Aynı yoldan gitmeye koyulmak, diğer tüm nedenleri ve hatta en önemlisi bilinç düzeyini es geçecek kadar "bir arada" olma nedenini güçlü kılar mı?

İlginç bir tecrübeydi Pazar günü. Ben mi acaba unuttum bu tatta yaşamayı? Acaba kurtlar sofrasında bir kurda mı devşirildim sessizce? Sanmıyorum...

Bu sahnenin kulisinde görmeyi beklediğim dinamikler var. Henüz tanık olmadım diye düşünüyorum. Özgürleşmede, sol fraksiyonla yan yana bir karşı duruş var genel kabullere, yanında duruş nedeni ezilmişliği.

Edebiyata şöyle bir bakınca en sessiz değerlerin, agresif tutumlarla değil de kendini yaşamaya ve devinimin içinde yerini bulmaya çalışması ile yer bulduğunu görüyorum. Bir kültür sadece kendini yaşamak derdinde olduğu ve büyümeye koyulduğu zaman, diğer insanların yok sayamayacağı erişkinliğe, olgunluğa, etkinliğe ulaşır. Bu süreç ezilmişliğin değil ses kısıklığının tanımlandığı bir başlangıçtan hareket bulur. Bu gün özgürleşme için, toplumda alt kültür olma ve çoğul yaşamların tahammül sınırlarının dışında kalma durumu söz konusu olsa bile, diğer "aynı pozisyonda" olguların yanında aynı hataya düşmesini hangi mazeret açıklar? Bu tavır, karşılıklı olarak birbirini besleyen-dürten hislerin tekrarından oluşacak kısırlığın bir tarafı olabilir ancak. Eğer birileri bu kaostan çıkıp daha uzaktan bakabilirse ve yönetim yeteneği ile farkındalığını yan yana getirip direksiyon kırarsa daha fazla yol kat etmiş olacağız kansındayım.

Sohbetin içinde hiç konuşmadım ve çoğunluk için sessizce gelip izleyen, dinleyen, yüzüyle tepkiler veren biri olarak kaldım. Erken çıkmam gerektiği için toplantının sonunu bekleyemedim maalesef ve bundan son derece rahatsızım. Kendimi çok kaba ve kibirli hissettim bu yüzden. Benim varlığımdan haberdar ama bana odaklanmamış insanların içinde kendimi bu kadar rahat hissetmem inceliklerinden kaynaklanıyordu oysa ben sessizce gitmiş görünüyorum onlar için. Üzgünüm... Haftaya umarım düzeltirim...