Türkiye, çıkar doğrultusunda bir savaşa girebilecek denli ilkesiz değildir.  Ülkemin, çıkar ve kredi peşinde kendine lügat yaratmaya çalıştığı, çözemediği sorunlarına kılıf bulmaya çalıştığı izleniminin, uluslararası arenada, bizimle birlikte anılan sorunlarda da nasıl davranmış olabileceğimize dair fikirler yarattığı kanaatindeyim (öyle ya da değil).  Geçmişi gerçekleriyle yeniden tartabiliriz ama ileriye dönük kararlarda hakkımızda oluşmuş bu fikirle pozisyon almamız, ya da "bu kadar" sanılmamız, aşmak durumunda kalacağımız bir yeni engel olacaktır. 

Silahların değil de, birikimin, kültürün, doğrunun ve enginliğin konuşulduğu bir dünya için emek vermek, bu dünyada kısa boylu kalmamak bizim hedefimiz olmalı. 

Muhasebeyi hangi doğrudan, gerçekten hareketle yaptığımız, birikimimiz, kültürümüz, değerimiz ve tarihimiz hakkında fikir veren en önemli gösterge olacaktır. Daha da önemlisi, sınırlara bile girmeden; dünyanın birkimine, yönüne verilmiş bu ters ivme (Irak İşgali), yapanın elinde patlamalı ve çıkarcılığını, basitliğini ortaya koymalıdır.  Bu konuda, bu ilericilik ve felsefeye sahip ülke olarak doğrudan yana hızlandırıcı rol üstlenmeliyiz. 

Irak'a asker göndermek, benim kendimi içinde tanımlamak isteyeceğim bir doğru değildir. 

'Sebepsizliğe mahkum etmek', doğrumuzun gereği olmalıdır.