Dünya Güzeli,

             Sana hep içimden bir şeyler yazmak geliyor ama, bilgisayarın başına oturunca her şey siliniyor kafamdan.. Hepsinin altında içimdeki boşluk yatıyor. Hani bir şey yapmalısın ama ne? Bir şey yapmak için ortada neden var ama sende onu yapacak dinginlik yok! Onu da sanki darmadağınık ve hiç tanımadığın bir evde ancak her şeyi yerli yerine koyarsan bulabilecekmişsin gibi...

             Süreçler toplamı ömür; nefes almak, vermek... Bir şeylere geç bir şeylere erken olmak... Bir kahveden uzun zamandır istediğin tadı alamamak. Annenin o çok özlediğin yemeği bir de bakıyorsun ki aslında daha önceden bildiğin, hiç gitmemişsin gibi yediğin bir öğün...

             Bir kursa gidip boncuk dizmek ne kadar hayatını değiştirdi? En sarsar dediğimiz gerçekler aslında hayatımızın dengesini hiç de o kadar sarsmıyor... Gökkuşağının altından geçmek değil bütün bunlar...

             Onlar hep sana bakıyor, ama birde dağınık ev var ki ona da ayıracağın enerjiyi sen sıradan işlerde tüketmişsin...

             Bir an ve geniş zaman arasındaki bütünlüğü/dengeyi/bağı/süreci/farkı düşündüm bu gün... Büyük zamanlar hep birer andan ibaret ya hani, her an o an gibi tetikte olmak düşüncesi insanı çok yoruyor... Masallardan mıdır yoksa..? Kimse söylemedi mi bize masallar gerçek değil diye? Biz bilmiyor muyuz?

            Bahar mıdır gelen, yoksa kış gitmiyor mu hala? Artık şehrin rüzgarlarında bulamıyorum sevdiğimin kokusunu..! Aklımda hep aynı nakarat; “panolarında afişler olmasaydı, terk ederdim bu şehri”. Kaldırdılar o afişleri de...

            Masalları al aşağı etmeye çalışan ben şarkı dillendiriyorum; “Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur anılarda, iklim değişir, Akdeniz olur, gülümse...”. Yaman...

            Londra’nın güzel parklarından birinde, yanında beni farz edip, içine derin bir nefes çek olmaz mı? Seni çok özledim... Yanımda olmanı...

             “Nothing compares to you”

             Sevgiyle kal,