Yanlış bir uygulama, kendini bu kadar süre tekrar ediyorsa, yeni insanlar aynı uygulamanın arkasında duruyorlarsa bu sadece bir uygulama hatası değil, zihniyet meselesidir.
İsmet BERKAN sorunu doğru tarif etsin ya da etmesin ülkenin durumu, hükümet, halk ve devlet üçlüsünde ayrı devinmektedir. Aralarındaki bağ kopuktur. Kimin kim için hizmet verdiği unutulmuş, kimin esas alınması gerektiği unutulmuş, üretiğimiz değerler en başında kimden hareketle üretilmiş unutulmuş... Esas olan insan, o günden bu güne devinmiş.
82 anayasası eline bir simit diye tutturulmuş kişiler, 82 anayasası ayaklarına taş diye bağlanmış kişiler..vs herkes değişimden yana.
Oysa, bu zihniyetin onayladığı kişiler, düzenin çarpıklığında yetersizliklerine rağmen kendilerini var edip yıkılmasından ölüm gibi korkan muhafazakarlar (son örnek bkz. gürüz yalman görüşmesi) ise aynı döngüde, aynı çözüm perspektifine, aynı felaket senaryolarıyla tutunmak ısrarındalar.
Durumumuz, korkutarak kafasındaki şekle sokmaya çalışan babanın oğlu ile ilşkisine çok benziyor. Bu ilişkide iki ayrı bilinç ve hayat yok. Babanın baba oluşu ve biliyor olması var. Oğul aynı şeyi söylemediği sürece bilmiyor oluyor. Baba, oğulun bilmesliğinden hareketle oğulun kendini yönetme ehliyetini elinden akıyor (mesela ihtilaller, mesela halka rağmen iktidar zihniyet, mesela ülkenin doğusunun mecliste neredeyse temsil edilememesi). Bu gün bu senaryonun "ehliyetini elinden alabilirim tehdidi" ile karşı karşıyayız.
Ha bir de, öğretmenim babamla görüşüyor. Ortak hareket edecekler...
Oğul kişi kendine güvenilmesini, özgürlüğünün verilmesini, başarının tek bir hikayesinin olmadığını, her bilincin kendi devinimi olduğunu ve bu nedenle farklılaşma söz konusu olacağını, bu farklılaşma insanların kendilerinde boğulmalarını engelleyeceğini vs söylüyor. Baba ve öğretmenin lugatında bu terimler, bakış açısında da bu resimler yok...