Sevdiğim artık canımı daha az yakıyor olsa da arada bir yokluyor ki, çekiciliği ve büyüleyiciliği karşısında sık sık dilim tutulmaya devam ediyor.  Sandalyede oturuşu, ona özgü (gerçekten başka hiç kimsenin kullanamadığı kadar kendine özgü kullanıyor koltukları) duruşunun kendisine kattığı çekicilik beni öldürüyor.  Her zaman yüzündeki ifade de bu bütünü tamamlar nitelikte ona ait ve özgün, duru, çekici oluyor.  Sadece içim eriyor onu görünce...  Beni durmadan seveceksin gibi bir atmosferi var adamın.  Aklı başında bir şeyler söylemeye başladığında girdiği "söylediklerim önemli" duruşu, omuzlarının hafif öne doğru eğilmesi, ayağına giydiği botlarının pantolonunu hafif bacaklarına doğru kırıştarması, üşüdüğünde boynunu küçültmesi, bana baktığında aklında binlerce şeyin dolanması,  kendine bir aşk ararken bile ve bu kadar aç iken bile anarşist ve değersiz davranmaması, hep haklı bir tarafının olduğunu düşünmesi, içindeki saflığa sığınıp çocukça çıkarımlara dayandırması yaptıklarını, ailesini, kardeşini sevmesi, sakınması, kendini mutlu edecek yol bulmuş olması, kendi dünyasından bu derece memnun, sıkı sıkı sarılmış olması (ve bu liste uzayabilir) beni öldürüyor... 

Kitap okuyorum, böylece kimseye ihtiyaç duymadan oyalanabiliyorum bu günlerde. 

 
Ne yazık!? 
 
Hafif trajik bir hava var yazdıklarımda.  Sanki kabule mecbur bırakıldığım bir durumu açıklamak için kandımaya çalışıyorum kendimi gibi, bahaneler buluyorum...
 
Öyle işte; içimde bir yerler acıyor ama hiç biri diğerinden biraz daha fazla değil, bende umursamayıp, üzerlerini günlük oyalanmalarla örtüyorum... 
 
Bekliyorum, ama ne olduğunu bilmiyorum.