Bu akşam yayla yollarından geri yürüyorum köye. İçimde büyük bir özlem var, ki sevdiğim gelişime hazırlamış bütün evi gibi; soba yakılmış, yemek hazırlanmış, annem babam gönderilmiş, yatak yüzleri yenilenmiş ve heyecanlı bir sevgi bütün evin kokusunu değiştirmiş... Kalbim nasıl da heyecanla bekliyor varmayı ve kapıda o “nerede kaldın” diyen gözleri...
Yayladan dönüşüm bir hasrete dayanıyor, ertesi gün geri koyulmayı bile göze almışım; soranlara “eve yeni aldığımız telefonda İstanbul hasreti dinecek” diyorum, bahane değil mi?
Sevdiğimin gözleri bekliyor.... nasıl derim,
İnceliklerim varmaz...
-------------------------------------------------------------------
Bu akşam
Beyoğlu’nda içtim ve eve dönüşümde bir taksiye bindim;
- Müzik rahatsız ediyorsa değiştireyim abi...
- Türkü varsa içim serinler...
- Nerede vardı yaa bunlar... İçini serinletelim abi, ne demek... Neresi
demiştin?
- Evet, sahilden...
- Hemen abi, Anadolu türküleri di mi?
- Aynen öyle... gündüz tarifesindeyiz değil mi?
- Ayıpsın abi...
Aslında ayıp falan değilim ama...
Bu gece evde tek
yaşasaydım yalnız olmazdım...!!! Birkaç rekat namaz kılardım tanrının da
özendiği o bedene...
Ne desem, 14
Şubat ertesi diyelim güne...
15’i desem işin
en yoğun günü,
14’ü desem
kalbimin...
Yaşamasaydım bu özlemler olmazdı, yaşamak lazım...
Bazen her şeye,
ayrılıklara,
sevgililere,
ölümlere
rağmen...
Günü içine gömüldüğümüz toprak değil, zaman. Yarını da olan....
Ölüm desen (nereden geldiyse ölüm dilime) toprak değil kucaklayan, Anadolu...
Etrafta bu kadar güzel varken kim ölmek ister... ayrı konu da değil...
benim her seferinde
sustuğum
işte o içindeki
öfkeydi böyle zamanlarda çıkan
ince ince
gözlerimden süzüldü sadece
kimseye
çaktırmadan...
-------------------------------------------------------------------
Yine daldan dala
düşünüyorum;
Sizin köyde de
yıldızlar o kadar çok muydu? Hiç yıldızlara yanında sevdiğin, toprağın
anaçlığına uzanıp baktın mı? Kulağına “boğuluyorum yıldızlardan” diye bir ses
geldi mi? Sonra aynı evde aynı odada yatmaya gittin mi? Sabah görürler de
yanlış anlarlar diye sadece senin için ayrılmış yatağa gecenin bir yarısı
dönmek ne demek böyle bir seyirden sonra..? Peki ellerin onun teninde
gezindikten (yandıktan) sonra bir yerde artık kendine dur demek zorunda kaldın
mı?
Sana kendimi koşuyor gibi olmak istemiyorum, bunların tamamı sadece tanımlama...
Sökün ayı geldi,
çiğdemler bitti
Çırpını çırpını
kakışın kuşlar
Gurbet elin kahrı
yaktı kül etti
Yanın benim gibi
tutuşun kuşlar
Dağlara komşu oldum
kuşlara yuva
Mecnun gibi hayran
etti aşk beni
Kerem gibi
yalınayak yollarda
Yaktı yaktı büryan
etti aşk beni
Kimi aşık kimi
derviş dediler
Kimi doğru yola
girmiş dediler
Kimi hayın hırsız
sarhoş dediler
Yıktı yıktı viran
etti aşk beni
Kimi deli dedi kimi
budala
Ne çare katlandı
gönül her hala
Tutuben yakamdan
verdi tellala
Aldı sattı seyran
etti aşk beni
Kime derdim yansam
beni kınıyor
Ağlamasam
ciğerlerim yanıyor
Ali İzzet’i gören
deli sanıyor
Soyundurdu üryan
etti aşk beni
-------------------------------------------------------------------
Bir soluk gecenin
bu vaktinde... Uykularda ölür
zaman böyle anlarda, bölünmezse en tatlı/acı rüyalarla...