Kaç zamandır yazmıyorum, oysa her akşam aklımda...

Son zamanlarda terazimin çok hassaslaştığını fark ettim. Çabuk mutlu oluyor ve çabuk sinirleniyor/hüzünleniyorum. Aslında bir özet almam gerekirse;
        Umut, hakkını veriyor ve sürekliliğini koruyor. Bir adım ileri gitse tükenir, gerçek olur... Olmuyor..!

Bir masada oturmuşuz ve hepimiz kendimizi yaşıyoruz, birbirimize kayıtsız... Hele ki hırslarımız damarlarımızda dolanmaya başladı mı sağa sola çizik atıyoruz, izleri yüzümüze yeni bir yüz çiziyor. Sanki evliyiz bu yüzümüzle, iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta...

İçmeyip yarım bıraktığımız bir bardak suyumuz var oda sıcaklığı keyifsizliğinde tat veren, dönüp dönüp o kuyunun başında boş ellerimizi dolduruyoruz... Bekleyen hiçbir şey yok. Hayatımızın en son çitinde  yaşamak tükeniyor sanki, kendi hayatımızda öldürüyoruz çocuklarımızı haylazlığımızın...

Vazgeçme diyorum kendime, vazgeçme, sen değilsin bu, bu yabancı...

Ah dağınıklık!