Büyük devlet tanımlarında yatıyor işin sırrı. Hakim olmak, güce tapmak ile gücü insanda, birikimde, kültürde, kişilikte aramak arasındaki farka dikkat çekil(ebil)melidir.
Türkiye, birikiminin, bir ülkenin kendi geleceğini tayin etme hakkına ermiş olduğunu, demokrasi anlayışının özgürlükçülüğü ve onuru şart koştuğunu, önemli olanın kültürün kendini muhafaza etmesi, dışardan müdahale görmeksizin birikmesi, devinmesi olduğunu anlatmalıdır.
Bu ifade, silahlı kuvvetlerin gücünü ortaya koyan öldürebilmegücü/öldürebilmekararlılığı oranından daha değerli/etkilidir.
Şimdi, gücümüzü konuştururcasına Irak'a asker göndermek, hedefimizdeki devletin güce taptığını, yayılmacı olduğunu, fırsatını bulursa emperyalist güc olabileceğini/olduğunu, boyumuzu yanımızdaki kısa ile ölçtüğümüzü, kendi devinimimizi kendi dümenimizde değil başkalarının bizim kadar olmamasını kollayarak sürdürdüğümüzü de söylemek olur.
Sorunlarımızı, dilimizin, birkimimizin ışığında çözebildiğimizi, şiddeti, dayatmayı, tehdidi çözüm olarak görmediğimizi öncelikle kendimize anlatmalıyız. Birikimimizin bu çözümü işaret ettiğinin farkına varmalıyız.
Tutarlı bir şekilde, dilimize yakıştırıp, 'bağımsızlık bizim karakterimizdir' dercesine 'Irak'ta işgale son' diyebiliriz.
Bu göz göre göre çıkarcılık, ancak doğrudan ve birikimden korkmaktadır.
Doğruyu söylemek lazım.
Hem kendimize hem de yanlış yapana.