Cesur olmalıyız, duygularımızla değil aklımızla, aynı tarif ve tanımlarla, adaletimizle sorunu çözmeye koyulmalıyız. 

AİHM'de itiraf ettiklerimizi ve daha etmemiz gerekenleri bu ülkede yüksek sesle dile getirmeliyiz ki, karşı tepkinin nasıl devindiğini, ne ile beslendiğini, ne istediklerini anlayabilelim.  Türkiye'deki adalet sisteminde çözülemeyip AİHM'nde sonuçlanan davaların gösterdiği, adalet sistemimizi ve yasaları bile bu soruna kör, sağır ürettiğimizdir.  Bu gibi bir çok konunun kürt halkı tarafından nasıl algılanmış olabileceğini bir düşünmeliyiz.  Halkların kardeşliğinden bahsetmiş olmak bile ayrımcılık sayıldı bu ülkede. 

Vatandaş olmanın hukuki bir ifade, gerisinin ise bir arada yaşama kültürü olduğu gerçeğine artık erişmeliyiz.  Bir arada yaşama alışkanlıkları üretemezsek eğer tehlikeden bahsedebiliriz.  Bu da sivillerin işidir, askerin değil.  İşaret edilen yer orasıdır.  Bunu, karşı duruşumuzu üretirken şişirdiğimiz kendimizden uzaklaşabilip dürüstçe görmeye çalışmalıyız. 

Konu K.Irak ya da topluma kazandırma değil yaşamın, hakların, hukuk devleti olmanın ta kendisidir. 

Politik duruşunu güneydoğu sorununa dayandırmış, milliyetçiliği sivriltilmiş partilerin, taraftarlarının önüne ancak bu sorunu çözmek geçer.