua, Panama, Irak, Sudan, Afganistan ve Yugoslavya'yı
bombaladı. Bu bombaların altında kaç kişinin öldüğünü hesaplamak mümkün
müdür, bilmiyorum. Ama sadece Vietnam'da yaklaşık bir milyon kişinin öldüğü
tahmin edildiğine göre, toplam birkaç milyon kişi olsa gerek. Bu birkaç
milyon kişinin yakınları, dostları kaç milyon kişi eder acaba? Bu milyonlar,
yakınlarının ölümü karşısında duydukları acıyı, psikolojik travmayı, çaresizliği
atlatabilmek ve kendi yaşamlarını sürdürebilmek için bir travma danışmanının
yardımını almışlar mıdır? Yardım almak şöyle dursun, 'travma danışmanı'
diye bir şey duymuşlar mıdır?
Dahası,
Amerika'ya karşı duyulan yaygın öfke sadece Amerikan emperyalizminin askeri
saldırganlığından kaynaklanmıyor. Latin Amerika, Asya ve Afrika'da Amerika'nın
bugüne kadar hiç bombalamadığı ülkeler de var. Türkiye, örneğin, bunlardan
biri. Bu ülkelerde de, doğrudan bir Amerikan saldırısı altında kalmamış
olmalarına rağmen, Amerika'ya karşı kitlesel bir öfke, bir kin var. Geçtiğimiz
20 yılda tüm bu ülkelerin halkları, IMF'nin yapısal uyum programlarının,
DTÖ'nün dayattığı siyasetlerin, Dünya Bankası'nın uygulattırdığı ekonomik
paketlerin etkilerini yaşadılar. Ve tüm bu ülkelerde kitleler haklı olarak
IMF'yi, DTÖ'yü ve DB'yi Amerika'nın araçları olarak algılıyor.
Kısacası,
Amerika'nın saldırısı altında kalan ülkeler sadece Müslüman ülkeler değil,
Amerika'ya karşı kin duyan kitleler sadece Müslüman kitleler değil. Belgrat'ta
bombalanan ortodoks Hıristiyan Sırplar da, Kolombiya'da suyun özelleştirilip
Amerikan Bechtel şirketine satılmasına karşı mücadele eden Katolikler
de, IMF programına karşı grev yapan KESK üyesi Müslümanlar da hep küresel
sermayenin ekonomik ve askeri saldırısına karşı haykırıyorlar, direniyorlar.
Bu
savaşın bu kez Müslümanlara karşıymış gibi görünmesinin nedeni küresel
sermayenin Orta Doğu'da, yani Müslümanların ezici çoğunluk olduğu bir
bölgede uyguladığı özellikle acımasız, özellikle haksız siyasetlerden
kaynaklanıyor. Niye? Çünkü bu bölge, yine Müslümanların çoğunluk olduğu
Orta Asya ile birlikte, dünya petrolünün ezici çoğunluğuna sahip. Petrol
ile Müslümanlık arasında özel bir ilişki yok. Petrol ve doğal gaz üreticisi
ülkelerin nüfusu tesadüfen Müslüman olduğu için, bu savaşta, bu kez, hedef
Müslümanlarmış gibi görünüyor. Amerika bu savaşla Afganları değil, Suudi
Arabistan'ı, İran'ı, Tacikistan'ı, Kazakistan'ı hizaya getiriyor. Dünya
kapitalizminin en önemli hammaddesini üreten ülkelerin tümüne gözdağı
veriyor.
Dünyanın
en zengin doğal kaynaklarını barındıran bu topraklarda yaşayan kitleler
dünyanın en zengin kitleleri değiller. Büyük çoğunluğu sefalet içinde
yaşıyor. Dahası, müthiş bir devlet baskısı altında ve sık sık bombalanarak
yaşıyor. Bu kitlelerin öfkesini, çare arayışını, intikam arzusunu, direnmek
ve yaşam koşullarını değiştirmek isteğini anlamak çok kolay.
Üstelik,
sadece Amerika'ya karşı direnmek değil. Tüm bu ülkelerin egemen sınıfları,
Suud'lar, El Sabah'lar, şeyhler, şahlar, Amerika'nın sadık müttefikleri
arasında. Bölgede Amerika'nın siyasetlerini uygulayanlar, küreselleşmenin
gereklerini yerine getirenler bunlar. Daha savaş başlamadan Amerika'nın
yanında yerlerini alanlar Müslüman ülkelerin egemen sınıfları oldu, Müşerref'ler,
Mübarek'ler, Ecevit'ler oldu. Kitlelerin öfkesi bunları da kapsıyor.
Direnmek,
daha iyi yaşamak, ama nasıl? Mısır'da Nasır'ın, Irak ve Suriye'de Baas
Partisi'nin Arap milliyetçiliğiyle mi? İsrail devletini tanımak için Amerika'yla
yarışan Moskova'nın emrindeki komünist partilerinin temsil ettiği sosyalizmle
mi? Nasıl? Kitlelerin tümüyle haklı, yakıcı taleplerini dile getiren var
mı, despot rejimlerin eziciliğine, emperyalizmin saldırganlığına, küreselleşmenin
yıkıcı etkilerine karşı bir alternatif öneren var mı? Var. Usame bin Ladin
var. Biz beğensek de, beğenmesek de, bin Ladin ezilen, sömürülen, bombalanan
kitlelerin isyanını temsil ediyor, haklı taleplerine tercüman oluyor.
Benzetme hoşumuza gitmeyebilir, ama bir zamanların Che Guevara'sı gibi,
bugün geniş kitlelerin gözünde bin Ladin direnişin simgesi haline geldi.
Bin
Ladin Suudi Arabistan'lı bir milyoner. Bin Ladin ailesinin adına Suudi
Arabistan'ın tüm inşaat şantiyelerinde, tüm iş alanlarında rastlanır,
Türkiye'de Koç ve Sabancı adlarına rastlandığı gibi. Bin Ladin'i CIA bulmuş,
devşirmiş ve eğitmiştir. Bin Ladin Afganistan'da Rus güçlerine karşı Amerikalılarla
omuz omuza savaşmıştır. Amerika'ya düşmanlığı, ancak, Körfez Savaşı sırasında
Suudi Arabistan'a yerleştirilen 50 bin Amerikan askerinin savaştan sonra
geri çekilmemesi üzerine başlamıştır. Bin Ladin, kendi halklarını inim
inim inleten Arap egemen sınıflarına düşman değildir, onlarla anlaşamadığı
tek konu Amerika ile ne zaman, hangi koşullarda ittifak yapılacağıdır.
Örneğin, kendi halkına açlık, sefalet ve baskıdan başka hiçbir şey vermemiş
olan Taliban rejimi ile bin Ladin'in bir alıp veremediği yoktur.
Bin
Ladin, dünya kapitalizminin, küreselleşmenin etkileri altında kıvranan
kitlelere örgütlenmeyi, harekete geçmeyi, kendi egemen sınıflarını devirmeyi
önermez. New York'u yıkmak ise, ancak kendisi gibi bir milyonerin örgütleyebileceği,
kitlelerin ancak uzaktan izleyebileceği bir eylemdir.
Açık
ki, bin Ladin dünyanın ezilen kitlelerine, ister Müslüman olsunlar ister
Budist, yol gösteremez, çare olamaz. Ama bugün bu kitlelerin öfkesine
tercüman oluyor. Bizim gözümüzde olmayabilir, ama bu kitlelerin gözünde
böyle. Kitlelerin tercüman olarak gördükleri kişi ile düşman olarak gördükleri
ülke arasında bugün tarafsız kalanlar, ne bugün ne yarın bu kitlelere
çözüm sunma şansına sahip olamayacaklar. Türkiye'de ezilenlerin (yanlış
da olsa) kendi temsilcileri olarak gördükleri güçler ile egemen güçler
arasında tarafsız kalanlar ezilenlerin temsilcisi olma şansını Türkiye'de
nasıl kaybediyorlarsa, dünyada da öyle kaybediyorlar.
•
Roni Margulies
|