Biri çıksa karşınıza, aklınızdaki soruları sorsa ve siz cevaplarken her birini yeniden birbiri ile alakalandırsanız, artık ne ile ne yapacağınızı çok daha iyi bileceksiniz. Bir pencereden bakarken gördüğünüz kişi belki de o, onu seçen mutlaka bir nedeniniz var hani çok daha içerilerde yatan, bu gün özellikle de günün koşuşturmasında omzunuza çarpan o sıradanlara dile gelemeyebilecek olan. Öyle dağınıksınız ki, ayrı geçen anlar tüketmiş bir eski tanışın önüne çıkarabilecek fotoğraflarınız bile yok...
Bir de bakıyorsunuz ki dönüp ardınıza, aynı insanlara uzun zamandan beri aynı şeyleri söylüyorsunuz kendinizden. Yeni cümlelere sığdırıp aynı duvarı kırmaya çalışıyorsunuz. Sizin ifadeniz derinleştikçe karşı tarafı anlamaya çekecek çabanızın da artması gerekiyor, karşı tarafın böyle bir yöntemi yoksa azalıyorsunuz hemen. Yalnız kalmak istemeye başlıyor ve kitaplara aktarılmış dokunaklı bir öyküyü kendinize yeğ tutuyorsunuz. Oysa siz de en az o kadar aynı değerdesiniz, sizin için daha bile fazla... Bu bedeni siz sürüklüyorsunuz çünkü yaşama...
Hayata çözüm ararken neresinde durduğunuzu da biliyor olmalısınız ki ıskalamayasınız. Eğer maddeye çözüm arıyorsanız maddeci, eğer hayatın çıkmaz sokaklarında dolanıyorsanız, gördüğünüz yetmiyorsa yeni yüklemler bulmak üzere kelimelerin peşinde olmalısınız. Edebiyat insana insanı anlatır, insana kendini anlatır insanı inkar etmeyenler için... Gidilmek istenen bir yer varsa oraya çıkacak tek yol olmadığı kelimeleri nasıl yan yana dizdiğinizle çok alakalı çünkü. Yaşam öyle bir zeminde sürüyor ki, ne deseniz havaya asılıyor sizden...
Ben, bu pamuk ipliğine bağlı sevincimi nerelere raflasam? O bir gülümseme ki yüzümde, sesini duymaya, yüzünü görmeye hasret.
Hayatım, ardı ardına dizilmiş domino taşları gibi; bir yerinden sancısa her yerinden dökülüyor. Seçimlerle yaşadığınız bir hayat varsa elinizde ve bir bütünseniz, bunun önünde duramıyorsunuz. Duramazsınız çünkü, seçip yanınıza alamadığınız, yerine en uygun olanıdır, seçmişsinizdir çünkü, ama yanınızda yoktur. Oradan geriye sararsınız, dik durmak budur size ya, oraya kadar gelişinize tanık tüm anlar, yeni acıyı da katık edip sancır.
Hayır”, siyah ve beyaz kadar nettir kafanızda. Hayır sizin beyaz bayrağınıza cevaben gelmişse de beyazdır sizin için, çünkü aşk “evet”’e hapsedilemeyecek kadar kişiseldir. Tek kişilik bedenlerde birer kişiliktir aşk, kişilik olabildiğince, sevişmelerle büyür içinizde, sadece size...
Kişilikli bir sahiplenmedir bu gün her yerimden sancıyor olmam... İnadına sürdürmeyip inadına ardıma almadığım bundandır. Çünkü ona tanık kalıp geriye saracağım. Ona tanık olacağım ki, kendime seçimim kadar değerli bir değer daha katmış olayım. Kendini büyüten bir yalnızlık gibi çırılçıplak duracak kadar zor olsa da seçimlerim, “bu yolu böyle yürürüm” diyebileceğim yere kadar yürüyüp adımı yazarım alçak gönüllü...
Aynı duvarı, aynı ifadeyi yeni cümlelere katıp zorlamam benim ne kadar başkalarına dayanmayan sancılarım olduğuna işarettir görevlerinden hareketle. Azalmıştır okuyanlarınız... Azınlık olup özgürleşirsiniz kendinizde... Cevaplarını başkalarında bulamadığınız sorular sormaktadır size yazdığınız senaryo... Yalnızlık sizin son noktanız... Aranızda mesafe kalmaz kendinizle... Belki taş atıp kuyunuza deli, kuyuda taş varmışçasına kırk akıllı oluyorsunuzdur. Oyunun gerisinde ya varsınız, ya da sırtınızı dönüp gidersiniz aşk diyarından... Senaryo hangi karakterde ilerler, tıkanmaz?
Akıllı, deli ve kendiniz oturup düşünürsünüz...
İçinizde aşk sancır. Yazdıklarımdan çıkarın kendinizi, resminize bakın; gözünüz yaşlı.
Bütün bu devinmelerim, bu gün yüzünü görememiş olmamdandır...