IMF ve SOL...
IMF'yi sırtına alan bir solun düne ne kadar yabancı düştüğü konusunda bir yazıya istinaden;
Bir yere ait kılınabilmiş bir canlının, diğer bütün olasılıkları özgürlüğü içinde karşılamasına güvenilmez mi?
Aidiyetlik, koparılması zor kökler salmaktır ait olunan yere. Bir ağaç düşünün. Koordinatlarını sabitlemişseniz ağaç rüzgardan, yağmurdan, kardan, kışdan ancak sağa sola yatarak pozisyon değiştirmek suretiyle kurtulmaya çalışabilir. Eğer ait olacak kadar kök salmışsa bulunduğu yere, kök sayısı denli kanaldan besleniyordur. Ola ki yer değiştirme kararı alabilsin (ki bu ancak bir ihtilalle söz konusu olabilir -Deniz'in çırılçıplak insan duyguları bile bu halkı, içinde kendilerini korudukları sığlıklarından çıkaramamıştır/hatta sol oyları bile %35'i ancak bulur bu ülkenin-), köklerinden boşandıkça kurumaya, cüssesi kadar büyük bir ölü ve asalaklarına o denli büyük bir mezar olmaya başlar.
Elde edilecek sonuç bir refah değil, özgürlük hiç değil...
Bu durumda yapılması gereken, sözünü dinletebilir olmaktır ve dilinin altında saklı tutmaktır sola ait düşünme pratiklerini. Vakti geldiğinde tarlanın sağında saldığın köklerini sola taşımak yerine, sağı sağına doğru küçültecek kadar güçlü bir söylem içinde olmandır. Eğer insanların ihtiyaçlarını, cevapları solu gösterecek soruları sorduracak denli yönetebilirsen istediğin amaca ulaşabilirsin. Bu durumda gidilesi tek bir yolun kalır; içinde yaşadığın günü yönetebilecek kadar iyi tanıyıp söz sahibi olabilmenin yolunu aramak.
Bu gün IMF'in solun hanesine yazılmasının nedeni ise, solun dogmalar ve sloganlar yerine, gerek şartları dikkate alan bir felsefe ile yaşamasıdır. Yani tamamen materyalist bir yaklaşım olması nedeniyle, kendine güç aramak üzere "iyileşme" yolunu seçecek olmasıdır. Bu iyileşme ise, birbirinin içine girmiş ekonomik dengelerin, ihtiyaç duyduğu bir uzvunun iyileşme kararı alması anlamına gelir. Buraya kadar sol dümen başında istenebilir.
Faktörleri yönetmenin en açık gerek şartıdır bu...
Akıl ile çelişmez, zeka işidir.
Bu noktada yapılmaması gerekli en önemli hata, solu bundan ibaret, ya da "buraya kadar" sanmaktır. Bunu yapanların gizliden beslenmeye devam edilmesi ise, solu dümenden almak için kullanılacak bir dinamiği sürekli yaşar tutmaktır. Gerektiğinde sahneye çağrılacaktır sırtı sıvazlanarak. Sağ için yer açmak üzere birbirinden farklı yollar izleyen solu kendi enerjileri ile tüketecek bir yöntemin cepte bekletilmesidir bu.
Bu gün sol bir başkasının buyruğu üzerine sahneye çıkıyorsa buradan elde edilecek "sol fayda", bundan ibaret olmadığını unutmayan bir faydacılık ve sağlam ayakta durabilme yatırımı anlamında kök salmak olacaktır.
Hepimiz farkındayız ki gün, bir tüketim toplumunu yaşatmaya çalışmaktadır ve üstelik birileri çok tüketebilsin diye büyük bir kısım az tüktmeye mahkum edilmektedir. Az tüketmeye mahkum edilenin kaderci avunmalar ve "öbür dünya" huzuru içinde halinden memnun yaşamaya devam ettiğini sanırım belirtmeme gerek bile yoktur.
Sürekli insana taraf tutmak gerektiği kanısındayım. İnsanı anlayan ve onun değerlerini var kılmaya çalışacak zeki insanlar kalabalığına ihtiyaç vardır. İnsana dair hiç bir şeyin hayata yabancı durmadığını bilmek, bildirmek bu günkü en büyük ödevimizdir kanısındayım.
Mezuniyet ile birlikte, terleri birbirine karışan belediye otobüsü yolcuları gibi omuz omuza gün doğumunu halay ile karşılayabiliriz (Murathan MUNGAN'ın "Yüksek Ökçeler" kitabında solcu bir kızın söylemlerine, asker eşi olan annesinin cevabından alınma bir hicivdir).