O kadar yoğun günler geçirdim ki...

Misafir vardı evde.  Çocukluğumuzda bir ara yan yana gelmişiz, oyun oynamışız falan Almanya'da.  İki kişiymişiz (ağabeyim ve ben).  Birimizle çok iyiymiş araları (kardeşiyle onun), birinin ise yanına yaklaşamıyorlarmış, kitaplarla ilgileniyormuş o biri hep.  Şimdi gördüklerinden sonra onun ben olduğum konusunda hiç şüpheleri yoktur herhalde...

Beni tek kelimeyle çıldırttılar.  Onlar Nevşehir'den gelip Almanya'ya giderken uğradılar, babaları da Almanya'dan gelirken uğradı.  Almanya yaşamı içinde kendi kültürlerine ait bir değere tutunma ihtiyacı içinde dine tutunan ama Almanya'nın moderniz minin içinde (ki bence dayatma boyutunda temelsiz ve yoğun bu modernleşme oradaki) çocuklarının ikilemine kulak asmadan gerekirse adam asabilircesine katı.  Yeteneksiz, insan bilmeyen durumdalar.  Korkunç. 

Gelen çocuk evli, eşi çocuk, hiçbir şeyden anlamıyor.  Çocuğun bildiği tek şey ise araba kullanmak (buraya arabayla geldiler ve arabayla gidiyorlar).  Fatih KISAPARMAK'ın eşinin "mercedesle girecektik köye, çocuklar arabanın arkasından koşacaktı hani" iğrençliğinde şiirlerini dinleyip kendilerini gurbette kahır çeken insan rollerine soktular. 

Öğleden sonra bire kadar kalkmadılar (gitmek için değil, uykudan...).  Burada bir kaç gün (4'mü 5'mi hatırlamıyorum, bana bir yıl gibi geliyor) kaldılar. 

Toplamda dört kişiydiler, aralarında tek mantıklı insan vardı, o da ne yazık ki iki yaşında ve üstelik hastaydı. 

 Boğuldum...

 Sonra ders çalıştım, ders çalışma hikayesi ayrı bir devinimdi... 

 Ev bu arada ortaya toplanmış yağmurun dinmesi ve boyacının gelmesini bekliyordu (hala bekliyor)... 

 Benim asla katlanamayacağım unsurlar arka arkaya kafamda, kulaklarımda patladı bir hafta içinde... 

 Ev ahali bu arada hepten gergin ve akort tutturmak yine bana düştü. 

 Ne yazık ki bu bahsettiğim zaman dilimi benim tatilimin ilk haftasıydı... 

Masamın üzerinde küçük küçük notlar var düşünmelerimden karalanmış, yazı olmayı bekliyorlar.  Kafamı bekliyorlar.  Edebiyatımı, edebi yanımı...  Ama o bu sıralar meşgul... 

 Bu arada bir doğum günü geçirdim, arayanlar vardı, aramayanlar da...

 Bu gün de bir telefon geldi: aramadı demeyeyim diye...