Şu, "dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi" sihirli cümlesinin kullanılmasıyla ifadelenen başkalarına göre aldığımız pozisyon ile anlattığımız, kesinlikle özgüvensiz, doğrusu teyit edilmesi gerekli, aklının süzgeçlerinde doğrulanmış çıkarımlarına güvenilmez olduğumuzdur. 

Devlet, devletin varlığının dayanağı, dayanağı yönlendiren devlet = halk devlet içindir. Bu azlıkla (demokrasi anlayışının vardığı olgunluğa göre) savunuluyor psikolojik harekat. 

Öncelikle, bir terör örgütü ile mücadele eden ülkenin, bu mücadelenin altında ne tür oyunlar gizleyebileceğinin, düzeni teröre göre kurup bu durumu olağanlaştırırsa ne tür yaralı bir geçmiş oluşturabileceğinin en önemli kanıtıyız (olağanüstü hal, koruculuk, kürt=potansiyel pkk'lı, sürgüne mecbur edilen halk, yakılan köyler, bu atmosferle beslenen kürt milliyetçiliği, kürt milliyetçiliğine tepki olarak sivril(til)en türk milliyetçiliği vs). Ayarı bozuk bir terazideyiz. 

Bu, askerin demokrasi okumasıdır. Bir devlet vardır, halk o devletin içine tıkılır, taşan yerleri traş edilir. Esas alınan devlet, törpülenen insandır. Bir zamanlar dilini yasaklamışsın sen bu ülkenin vatandaşlarının, şimdi karşılarına geçip bana karşı koyma, olduğum gibi kabul et beni diyorsun, bu ne azlıktır? Topluma Kazandırma'dan tut bir çok aklın sıra çözümün, gerçek sorunu ıskaladığı ortadadır, çünkü sorun ortadadır. Sorun terörizm değil, terörizmi doğuran nedenlerdir. Şimdi, bu döngüye dayandırarak psikolojik harekatı savunuyorsun. Bir de bunca zaman terörü çözememişken, "terörle mücadeleye bu tutum yarar sağlamayacaktır" diye eleştiriyorsun eleştirenleri. 

İnsan'ı, haklarını anlamayan zihniyetin "psikolojik savaşa karşı çıkmanı anlamıyorum" demesi doğaldır. Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğüne karşı tehdit olabilecek unsurların başında cehalet gelir. Cehaletten beslenen bu hakim kültür her yerden sinyal veriyor (emniyetin insan hakları cehaleti mesela). Onlar da günde beş vakit milliyetçiliklerini şamarlıyorlar; yanakları pempece, taze dursun diye. 

Önemli Nokta:  Bu kadar hassas bir konunun "olabilir"li cümlelerle sunulması büyük bir acemiliktir bana kalırsa.  Öyle ya da değil, İsmet BERKAN'ın da dediği üzere, delil olmadığı sürece kimse suçlu değildir.  Cinayetlerin bu psikolojik savaşın ürünü olduğunu ortaya atmak, en iyi ihtimalle inancı kırar.  Sorumlu davranmış olmak gerekirdi.