Evet, İstanbul'da kar... 
 
Ben bu akşam, 20:00-21:00 arası, kahvem elimde, sokak lambasının aydınlığında "sabırla yağan kar"ı izledim.  Dilimde de; "alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın..." 
 
İngiltere'deki arkadaşımı aradım sonra, derken sevdiğimin yüzü göründü.  Ankara'ya gitmişti, beni görünce "bu gün çok şıksın", ardından "orada tam evlenebileceğim gibi bir kızla tanıştım" dedi.  Onun güzelliğinden, kültürel olgunluğundan, ortaya koyduklarından, yarına heyecanından, yaşama sevincinden bahsetti, böyle anlatmadıysa da ben öyle okudum sözlerini.  Ardından, "ama erkek arkadaşı var" dedi.  Sonra sürpriz bir gelişme ile abisini sözlediklerinden bahsetti bayramda.  Ailesi artık sıranın ona geldiğini söylemiş.  Sütlü kahverengi kadife pantolonu vardı, üzerinde aynı renkte, farklı renklerle desenlenmiş bir kazak...  Yüzünde bir aydınlık, gözlerinde ince bir...  İki dakikanın ikincisi birincisine benzediğinde bile sıkılıyor, yalnızlığını seviyor.  Beni sordu, bayramı nasıl geçirdiğimi. 

Bayramda bu yaşıma kadar tanıdığım neredeyse herkesi tekrar gördüm, uzun zamandır görmediğim yığınla insan... Her biri beni çok özlemiş, herkesin ikinci sorusu "bekar mısın?".  Herkese yalan söyledim, muhteşem bayram!!!  Öyle yorgunum ki, annem ve babam benden elbette ki daha güçsüzler bu konuda, onlar daha da üzgün... 
 
Bu bayram kalabalığının üzerine, yanında kendin olduğun, keyif aldığın bir tanıdık ses, omuz, ya da samimi bir değer verme, sevgi aradım.  Onu görünce içimde bunlar bir nehir gibi akıyordu, çok ihtiyacım vardı bunları konuşmaya, ona sarılmaya...  Bunun için uygun zaman olmadı.  Buruk bir bayram sonrası sevinci.. 
 
Bana baktığı hediyenin seçimindeki bağı, inceliği anlattı ve dedi ki; "biliyorum, sana en değerli hediye bu incelik..."...  Bu inceliğin böyle bir bilinçle, incelikle aktarılması...  Ben bunlara karşı koymak durumunda kalıyorum oysa, bunlarla da savaşıyorum, kendimle de, aşkla da...  O bilince, en önemlisi saygı duyup anlayınca böyle acılar içinde kıvranıyorsun.  O ilişkinin peşinde "son" beklemeden, hedefsiz debeleniyorsun.  Kaybetmek istemiyorsun, diyorsun ki, aşık olabileceğim denli değerli birini, aşığım olamayacağı durumda dost olarak muhafaza etmeliyim, çünkü onu seçen yanım, onu onaylayan yanım benim bir parçam ve dostlarımı da o geçmiş seçiyor...  Kendini sürüklemeye başlıyorsun. 

Eğer karşındaki insan biliyorsa, daha fazla acı çekiyorsun, çünkü o sana saygı duyuyorsa bu ilişkiye yön vermeye çalışıyor.  Kendi sınırlarını ortaya koyuyor ve bu sefer o sınırlara, her hangi bir iletişimden daha sık çarpıyorsun... 

Merak ediyorsun seni arkadaşlarına, çevresine nasıl anlattığını, sınamaya çalışıyorsun.  O ise; "bir insan oluşturduğu çevresini kötülerse ya da içeriksizleştirirse kendini de bu çevreye layık görmüş olur" diyor...

İstanbul'da kar, içimde soğuklar, uzak yakın dostum, sitem, küçük kandırmaca heyecanlar, askerlik, annem, babam, kardeşim, odam, odamdaki kırmızı, askere uğurladıklarım, türkülerim, şarkılarım, akrabalarım, hayat, hayaller, umutlar, acı, O, aşk, sancı, gizli saklı sevişmeler... 
 
Her şey çok yorucu...