O kadar
karşığım ki uzun zamandır olduğu gibi bu gün de...
Bir
taraftan askere gidip gitmemeyi düşünüyor, diğer taraftan askerlikten geriye
kalanını düşünüyorum hayatımın. İçinde bulunduğum durumu değerlendirirken
gidip geliyor, kalbimde acısıyla yaşadığım her mimiğin arkasında yatanları
görmeye çalışıyorum.
Bu gün
bir arkadaşımla konuşuyordum: "Böyle yaşamak istemiyorum. Kendimi sürekli
kaçak ve olasılıkların altında baskıya alınmış hissediyorum." Düzenli ve
berrak bir hayat yaşamaya, her sonucu bir nedene dayandırmaya çalışan, bu
nedenin kendine ait ve dile gelebilir olmasını isteyen biri için
olabilirlikler ne kadar da yoğun baskı yaratır, bir düşünün.
Dolayısıyla bir şey yapacaksam kendimden hareketle kendim için yapacağım.
Eşcinselliğimi küçük ve narin hareketlerle sakınmaya çalışırken aslında bir de
bakıyorum ki, bu kalabalıkta ben hariç herkesi tek tek muhatap alıyorum
kendime. Bir insanda bile bu kadar kendini sorgulayan ve anlamaya çalışan
biri için kendisinden geri kalanların kalabalığı ne kadar da ziyan edebilir
bir hayatı..! Geriye dönüp bakıyorum, otuz yıl var, tamamı böyle devinmelerle
geçmiş... eline de bir şey geçmemiş...
Zaman,
bu güne kadar olduğu gibi, gün be gün böyle tükenecek bir şey yapmazsam..!
Kaçmak bu zamana kadarki emeği hiçe saymaktır, kolaycılıktır, bana göre
değildir yani. Ben kendinden memnun, değerleriyle, hatalarıyla kendini kabul
eden bir insanım. Dolayısıyla değişmem. Geriye kalan:
görünürlük................ Bu, her insana, acaba yerine "evet" ya da "hayır"
netliğini getirir.
Bunu
yapmak için göze almak durumunda olduğum her şeye değebilecek kadar güçlü bir
nedenim olmalı. Neden sensin diye düşünmeyin, çünkü göze alan benim...
------------------------------------------------------------------------------------------
Bir de
aşk var, derde deva olması gerekirken ıskalayan... İçimde yara, her gün
İstanbul gezdiriyorum, sancıyıp duruyor... Kıyamıyorum... A n
l a t a m ı y o r u m . . .
Aslında
"hayır" cevabını almaya hazır bir duygu bu içimdeki. Hayır'ını da aldı
oldukça incelikli olarak. Ama, bir şey var ki; insanların bu gün yaptıklarını
ya da dediklerini yarın teyit eder. Güven böyle yerleşir. Hayır'ın
gelişindeki inceliğin altının dolması gerekir ki, bundan emin değilim. Bunu
bekliyorum saygı duymak için, kendime ve ona...
Bir
insanın yaşadıklarını başkalarıyla paylaşmasını, tek başına taşıyamamasını
anlarım. Hepimizin hayatında böyle birileri vardır(!). Ama bu
paylaşılanların seçimlerindeki incelik, o kişideki inceliğin o kişiye ait
olduğunu, görev olmadığını, gerek diye yapılmadığını gösterecek. Kendiliğindeliğin
dışında bir duygudan hareketle gelen her hangi bir davranış, saygısızlıktır
bana göre. Bu ise bende Voltran'ı oluşturur.
İnsanlara inanma eğilimindeyim, özellikle de seçtiğim, sakındığım, özendiğim
insanlara. Dolayısıyla onların da sakınmasını, özenmesini, inanmasını
bekliyorum...
Zaten
acıyla başlıyor aşk her seferinde, ardında saygı bıraksın ki devam edebileyim
nefes almaya...
-------------------------------------------------------------------------------------------
Armağan diye;
Bilemem
nereye sürüldüğümü,
Bekleme...
Belki
kaybolup gidecek bu yürek
Karla
kaplı yüreğimde hüzne doğan kır çiçeğim