Aydın ile toplum arasındaki o uslanmaz dil mesafesi bir noktadan sonra Aydın'ın varlığını bile tehlikeye atacak denli artınca Aydın ister istemez sırtını devlete dayar. 

Aydın, toplumun elbette anlayamayacağı ve de tanımlayamayacağı bir kavramdır.  Bu nokta, kendisinden fazla olanın aydın zannedilmesi tehlikesini doğurur.  Ki içinde yaşadığımız toplum, kendisine uzatılmış dala uzanmak için emek vermek yerine daha ona yakın, onun tanım alanı içinde uzatılmış yine aydın imzalı olan dala tutunmayı yeğlemiştir.

Halkı onaylayan, onun bildiği değerleri, tartmadan, eleştirmeden dünyaya ait kılan uzlaşmacı kolaycı dil, oyalamanın ötesinde, aydını masanın karşı tarafına oturtmuştur.  Bu noktada aydının karşısındaki değerleri karşısına almış olan devletçi, atatürkçü sol imdada yetişir.  Onun devrimciliği yeter, varlığı korur... 

Aydının sığınmak için girdiği koy sonra aydının tanımları arasına girer.  Orası ışık zannedilir...

 Zannedenler aydından uzak, evcil emniyetçilerdir.